SAGLIK
Sigara kullanan bayanlar dikkat
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi klinik şeflerinden Doç. Dr. Melahat Dönmez Kesim, yapılan çalışmalarda aşırı sigara tüketen bayanlarda magnezyum ihtiyacının günlük gereksinimin iki katına çıktığını ifade etti.
Magnezyum eksikliğinde sinirlilik, uyumsuzluk, iştah kaybı, depresyon, kas krampları ve kasılmaları, kalp ritminde bozulmalar, solukluk, uyuşukluk, koroner spazm gibi belirtilerinde görülebileceğini söyleyen Doç.Dr. Melahat Dönmez Kesim, aşırı sigara tüketen bayanların dikkatli olması gerektiğini vurguladı.
Vücudumuzdaki kas ve sinir fonksiyonlarının yürütülmesi, kemik güçlülüğünün sağlanması ve kalp ritminin düzeninin sağlanmasında magnezyumun önemine dikkat çeken Doç.Dr. Melehat Dönmez Kesim, özellikle aşırı sigara tüketimi yapan kişilerde magnezyum ihtiyacının günlük gereksinimin iki katına çıktığını belirtti. Magnezyum olmadan vücutta enerji dönüşümünün olmayacağını belirten Kesim, magnezyumun hücre geçirgenliğinde önemli bir rol oynadığını ve magnezyumun kalsiyumun fizyolojik karşıtı olduğunu ifade etti. Doç. Dr. Kesim, magnezyum eksikliğinin pıhtılaşmayı arttırıp kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırladığını söyledi.
Magnezyum eksikliğinde sinirlilik, uyumsuzluk, iştah kaybı, depresyon,kas krampları ve kasılmaları, kalp ritminde bozulmalar, solukluk, uyuşukluk, koroner spazm gibi belirtilerin görülebileceğini kaydeden Kesim, “Özellikle aşırı sigara tüketimi magnezyum ihtiyacını arttırıyor. dedi.
Magnezyumun adet sancılarını gidermede önemi
Alman Beslenme Birliği (DGE) ve WHO (Dünya Sağlık Örgütü’ne) göre günlük magnezyum ihtiyacının 300 mg olarak belirlendiğini ifade eden Doç. Dr. Melahat Dönmez Kesim, stres, büyüme, hamilelik, emzirme, hastalıklardan sonraki iyileşme dönemlerinde ve ağır egzersizlerde magnezyum ihtiyacının daha çok arttığını söyledi.
Adet öncesi gerilimi (PMS) olan kişilerde yapılan çalışmalarda belirgin bir magnezyum eksikliğine rastlanılmıştır. Bu kişilere oral magnezyum verilmesi sonucu adet öncesi gerilim baş ağrılarında belirgin azalma ve davranış değişikliklerinde düzelme izlenmiştir.
Magnezyum Eksikliği Belirtileri
Beyne ait belirtiler:
Artan hassasiyet
Yorgunluk
Anksiyete durumları
Depresyon
Organlara ait belirtiler:
Bulantı
Kusma
Mide-barsak krampları
Rahim kasılmaları (adet sancısı,adet öncesi gerilim)
Kalbe ait belirtiler:
Ritm bozukluğu
Çarpıntı
Göğüs ağrısı
Kalp ilaçlarına karşı hassasiyet artışı
Adalelere ait belirtiler:
Titreme
Adelelerde kuvvet azalması
Adelelerde kasılma nöbetleri
Magnezyumun alınma yolları
Magnezyumun vücudumuz için önemli 11 mineralden biri olduğunu anlatan Doç. Dr. Melahat Dönmez Kesim, deniz suyu, kaynak suları ve tüm yeşil bitkilerin magnezyum taşıdığını ifade ederek, “Ispanak gibi yeşil sebzeler içerdikleri klorofilin yapısında magnezyum olduğu için iyi birer magnezyum kaynağıdır. Ayrıca kuru yemişler , tohumlar ve tüm hububatlar magnezyum içerirler. Ayrıca muz, avakado, kakao, dil balığı gibi yiyecekler de magnezyumun önemli kaynaklarındandır” diye konuştu.
