Alevilik-Bektaşilik
Alevilik-Bektaşilik nedir?
Alevi-Bektaşilik: 1200’lü yıllarda Anadolu’da (Türkiye’de) Hünkar Bektaş Veli (HBV) tarafında temeli atılan ve onun yoldaşlarınca geliştirilen, gelişmekte olan sentezi bir inançtır. Alevi-Bektaşilik kökenleri, heteredoks İslam (batini İslam yorumu), eski Türk inancı Şamanizm, eski İran ve Kürt inancı Mazdek, Mani, Zerdüştlük, ayarıca Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, ve Anadolu'nun antik çağ, eski yunan doğa filozofları gibi birçok değişik inanç ve tasavvufi (felsefi) sofi düşüncenin, kaynaşımı ve kökeni daha çok sözlü geleneğe dayanan, insanı merkeze koyan, öz itibarı ile tüm VARLIĞI ve insanı Hak (tanrı) kabul eden, kendine özgü bir inançtır. İnanca mensup olanlar kendilerine Alevi-Bektaşi veya kısaca Alevi derler. Tarihte Kızılbaş olarak ta geçer. (Bu yazıda Alevi, Alevilik terimi kullanılmıştır.)
Coğrafik olarak Aleviler, daha çok Türkiye’de (yaklaşık 20 milyon) ve az miktarda Türkiye’nin komşu ülkelerde yaşarlar. Danimarka’da Türkiyeli göçmen işçilerin yaklaşık ¼ ( yaklaşık 10.000 kişinin) Alevi inancına mensup olduğunu tahmin ediyoruz. Danimarka’da Randers, Arhus, Hedensted, Odense, Slagelse, Ringsted ve Kopenhag şehirlerinde Alevi dernekleri vardır. Tarihte uğradıkları çeşitli baskı ve katliamlardan dolayı Aleviler, inanç ve kimliklerini açıklamaktan çekinirler.
İslam dünyasında Ali ve Alevilik deyimimi ve Ali ile ilgili tarikatlara sıkça rastlanılır. Fakat Anadolu Alevi-Bektaşiliği bazı İslam’ı kaynak ve terimleri kullansa da bilinen İslam’dan hem tanrı anlayışı hem de inançsal pratik/ ritüeller bakımından tamamen ayrıdır. Örneğin Aleviler İslam’ın 5 şartı olan; Oruç, namaz, zekat, haç, kelimeyi şahadete uymazlar veya kendilerine göre çok değişik bir yorumları vardır. Alevilikte olan örneğin CEM, semah, musahiplik gibi kurumu bilinen İslam’da yoktur.
Bu anlamda Aleviliği kısaca kendine özgü sosyal ve inançsal bir anlayış olarak tanımlayabiliriz. İslam’la ilgisi olmasına rağmen Alevilik katı Sünni ve Şia İslam anlayışından oldukça farklı özellikler taşımaktadır. Bu anlayışı, tarihsel ve sosyal koşulların doğal bir sonucu olarak, kitabi olmaktan çok sözlü geleneğe dayalı, birçok eski inançların ve mitolojinin bazı İslamî şekillerle yaşamağa devam ettiği, hakim Sünni İslam’dan farklı kurum ve kurallara sahip bir tür halk inancı olarak ta nitelendirilebilir.
Aleviliğin tanrı inancı VARLIĞIN BİRLİĞİ ve bunun en mükemmel parçası olan insanın kutsallığı üzerine kuruludur.
