Kaybolan Heybe
Hoca bir gün bir köye konuk olur;
Yerleşir bir hana, köy alanında.
Epey de eşyası vardır yanında.
İkinci günü heybesi yok olur.
Hoca koparır yaygarayı hemen.
Gâvur malı değil, Hoca’nın malı!
Der ki: “Heybem mutlaka bulunmalı.
Yoksa bilirim yapacağımı ben.”
“Aman, Hocam! Derler, hele dur biraz.”
Hoca’ysa bir türlü meram anlamaz.
Keser, atar: “Ben onu bunu bilmem…
Heybem… İlle de heybem.”
Alır mı bir korku handakileri:
Tararlar yükü, ahırı, kileri.
Aranmadık yer kalmaz.
Hoca’ysa haykırmada avaz avaz:
“Heybem çıkmalı hemen;
Yoksa bilirim yapacağımı ben.”
Köylülerin hepsi can kaygusunda…
Ama bulunur heybe en sonunda.
Gürültü de kesilir.
O zaman bir köylü Hoca’ya gelir:
Der ki: “Hocam, demin bar bar bağırdın;
Heyben bulunmasaydı ne yapardın?”
Hoca tuhaf tuhaf bakar adama:
“Ne yapardım ha! Ben mi ne yapardım?
Evde bir kilim var babadan kalma,
Onu bozdurup bir heybe yapardım.”