Özellikle beslenmeye bağlı olmayan magnezyum stoklarının azaldığı durumlarda ilaçla magnezyum desteği gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Melahat Dönmez Kesim, şunları söyledi:
“Bunun dışında magnezyum oral yolla da alınabilir. Acil durumlarda veya ciddi magnezyum eksikliğinde damar içi magnezyum verilmesi tercih edilir. Şiddetli klinik eksiklik semptomlarını ortadan kaldırmak için uzun süreli magnezyum kullanımı gereklidir. Magnezyum depolarının tamamiyle dolmasından önce klinik semptomlarda gelişme oluşacağından 6 haftalık uzun dönem tedavi uygulanmalıdır.”
İyi aile olmanın kuralları
Eşinize ve çocuklarınıza hitap tarzınızdan tutun da sabırlı ve dengeli olmanıza kadar pek çok etken, kurduğunuz yuvanın kalitesini belirliyor. Nasıl bir aile olduğunuzu tanımlamakta güçlük çekiyor ya da sorunların kaynağını merak ediyorsanız ‘iyi aile’ olmanın evrensel doğrularına kulak vermelisiniz.
Eşinizle ve çocuklarınızla ilişkilerinizde zaman zaman sıkıntıya düşersiniz, çözüm üretemezsiniz. Kızınızın üç yaş asilikleri, oğlunuzun ergenlik sorunları, eşinizin işten yorgun gelip, televizyon başında sızması... Bazen hepsi üst üste gelir, bazen sadece birisi oturur gündeminize. Bir sorunla karşılaştığınızda genellikle olaya farklı bir açıdan da bakabileceğinizi unutup, bozuk plak gibi takılır kalırsınız. Sonra biraz sakinleşip, eşe dosta danışır ya da meselenin ciddiyetine göre bir uzmandan yardım alırsanız çözümsüz problemin olmadığını görür ve daha önceki hatalı davranışlarınızdan ötürü mahcubiyet hissedersiniz. Mesela, ilköğretim birinci sınıfa giden oğlunuz, bütün uyarılarınıza rağmen çantasını akşamdan hazırlamak yerine sabaha bırakıyor ve servise yetişme telaşı içinde tüm aileye gergin dakikalar yaşatıyor. Siz düzeni ve tertibi seven bir annesiniz; ama eşiniz biraz daha esnek ve rahat olmaktan yana olduğu için “Çocuğu bu kadar bunaltma canım.” diyor size. Üstelik bu düşüncesini oğlunuzun yanında dile getiriyor ve artık sözünüzün dinlenmeyeceğini, isteklerinizin dikkate alınmayacağını hissedip öfkeleniyorsunuz. Bu durumda eğer bir çıkış yolu bulamazsanız siz her akşam “Oğlum, çantanı hazırla öyle yat.” demeye, oğlunuz bir türlü sizi dinlememeye, eşiniz sabah sabah havayı gerginleştirdiğiniz için size çıkışmaya devam edecek. Peki meseleye farklı bir çerçeveden nasıl bakarsınız; Öncelikle, her olayda olduğu gibi bu olayda da hatayı, sorumluluğu ve çözümü yarı yarıya paylaşmalısınız. “Ben düzen ve tertip konusunda acaba aşırıya mı kaçıyorum?” sorusunu kendinize yöneltmeli ve her sabah oğlunuz servisi kaçıracak korkusuyla hem ona çıkışıp hem de çantasını kendi ellerinizle toplamaktan vazgeçmelisiniz. Ona sadece servisin saatini ve yetişebilmek için kaç dakikası olduğunu bir kez hatırlatmakla yetinin. Belki o gün birşeylerini evde unutacak hatta servisi kaçıracaktır; ama meselenin ciddiyetini anlayabilmesi için etkili bir yöntemdir bu. Eşinize de uygun bir zamanda uygun bir dille, çocukların yanında kendisini eleştirmemesini, bunun doğurduğu olumsuz sonuçları örnek vererek anlatmalısınız. Bu örneği farklı olaylar için de kullanabilirsiniz. İşin püf noktası bozuk plak gibi takılıp kaldığınızı hissettiğiniz an farklı bir pencereden bakmayı denemektir.
