Bir vaveyla, çığlıklar manzumesi, canhıraş haykırışlar, sonrası derin bir sükut. Dört kişilik ekip aniden kendilerini balta girmemiş bir ormanda bulunca elbette çok şaşırmışlardı. Ancak bu vaziyet, içlerinden iki kişinin soğukkanlı davranmasına engel değildi. Hareketin iki büyük kurucusundan Alaattin Özdübel ve dava arkadaşı Karekin Minas Boşgezenyan daha şimdiden sırtlarındaki ağır yükü hissetseler de yanlarında onlarla beraber şümul eden iki hatun kişiyi koruma, esirgeme ihtiyacı hissediyordu. Yoldaşlarının emniyetinin her şeyden evvel geldiğine muttali oldukları için de sarsılmaz birer kaya gibi duruyor, hatta aralarında şakalaşıyorlardı bile.
Ormana düşmüşlerdi
“Evet! İşte kendimizi bir cangılın ortasında bulduk bile. Şu Eyüp Sabri denilen dacikin başımıza böyle bir dert açacağı belliydi,” dedi Karekin Minas Boşgezenyan. “Ona kaç kere söylemiştim, uzaylıların ne işe yaradığını bilmediğin aletlerini kurcalama diye. Fakat ne gezer... Refik’le birlikte saçma sapan bir boyutlar arası geçiş teorisi diye tutturduğundan beri hiç beni dinlemedi bile. Al işte... Kim bilir bu fenomen yüzünden kainatın hangi köşesine savrulduk.”
Uzay! O sonsuz boşluk. Kimbilir kazazedeleri neler bekliyordu!
“Bence bunu münakaşa etmektense laboratuvara geri dönmenin yollarına bakmalıyız,” dedi Alaattin Özdübel. “İster misin bu ormanda dolaşırken karşımıza Robin Hood ya da Ivan Hoe çıksın. Bir düşünsene Minas, bir velet peyda oluyor ve avazı çıktığı kadar Ivan Hoe diye bağırıyor. Ancak ben onlarla karşılaşmaktansa orman kahramanlarına tesadüf etmeyi yeğlerim. Ne bileyim, bir Tarzan, Zembla, Zagor ya da Kızılmaske.”
İki metanetli adamın vaziyeti bu kadar hafife alması, onlarla birlikte ormanın ortasında beliren iki kadını kızdırmıştı. Ünlü parapsikolog Cemile Ceren Cenin öfkeyle onları süzüyor, yine memleketin yetiştirdiği bir diğer kıymet olan kadın şair Mesude Ödem’in gözlerinden de ateş püskürüyordu:
“Farfaracıyan soyadını Jirayr’ın değil senin taşıman gerekirdi Minas. Bu ne gevezelik, bu ne şamata? Sanki başımıza gelenler çok normalmiş gibi davranıyorsunuz.”
Son dönemin usta şairlerinden Mesude Ödem 1984 yılında kardeş ülke Azerbaycan'da doğdu. Annesi ünlü politikacı Neriman Mahmudov babası ise Özbekistan'ın Bakü elçiliği kültür ataşesi Hamdullah Sallabre'ydi. Genç yaşında şiire merak salan Ödem kısa zamanda yazdığı eserlerle sadece Azerbaycan'da değil tüm Kafkas ülkelerinde şöhret oldu. 2002 yılında Türkiye gelen genç şair bir yandan üniversite tahsiline devam ederken diğer yandan da İstanbul'un sanat çevrelerinde boy gösteriyor, çeşitli dergilerde şiirlerini yayınlatıyordu. Müzisyenliği de olan Mesude Ödem iyi piyano çalmasıyla da dikkati çekiyordu. 2003 yılında bir konserde Berkecan Mesnetsiz'in dikkatini çeken genç kadın davetli olduğu Retarder köşkünde verdiği bir konserde Mukavva Hareketi'nin liderleri Eyüp Sabri ve Alaattin Bey'lerin dikkatini çekti. Kabiliyetli gençlere fırsat tanımasıyla tanınmış bu iki felsefeci Mesude Hanım'ı köşkte yapılan ilmi toplantılara çağırmaya başladı. Birkaç sene içinde şöhreti oldukça artan genç şair ne yazık ki 2014'te meydana gelen elim kazaya kadar tam altı şiir kitabı yazıp on beş piyano konçertosu bestelemiştir.
(Kaynak: Yakın Zaman Edebiyatımızdaki Genç Yetenekler. Ursa Yayıncılık 2015)
“Oh, meg astvazazin. Şurada biraz neşelenelim dedik. Neden kızıyorsun ki?” dedi Minas. Sonra da Alaattin’e dönerek: “Alaattin, Kızılmaske'yi biliyorsun. Bu bizim 70'lerde okuduğumuz kaçıncı Fantom’un maceralarıydı?”
“Bunu seneler öncesinde Eyüp Sabri’yle de taharri etmiştik. Sanıyorum 20. Fantom’du. İlk Fantom karaya çıktıktan sonra yemin ediyor. Daha sonra artık kiminle evleniyorsa bir erkek çocuğu oluyor ona da kırmızı bir elbise (daha doğrusu mor) giydiriyor, siyah bir maske taktırtıyor. Bu yaklaşık 21 nesil sürüyor. 1960'ların ortasına kadar yani. Daha doğrusu ilk Fantom'un kaç çocuğu olduğu da bilinmiyor. Zaten pek önemli değil.”
Ormanlar kralı Fantom.