Aleviler (vahdeti mevcut) VARLIĞIN BİRLİĞİ: tanrının her şeyi kendi varlığı, ışığı (nuru Alevinden) yarattığına, varlığın yoktan var olmadığı gibi, yok edilemeyeceğine, TANRI, doğa ve insanın, (tüm alemin) bir bütün (HAK) Tanrı olduğuna ve bu varlığın en mükemmel parçası olan insana (Ademe) tanrının kendi ruhunu verdiğine inanır. Bu nedenle de kamili insan ve ‘insan tanrıdır, tanrı insandır’ En-el HAK (ben tanrıyım, hakikatim) düşüncesi, Aleviliğin HAK tanrı anlayışımızın özünü oluşturur. Alevilik inancının temek kitaplarından sayılan Buyruk ve Makalat’ta Tanrının kendi özünden önce zahiritemsilen Muhammed’in nurunu ve batini özü temsilen Ali’nin nurunu ve bu iki nurdan tüm varlıkların oluştuğu, ve ardından tanrının insanı topraktan yaratıp kendi ruhunu verdiği, düşüncesinden anlatılır. Bu nedenle Alevilik anlayışında Hak-Muhammed-Ali üçlemesi tanrının birliği olarak algılanır bir kelime olarak söylenir.
Alevilik inancı zahiri yüzeysel şekle değil öze önem verir, Tevrat İncil Kuran vb. kutsal kitapları da batini öz insana verilmek istenen ahlaki değerler olarak yorumlar.. Alevilik; “Okuyan Muhammed yazan Ali’dir”, “Aynayı tutum yüzüme, Ali göründü gözüme”, “Ben Aliyim Ali benim” gibi yüzlerce deyimle, bir Ali kültü oluştururu, Aliyi tanrılaştırır gök yüzüne çıkarırı sonra yere indirip En-el-Hak düşüncesiyle Ali-Tanrı düşüncesini insanda bütünleştirir
Alevilik inancında İnsan yaşamı, tanrıyla bütünleşmeyi amaçlayan uzun ince devriyeli bir yoldur.. Alevilik inancında tanrıyla bütünleşmeye giden yol, 4 kapı 40 makamdan geçer. Edebine sahip olup, hak yemeden hak yedirmeden, bilim, sevgi ve saygı yolundan ilerleyerek, insanın kendini (hakkı) arayıp bulması, kendini bilmesi, kamili insan olmaya çalışması, hak için halka hizmet etmesi ile olur (Halka hizmet, Hakka hizmet insanlığa hizmet). Aleviler bu nedenlerle inançlarını, Hak-Muhammed-Ali, Hünkar Bektaşi Veli, Kamili insanlık yolu. Kısaca HAK yolu diye tanımlarlar. Ölülerinin ardından Hakka yürüdü hakka kavuştu diye hitap ederler.
Alevilik dini-mistik yönü fazla olan bir inanıştır. İnancın temelinde Allah-Muhammed-Ali bulunmaktadır. Alevilikte Allah korkusu değil, Allah sevgisi vardır. Yaratıcı ve yaratılan arasında bir karşıtlık ve çelişki olmayıp, birbirini tamamlayıcı bir bağlantı olduğu varsayılmaktadır. Buna göre yani Varlığın birliği anlayışına göre, insan Allah’ın varlığının bir parçasıdır. Ona ulaşmak, ondan korkarak, şeriatın biçimsel koşullarına uymakla olmaz. Ona ancak onu karşılıksız severek ve onunla bir olarak ulaşılabilir. Aleviliğin Allah inancına yönelik düşüncelerinin temelini, Beyazıd-ı Bistami, Hallac-ı Mansur gibi tanınmış sufilerin düşünceleri oluşturmaktadır. Onlar namaz, oruç, hac gibi, biçimsel ibadetleri reddederek biçimi değil, özü esas alıyorlardı. Hallac’a göre, Allah’a ulaşmak için Hacca gitmek yersizdir, şöyle ki “Gerçek Kabe taş bir yapı olmayıp, insanın kalbidir.” Benzer görüşleri Anadolu’daki Alevi aşıkları (ozanları) örneğin Yunus Emre’nin şiirlerinde de bulabiliriz. Allah’a ulaşmanın şeriatın emrettiği ibadetlerle olamayacağına, Allah’a her yerde ve her istenen zamanda ulaşıla bilineceğine inanılır.Alevi-Bektaşi inancında insan, Tanrı’nın bir parçasıdır, dolayısıyla