Psikolog Neşe Özkarslı, nasıl bir aile olduğunuzu tanımlamanızın gerektiğine inanıyor ve bir de ipucu veriyor size; “Pencerelerinizin açık olduğunu düşünün. Dışarıdan nasıl görünüyorsunuz? Işıklar saçan bir aile misiniz? Yoksa şimşekler mi çakıyor içeride? Sabah saatlerinde iyisiniz de akşamları mı yaşanıyor huzursuzluklar?” Ailenizi tanımlamakta zorluk çekiyorsanız, ailelerde olması gereken evrensel doğrulara kulak verip, bu doğruların hangilerine sahip olduğunuza bakarak bir sonuca varabilirsiniz:
Kişisel bütünlük: Duygularınızı iyi tanımalı ve ne düşünüyorsanız ona uygun davranmalısınız. Sabahleyin kayınvalidenizle atışıp akşam yemek tabaklarını eşinizin önüne fırlatırcasına koyarsanız kişisel bütünlük içinde değilsiniz demektir. Eşiniz yaptığınıza anlam veremeyecek, kendisine sinirlendiğinizi zannedecek ve size öfkeyle karşılık verecek. Eşiniz sizin duygularınızı okuyan bir müneccim değildir, bu yüzden ne hissediyorsanız onu açıkça söyleyin.
Koşulsuz sevgi: Eşinizi ve çocuklarınızı her türlü zaaflarına rağmen sevmelisiniz. Özellikle çocuğunuza “Dersini yapmazsan senin annen olmam.” demek yerine “ Dersini yapmadığın için üzülüyorum.” deyin.
Hakkaniyet: Hiçbir zaman kendinizin tamamen haklı karşı tarafın ise tamamen haksız olduğunu düşünmeyin. “O da haklı ben de haklıyım” diye düşünürseniz ortak bir paydada buluşmanız kolaylaşır. Bir adım geri atıp kendinizin ve eşinizin haklı olduğu yanları görmeye çalışın.
‘Bir’in değeri: Eşiniz ve çocuklarınız sizin bir uzantınız değildir. Herkesin farklı ilgi alanları, farklı giyim tarzları olabilir ve çocuklarınızın biri diğerine hiç benzemeyebilir. Aile ‘birey’ olmaya giden yolda atılan ilk adımdır.
Denge: Bir gün neşeli, diğer gün hüzünlü olabilirsiniz; ama bir gün içinize kapanır, diğer gün herkese bağırırsanız tutarsız bir görüntü sergilersiniz. Diyelim ki, işten eve çok yorgun geldiniz ve oyun oynarken odayı dağıtan çocuklarınıza “Nedir sizden çektiğim?” diye bağırmaya başladınız. Çocuklar ürküp bir kenara sindiler. Aradan bir hafta geçti, patronunuz çalışmalarınızdan dolayı bir maaş ikramiye verdi. Eve uçar adımlarla geldiniz, çocuklar yine oynuyorlar ve evi dağıtmışlar. Sizi görünce tedirgin oluyorlar ancak siz, müthiş bir enerji ve güleryüzle onları kucaklıyor, oynamaya devam etmelerini söylüyorsunuz. Sizce çocuğunuz nasıl davranması gerektiğini öğrenebilir mi bu tutarsızlık karşısında?
Bilinçli çalışma: Her işe ve herkese yeteri kadar vakit ayırmalısınız. Hayatınızı yuvarlak bir pasta olarak düşünün. Eşinize, çocuğunuza, kendinize ve işinize ayırdığınız dilimleri ihtiyaca göre ayarlamalısınız. Çocuğunuz hastaysa işinize ayırdığınız dilimi iyice küçültebilirsiniz, ya da eşinizin yardıma ihtiyacı varsa o an kendiniz için yapacağınız bir aktiviteden vazgeçebilirsiniz. Ama hiçbir zaman dilimler arasında uçurumlar olmamasına dikkat etmelisiniz.
Sabır: Sizi öfkelendiren bir olayla karşılaştığınızda bağırmak yerine o olayda sizi neyin rahatsız ettiğini tespit etmeye çalışın. İçinize döndüğünüz, kendi duygularınızı sorgulamaya başladığınız an öfkenizin hafiflediğini hissedeceksiniz.
Onura saygı: Eşlerin birbirine hakaret etmesi, aşağılayıcı sözler söylemesi ilişkinin kalitesini düşürür hatta hiç silinmeyecek izler bırakır. Eşinizi çok iyi tanıdığınız için onun zaaflarını bilirsiniz; ama öfkelendiğiniz anda zayıf noktalarından vurmaya çalışmak aranızdaki saygıyı bir daha belki hiç düzelmemecesine zedeler.
Karşılıklı hizmet: Eşler birbirlerine hizmet etmekten gocunmamalı. Eşinizin perdeleri takması, sizin ona bir fincan çay ikram etmeniz, yemek masasını birlikte kurup, kaldırmanız ve en önemlisi de yaptığınız her şeyi canı gönülden isteyerek yapmanız aranızdaki sevgi bağlarını kuvvetlendirecektir.
