Terminalin etrafından dolanırken daha fazla polis arabasının ve lüks sedanın toplandığını fark etti. Giriş çıkışları kısıtlamak için çeşitli yerlere barikatlar kuruluyordu. Sıradan bir manzaradan çok uzaktı.
Çok geçmeden Kwon Taekjoo’nun arabası havalimanından uzakta, bir tepedeki açık alana ulaştı. Gür bitki örtüsüyle kaplı olan bu bölge genelde sakindi, ama bu geç saatte özellikle sessizdi. Sürücü koltuğundan inip arabanın arkasına doğru yürüdü. Bu sırada bagajdan büyük bir patırtı geliyordu.
Bagajı aniden açtığında, kolları ve bacakları sıkıca bağlanmış olan Igor irkilip donakaldı. Yüzü ter ve gözyaşı içindeydi. Ağzına yapıştırılmış olan bant, diliyle sürekli itmeye çalışmış gibi sarkıyordu.
“Ahhh!”
Igor, tıpkı kendisine benzeyen Kwon Taekjoo’yu görünce dehşetle nefesi kesildi. Kwon Taekjoo dilini şaklatarak hızla eliyle Igor’un ağzını kapattı.
“Şşt. Çok erken uyandın. Biraz daha uyu.”
“Hık! L-Lütfen... bağışla beni...”
“Evet, evet. Yaşamana izin vereceğim. Bu biraz canını yakacak.”
Tereddüt etmeden Igor’un boynuna bir sakinleştirici enjekte etti. Igor çığlık atıp bağlarına karşı çırpındı, ardından yavaşça gevşedi. Belki de iradesiz rahatlamanın etkisiyle kısa süre sonra hafifçe horlamaya başladı. Tekrar uyandığında, sanki her şey kötü bir rüyadan ibaretmiş gibi her şey normale dönmüş olacaktı.
Kwon Taekjoo bagaja bir şişe su atıp kapağı kapattı. Sürücü koltuğuna dönerek karanlık gece gökyüzünü süzdü. Hâlen görünürde hiçbir ışık yoktu.
İş telefonunu çıkardı. Ekran kilidini açtıktan sonra destek ekibinden gelen bir mesaj gördü. Erişimi açmak için belirlenen kodu girdi ve mesajı kontrol etti.
—Koryo Airlines Özel Seferi JS 265. Antonov An-148. Pyongyang Havalimanı’ndan kalkış saat 23:50.
Dürbünle havalimanının etrafındaki hava sahasını taradı. Olağandışı bir şey yoktu. Havalimanı, sanki tüm operasyonlar sona ermiş gibi ışıklarını karartmıştı ve derin bir sessizliğe bürünmüştü.
Pyongyang’dan gelen uçuş Çin’i baypas edip doğrudan Vladivostok’a gitmişse, bir saatten biraz fazla sürerdi. Görünme vakti gelmişti. Çenesini direksiyona dayayarak biraz daha bekledi. Çok geçmeden bir mesaj daha geldi.
—Koryo Airlines JS 265. Rus hava sahasına giriyor. Kontrol frekansı 111.98.
Bu daha önce bilinen kontrol frekansı değildi. Görünüşe göre casusluk veya terörizme karşı bir önlem olarak gizlice iletişim kurmak için ayrı bir frekans kullanmaya çalışıyorlardı. Özel bir telsiz açtı ve uçağı bu frekansa ayarladı. Kulaklıklarını taktığında, telsiz iletişiminin o kendine has cızırtılı sesi geldi, ardından Koryo Airlines ile Vladivostok kontrol kulesi arasında bir konuşma başladı.
[Koryo Airlines 265, Vladivostok’a yaklaşıyor. İyi akşamlar.]
[Koryo Airlines 265, sola dönerek 340 rotasına girin ve 7L pistinin lokalizeri ile hizalanın. Nasılsınız?]
[Sola 340’a dönülüyor, 7L lokalizeri ile hizalanılıyor. Koryo Airlines 265.]
Telsiz konuşmasında adı geçen yöne doğru dürbününü kaldırdı. Bulutların arasından uçağın yanıp sönen ışıklarını silik bir şekilde görebiliyordu.
