beklenen bölüm:)
***
Kwon Teak Joo tekrar rüya görmüştü. Çocuk, yine açık sarı saçları ve mavi gözleriyle görünüyordu. Tereddütle çocuğa baktı. Özellikle tehlikeli bir şey yoktu. Ayrıca küçük beyaz yüzünde de hiçbir şey yoktu, rahatlamış hissetti. En azından önceki seferler gibi bir kâbus değildi.
Çocuk o kadar zayıf ve kırılgandı ki, onun şimdiki zamanın Zhenya'sı olması düşünülemezdi. Ya da gerçekten Zhenya'yla hiçbir ilgisi yoktu. Belki de Kwon Taek Joo'nun bilinçaltından gelen bir illüzyondu.
İkili birbirlerine temkinli bir şekilde baktı. Geriye dönüp baktığında, o çocuk ortaya çıktığından beri Zhenya'ya karşı sonsuz bir acıma hissetmişti. O çocuğun neden sürekli başkalarının rüyalarında belirip zihnini karıştırdığını bilmiyordu.
[Evet, çocuk. Neden böyle sevimli davranıp duruyorsun? ]
Çocuğun Korece mi yoksa Rusça mı konuştuğunu bilmiyordu. Ama söylediğini çocuğa doğru bir şekilde iletmiş gibi görünüyordu. Çocuk cevap vermedi ve sadece ona baktı. Kwon Taek Joo'nun çocuklarla arası pek iyi değildi çünkü o yaşta bir çocukla karşılaşması çok nadirdi. Çocuğun incinmemesi için nasıl söyleyeceğini ya da ne dediğini anlayıp anlamayacağını bilmiyordu.
[Bu sinir bozucu, o yüzden bir daha gelme.]
Açıkça söylemişti. Bu bir hata mıydı? Dudağını ısıran ve sızlayan çocuğun gözlerinin etrafı gözyaşı ile dolmuştu. Mavi gözleri yaşlarla şişmişti. Ah, onu ağlatmak istememişti.
Çocuğun boğazı düğümlendi ve arkasını dönüp koşmaya başladı. Nedenini bilmiyordu ama onu yakalaması gerektiğini düşünüyordu. Bu davetsiz misafiri kovalaması gerekiyordu ama kendini gerçekten kötü bir şey yapmış gibi hissediyordu.
Tam peşinden koşacakken, bir çift el aniden arkadan uzandı ve omuzlarını sıkıca tuttu. Vücudu nazikçe karşı tarafa doğru çevrildi.
[...]
Taek Joo.
Bu tatlı seslenişle bilinci yarı uyanık yarı uykudaydı. Kwon Taek Joo vücudundaki ağırlığa ve yanaklarına değen saç hissine o kadar alışmıştı ki. Elini uçuşan saçlarının arasında gezdirdi. O eli aldı ve yumuşak dudaklarına bastırdı. Devasa et kütlesi sürekli olarak aşağıya saplanıyor ve karnının derinliklerine bastırıyordu. Bu bile tanıdık bir histi.
[Hm...uhmm...]
Kwon Taek Joo tatlı şekilde inledi ve üzerine baskı yapan varlığa sarıldı.
Bir zamanlar tehdit altında hissettiği beden şimdi güçlü ve güvenliydi. Sarıldığında kendini büyük bir kozanın içindeymiş gibi hissetti.
Taek Joo.
O adam sevgiyle adını söylediğinde, onun için mutlu olduğunda, onda zevkin doruklarını yaşadığında tarif edilemez bir coşku hissi yaşıyordu. Bu dünyadaki herkes ve hatta bazen Kwon Taek Joo'nun kendisi bile ona canavar demekten çekinmiyordu ama o sadece sevgi ve sıcaklık özlemi çeken zayıf bir yaratık değil miydi?
[...Uhm, Zhenya.]
İnledi ve Zhenya'yı çağırmak istedi. Bir anda midesinin derinliklerinden yayılan garip his aniden kayboldu. Göz kapakları açıldı.
[...?]
Kwon Taek Joo şaşkınlıkla etrafına bakındı. Uykuya dalmıştı. Battaniye vücudunu örtmüyordu ve kıyafetleri hâlâ yerindeydi. Zhenya geri mi dönmüştü?
Aramaya çalıştı ama nafileydi. Kwon Taek Joo sessiz evde hâlâ yalnızdı. Zhenya onu uyandırmaya gelmemişti, bu sadece bir rüya olmalıydı. İç çekti ve yüzünü okşadı ama aşağıdan ağır bir enerji yükseldi. İmkânı yoktu. Kwon Taek Joo vücudunun alt kısmını inceledi. Pantolonunun önü patlamak üzereymiş gibi şişmişti. Ne kadar aptalcaydı. Garip rüyalar görüyordu ve sonunda böyle olmuştu. Son zamanlarda arzularından bu kadar mı tatminsizdi?