Gelişme–geliştirme: Aile aşırılıkların törpülendiği, zıtlıkların uyum içinde yaşayabileceğinin öğrenildiği ve tüm bireylerin düşlerini gerçekleştirmesi için desteklendiği bir yapı olarak düşünülmeli ve tasarlanmalıdır.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı; "Yalnızca hastalık yada sakatlığın bulunmaması değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal yönlerden tam bir iyilik hali" olarak tanımlamıştır.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine göre de ırk, dil, din, politik inanç, ekonomik ve sosyal durum ayrımı gözetmeden; herkesin, erişilebilecek en yüksek düzeyde sağlıklı olma temel hakkına sahip olduğunu görürüz.
Bilindiği gibi sağlık sorunları çeşitlidir. Bunların çözümü için gerekli insan gücü, teknik donanım, mekan, finansman…. gibi kaynaklar ise her zaman sınırlıdır. Bu olgu dünyanın zengin ve gelişmiş devletleri için de geçerlidir. Dolayısıyla neredeyse sonsuz çeşitlilikteki sağlık sorunlarını sınırlı kaynaklarla çözümleyebilmek için, eldeki olanakların en akılcı ve verimli biçimde kullanılması gereği tartışmasız kabul görmektedir. İzlenecek yol; önce sorunların saptanması, öncelik sıralamasına koyulması ve ardından en verimli yollarla çözülmeye çalışılmasıdır.
Bir toplum için en önemli sağlık sorunu;
en çok görülen,
en çok öldüren,
en çok sakat bırakan hastalıktır.
Bir kimsenin sağlığı yalnızca kendisini ilgilendirmez. Başta ailesi olmak üzere, yakınlarını ve giderek tüm toplumu ve hatta tüm insanları ilgilendirir, ilgilendirmelidir.
Sağlık sorunlarının tek nedeni biyolojik, fiziksel ve kimyasal öğeler değildir. Altta yatan sosyal, ekonomik, kültürel etmenler vardır ve bunlar araştırılmalıdır. Bu etmenler bildiğimiz gibi fizik, biyolojik ve kimyasal etmenlerin ortaya çıkması için asıl ortam ve zemini oluştururlar.
Çağdaş halk sağlığı anlayışının günümüzdeki içeriği son derece geniştir. Çağdaş anlayış 1978 yılında yayınlanan ve DSÖ’ne üye olan tüm ülkelerce onaylanmış bulunan ‘Temel Sağlık Hizmetleri Bildirisi’ (Alma Ata Bildirgesi) ile ayrıntılı biçimde tanımlanmıştır.
Bu anlayışın başlıca önemli noktaları şunlardır:
· Sosyal eşitlik: Sağlık hizmetleri doğuştan kazanılmış bir insan hakkıdır. Bu hizmetler sadece onları satın alabilecek sosyal sınıflara değil, toplumdaki herkese ve en uzak yerleşim yerlerinde oturanlara da, sosyal adalet anlayışı içinde ve hakkaniyet ölçülerinde götürülmelidir.
· Öz sorumluluk: Herkes kendi sağlığının değerini bilmeli ve kendinden (ve çocuklarından) sorumlu olmalıdır. Bunun için kişiler eğitilmeli ve bilinçlendirilmelidir. Bunun doğal sonucu olarak kişiler ve toplumlar sorumluluk duygusu içinde sağlık hizmetlerinin planlanması ve sunuluşunda söz sahibi olmalı, yani toplum sağlık hizmetlerine katılmalıdır.
· Sağlık hizmetlerinin boyutu: Sağlık hizmetleri yalnızca ‘Sağlık sektörü’ tarafından yürütülemeyecek kadar geniş boyutludur ve bir çok farklı sektörü de ilgilendirir. Öyleyse sektörler arası eşgüdüm gereklidir.
· Uluslararası dayanışma: Sağlık bir dünya ve insanlık sorunudur. Gelişmiş güçlü ülkelerin gelişmekte olan ülkelerdeki sağlık hizmetlerinin kalkınmasını desteklemeleri gereklidir.
Bu hareket noktasından yola çıkarak geleneksel sağlık anlayışı ile çağdaş sağlık anlayışını karşılaştırdığımız zaman gördüğümüz tablo aşağıdaki gibidir.