[Koryo Airlines 265, hızı 210 knota düşürün, alçalın ve 4.000 feette kalın. ILS yaklaşması pist 7 onaylandı.]
[Hız 210 knota düşürülüyor, alçalınıyor ve 4.000 feette kalınıyor. Koryo Airlines 265.]
[Koryo Airlines 265, hızı 180 knota düşürün.]
[Hız 180 knota düşürülüyor. Pist 7 ILS yaklaşması. Koryo Airlines 265.]
[Koryo Airlines 265, pist 7’ye iniş serbest. Rüzgar 360 dereceden 5 knot.]
[Pist 7’ye iniş serbest. Koryo Airlines 265.]
Koryo Airlines’ın 265 sefer sayılı uçuşu göründü. Kwon Taekjoo hızla telefonunu yan çevirdi ve iki eliyle kavradı. Ardından havalimanı deposunda gizlice bıraktığı minyatür dronu uzaktan kumandayla çalıştırdı. 300 km/s hıza kadar ulaşabilen bu dron, alt kısmında hızlı hareket eden nesnelerin net görüntülerini çekmesini sağlayan özel bir mercekle donatılmıştı. O kadar küçüktü ki, özellikle geceleri fark edilmesi imkansızdı.
Dronu, indikten sonra pistte ilerleyen JS 265 sefer sayılı uçağa doğru yönlendirdi. Uçak tam durduğu sırada, kenarda bekleyen resmi araç konvoyu yaklaşarak yanında dizildi. Hemen ardından uçağa mobil bir merdiven yanaştırıldı ve kapı açıldı.
Dron uçağın kanadına konarak inen kişilerin görüntülerini kaydetmeye başladı. Gizli belgelerde belirtildiği gibi, Kuzey Kore Genelkurmay Operasyon Daire Başkanı Sim Young-il, yaveri Kim Gil-ha ve bu buluşmanın kilit ismi biyolog Park Jeong-ho sırayla resmi araçlara bindiler. Ekip, hiçbir pasaport/gümrük kontrolünden geçmeden özel bir rotada sessizce ilerledi.
“Tamamdır.”
Kwon Taekjoo kilit isimlerin geldiğini doğruladığı anda dronu geri çağırdı. Ardından Igor’u bagajdan çıkarıp sürücü koltuğuna itti ve onu bağlayan ipleri çözdü. Sonrasında arabanın içine viski/votka püskürterek boş şişeyi arka koltuğa fırlattı. Dışarıdan bakan biri için, aşırı alkollü bir sürücünün rastgele bir yerde sızıp kaldığı izlenimi uyanacaktı. Igor uyansa ve durumu bildirse bile, Rus polisi bunu büyük olasılıkla sarhoş bir adamın saçmalıkları olarak değerlendirip geçiştirecekti.
Hazırlıklarını tamamlayan Kwon Taekjoo, açık alanın arkasındaki sık çalıların arasından geçti. Çok geçmeden, daha önce oraya sakladığı motosikleti göründü.
Motosikletin üzerine atladı.
“Gitme vakti.”
Motoru çalıştıran Kwon Taekjoo, Kuzey Kore heyetinin peşine düşerek hızla yokuştan aşağı süzüldü.
***
Bu sırada Zhenya, ofisindeki koltuğunda geriye yaslanmış, tavana bakıyordu. Can sıkıntısından birikmiş tüm işlerini çoktan bitirmişti ve şimdi yapacak hiçbir şeyi kalmamıştı.
Başka bir gün olsa Kwon Taekjoo’nun peşinden bir yerlere çoktan gitmiş olurdu, ama bu seferlik kendini tutmaya çalışıyordu. Bu durum, sanki ev hapsindeymiş gibi boğucu hissettiriyordu. Kwon Taekjoo’nun annesi bile uzaktaydı, bu da ona vakit öldürecek hiçbir yer bırakmıyordu. Sabrın güçlü yönlerinden biri olmadığını kabul etmek zorundaydı.
“Hmm...”
