Bazim, Kremlin ile yakın iletişimi sürdürerek otelin yakınındaki bir handa kalıyordu. Başkan, mevcut görüşmelerin içeriğinin dış dünyaya sızdırılmaması gerektiğini defalarca vurgulamıştı. Bu endişe itibar kaygısından kaynaklanmıyordu. Aksine, Baekdu Dağı’ndan yeni keşfedilen mikroorganizmanın, etraflıca analiz edilip potansiyel kullanımı belirlenmeden önce dünyaya ifşa olmasından çekiniyorlardı.
Kuzey Kore’den getirilen mikroorganizmanın; ayrıntılı analizler ve hayvan deneyleri yapılmak üzere Uzak Doğu Federal Üniversitesi laboratuvarına nakledilmesi planlanmıştı. Elbette bu gerçekleşmeden önce Kuzey ile birçok konunun koordine edilmesi gerekiyordu. Kremlin, Rusya’nın teknolojik üstünlüğünü vurgulayarak bu iş birliğinde daha büyük bir nüfuz elde etmek istiyordu.
Baekdu Dağı’ndan gelen mikroorganizma beklentilerini karşılarsa, Rusya’nın onun üzerinde tam kontrol iddia etmek isteyeceği açıktı. Karşılığında Kuzey Kore muhtemelen yüklü bir miktar talep edecekti.
Bu mikroorganizmanın gerçekten buna değip değmediğini doğrulamak kritik önem taşıyordu.
Bazim, Kuzey tarafından önceden gönderilen raporu defalarca okumuştu. Özetle, Baekdu Dağı’nda keşfedilen benzersiz mikroorganizma patojenik bir bakteri veya virüse benziyordu. Doğal halinde sorun teşkil etmiyordu ancak hayvanlar onu soluduğunda durum değişiyordu. Kuzey Kore’nin fareler ve domuzlar üzerinde yaptığı kendi testlerine göre, denekler mikroorganizmaya maruz kaldıktan sonraki 6 ila 24 saat içinde akut sepsisten ölüyordu. Yalnızca tek bir denek hayatta kalmıştı ve o da kendi kendine nefes alamaz haldeydi.
Peki insanlarda da işe yarar mıydı?
Raporu okuduğunda zihnine gelen ilk soru buydu. Kuzey Kore, insanlar üzerindeki deneylerden özel olarak bahsetmemişti. Ancak her gün onlarca cesedin çıktığı bildirilen, insan hakları ihlalleriyle tanınmış siyasi mahkûm kamplarını işlettikleri düşünüldüğünde bu hiç de imkânsız değildi. Devlet Güvenlik Bakanlığı denetimindeki bu cesetler ya toplu mezarlara gömülüyor ya da yakılıyordu; bu da ölüm nedenini sır olarak tutmayı kolaylaştırıyordu.
Dahası, Kuzey Kore mikroorganizmanın kullanışlılığı konusunda belli bir kesinliğe ulaşmadan böyle bir iş birliği teklif etmezdi. Kuzey Kore’nin Rusya’yı açıkça kandırma niyeti yoksa, öldürücülüğünün insanlarda da kanıtlanmış olduğu sonucuna varmak mantıklıydı.
Ancak ittifaklara bakılmaksızın Rusya, Kuzey Kore’nin raporuna körü körüne güvenemezdi. Anlaşmadaki büyük meblağlar göz önüne alındığında, Rusya’nın ürünün kalitesini tekrar tekrar doğrulaması şarttı. Sızıntı risklerine rağmen yakın zamanda toplanan numunenin Vladivostok’a taşınmasının nedeni de buydu.
Bazim, deney hatasını en aza indirmek için hiçbir detayın gözden kaçırılmadığından emin olarak Kuzey Kore raporunu dikkatle yeniden okurken aniden telefonu çaldı. Bu, Güney Kore’ye sevk edilen istihbarat subayından gelen bir mesajdı. Ajan, ne yapacağı kestirilemeyen Zhenya’yı gözetlemek amacıyla diplomat kılığında Seul’deki Rusya Büyükelçiliğine gönderilmişti.
“Ne? Bu saatte mi?”