insan Tanrı’ya korkuyla değil sevgiyle yaklaşmalıdır. Aleviler Allah’ın cezalandırıcı değil, sevgi dolu olduğuna inanırlar. Alevi inancına göre Tanrı’ya ulaşmanın en iyi yolu İnsan-ı Kamil (Olgun İnsan) olmaktır. İnsan-ı kamil ise Tanrı’nın yeryüzünde yarattığı en şerefli varlıktır. Alevilere göre, tanrıya ibadet etmek, O’na ulaşmak için İslam’ın biçimsel şeriat kurallarına uymak gerekmez. Esas olan biçim değil özdür. Alevi-Bektaşilerin Tanrıya olan bağlılığı ve sevgileri biçimsel olmayıp, özü aşkı esas alan mistik ve tasavvufi bir bağlılıktır.Her nereye dönülse Tanrı oradadır. Tanrı’ya ibadetin belli bir biçimi olamaz. Her yerde her zaman Tanrı anılır, ondan yardım istenir. Tanrı’nın gerçek evi, ibadethaneler değil, insanın gönlüdür. Bu nedenle insanın diğer insanlarla olan dostluğu, onları memnun etmesi, Kabe’yi ziyaret etmek karşılığı (Gönül Kabesi) olarak nitelendirilmektedir.Tasavvuf anlayışına göre doğada var olan her şey Tanrı’yı oluşturur, her varlık tanrının bir parçasıdır. Alevi felsefesinde VARLIK yoktan var olamaz ve var olan hiç bir şey ebediyen yok edilemez. Alevi-Bektaşilere göre Tanrı’nın insanda görünür, insanın Tanrının yeryüzündeki görüntüsü olduğuna da inanılır. Bu söylemlerin hepsi her şeyin bir olduğu, yani varlığın birliği (vahdet-i mevcud vücud) anlamına gelir.Aleviliğin bu tanrı anlayışı tüm inananlar tarafından bilinir, fakat her üye bunun günlük hayatında farklı yorumlayabilir. Alevilikte tanrı genellikle: Hak, Allah, Ali, Şah,Hü, Hüda, Adem/insan Yaradan, Tanrı, Mevla, Dost gibi. isimlerler anılır.
Alevi-Bektaşi inancına talip olan kişinin bilerek ve gönülden inanıp, bir CEMde toplum ve Pir/dedehuzurunda dile getirmesi ve patrikte uymaya çalışması gereken bir ikrar-namesi vardır.
Bu kısaca: Hak-Muhammed-Ali- Hünkar Bektaşi Veli kamili insanlık yoluna talip, Elime Dilime Belime sahibim, olsun cemi canlar, şahid-allah..) şeklindedir.
Ayrıca bunun dışında veya bununla beraber bazı bölgelerde, Aleviler ikrar cemi esnasında, İslam’daki kelimeyi şahadete, (Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasülüh)’ benzer bir ikrar nameyi kendi inançlarına uygun olarak şu şekilde söylerler ‘La ilahe illallah Muhammenden Resulullah Aliyen Veliyullah, Veliyen Aliyullah, mürşidi kamiliullah, hakkımızın hayırlısını sen ver Allah Eyvallah’Bugün inanca mensup birine Alevilik ikrar inancı ne diye sorulduğunda, öncelikle Eline Diline Beline sahip olmak der. Bu deyim Alevi ikrar ve inancının temelini oluştururu ve aynı zamanda Alevilerin uyması gereken en temel etik/ahlaksal kuraldır. Pr tikte ilk defa Alevi-Bektaşi olmak isteyen bir kişinin ikrarı: Ya kişinin önceden Alevi-Bektaşi olan bir kişiyi kendine rehber seçerek, veya bir Alevi derneğine üye olarak yolun kurallarını öğrendikten sonra: Bir ikrar cemine, rehberi ile 4 kapıya selam vererek girip dede ve canlar önünde (hak meydanında) dara durarak; (evlilerse eşler beraber dara dururlar.) yukarıdaki ikrarı vermesi ve cem sırasında Dede / Ananın verdiği öğüt ve dualarla yürürlüğe girer. Burada talip “Eline, diline, beline” ve “Aşına, işine, eşine” sahip olacağına söz vererek Hak-Muhammed-Ali Yolu’na ikrar vermiş olur. İkrar veren talipler söylenenlere “Eyvallah” diyerek cevap verirler.