Biraz eğlence sağlayabilecek hiçbir şey yok muydu? Zhenya bir an düşündükten sonra aniden telefonunu eline aldı. Daha önceki o gizli takip uygulamasını başlattı. Bu kez hedef Kwon Taekjoo değil, ikinci ağabeyiydi. Zhenya, ne zaman boş vakti olsa kardeşlerinin neyle meşgul olduğunu görmek için sık sık onları kontrol ederdi. Özellikle Bazim’i yakından takip ederdi, çünkü onun hareketleri genellikle Kremlin’in niyetleriyle yakından bağlantılıydı.
Kısa bir bekleyişin ardından Bazim’in mevcut konumu Rusya haritasında belirdi. Zhenya koordinatları doğrularken gözleri hınzır bir tebessümle kısıldı.
“Görünüşe göre o da Vladivostok ’ta. İlginç.”
Başkanın güvenilir bir sırdaşı olan Bazim, Moskova’dan Vladivostok’a gitmişti. Bu kadar önemli olan şey ne olabilirdi? Bazim pozisyonunu nadiren terk ederdi, çünkü yokluğu her zaman yerini başkasının alma riskini doğururdu. Gücün doğası böyledir; herhangi bir boşluk bir başkası tarafından doldurulabilir.
Bu kadar tedbirli ve şüpheci bir merkez yetkilisinin Vladivostok gibi uzak bir bölgeye yolculuk yapması, önemli bir şeylerin peşinde olunduğu anlamına geliyordu. Belki de başkan adına Kuzey Kore’den gelen diplomatik bir elçiyi karşılamak için oradaydı. Eğer bu teori doğruysa, Kremlin’in Kuzey Kore heyetinin getirebileceği her ne hediyeyse ona yoğun bir ilgi duyduğunu gösterirdi.
“Bu sefer neyin peşindeler?”
Kısa bir düşünme sürecinin ardından Zhenya, Bazim’in tüm hesaplarını hacklemeye başladı; kişisel e-postaları, çok sayıda iş hesabı ve beş telefonunun kayıtları. Hatta kişisel bilgisayarındaki gizli klasörlere erişerek tüm verileri monitöre taşıdı. Her şey yüksek derecede şifrelenmişti, ancak Zhenya için bu şifreleri kırmak oldukça basitti.
Ekranda görüntülenen dosyalar arasında Rus hükümetine ait gizli belgeler de vardı. Zhenya, her bir belgeye konulan ikincil şifrelemeyi zahmetsizce aştı. Rusya’nın güvenlik sistemlerini derinlemesine incelemiş olması ve Kremlin’in desteği sayesinde Bazim’e tanınan erişim yetkileri ile onu durdurabilecek hiçbir şey yoktu.
Zhenya, yüzlerce gizli belge arasında “Vladivostok” anahtar kelimesiyle bir arama yaptı ve ilgili dosyaları tarihe göre sıralayarak her birini teker teker incelemeye başladı.
— 2016: Sibirya’nın kuzeyindeki donmuş toprakların (permafrost) erimesiyle bir geyik leşi ortaya çıktı. Temas eden bir çocuk şarbona yakalanarak hayatını kaybetti, sekiz yetişkin ise enfekte oldu. Bu, 1941’den beri bölgedeki ilk şarbon salgınıydı.
*Şarbon: Bacillus anthracis adlı sporlu bakterinin neden olduğu, sığır, koyun ve keçi gibi ot yiyen hayvanlardan insanlara bulaşabilen ciddi ve ölümcül bir enfeksiyon hastalığıdır.
— 2019: Sibirya’nın donmuş topraklarında 27.000 yıl önce ölmüş bir kurdun cesedi bulundu. Bağırsaklarında yüksek derecede bulaşıcı bir virüs tespit edildi.
— 2022: Sibirya, Yakutsk’taki donmuş topraklarda yaklaşık 48.000 yıl önce bir gölün altına gömüldüğü düşünülen bir eşek leşi çıkarıldı. On üç yeni virüs türü tespit edildi.
