Hz. Ali (598-661)
Hz. Ali (598-661) Kültü
Bilindiği üzere Hz. Ali Oniki İmamların birincisidir. Peygamberin amcası Ebu Talib’in oğludur. 598’de Mekke’de doğmuştur. İslam Dini’ni ilk kabul eden kişidir. Hz. Ali’yi çok seven Hz. Muhammed onu yanında yetiştirmiştir. Hz. Ali, Hz. Fatıma ile evlenmiş ve ondan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin olmak üzere iki oğlu oldu. Hz. Muhammed’in katıldığı bütün savaşlara katılmış, birçok kez orduları komuta etmiştir. 632’de Hz. Muhammed’in Hakka yürümesi sonrasında halifelik sorunu ortaya çıkmıştır. Böylece Hz. Muhammed’in vasiyeti tutulmayarak önce Ebu Bekir, sonra Ömer, daha sonra ise Osman halifelik makamına geçti. Hz. Ali halifelik makamına geçtiğinde Şam’da gücünü arttırmış bulunan Muaviye ile mücadele etti. Bu amaçla yapılan Sıffin Savaşı (657) ordusunda meydana gelen bölünme nedeniyle sonuçsuz kaldı. Bu bölünmeyle oluşan Hariciler adlı grubu Nehrevan Savaşı (658) ile büyük ölçüde yok etti. Hz. Ali 22 Ocak 661 günü Haricilerden olan İbni Mülcem’in saldırısına uğramış, 24 Ocak günü ise Hakka yürümüştür. Hakka yürümesi sonrasında halifelik makamına büyük oğlu İmam Hasan geçmiştir. Hz. Ali bilgisi, cesareti ve kahramanlığıyla tanınmış ve bunları simgeleyen Esedullah Allah’ın Aslanı), Murtaza, Haydar, Haydar-ı Kerrar, Şîr-i Yezdan, Şah-ı Merdan, Şah-ı Velayet, Kuran-ı Natık, Allahın Arslanı, Evliyalar Şahı gibi birçok isimle anılmıştır. Yaşamı ve savaşları birçok edebi esere konu olmuştur. Güçlü bir hitabet yeteneğine de sahip olan Hz. Ali’nin siyasal, dinsel konuşma, mektup ve özdeyişleri Nehcü’l-Belaga adlı kitapta toplanmıştır.
Aleviler Hz. Ali’yi ilk Müslüman olarak kabul ederler. Çünkü Muhammed’in peygamberliğini (henüz dokuz yaşındayken) ilk o tanımıştır. Muhammed’e en yakın kişiydi, O’nun sırdaşıydı ve O’nun tarafından kendisinden sonra yerine geçeceği işaret edilen kişiydi. Derin bilgisi nedeniyle Ali “Konuşan Kuran” diye de adlandırılmaktadır. İslam dünyasındaki tarikatların çoğunluğu Hz. Ali’ye dayanmaktadır. Bu tarikatların silsileleri Hz. Ali ile başlatılır. Halifelik sorunu ile tohumları atılan ve Kerbela Olayı sonrasında gittikçe yayılan Alevilik onun adına dayandırıldı ve Aleviliğin temel şahsiyeti oldu. Aleviler, Allah, Muhammed ile Ali arasında çok yakın bir bağlılık görürler. Hatta bazen ikisini üçünü bir (tanrı) olarak görürler.
Tasavvufi terimlerde (ve İmam Caffer Buyruğunda Tanrının kendi varından) Muhammed ile Ali’yi aynı nurdan (kutsal, tanrısal ışık) yaratıldığı geçer ve söylenir. Muhammed bir hadisinde “Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır” der. Aleviler bununla şöyle demek isterler: İslamı özümsemek için Muhammed kadar Ali’ye de gerek vardır. Muhammed İslam’ın “dış yüzünü”, Ali ise tasavvufi anlamda “özünü” anlatmaktadır. Ali “İnsan-ı Kamil” olarak görülür. Bazen Tanrısal güçlere sahip olduğu, bazen Tanrının yeryüzündeki ve her insandaki görüntüsü olduğu söylenir. Aleviler zaman içinde İslam sınırları aşan bir Ali kültü yaratmıştır. Bu durum kırklar cemi mitolojisinde açıkça görülmektedir (Bak 12 bölüm). Cemlerde okunan bir çok alevi deyişinde, örneğin Pir Sultanın bir değişinde, “Ben Aliyim, Ali benim” deyimi geçer.
Cemler de okunan başka bir deyişte ise tanrı Ali insana indirgenir.
Aynayı tuttum yüzüme
Ali göründü gözüme
Nazar eyledim özüme
Ali göründü gözüme....
Bu tür Ali kültü, Hak-Muhammed-Ali anlayışı, ne Sünni, nede Şia İslam anlayışında görülür ve yasaktır. Buna karşın Hak-Muhammed-Ali üçlemesi Alevilikte kutsal bir deyimdir. Bu ilişki Cemlerde de “Hak-Muhammed-Ali aşkına” veya kısaca Ali aşkına, Pir aşkına diyerek dile getirilir.