Pir/dede talibe, söylediğin bizim sakladığın senin diyerek
Eline diline beline, Aşına eşine işine sahip olması, (edeb) kendine reva görmediğini başkasına uygulamaması, kendini bilip, 72 millet ve tüm canlara, Ehlibeyt ve 12 imamlara sevgi saygı göstermesi ., canlar ve pir huzurunda, 4 kapı 40 makam kamili insan öğretisi üzerine enel-hak olmaya (tanrıyla bütünleşme) çalışıp HAK-Muhammed-Ali-Bektaşi yolunda yürüyeceğine halka hakka HİZMET edeceğine, dair pir/dedenin telkinlerine dinleyip, pirin sözlerine eyvallah demesi ve dedenin bu yol uzun ve zordur şimdi ikrar verip yarın döneceksen hiç söz verme, hadi git demesine rağmen, yukarıdaki ikrarını yenileyip yola girmekte ısrar etmesi üzerine, dede ve ceme katılan canların kişinin yola girmesini eyvallah diyerek onay vermesi kişinin dedenin verdiği öğütlere eyvallah demesi ile kişi Alevi Bektaşi inancına girmiş olur.. Dede ikrar sırasında talibe şu veya benzeri öğütleri verir: “Yolunu bir bil. Rehberini peder bil. Mürşidini, pirin varisi bil. Yalan söyleme. Haram yeme, gıybet etme, arkadan dedi-kodu yapma. Şehvetperest olma. Eline diline beline sahip ol. Kin ve kibir tutma. Kimseye haset etme. Garaz, buğuz, inat etme. Gördüğünü ört görmediğini söyleme. Elinle koymadığını alma. Elinin ermediği yere el uzatma. Sözünün geçmediği yere söz söyleme. İbretle bak, hilm (yumuşaklık) ile söyle. Küçüğüne izzet, büyüğüne hürmet ve hizmet eyle. Oniki İmamı, Ondört Masum’u bir nur bil. Bunları hak olarak tanı. Her yerde ve kendi özünde Hakkı hazır bil. Erenlerin sırlarına eriş. Gerçek rehber Muhammed Mustafa’yı, gerçek mürşid Ali-el-Murteza’yı bil. Özünü bu yolda böylece tut. Evveli Hu, ahiri Hu...”