Permafrost (Donmuş Toprak). Kutup bölgelerinde veya yüksek irtifalı alanlarda yaygın olarak bulunan, kalıcı olarak donmuş toprağı ifade ediyordu. Sadece birkaç santimetre derinliğinde olabileceği gibi yüzlerce metreye de ulaşabiliyordu. Permafrost; Sibirya, Arktik, Grönland, Alaska ve Kanada’nın kuzeyi gibi soğuk iklimleriyle bilinen bölgelerde yaygındı.
Son zamanlarda donmuş topraklar, küresel ısınma nedeniyle dikkat çekmeye başlamıştı. Yükselen sıcaklıklarla birlikte donmuş toprak katmanları inceliyor, altında gömülü kalan bitki ve hayvan kalıntılarını ortaya çıkarıyordu. Bu kalıntıların bazıları ölümcül patojenler ve virüsler barındırıyor, bu da ciddi endişelere yol açıyordu. İnsanlık bu virüslerin üstesinden gelemezse, bu durum bir pandemiye yol açabilirdi.
Ancak iyi bilinen bu ekolojik tehdit neden gizli belgelerde yer alıyordu? Bir sonraki cümle buna bir ipucu sunuyordu:
— Kuzey Kore’deki Baekdu Dağı kraterinden yeni bir mikroorganizma toplandı. Zorunlu aerobik bir mikroorganizma olduğu ve solunduğunda akut sepsise neden olduğu düşünülmektedir. İnsan bağışıklık sistemine karşı güçlü bir direnç sergilemektedir ve mevcut antibiyotikler ile aşılar neredeyse hiç etki göstermemektedir. Enfeksiyon belirtileri; maruz kalındıktan sonraki 24 saat içinde baş ağrısı, ateş, kusma, kafa karışıklığı, halüsinasyonlar ve solunum sıkıntısını içermektedir. Şu ana kadarki ölüm oranı %98’dir.
*Akut sepsis, vücudun bir enfeksiyona karşı verdiği aşırı ve kontrolsüz bağışıklık yanıtı nedeniyle kendi doku ve organlarına zarar vermesiyle oluşan, acil müdahale edilmediğinde ölümcül olabilen hayati bir durumdur. Halk arasında “kan zehirlenmesi” olarak bilinir.
Baekdu Dağı’nda ölümcül bir mikroorganizma keşfedilmişti ve permafrostta bulunan virüslerle birlikte anılıyordu. Zhenya’nın zihni parçaları hızla birleştirerek onu tek bir sonuca götürdü.
Biyokimyasal silahlar.
Bu devirde gerçekten böyle bir şey geliştiriyor olabilirler miydi? Kısa bir kahkaha attı, ama gülüşü çabucak soldu. Eğer bu Kremlin’in bir hırsıysa, imkansız değildi. Çok uzun zaman önce, bir RNA virüsü dünyayı kasıp kavurmuştu. Eşi benzeri görülmemiş yayılma hızı ve ölümcüllüğüyle virüs; küresel çapta siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel çalkantılara neden olmuştu. Aynı zamanda, bu kaosun ortasında muazzam bir servet ve güç edinenler de vardı. Küçücük bir virüsün bile yol açabileceği kontrol ve toplumsal düzen bozulması göz önüne alındığında, Kremlin’in yeni keşfedilen bir mikroorganizmaya ilgi göstermesi şaşırtıcı değildi.
Kuzey Kore’deki Baekdu Dağı’ndan yeni keşfedilen patojenik bir mikroorganizma... Ne kadar çok oksijen olursa o kadar aktif hale geliyor, bu da yayılmasını engellemeyi zorlaştırıyordu. Bir kez enfekte olunduğunda, mevcut antibiyotikler tedavi sağlayamıyordu.
Bu bilginin gizlice sadece Rusya ve Kuzey Kore arasında paylaşılıyor olması, durumu daha da uğursuz kılıyordu. İnsanlık bu mikroorganizmanın varlığını çok daha sonraya kadar —muhtemelen silahlaştırılmış mikroplar insanların huzurlu yaşamlarını tehdit edene kadar— öğrenemeyecekti; ki o zaman da iş işten geçmiş olacaktı.
***