Çağdaş sağlık hizmetlerinin temel amacı kişileri hastalıklardan korumaktır. Ancak her türlü çabaya karşın herkesi hastalıklardan korumak mümkün olmaz, bazıları hastalanır. İşte o zaman sağlık hizmetlerinin ikinci amacı olan hastaların tedavisi söz konusudur. Bu günkü bilgilerimizle ve var olan yöntemlerle her hasta tam olarak tedavi edilemez, bazıları ölür, bazıları ise sakat kalır. Sağlık hizmetlerinin üçüncü amacı ise, sakatları başkalarına bağımlı olmadan, kendi kendine yeter biçimde yaşamasını sağlamak, yani rehabilite etmektir.
Koruyucu Sağlık Hizmetleri kişiye ve çevreye yönelik olmak üzere iki grupta incelenir.
Kişiye yönelik koruyucu hizmetler doğrudan bireyleri ilgilendirir.
Başlıca başlıklar şunlardır:
·
Bağışıklama: Bulaşıcı hastalıklardan korunmada en etkili yollardan biridir. Aktif bağışıklama ‘Aşılama= İmmunizasyon’ yoluyla. Pasif bağışıklama ise hazır antikorları içeren serumların sağlam kişilere verilmesi ‘Seroproflaksi’ ile olur. Bağışıklama yoluyla toplumun %85-90ı bir hastalığa karşı bağışık duruma getirilirse o hastalık kontrol altına alınabilir.
Geleneksel anlayış
Hastalık tedavisi
Hastaya hizmet
Belirli sorunlara ağırlık
Uzman kullanımına ağırlık
Hekim ağırlıklı hizmet
Yalnızca sağlık sektörü
Pasif toplum
Çağdaş anlayış
Sağlığın korunup geliştirilmesi
Herkese sürekli hizmet
Geniş boyutlu hizmet
Genel pratisyenlere ağırlık
Ekip anlayışı
Sektörler arası işbirliği
Toplum katılımı
İlaçla koruma: Her hastalığın aşısı yoktur, bu gibi durumlarda tehlike altındaki kişileri ilaçla korumak ‘Kemoproflaksi’ mümkündür.
· Erken tanı: Hastalıklar ne kadar erken dönemde teşhis edilirse tedavileri de o kadar kolay, başarılı ve ekonomik olur. Kişiler bu konuda eğitilmeli ve sağlık personeli de bu konuya önem vermelidir.
İyi beslenme: Pek çok hastalığın altında yatan temel ve hazırlayıcı neden yetersiz ve dengesiz beslenmedir. Tüm enfeksiyon hastalıkları kötü beslenen kişilerde daha ağır klinik tablolar gösterir. O halde kişilerin beslenmelerinin düzeltilmesi, böylece bünyelerinin güçlendirilmesi onları hastalıklardan ölüm ve sakatlıklardan koruyabilir.
· Aile planlaması: Çok ve sık doğum yapan kadınların ve bu kadınlardan doğan çocukların sağlıklarının tehlike altında olduğu yapılan pek çok araştırma ile defalarca kanıtlanmıştır. Ayrıca pek çok kadın istemediği halde gebe kaldıktan sonra düşük yapmak isterken ya sakat kalmakta ya da hayatını kaybetmektedir. İşte bu olumsuz durumlardan korunabilmek için aile planlaması hizmetleri önemli bir faktördür.
Aile planlaması ve üreme sağlığı ile detaylı bilgiyi web sayfamızda bulunan http://www.saglik.bilkent.edu.tr/uremesagligi/uremesagligi.html adresten alabilirsiniz.
Sağlık eğitimi: Kişilerin kendi sağlıklarını nasıl koruyabilecekleri ve sağlık hizmetlerini uygun bir biçimde nasıl kullanabilecekleri konusunda bilgilendirilmeleri ve olumlu davranışlar kazandırılmaları için yapılan planlı çabalara ‘Sağlık Eğitimi’ denir. Sağlık eğitimi aynı zamanda kişilere, kendi sağlıklarından sorumlu oldukları bilincini de sağlamayı amaçlar. Çünkü bir toplumun sağlık düzeyinin yükseltilmesi, o toplumdaki bireylerin bu iyileşmeyi gerçekten istemeleri, yani; kendi sağlıklarının sorumluluğunun benimsemeleri ile sağlanabilir.
Çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri; çevredeki olumsuz biyolojik, fiziksel ve kimyasal faktörlerin yok edilmesi, düzeltilmesi ya da insanları etkileyerek kişilerin sağlığının bozulmasının önlenmesi amacını taşırlar. Bunlar arasında atıkların zararsız hale getirilmesi, yeterli ve temiz su sağlanması, gıdaların kontrolü, çevre kirliliğinin önlenmesi sayılabilir. Bu hizmetler mühendislik hizmetleri olmakla beraber sağlığı yakından ilgilendirmektedir. Bunların yürütülmesinde sağlık sektörü ile diğer sektörler arası işbirliği kaçınılmazdır.
Tedavi Edici Sağlık Hizmetleri;
· Birinci basamak: Hastaların tedavilerinin evde ve ayaktan yapıldığı sağlık kuruluşlarıdır. Sağlık Ocağı, Ana Çocuk Sağlığı Merkezleri, Kurum Hekimlikleri birinci basamak tedavi edici hizmetlerin verildiği yerlerdir. Birinci basamaktaki imkanlarla tanı ya da tedavisi yapılamayan hastalar ikinci basamağa sevk edilirler.
· İkinci basamak: Hastaların yatırılarak tanı ve tedavi hizmetlerinin verildiği hastanelerdir.
· Üçüncü basamak: Özel dal hastaneleridir. En yüksek tıp teknolojilerinin uygulandığı gelişmiş tedavi merkezleridir. Kanser hastaneleri, ruh sağlığı hastaneleri, sanatoryumlar, kalp-damar hastaneleri ... gibi.
Tedavi edici hizmetlerin basamaklar halinde ele alınmasının nedeni, bu basamaklar arasında bir hasta sevk sisteminin gerekliliğini vurgulamak içindir.
Rehabilite edici sağlık hizmetleri;
Beden ya da ruhça sakat kalmış kişilerin başkalarına bağımlı olmaksızın yaşayabilmelerini sağlamak amacıyla yapılan çalışmalardır. İki tip rehabilitasyon vardır.
· Tıbbi rehabilitasyon: Bedensel sakatlıkların olabildiğince düzeltilmesini içerir
· Sosyal (Mesleki) rehabilitasyon: Sakatlıkları nedeniyle eski işlerini yapamayanlara ya da belli bir işte çalışamayanlara iş öğretme, iş bulma ve işe uyum sağlamalarına yönelik hizmetlerdir.
Bir toplumun sağlık sorunlarının çözümü ‘Çağdaş Sağlık Anlayışının’ toplumdaki tüm bireylerce bilinmesi, benimsenmesi ve talep edilmesi ile gerçekleşebilecektir.
Bu yazının amacı okurlara ‘Çağdaş Sağlık Anlayışı’ ile ilgili bir ufuk açabilmektir.
Biz hekimlerden her zaman hastalığa karşı bir reçete istenir ve bu da bizlerde bir reçete yazma zorunluluğu uyandırır.
Depresyon depresif bozukluk
Depresyon, can sıkıntısı, huzursuzluk, hayatın günlük akışındaki iniş çıkışlardan farklı bir rahatsızlık. Bunalmışlık duygusu, diğer belirtilerle birlikte birkaç haftadan uzun sürüyorsa, depresyon sözkonusu olabiliyor. Depresyon kişiyi etkisi altına alan ciddi bir sağlık sorun sayılıyor. Bu rahatsızlık, duyguların yanısıra davranış biçimi, vücut sağlığını, dış görünüşü, okuldaki başarıyı, ve günlük hayatın gerektirdiği seçimler ve baskılarla başa çıkabilme yeteneğini etkiliyor.
Sebepleri neler?
Depresyona sebep olan faktörlerin tamamı henüz bilinmiyor. Ancak çeşitli biyolojik ve duygusal faktörlerin bir insanda depresif bir bozukluk gelişmesine neden olduğu biliniyor. Son on yılda yapılan araştırmalar, kalıtımın depresyonda rolü olduğunu gösteriyor. Kimi ailelerde depresyon daha yaygın olabiliyor.
Yaşanan çeşitli kötü deneyimler ve hayat olaylarının yanı sıra, stresle başa çıkmadaki zorluk, kendine değer vermemek ve kötümserlik gibi bazı kişilik özelliklerinin de depresyona eğilimi arttırdığı biliniyor.
Ne kadar yaygın?
