Yusuf (a.s.) parti gibi başa geçmiştir ; bizde onun gibi çalışıyoruz

Yusuf (a.s.) ve Muhammed ümmeti

Bir arkadaş ; Yusuf (a.s)'da kafir olan hükümdarın ülkesinde hazine bakanlığı yapmıştır. Eğer parti kurmak küfür olsaydı hiç Yusuf (a.s) kafir bir ülkede maliye bakanlığı yaparmıydı.;Firavunun ölümü ile Mısır’a sultan olur muydu?. Kuran’da da geçiyor diyerek partisel çalışmaları meşru zemine oturtmaya calışarak kendi fikrine hak aramaya çalışıyordu.

Evvela bu mesele usul-ü fıkıh ilminde “şer’u men' kablena “, yani bizden önceki peygamberlerin şeriatlerinde sabit olan şer’i bir hükmün bizim için de bağlayıcı olup olmaması ile ilgili bir meseledir. Bizden öncekilerin şeriatlerinin bizim için bağlayıcı bir hüküm ifade edeceğini kabul edenler bile, bir takım şartlarla kabul ederler. Bunlar arasında bizden önceki şer’i hükmün bizim şeriatimizde nesh edildiğinin , yani hükmünün kaldırıldığının sabit olmaması ve bizim şeriatimizde o konuda ondan farklı bir hükmün bulunmaması şartları da vardır .

“YUSUF

54. Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, kendime tahsis edeyim." Sonra onunla konuşunca da: "Sen bugün yanımızda gerçekten büyük bir mevki sahibisin, güvenilir birisin" dedi.

55. O da, ona dedi ki: "Beni bu ülkenin hazineleri üzerine getir. Çünkü iyi korurum, iyi bilirim.

56. Ve işte biz böylece Yusuf'u o yerde temkin ettik (yerleştirdik). Neresinde isterse orada makam tutuyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyilik edenlerin mükafatını zayi etmeyiz. YUSUF Suresi / 57.

İman edip takva yolunu tutanlar için elbette ahiret mükafatı daha hayırlıdır.” Biz Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırız,çünkü ancak cahiller her konuda bilir bilmez atar ve tutarlar. Öncelikle bir ayetin bir mevzuda delil olması için o ayetin tefsirini bilmek gerekir. Öncelikle şunu ifade edelim ki Kuranda geçen peygamberlerin yada geçmiş kavimlerin kıssaları ahkam ve şeriat bildirmek için değil bilakis ibret almak içindir.

 

Kuran öyle bir kitabtır ki orada geçen mesellerle Allah dilediğini sapıklığa düşürür dilediğini de hidayete kavuşturur. Bu olumsuz Kurana bakış tavrı nedeniyle Ashab-ı Kehfin, ashab-ı uhdud ,Hz.İbrahimin, Hz.Musa’nın ve diğer bir çoklarının mücadelesini değil de sadece ve bir tek Yusuf (a.s.)ın kıssasını görebilmiştir.

 

İşin bir başka boyutu da Hz.Yusufun şeriatının nesh edilmiş olmasıdır. Hz.Muhammed’in gelişiyle din tamamlanmış ve Allahu tealanın bizzat ifade ettiği gibi tek din Rasulullah’ın tebliği kalmıştır. Yani her ne kadar öyle bir ameli Hz.Yusuf yapmış olsa da Muhammediler böyle bir davranışa yeltenemezler.

 

Bir sahih hadis de “ bir gün hz. Ömer elinde Tevrat’tan sayfalarla Rasulullah’ın yanına gelir .Hz. Muhammed (s.a.v.) sorar: elindekiler nedir ya Ömer ?: Hz.Ömer cevap verir : Tevrat’tan sayfalar. Hz. Muhammed (s.a.v.) yüzü öfkesinden kıpkırmızı bir hal alır .Bu hali gören hz.Ömer dehşete düser.Büyük bir hata yaptığını anlar. Rasulullahın yavaş yavaş rengi düzelir ve :ya Ömer ; Allah’a kasem olsun ki Musa hayatta olsaydi bana tabi olmaktan baska bir sey yapmazdı !!” der. Simdi bu tür vakıalar varken biz hala gecmiş , nesh olmuş , buna rağmen en son din gelmiş ve Allah c.c. ondan razı olmuş iken , hala macera aramaya girişiyoruz !! Peygamberler Allah'a şirk koşar mı?, bu iddianızla Yusuf (a.s)'a şirk koştuğunu iddia etmiş olursunuz. Bu sizin iddianızı çürütür. Çünkü Yusuf (a.s) hayatı boyunca Allah'ın hükmüyle hükmetmiştir. Bir tek delil dahi Kral'ın hükmüyle hükmettiğine dair bir delil gösteremezsiniz.