Daha sonra Dede şöyle dua ederek ikrar ayinini bitirir: “...İkrarınız kadim ola, yüzünüz ak ola. İşiniz sağ ola. Muhammed-Ali yardımcınız, gözcünüz, bekçiniz ola. Bu ahidden bu peymandan (sözden) dönmeyesiniz. Biribirinize muhabbetiniz daim ola. Muhammed-Ali yoluna inancınız ziyade ola. Pirinizin, rehberinizin yoluna canınız feda ola. Mümin kardeşlerinize riayetiniz çok ola. Başınız devletli ola. Ağzınız tatlı kala. Haramdan, zinadan, yalandan, kinden, kibirden, kahkahadan beri olasınız. Sağlıklı, mutlu olasınız. Malınız arta, Hakka yaraya. Üçler, Beşler, Kırklar, Yediler, Erenler, evliyalar, aşıklar, sadıklar, ayıklar, uyanıklar, Nesimi, Hatayi Sultan, Kızıl Deli, pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli bu ahidde, bu demanda ber-karar eyleye. Gerçeğin demine hü mümine ya Ali...” Sonuç olarak günümüzde kendini Alevi-Bektaşiliğin evrensel felsefesine yakın gören herkes Alevi-Bektaşi olabilmektedir. Aleviliğin insan sevgisi temeline dayalı inanç ve kültür anlayışı dünyanın değişik toplumlarından insanların ilgisini çekmekte ve kendilerini Alevi-Bektaşi olarak hisseden pek çok insan bulunmaktadır.Talibin bir defa sözle ikrar vermesi yeterli değildir. Alevilik yoluna sonradan giren veya Alevi ana babadan doğup bu kültürle yetişen Canlar normalde yılda en az bir defa görgü cemine girip görülmeleri, özünü dara çekip, ikrarlarını yenilemeleri gerekir. Bu ikrar topluca olabilir
Aleviliğin en temel etik, ahlaki kuralları: Kısaca eline diline beline ve aşına işine eşine sahip olmaktır. Alevilerin yaşamları boyunca uymak zorunda oldukları ahlak kuralları bulunmaktadır. Bu kurallar evrensel insani, ahlaki ilkelerle de uyum halindedir.
Dedenin ve toplumun önünde uymaya söz verdiği bu kuralları çiğneyen, yani ikrarında durmayan kişiler, Alevilikte düşkün olarak adlandırılırlar. Düşkünler, Dedeler veya yaşlı kişilerce güzel bir dille uyarılarak, iyiliğe ve doğruluğa yönlendirilirler. Aleviliğin ahlak esasları edepli olmak, insan-ı kamil olmak üzerine kurulmuştur. Edepten maksat bir kişinin “Eline, diline, beline sahip olması”dır.Eline sahip olmak: Elle koymadığını alma (hırsızlık yapma), elini kendinden güçsüze kaldırma, ellerin iyiliğe hizmet etsin, el al el ver, el emeği, alın teri, el ele el hakka, gibi anlamları içeriri. Her fenalık insanoğlunun elinden geldiğine göre, el’e sahip olmak koşulunun ne kadar önemli olduğu anlaşılır.Diline sahip olmak: Görüp duyup bilmediğini (yalan) söyleme, bildiğini ehlinden esirgeme, tatlı dilli muhabbetli ol gibi birçok anlamları içeriri. Dil de el kadar önemlidir. İnsan diliyle başkalarının gönlünü kırabilmekte ve yalan söyleyebilmektedir. Dile sahip olmak da bu açıdan çok önemlidir.Beline sahip olmak: Egoist bencil duygulara hakim ol, her türlü ilişkin gönül rızası ve sevgiye dayansın, her önüne gelene eğilme gibi anlamlar içeriri ve Bel’e sahip olmak ise insanın hayvani duygularının önüne geçerek alıkoyar Alevi-Bektaşiler, Dedelerden, ibadetler sırasında “Eline, diline, beline sahip ol, elinle koymadığını alma, kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma, kötü söz söyleme, haram yeme, büyüklerini say, küçüklerini sev...” gibi öğütleri sürekli alır ve bunları Alevi-Bektaşi yolunun ahlaki esasları olarak benimser. Bu yolda herkes can, kardeştir. Eşitlik vardır. Allah’ın gerçek evi olan gönül kırılmaz ve oraya en küçük bir kuşku girmez. İnsanı sevmek esastır. Din, dil, ırk ayrımı yapılmaz ve bu “ 72 Yetmiş iki milleti bir görmek” deyişi ile ifade edilir. Cömertlik, konukseverlik, yardımseverlik, gönül kırmamak, cesaret, sabır, terbiye, ayıpları görmemek, doğruluktan ayrılmamak gibi unsurlar, Alevi ahlak sisteminin diğer önemli unsurlarındandır.