Depresyon, sanıldığından çok daha sık karşılaşılan bir hastalık. Her dört kadından biri ve her sekiz erkekten biri hayatında en az bir kez depresyon geçiriyor. Her yıl 13 –19 yaş arasındaki gençlerin ortalama yüzde 3 - 5'i depresyonla karşı karşıya kalıyor.
Nelere yol açıyor?
Depresyon son derece ciddi olabiliyor. Okulda başarısızlığa, okuldan kaçmaya, alkol ve uyuşturucu bağımlılığına, evden kaçmaya, çaresizlik ve ümitsizlik duygularına neden oluyor. Son 25 yıl içinde gençlerde ve genç yetişkinlerde intihar vakalarının ciddi oranda arttığı görülüyor. İntihar eğilimi çoğu zaman depresyona bağlı gelişiyor.
Her depresif bozukluk aynı mı yaşanıyor?
Depresyonun çeşitli tipleri var. Bazı insanlar hayatında sadece bir kez depresyonla boğuşuyor. Ancak birçok insanda depresyon birden fazla tekrarlayabiliyor. Bazı depresyon vakaları ortada görülür bir sebep olmadan başlıyor. Fakat bazıları hayatta karşılaşılan olaylarla ve stresle bağlantılı olarak gelişiyor. Depresyondaki kişiler bazen yataktan kalkmak ya da giyinmek gibi sıradan gündelik işlevleri bile yerine getiremez oluyor. Bazılarıysa, manik değresif denen ve ruh halinin karamsar derinlikleri ve coşkulu aktivite yoğunluğu arasında gidip gelebiliyor.
Tedavi edilebiliyor mu?
Depresyon tedavi edilebiliyor. En ağır şekilleri de dahil olmak üzere, depresyon vakalarının yüzde 80 - 90’ı yardım görerek iyileşebiliyor. Depresyon belirtileri psikoterapi ve ilaç tedavisi birlikte uygulanarak iyileştirilebiliyor. Depresyon tedavisindeki en önemli ve çoğu zaman da en zor adım yardım isteyebilmek.
Neden yardıma başvurulmuyor?
İnsanlar çoğu zaman depresyonda olduklarını bilmedikleri için yardım istemiyorlar. Bu da tedavilerini geciktiriyor. Gençlerin de erişkinlerin de bu konudaki sorunu aynı oluyor. Depresyon belirtilerini kendilerinde veya çevrelerinde görseler bile tanıyamıyorlar.
Depresyon Kendini Nasıl Gösterir?
Şimdi sıralayacağımız semptomlar eğer iki hafta süreyle kendini gösterirse o kişiye depresyon tanısı konabilir. Özellikle ilk iki maddeden birinden yakınılıyorsa hiç vakit geçirmeden hemen bir hekime görünülmelidir.
1. Bütün gün boyu devam eden duygudurum azalması.
2. Bütün gün boyu süren etkinliklere karşı ilgi ya da yaşam zevkinin azalması.
3. Hergün uykusuzluk veya aşırı uyuma.
4. Kilo kaybı veya kilo alınması
5. Değersizlik veya aşırı suçluluk duyguları.
6. Düşünme ve konsantrasyonda azalma.
7. Alınganlık, tepkisellik, saldırganlık, her lafa karışma veya bitkinlik, tembellik, ilgisizlik, enerji kaybı.
8. İntihar etme düşünceleri.
Depresyonda Kendinize Yardım
· Hher olumsuz düşünce için bir olumlu düşünce geliştirin.
· Negatif değil pozitif bakış açısı olan insanlarla ilişki kurun. Bu insanlar sizin moralinizi yükseltirler.
· Dikkatinizi kendinizden uzaklaştırmak için başkasına yardım edin.
· Hergün fizik egzersiz yapın, sadece yürüyüş olsa bile.
· Farklı bir şey yapın. Yeni bir yere gidin, yeni bir restaurant deneyin.
· Yeni bir projeye başlayın. Zor olmasına gerek yok ama mutlaka eğlenceli olmalı. Eğleneceğiniz ve kendinizi ifade etmenize izin verecek bir şeyler yapın (örneğin; yazı yazma, resim yapma)
· Gevşemenize yardım edecek bir şeyler yapın. Müzik dinleyin, kitap okuyun, ılık bir duş alın, gevşeme egzersizleri yapın.
· Alkol ve maddeden uzak durun. Alkol ve madde depresyonu daha da kötüleştirir.