Bilakis: "Biz Yusuf'a böyle bir plan kullanmasaydık, hükümdarın dinine göre kardeşini alıkoyamazdı." (Yusuf: 76)

Ayette de görüldüğü gibi Yusuf aleyyisselam Kralın dinine göre değil de Allah'ın hükmüne göre hükmettiğini görüyoruz. Bu da Yusuf (a.s) Allah'ın hükmü dışında bir hükümle hükmetmediğini gösterir. Bu da sizin iddianızı boşa çıkarır. Bilakis; (Yusuf: 40)'da hükmün tamamen Allah'a ait olduğunu bildiren kendisidir.Görüldüğü gibi Yusuf a.s. kendisi bağımsız , kralın yanında görev aldığında dinden çıkarıcı hareketlerde tazimlerde hüküm koymada ve hükme uymada bir fiiliyata bulunmamıştır. Ve Allah c.c. 56 ayette “onu biz yerleştirdik ve neresinde isterse orada makam tutuyordu “; bir özgürlük var Yusuf’a (a.s.). En küçük bir küfr olsa bu olur muydu?.Bu iddia ise tağutun kanununa uymakla suçlamaktır.Günümüzün demokrasisinde küfre girmeden makam sahibi olmak mümkün müdür?. Particilerin arkasinda Hz. Yusuf (a.s.)a oldugu gibi vahy mi var? Hata yaptığında düzeltiliyor musun?. Üstelik bu makama Allah c.c. getirdi Sahi günümüz particileri Allah mı getiriyor?. küfr kanunları ile hükmetmeleri için ?

Helalleri haram , haramları helal yapmak için , putların önünde 2 dk. İbadet (tazim) etmek için , küfr laik demokratik ilke ve inkılaplara bağlı kalıp koruyacağına yemin etmesini ‘Allah c.c. mı emrediyor?

Yoksa yine Yusuf suresi 40 ayette dediği gibi :“Hüküm ancak Allah'a aittir”: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler."(YUSUF 40)

Hüküm , kanun koymanın Allaha ait olduğunu . Kim kanun koyuyorsa islama zıt onun ilahlık yaptığını ve onları normal görenlerin ise o kanun koyanlara kulluk ederek ibadet etmiş olduklarını. Halbuki bir tek allaha ibadet etmek (onun kanunlarına uymak) emredildiğimizi bildirir .yine TEVBE 31 de helali haram , haramı helal diye kanun koyan kişi yada sistemlerinin RABB‘ lik yaptıgını , bunu normal gören kişilerin (seçmenlerin ) onlara ibadet ettiğini bildirir. “Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.” (TEVBE 31)

Bu ayetin tefsirine baktığımızda her şey çok güzel anlaşılmaktadır.Din bilgini , rahip , alim bile olsa eğer Allah’ ın kitabında hükümler konusunda Allah’ın koyduğu hükümlere muhalif olarak hüküm koyanlar RABB’lik yapmışlardır (mesela parlemento ,hükümet).

Bunlara normal görerek uyanların ise onlara ibadet ettiğini (mesela halk, seçmen) en güzel sekilde Hz.MUHAMMED (s.a.v.) bildirmiştir.

İmam Ahmed , Tirmizi ve İbn Cerir’in muhtelif kanallardan olmak üzere Adiyy b. Hatem’den rivayet ettiğine göre ; Allah rasulu’nün daveti ona ulaştığında Şam’a kaçtı. Cahiliyye döneminde Hırıstiyan idi. Kız kardeşi ile kavminden bir gurup esir alınmıştı.Sonra Allah rasulu kız kardeşine iyilikte bulundu , serbest bıraktı. O da kardeşine gitti. İslam’ı ona sevdirdi. Allah Rasulunun yanına girdiğinde , halk onun gelişini konuşuyordu. Yanına geldiğinde Adiyy’in boynunda gümüşten bir haç vardı. O an Allah rasulu (s.a.v.) “ Allah’ı bırakıp ta haham ve rahiplerini Rabler edindiler” ayetini okuyordu. Adiyy diyor ki : Onlara ibadet etmediklerini söyledim. Buyurdu ki:”Hayır , ettiler.Helali haram , haramı da helal kıldıkları zaman , onlar bunlara uydular . Bu , onların yaptığı ibadettir” (İbn Kesir Tefsiri , C .7, sayfa 3456) Aynı zamanda hadistir: İmam Ahmed , Tirmizi ve İbn Cerir