Aleviliğin ahlak felsefesi özet olarak “Dört Kapı Kırk Makam” da toplanmıştır ve Alevi-Bektaşiliğin etik kurallarının esaslarını oluşturur. Dört Kapı ve bu kapıların onar makamı aşama aşama insanı kendisine, ailesine ve topluma yararlı olgun insan durumuna yükseltmektedir. Alevi-Bektaşi felsefesindeki anlamı üzerinde değişik yorumlar yapılmaktadır. Onun içeriği yani aşamalarının anlamı hiç şüphesiz Sufiliğin mistik ve gizemli havasını taşımakta olup, o yolu benimseyenlerin özel anlamlarına sahiptir. Anadolu’daki Alevilerin ser-çeşmesi Hacı Bektaş Veli’ye göre insan Tanrı’ya belli aşamalardan yani dört kapı ve bunların kırk makamından geçerek ulaşır. Dört Kapı’nın Hak yolunda yürüyen bir insanın yaşamında geçirdiği manevi aşamalar olduğunu kabul edenler de vardır. Buna göre 1. kapı Şeriat, (yasa) kendi öz benliğini kötülükten arıtmayan, gelişmemiş olgunlaşmamış insanın, din kuralları ve yasalar zoruyla eğitilmesi, kişilere ve topluma zarar verecek hareketlerine meydan verilmemesidir. Yel ehli hava ile özleştirilmiştir. 2. Kapı Tarikat, (yol) insanın kendi istek ve iradesiyle, hiçbir dış zorlama olmadan her türlü kötülüğü benliğinden kovabilmesi, elinden gelebilecek tüm iyilikleri hiç kimseden esirgememesi devresidir. Od/Ateş Alev ehli ateş ile özleştirilmiştir. 3. Kapı Marifet, (marifet beceri) duygu ve ilimde en yüce düzeye ulaşmak, tanrısal sırlara erişmektir. Su ehli, su ile özleştirilmiştir. 4. Kapı Hakikat, (gerçek, tanrı) Hakk’ı görmek, zaman ve mekan içinde tanrısal alemin gücü içinde erimektir. Turap/Toprak ehli toprakla özleştirilmiştir.
Şeriat, anadan doğmak; Tarikat, ikrar vermek; Marifet nefsini bilmek; Hakikat, Hakk’ı özünde bulmak yollarıdır biçiminde anlatanlara da rastlanır. Diğer bazı yazarlar Şeriat, Hz. Muhammed dönemi; Tarikat, Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli dönemleri; Marifet, bilimin ve fennin geliştiği yeni çağ; Hakikat ise insanlığın mutluluğa ve kesin barışa ulaşacağı dönemdir diye güncel bir açıklama getirirler. Dört Kapı, normal bir insanın başlangıçta ham olan ruhunun ve benliğinin dört aşamadan geçerek ergin hale gelmesi, ilahi sırra ulaşmasını da ifade etmektedir. Deyişlerde de sık sık söz edilen Dört Kapı Kırk Makam’la ilgili olarak ünlü Alevi Ozanı Şah Hatayi şöyle demektedir:Ela gözlü pirim geldiDuyan gelsin işte meydan Dört Kapı’yı Kırk MakamıBilen gelsin işte meydan Geleneksel Alevi yaşantısında sosyal adalet ve dayanışma oldukça gelişmiş durumdaydı. Varlıklı kişilerin yoksullarla dayanışmaları ve onlara yardım etmeleri Alevi yolunun gereklerindendi. Ayrıca Alevi öğretisi kişiye, bütün insanları bir görmeyi, hiç kimseyi dilinden, dininden, ırkından dolayı ayırt etmemek herkese ve her şeye aynı gözle, Hak nazarıyla bakmak gibi evrensel ve hümanisttik bir yapı kazandırır. (Bak şema 40 kapı 40 makam)