“Hah..ve bütün bu süre boyunca hiçbir Şeyin garip olduğunu bir kez bile Düşünmedin mi? Sürekli üzerine titreyip Seni teselli etmem gerekecek yaşta misin Sen? Daha ne kadar böyle devam etmek Zorundayım?! Şımarık bir çocuk bile senin Gibi öfke nöbetleri geçirmez.”
“Bu saçmalıktan cidden öylesine yoruldum ki amına koyayım.”
Taekjoo kelimelerinin geri kalanını yuttu. Neredeyse bir feryadı andıran o tek iç çekiş, odanın içinde dalga dalga yayıldı sanki. Bütün bu süre boyunca kıpırdamadan duran Zhenya yavaşça hareket etti. Her an üzerine atlayacakmış gibi görünüyordu ama Taekjoo önce davrandı.
“Yalnız kalmak istiyorum.”
Bu, kendisine yaklaşılmamasını veya takip edilmemesini emreden net bir bildiriciydi. Zhenya, sanki duvara çarpmış gibi tereddüt etti. Tüm hareketlerini durdurdu, artık yoğun bir şekilde Taekjoo’nun her hareketine odaklanmıştı. Onun gibi biri için bu tür bir zapt etme nadir olmalıydı. Ajite* olan Taekjoo, ellerini saçlarından geçirdi.
*Ajite olmak, psikolojik veya tıbbi bir nedenle kişinin zihinsel ve bedensel olarak aşırı huzursuz, gergin, yerinde duramayacak kadar hareketli veya saldırgan bir uyarılma hali yaşaması demektir
“Zamana ihtiyacım var. İkimizin de sakinleşmeye, duygularımızı kontrol altına almaya ve olaylarla başa çıkmaya ihtiyacı var. O zamana kadar yüzüne bile bakabileceğimi sanmıyorum.”
Taekjoo, öfkesini bastırmaya çalışarak kendini sakin konuşmaya zorladı. Çatışmaya devam etmek yalnızca daha çok pişmanlığa yol açacaktı.
Ama Zhenya bunu öyle kolayca kabullenmeye niyetli değildi. Bulunduğu yerden hareket ederek Taekjoo’nun yolunu kesmeye hazırlandı. Sadece bu hareket bile aralarındaki havayı şiddetle dalgalandırdı. Belki de kuruntusuydu ama Taekjoo, Zhenya’nın kokusunun ağırlaştığını hissetti.
“Gerçekten böyle mi gideceksin? Öylece ha?”
“Söyledim ya, zamana ihtiyacım var. Lütfen, burada kal.”
“Şu anda birlikte kalmamızdan iyi hiçbir şey çıkmayacak.”
“Peki ya kendi başına gidersen? Her şeyin altından kalkabilir misin ki?”
“Ne?”
“Kendine gel, Taekjoo. Gerçeklikle yüzleş.”
Zhenya’nın kırılmış duyguları, sanki kendisini ifade etmenin bildiği tek yolu buymuş gibi bir saldırganlık olarak dışa vurdu. Yapısına rağmen, o kadar acı verici derecede genç ve cahildi ki. Asıl sorun ise, bu istikrarsız, eksik kişinin sevgilisinin düşünceli veya iyi kalpli bir ruh olmamasıydı. Özellikle de onu nazikçe eğitebilecek ve sabırla rehberlik edebilecek biri değildi.
“Gerçeklerle yüzleşmesi gereken sensin! Senin için iyi oluyor diye her şeyin bittiğini mi sanıyorsun, ben ve sen?”
“Şu anda evcilik oynayacak konumda olduğumuzu gerçekten düşünüyor musun?”
“O yüzden soruyorum, sen tam olarak ne yapabilirsin?”
Hiç tereddüt etmeden başkalarının çabalarını ve kararlılığını çiğniyor, onları hor görüyordu. Her zaman en iyisi olduğuna ve dünyada sadece kendi düşüncelerinin doğru olduğuna inanan insanlardandı.
Kendi sevgilisine karşı bile sürekli onu küçümsüyor ve alay ediyordu. Doğru bildiği şeyin peşinden gitmekte kararlı olan Taekjoo’ya bunun nafile bir çaba olduğunu küt diye söylediği bu sefer de hiç farklı değildi.