· Kendinize erişilmesi güç amaçlar koymayın ve büyük sorumluluk almayın.
· Büyük işleri parçalara bölün, öncelik sırasına göre ve yapabileceğiniz kadarını yapın.
· Kendinizden beklentileriniz çok büyük olmasın.
· Başka insanlarla birlikte olmaya çalışın, yalnız olmaktan daha iyidir.
· Kendinizi daha iyi hissedeceğiniz aktivitelere katılın.
· Hayatınızla ilgili önemli kararlar (iş değiştirme, evlenme, boşanma v.b.) almayı depresyonunuz geçinceye kadar erteleyin.
Olumsuz düşünceleriniz depresyonun bir parçasıdır, tedavi ile birlikte kaybolacaktır.
Depresyonda Başkasına Yardım
· Depresyonda bir yakınınıza yardım edebileceğiniz en önemli konu onun uygun tanı ile uygun tedavisinin uygulanmasını sağlamaktır. Bu, yakınınızın doktordan randevusunu alıp, gitmesini sağlamakla başlayabilir. Ayrıca yakınınızın ilaçlarını alıp almadığına da dikkat etmelisiniz.
· Depresif kişiyi tembellikle ya da hastalık numarası yapmakla suçlamayın. Bu tür davranışları tedavi ile zamanla daha iyi olacaktır.
· Duygusal destek önemlidir. Bu anlayış, sabır ve kabullenmeyi gerektirir. Onu konuşmalara dahil edin, dinleyin. Gerçeklere dikkat çekin, ümitli olun. İntihar uyarılarını dikkate alın ve hekime bildirin.
· Depresif yakınınızın aktivitelere, yürüyüşlere v.b davet edin. Reddettiğinde kibarca ikna etmeye çalışın. Ama zorlamayın, depresif kişi işbirliğine ve yönlendirmeye ihtiyaç duyar ancak ağır istekler / beklentiler başarısızlık hissini arttırır.
Kimler Risk Altında?
Hiç kimsenin depresyona karşı bağışıklığı yoktur. Depresyon her yaşta, her sosyal sınıfta, her ülkede ve her kültrel çevrede görülebiliyor.
Cinsiyet: Kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık iki kat fazla depresyon görülüyor. Bunun için çeşitli açıklamalar öneriliyor. Ancak, en yüksek olasılık kadınların hayatındaki fizikososyal faktörleri. Yani kadınların aynı anda hem anne, hem eş ve ev kadını, hem de iş kadını rollerini üstlenmek zorunda kalmalarından ötürü daha fazla strese mazur kalmaları.
Yaş: Depresyon olasılığının yaşla birlikte arttığı düşünülüyor. İkinci Dünya Savaşı öncesinde ilk depresyona giriş ortalama 40’lı yaşların sonlarındaydı. Ancak yeni çalışmalar, günümüzde artık başlangıç yaşının 20’lerin sonlarında olduğunu gösteriyor.
Sosyo - ekonomik düzey: Gelir ve eğitim düzeyi yükseldikçe, depresyon oranları düşüyor. Daha ağır depresyon tipleri, genelde daha düşük sosyo-ekonomik gruplarda gözleniyor.
Diğer hastalıklar: Akut hastalıklarla ve uzun süre bakım gerektiren hastane ortamında yatmaları gereken hastaların yüzde 10 – 15’i depresyon geçirebiliyor. Bunlara ek olarak yüzde 20 - 30 arasında bir gurupta depresif semptomların gösterdiği saptanmış.
Alkol, kokain vb. gibi madde bağımlılığının da depresyon riskini arttırdığı kanıtlanmış.
Hastalık Depresyon oranı
Ayakta tedavi 2 – 15
Yatarak tedavi 12
Kanser 18 – 39
Miyokard Enfarktüs 5 – 19
Romatoid Artrit 13
Parkinson 10 – 37
İnme 22 – 50
Diyabet 5 – 11
Aile hikayesi: Depresyon hastalığı geçiren veya geçirmiş olan ailelerde, depresyon görülme olasılığı ortalama 2 – 3 kat daha fazla oluyor.
Medeni durum: Eşinden ayrılmış ya da boşanmış kişilerde depresyon riski evlilere oranla 2 – 4 katı daha fazladır. Ayrılmış ya da boşanmış erkeklerin riski kadınlardan daha yüksektir.
Kaynak:draligus.com