Kwon Taek Joo duş almak üzereydi ki telefon çaldı. Annesi arıyordu.
____
[Hey, neden şimdi geri dönüyorsun? Alkolü ölçülü iç.]
Kwon Taek Joo kapının kilidini açıp içeri girer girmez annesinin homurdanan sesi duyuldu. Annesinin neden ön kapıyı açtığını merak etti ve hatta uzun bir elbise giymişti. Eve bir misafir geliyor gibi görünüyordu. Farkında olmadan yere bakarken tanıdık bir çift ayakkabı gözüne çarptı, aniden aptalca bir iç çekiş duyuldu.
Annesinin yanından geçip hızla içeri girdi, Zhenya mutfak masasında oturmuş çay içiyordu. Adam sandalyesinde arkasına yaslandı ve gülümsedi.
"Şimdi geri mi dönüyorsun?"
Kwon Taek Joo'nun başı dönüyor ve nefes almakta zorlanıyordu. Onu o kadar endişelendirmişti ki şimdi başkasının evinde pasta keyfi yapıyordu. Şu ana kadar iletişim kuramamasının kaçınılmaz bir durumdan kaynaklandığına inanmaya çalıştı ama öyle görünmüyordu. Kırılmasından korktuğu 10 parmağı da zarar görmemiş görünüyordu.
"Ne..."
"Dün gece kiminle içmeye gittin?"
Tam yerinden fırlayıp küfredecekken, Zhenya hafif bir ses tonuyla bir adım öne çıktı sonra gözleri önündeki çatalın üzerinde bir dilim kavun duran kaseye kaydı. Bu kibar bir jestti ama bir tehdidin yaklaştığını hissetti. Eğer bu adam Kwon Taek Joo'ya bir dinleme cihazı yerleştirmediyse, o zaman kaynak kesinlikle annesi olmalıydı. "Korece anlıyor musun?"
"Belli bir seviyede anlaşılabilir."
Zhenya annesine baktı ve gülümsedi. Kwon Teak Joo'nun annesi onun ne kadar koyu* olduğunu anlayamadı ve sadece gülebildi. Önündeki fincanın boş olduğunu görünce "Biraz daha alayım." dedi ve heyecanla kahve makinesini işaret etti. Aslında, annesinin el ve ayak hareketleri artık uluslararası dil seviyesindeydi.
*burada bahsedilen iyi niyetli düşünmemesi gibi bir şey
[Hey, neden orada şaşkın şaşkın duruyorsun? İçeri girip büyükelçiyle konuşsana.]
Annesi Kwon Teak Joo'yu sırtından itti. Biraz çay koymak için mutfak masasına gitti, buzdolabını açtı ve uygun bir tatlı aramaya başladı.
Zhenya'nın karşısına oturmaktan başka çare yoktu, kâsesinden bir parça elma alırken ona baktı. Bazen meyve kabuğunun besin açısından zengin olduğunu söylerlerdi ama şimdi bu çocuğu eğlendirmek için dikkatlice tavşan şeklinde kesmişlerdi. Hiç tereddüt etmeden tavşanın kafasını çiğnedi.
"Astımla içmeyeli uzun zaman oldu, ne olmuş yani?"
*daha önce sorduğu soruyu cevaplıyor
"O gençle yattın mı?"
Zhenya gözlerini hafifçe kıstı ve sessizce çekingen bir tavırla sordu. O yüzü iyi tanıyordu. Taek Joo gülmek üzereydi. Masum Yoon Jong Woo'nun güvenliği için açıkça anlatmalıydı.
"Deli adam. Bu nasıl garip bir fantezi?"
"Garip fantezi mi? Öyle bir şey yok. Taek Joo, bu kadar garip olan ne düşündün? Hiçbir şey mi? Bütün gece astınla içmiş olman? Yoksa o adamla yattın mı?"
"Ne? Sana doğru olmadığını söyledim."
"Peki nereden geldin?"
Ağzını açtı ve sonra tekrar kapattı. Kwon Teak Joo dürüstçe cevap veremedi. Sahibi olmayan eve gitti, o kişinin yastığına sarıldı ve küçüğü* ayağa kalkana kadar uyudu. Zhenya bilseydi, onunla gurur duyar ve birkaç gün boyunca ona gülerdi. Özsaygısı buna izin vermezdi.
*penisi kastediyor
"Neden bunu sana bildirmek zorundayım?"
Gözlerini dikmiş bakan adam omuzlarını silkti.
"Konuşmak istemiyorsan sorun değil. Öğrenmenin birçok yolu var."
Yoon Jong Woo dedikodunun içine çekildi ve tehlikeli şeylerle yüzleşmek üzereydi. İnsanlar ne kadar kendi isteklerine göre yaşarlarsa yaşasınlar, başkalarına sorun çıkarmamalılardı.
"Yalnız uyudum."
"Neredeydin?"
"Nerede olursam olayım, yalnız uyudum. Masum insanlara dokunma."
"Masum olup olmadığını öğreneceğiz."