“Kendi başına ne kadar çabalarsan çabala hiçbir şey değişmeyecek. Hep böyleydi, her zaman da böyle olacak.”
Aniden yüksek bir gümbürtü duyuldu. Bu, Kwon Taekjoo’nun kapıya yumruğunu geçirmesinin sesiydi. Ortam aniden buz kesti. Havadaki keskin gerginlik, gerilmiş derilerini delip geçti. Kwon Taekjoo nefesini tutarak başını dik tuttu. Kahkülleri gözlerini gölgelese de, sımsıkı kenetlenmiş dudaklarından sabrının sonlarına ulaştığı açıkça belli oluyordu.
“Konuşman bitti mi?”
Uzun bir sessizliğin ardından dökülen kelimeler soru gibi görünüyordu ama bir soru değildi. Kwon Taekjoo artık kendini tutmadı ve yatak odasını terk etti. Adımlarında hiç tereddüt yoktu.
Taekjoo çatıya çıkan merdivenleri tırmanmak üzereyken, yakınından ani bir mermi geçti ve üst merdivenin kaplamasını darmadağın etti. Arkasını döndüğünde Zhenya elinde av tüfeğiyle orada duruyordu. Yere vuran gölgesi tehditkar bir şekilde kıvranıyordu.
“Taekjoo, gerçekten Ulusal İstihbarat Teşkilatı’nı kendi ellerimle havaya uçurmamı mı istiyorsun?”
“Dene de gör.”
Verdiği yanıt ağırlıksızdı.
“O zaman beni bir daha asla görmek zorunda kalmazsın.”
Burnunun köprüsünü kırıştırarak doğrudan Zhenya’ya baktı. O bakışta en ufak bir sıcaklık yoktu. Zhenya da bıçak gibi keskin gözlerle onunla yüzleşti. Bir an için havada asılı kalan gerginlikle birbirlerine dik dik baktılar, ardından Zhenya başını başka yöne çevirdi. Kısa bir duraksamanın ardından Kwon Taekjoo yürümeye devam etti.
Ancak çok uzaklaşamadı, çünkü tekrar durduruldu. Zhenya aradaki mesafeyi anında kapatmış ve Taekjoo’yu demir gibi bir kavrayışla sarmalamıştı; öyle sıkı tutuyordu ki bir adım bile atamıyordu. Kolları çelik gibi Taekjoo’nun beline dolanmış, hareket edemeyeceği kadar sıkı bir şekilde onu sabitlemişti. Zhenya, bırakmayı reddettiği bir oyuncağa umutsuzca tutunan bir çocuk gibi yüzünü Taekjoo’nun omzuna gömdü.
“Seni bırakmayacağım.”
İnatla kendi kendine mırıldanan Zhenya, tutuşunu sıkılaştırdı ve Taekjoo’nun göğsünü neredeyse nefes alamayacak kadar sıktı. Umutsuzluk ve hayal kırıklığı benliğini sarıp sarmalamıştı; Zhenya’yı ikna edememenin çaresizliği iliklerine kadar işliyordu.
“Yevgeny, lütfen, artık yeter!”
İç çekişten biraz öte, çaresiz bir yakarış döküldü dudaklarından. Sesinde hem bir rahatsızlık hem de bastırılmış bir öfke karışımı vardı. Beklenmedik bir durum muydu?
Taekjoo, Zhenya’nın irkildiğini hissetti. Belini saran o demir gibi kavrayış da gevşemişti. Uzaktan gelen bir iç çekişle birlikte Taekjoo, nihayet kalbine bir hançer sapladı.
“Artık biliyor olmalısın. Senden bir kez daha nefret etmek istemiyorum!”
Zhenya’nın nefesi boğazında düğümlendi. Taekjoo’yu öylesine sıkı kavrayan parmakları, yönünü şaşırmış gibi hafifçe titriyordu. O sakar hareket bile boğucu ve öfke vericiydi. Her şeyi ona ne kadar daha uzun süre anlatması, öğretmesi ve rehberlik etmesi gerekecekti? İçinden ezici bir yorgunluk dalgası geçti.
“Ha... Eğer böyle kalırsak sadece kavga edeceğiz. Sadece gitmeme izin ver.”
