VOCABULARIO
Masa: mesa
Tabak: plato
Bıçak: cuchillo
Bardak: vaso
Çatal: tenedor
Kaşik: cuchara
Fincan: taza
Kanepe: sofá
Bilgisayar: computadora
Radyo: radio
Sandalye: silla
Kutu: caja
Ayakkabı kutu: caja de zapatos
Cep: bolsillo
Televizyon: televisor
Cep telefonu: teléfono móvil (del bolsillo)
Pencere: ventana
Kapı: puerta
Duvar: pared
Yer: suelo
Tava: sartén
Tencere: cazuela
Çanta: maleta, bolso.
Havlu: toalla
Şemsiye: paraguas
Makas: tijeras
Cüzdan: cartera, billetera.
Anahtar: llave
Havuz: piscina
Çarşaf: sábanas
Yatak: cama
Lamba: lámpara
Mektup: carta
Şişe: botella
Cam: vaso
Çatı: tejado
FRASES
Bıçak nerede?: ¿dónde está el cuchillo?
Çatallar senin: los tenedores son tuyos.
Tabakta makarna var: hay pasta en el plato.
Bu beyaz finkanlar çok güzel: estás tazas blancas son muy bonitas.
Akşam yemeği masanın yanında: la cena está al lado de la mesa
Kaşıklar bardağın içinde: las cucharas están en el (dentro del) vaso.
Asçı biçaği kullanıyor: el cocinero está usando el cuchillo.
Gözlükerim bardağımın yanında: mis gafas están junto a mi vaso
Cebinde ne var: ¿qué hay en tu bolsillo?
Bu kimin radyosu?: ¿de quién es esta radio?
Sandalyede kedi var: hay un gato en la silla.
Bügün televizyonda ne var?: ¿qué hay hoy en la tele?
Müdürün bilgisayarı çok eski: el computadora del director es muy viejo.
Cep telefonum nerede?: ¿dónde está mi teléfono?
Radyo masanın üstünde: la radio está sobre la mesa.
Dört tane sandalye ve bir masa: cuatro sillas y una mesa.
Yerimiz var: tenemos habitación.
Bu duvar çok eski: esta pared es muy vieja.
Bu evin también olarak on kapısı var: esta casa tiene exactamente diez puertas.
Kırmızı tava kimin? De quién es la sartén roja?
Yeri bilmiyorum: no sé el piso.
Biz pencereye doğru koşuyoruz: estamos corriendo hacia la ventana.
Sevmek bazen gitmektir: amar a veces es dejar ir.
Benim anahtarim yok: yo no tengo la llave.
Havuz havluları nerede?: ¿dónde están las toallas de piscina?
Benim şemsiyemin altına gel!: ven bajo mi paraguas!
Senin çarşaflarin hangi renk?: ¿de qué color son tus sábanas?
Benim makasım cekstimin içinde: mis tijeras están en mi abrigo.
Yağmur yağiyor, şemsiyeni al!: está lloviendo, coge tu paraguas.
O, şişeden içer: él está bebiendo de la botella.
Bizim kanepemiz sarı: nuestro sillón es amarillo.
Mektup çantanın içinde: las carta está en el bolso.
Biz çatının üzerindeyiz: estamos en el tejado.
Lambanın yanında kitap okuyorum: estoy leyendo un libro al lado de una lámpara.
Benim yatağim ve geysilerim mavi: mi cama y mis ropas son azules.
Çatı kırmızı: el tejado es rojo.
Sandece cam şişeden su içerim: sólo bebo agua de una botella de vidrio.
Bana göre bu elbisse güzel değil: en mi opinión el vestido no es bonito.
Onun sevgilisi nerede?: dónde edtá su novio?
Müșteri bir tane etek almak istiyor: el cliente quiere comprar una falda.
Bir şey demek istemiyorum: no quiero decir nada.
Hayır, o bir çay kasığı:No, esa es una cucharilla de té.
Bir fincan şekeriz Türk kahvesi, lüften: una taza de café turco sin azúcar, por favor.
O bir çatal ile yer: él come con un tenedor.
Çatallar tabakların ücerindedir: los cuchillos están sobre los platos.
Aşçi bıçagı kullaniyor: el cocinero usa el cuchillo.
Kaşiklar bardağın içinde: las cucharas están en el vaso.
Kutunun içinde ne var? : ¿qué hay dentro de la caja?
Bu kimin radyosu? De quién es esta radio?
Bu tava hala sicak mı?: esta sartén todavía está caliente?
Yerimiz var: tenemos habitación.
Çocuklar pencereyi görmüyorlar: los muchachos no ven la ventana.
Tava pencerenin yanında: la sartén está junto a la ventana.
Duvarda örümcek var: en la pared hay una araña.
Bu evin también olarak on kapısı var: esta casa tiene exactamente diez habitaciones.
Bir tencere makarna: una olla de pasta.
Odamda hiç yer yok: en mi habitación no hay sitio.
Bu kimin çantası: ¿de quién es esta maleta?
çusdanın masanın üstünde: tu billetera está sobre la mesa.
Anahtarlar masanın üserinde: las llaves están bajo la mesa.