Allah Rasulunun (s.a.v) Allah’ın (c.c.) ayetini tefsiri yasama ve yargılamada uyma (ittiba etme)nin dinden çıkaran bir ibadet olduğuna kesin delildir.Bazı insanların kimilerini Rab edinmeleridir.Bu , bu dinin şirki yok etmeye , “yeryüzünde” “insanı” Allah’tan başkasına ibadet etmekten kurtarmaya geldiğinin açık bir ilanıdır.Bu ayetin tefsirine bakıldığında bu hadise ulaşılacaktır. Ve en güzel tefsiri Allah’ın rasulu yapmış , yoruma mahal bırakmamıştır .

“Allah ve Rasulu bir şeye hükmedince inanan erkek ve kadının işlerinde başka yolu seçme hakkı yoktur. Kim Allah'ın Kitab'ına ve Rasulün sünnetine karşı gelirse apaçık bir şekilde sapmış olur.” (Ahzab 36)

Her emire uymak küfür değildir. Mesela trafik kanununa uymak ,imar kanununa uymak küfür değildir. Küfür şirk koşmadır ve Allah’a muhalif bende kanun koyarım firavun gibi demektir!

Hz. Yusuf hükümdarın küfr olmayan emirlerini yerine getirmiştir çünkü bu imana bir sakat vermez , sakatın kuranı emirleri , puta tazimi , haramları uygulatmakla yasallaştırıp , farz yada helalleri yasaklamakla olur. Hz. Yusuf böyle bir şey yapmamıştır . delilde yokdur .

Yine 76 ayette “Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin eşyalarından önce onların eşyalarını aramaya başladı. Sonra su kabını kardeşinin yükünün içinden çıkardı. İşte Yusuf'a biz böyle bir oyun öğrettik. Melikin kanunlarına göre, kardeşini alıkoymasına imkan yoktu. Ancak Allah dilerse o başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde bir başka bilen vardır.” Melikin kanununa uymadığını böyle bir kanuna uymada serbestliği olduğu , Allahın kanunuyla hareket ettiği ayetle sabit olmasına rağmen particiler ,hala yusuf-(a.s) delil almaya calışıyorlar.

Bunun yanında -“ Allah size Kitab (Kur'an)da:"Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır” (NİSA 140)

Bakalım RASULULLAH; cahiliyenin DARUNNEDVE küfür parlementosunun teklifini neden reddetmiş? Particiler ise girmek için can atıyor. Ve tesetture dışarı dışarı denen yer ,içkinin tekel adı altında üretildiği, faizin banka kurarak helalleştirildiği, zinanın genelevi açarak müslüman bacıları çalıştırarak yine müslumanım diyen polisleri güvenliğini sağlatarak devlet kontrolünde güvenli zina yaptırarak helalleştirip ; sonrada vergisini alarak , diyanet başkanına, müftülere, imamlara yedirerek cemaati de bunlara uydurarak namaz kıldırtarak , helallerin haram haramların helal dendiği mecliste oturma islamı savunma adı bile olsa . orayı terk et . orada bulunan onlar gibidir-der-!!! Bir hadiste ise“ Bir mümin aynı delikten iki kere ısırılmaz” der. Sahi mümin olmak icin daha kac kere partiler kapanacak? Kaç kere balans ayarı çekilecek ki sünnetullaha dönelim?. Yine bir başka mesele de Hz.Yusuf’un Kralın yanındaki pozisyonu ile Particilerimizin Kemalist sisteme karşı olan pozisyonudur. Biz Yusuf peygamberin tevhidi inancını okuduğumuz ayetlere binaen diyoruz ki gizlediğini yada Kralın ters bir emri ile bırakıp Kral'a ve onun kanunlarına uyduğunu görmüyoruz; böyle bir davranış da Nebilerin tavırlarından olamaz. Çünkü onların Sıdk ve tebliğ gibi iki sıfatları vardır. Sıdk davalarına olan sadakatleri, Tebliğ ise Allah’tan aldıklarını kendilerinden bir şey katmadan olduğu gibi tebliğ etmeleridir Oysa partiler ve malum partici tayfa her kırbaç şaklamasında mevcut sistemin dümen suyuna girmektedirler ki bu iman ve islam namına ölümdür. Allah hepimizi nass ları işine geldiği gibi yorumlayanlardan muhafaza buyursun ve öyle bir meslekle de iştigal ettirmesin. Amin