Son derece bitkin bir ifadeyle rica etti. Kısa süre sonra kulaklarında gıcırdayan bir ses yankılandı. Kwon Taekjoo’yu zapt eden Zhenya’nın kolları, en ufak bir şekilde gevşedi. Solgun elleri, yavaşça birbirinden ayrılarak dayanılmaz bir yüke katlanıyormuş gibi titriyordu.
Bu manzaraya daha fazla dayanamayarak bunun yerine boşluğa baktı. Bedeni özgür kalır kalmaz Zhenya’nın kolunu üzerinden silkip attı ve merdivenlerden yukarı çıkmaya devam etti. Zhenya onu daha fazla takip etmedi. Arkasından yalnızca bir şeylerin defalarca paramparça olduğu sesler yankılandı. Görünüşe göre Zhenya, öfkesine hakim olamayarak evde kırabileceği her şeyi kırıyordu.
Fakat Kwon Taekjoo bir an bile tereddüt etmedi. Aslında adımlarını hızlandırdı. Sanki bir saniye bile tereddüt ederse durduğu yerde yığılıp kalacakmış gibi hissetti.
Kwon Taekjoo çatı katının kapısını hızla açtığında, Zhenya’nın helikopteri görüş alanına girdi. Ayaklıklarından biri kopmuştu ve birkaç yerde mermi izleri açıktı. Bunlar, Vladivostok’tan buraya kaçarken neler atlattıklarının birer kanıtıydı.
“..........”
Tek kelime etmeden helikopteri çalıştırdı. Şu anda önceliği Kore’ye dönmekti. Oraya vardığında, Zhenya’nın yarattığı karmaşayı temizlemek ve tamamlayamadığı görevini bitirmek zorundaydı. Belki de karargah Zhenya’nın bu işe karıştığını çoktan fark etmiş ve hakkında yakalama emri çıkarmıştı. Rusya da bunu kolay kolay göz ardı etmezdi. Öyle ya da böyle, Zhenya’nın bir süre burada kalması en iyisiydi. Başka hiçbir sorunu düşünmedi, bunun için zamanı yoktu.
Yavaşça dönen pervane, yüksek bir kükremeyle hızla dönmeye başladı. Şiddetli rüzgarlar havalandı, etraftaki tozları savurdu ve malikanenin etrafındaki ağaçları salladı. Yine de Zhenya onu çatıya kadar takip etmedi. Malikanenin pencerelerinde de silueti görünmedi. Gerçekten onu bu kadar kolay bırakıyor muydu? Yoksa bu sefer o kadar çok mu öfkelenmişti? İçindeki o tedirgin özgürlük hissi, defalarca aşağıya bakmasına neden oldu.
Helikopter yavaşça malikaneyi geride bıraktı. Yükseldikçe Kwon Taekjoo, Odinokiy Adası’na saçılmış mermi kovanı parçalarını görebiliyordu. Hatta vadinin derinliklerine çakılmış bir helikopterin enkazını bile fark etti.
Aniden, Zhenya’nın bedeninden yayılan o yanık kokusu zihninde canlandı. Beklendiği gibi, Zhenya onun kaçmasına yardım ederken şiddetli bir çatışma yaşanmış gibi gözüküyordu. Rus hükümeti onu takip etmesi için askeri helikopterler göndermiş olmalıydı. Hatta belki de şu ana kadar Zhenya’nın öldürülmesi için emir bile çıkarmışlardı.
Zhenya’yı böyle bir durumda arkasında bırakmak kalbine ağır bir yük gibi bindi. Aynı zamanda, yakında kendisi olmadığında Zhenya’nın daha güvende olup olmayacağını düşündü. En azından Zhenya bir casusu saklamakla suçlanmazdı. Mevcut koşullar göz önüne alındığında, bu durum Kwon Taekjoo’yu da her türlü suç ortaklığı şüphesinden temizleyebilirdi. Ne de olsa zıt taraflarda olmaları gerekiyordu ve her zaman böyle olmuştu.
Kwon Taekjoo kontrol çubuğunu sıkıca kavradı, çenesi kasılmıştı. Korktuğu her sorun aynı anda patlak veriyordu. Durumun birbirine karışmış iplikleri, nereden başlayacağını bile bilmemesine neden oluyordu. Yine de ufkun ötesine baktığında Kwon Taekjoo’nun gözlerinde yalnızca tek bir şey vardı: Ne pahasına olursa olsun her şeyi kendi elleriyle düzeltme kararlılığı.
***