İçini bir huzursuzluk hissi kapladı. Zhenya ile ilgili raporlar genellikle günde bir kez, belirlenen saatte gelirdi. Bu kadar geç bir saatte mesaj almak, yalnızca Zhenya’nın beklenmedik bir hamle yaptığı anlamına gelebilirdi tıpkı aniden Odinokiy’i ziyaret edip kendi tasarladığı silahlarla oynadığı zaman gibi. Hızla mesajı kontrol etti.
— Hedef özel jete bindi.
Varış noktası: Vladivostok.
Bazim’in kaşları iyice çatıldı. Mesajı tekrar okudu ama tam olarak anladığı gibiydi.
“Yevgeny buraya mı geliyor?”
Zhenya’nın Vladivostok ile gerçek bir bağı yoktu. Adam sadece silah ticareti için geliyor olsa bile, bu durum Bazim’in şüphelerini gidermiyordu. Yevgeny, özel bir durum olmadıkça ön plana nadiren çıkardı. İşlemler neredeyse her zaman profesyonel aracılar vasıtasıyla yürütülürdü.
Öyleyse Yevgeny neden aniden, bu zamanda Vladivostok’a geliyordu?
Soru zihninde dönüp dururken bir hipotez ortaya çıktı.
“Yine şu Koreli casus yüzünden olabilir mi?”
Bu tek varsayım, karmakarışık düşüncelerine netlik getirdi. Zhenya’nın Kore’den ayrılacağı sadece iki durum vardı: ya Odinokiy Adası’ndaki kişisel silahlarını almak ya da Kwon Taekjoo yurt dışı bir göreve gönderildiğinde.
Kwon Taekjoo’nun — ya da daha doğrusu Güney Kore hükümetinin — yapmaya çalıştığı şeylerin çoğu genelde Rusya veya müttefikleri için sorun çıkarırdı. Zhenya’nın işin içine karışmasının ailesini zor duruma soktuğu az zaman olmamıştı. Kardeşi olmasına ve Kremlin adına durumu defalarca açıklamasına rağmen Zhenya onu bir kez olsun dinlememişti. Böyle devam ederse yara almadan kurtulamayacağı konusunda uyarıldığında bile Zhenya yalnızca kışkırtmayla karşılık vermiş, sonuçlardan korkmuyorlarsa devam edip denemelerini söylemişti.
Şimdi ise Zhenya, hiçbir bağı olmayan bir yere, Vladivostok’a geliyordu. Bu ancak Kwon Taekjoo yüzünden olabilirdi. Gizli bilginin nasıl sızdığını veya Korelilerin neyin izini sürdüğünü bilmiyordu ama bütün parçalar birbirine mükemmel bir şekilde oturuyor gibiydi.
“Ah... Yevgeny, bunu yapmak zorundaydın, değil mi?”
Bu durum çileden çıkarıcıydı. Bir erkekle yaşadığı iğrenç ilişkiye kafayı takmış olan Yevgeny’nin hem ailesine hem de vatanına ihanet ettiğini düşünmek... Bazim ne o zaman ne de şimdi Zhenya’yı anlayabilmişti.
Her halükarda, neredeyse tamamlanmış bir anlaşmayı bozmak imkânsızdı. Dahası, Bazim’in Güney Kore hükümetinin gizli faaliyetleri hakkındaki şüpheleri hâlâ sadece şüpheden ibaretti. Henüz somut bir kanıt elde edebilmiş değildi. Yem kullanmayı denemek için doğru zaman gibi görünüyordu. İşler yolunda giderse aynı anda iki endişeyi birden çözebilirdi.
İyice düşündükten sonra Bazim bir telefon görüşmesi yaptı. Saatin geç olmasına rağmen karşı taraf hemen açtı.
“Benim. İstediğiniz deneği yakında hazırlayabileceğimize inanıyorum. Sonrasındaki karmaşalar için endişelenmenize gerek yok. Kimlikleri belirsiz, bu yüzden iz bırakmadan kaybolsalar bile sorun olmayacak. Evet, garanti ediyorum. Ah, deneyin zamanlaması mı? Tek sorun o... ama merak etmeyin. Denekler doğru zamanda odaya girecek. Tek yapmamız gereken hazırlanan odayı hazır tutmak.”
Bazim’in yüzüne derin bir gülümseme yayıldı ve sakin gözlerinde hafif bir parıltı belirdi.
***