"Ah, sana yapmamanı söyledim."
"Seni kızgın görmek için sabırsızlanıyorum. Sen burada olmasaydın ne yapardım?"
"...Beklediğim gibi, bu piç ortadan kaybolursa hayatım için daha iyi olurdu."
Neden bu piç için endişeleniyordu? Ne yaptığını düşünemedi, özür dileme belirtisi bulamadı ve nereden geldiğini bilmediği kadar yüzsüz görünüyordu.
[Siz ikiniz bu kadar ilginç ne hakkında konuşuyorsunuz?]
O anda annesi yemek masasına döndü. Kwon Teak Joo annesinin bunca zamandır ne yaptığını merak ediyordu ki masaya ağır bir tepsi kondu. Üzerine nesilden nesile aktarılan bir kutu çay yerleştirildi. Annesi her zaman değerli eşyalarını bu dekoratif dolapta saklardı. Geçmişi düşününce, Zhenya'nın önüne konan fincan da annesinin çok değer verdiği bir eşyaydı.
Bu ne, bir çocuk mu?
Kwon Teak Joo itiraz eder gibi annesine baktı. Annesi bu bakışı görmezden geldi ve önündekileri Zhenya'ya tanıttı.
[Büyükelçi, lütfen bunu bir kez deneyin. Buna Seungseol çayı deniyor. Erken ilkbaharda karda yetişen genç filizlerden yapılan yeşil çaydır.]
Nazik bir tonda dikkatlice açıkladı. Yine de anlayamadı. Zhenya tercüman ister gibi Kwon Taek Joo'ya baktı.
"Pahalı, bu yüzden israf etme."
Zhenya kafa karıştırıcı çeviri karşısında güldü. Annesi de gülümsedi ve bir fincan uzattı. Bardağın altını tutarak itaatkar bir şekilde baktı. Ne kadar da iğrençti. Öyle olmasa bile, küçük çay fincanı Zhenya'nın elinde bir çocuk oyuncağı gibiydi.
[Bu, yanında yemek için harika bir tatlı. Damak tadınıza uyar mı bilemiyorum.]
Lokma büyüklüğünde kesilmiş siyah pirinç kekleri getirdi, fasulye tozu ve bal da ekledi. Belki de garip olduğu için Zhenya başını hafifçe eğdi.
"Marzipan*?"
*avrupa tatlısı, badem ezmesi olarak biliyor olabilirsiniz
"Hayır, pirinç keki."
Kwon Taek Joo çenesini pasta tabağına doğru çevirirken Zhenya kıpırdamadı ve garip bir yaratıkla karşılaşmış gibi tabağa baktı. Kwon Taek Joo denemek için hemen bir parça aldı. Normal bir dükkandan satın aldığınızdan daha sert ve daha sıkıydı. Yabancılar için yapısı pek uygun görünmeyebilirdi.
Annesi sırtına vurdu ve neden başkalarının yiyeceklerini elleriyle aldığını sordu. O sırada Zhenya pirinç kekini çatalına geçirdi ve ağzına attı. Annesi hemen dikkatini ona çevirdi.
[Nasıl beğendin mi?]
"Çiğnerken alınan tat..."
Zhenya pirinç kekini ağzında yavaşça çiğnedi ve sonra dilini şaklattı. Annesinin gözleri beklenti doluydu.
"Oğlunun kalçası gibi."
Ne diyor bu piç?
Kwon Taek Joo tam öfkeyle ayağa kalkacakken annesi memnun bir yüz ifadesiyle ellerini çırptı.
[Oh, gerçekten hoşuna gitmiş olmalı. Şanslısın. Hadi biraz daha yiyelim.] Zhenya da annesini mutlu görünce gururlandı, çılgın piç.
[Hadi, bu ballı su. Son olarak, ne kadar içtin? Şimdiden bir gün oldu ama yüzün hoş görünmüyor.]
Annesi dilini şaklattı ve bardağı bıraktı. Neden böyle göründüğünü sorup gevşek saçlarını ve buruşuk kıyafetlerini eleştirdi. Kwon Taek Joo ballı suyu içerken içini çekti. Bunaltıcı tatlılık onu ürpertti, acı ilaç bile içmek bu kadar zor değildi.
[Hepsini iç, geride bir şey bırakma. Bütün bal dibe çökecek. Bu sağlığın için iyi.]
Kwon Taek Joo annesinin gözetiminde ballı suyu içti. Denediği halde yüzü hala buruşuyordu. Nefesini tuttu ve yutkundu sonra aniden bir tık sesi duydu. Şaşkınlıkla baktı, Zhenya mutlu bir yüzle telefonuyla uğraşıyordu. Bardak hâlâ elindeyken "Bunu yapma" dedi ama adamın umurunda değildi. Sadece fotoğraf çekme düğmesine tekrar tekrar bastı ve sonra annesine gösterdi. Annesi başını eğdi ve güldü.
-
***