“Evet, efendim! Sadece bir dakikalığına uğrayacağım”
Pavel kapıyı açmadan önce bir an tereddüt etti. Onaylanması gereken bir yığın belgeyi taşıyarak içeri girdi.
“Madem buradasınız, şu kâğıtlara da bir bakabilirseniz...”
Pavel, Zhenya’nın ne zaman tekrar ofise uğramaya karar vereceğinden emin olamadığı için onaylatmak üzere olabildiğince çok belge toplamaya çalışmış gibi görünüyordu. Ancak bu iyimser düşünce süreci, Zhenya’nın buz gibi bakışlarıyla karşılaştığı an donup kaldı. Zhenya’nın keskin mavi gözleri adeta içini delip geçebilecekmiş gibi hissettiriyordu; Pavel, alnına bir silah doğrultulmuşçasına istemsizce ürperdi, tüm vücudu titriyordu. İleriye doğru bir adım bile atamadı.
“Bölüyor muyum...?”
Zhenya solgun, ince parmaklarıyla hafifçe bir gel işareti yaptığında Pavel kelimeleri ağzından zar zor çıkarabildi. Bu basit hareket Pavel’ın irkilmesine neden oldu; yutkundu ve ayakları sanki yere yapışmış gibi kendini masaya doğru yürümeye zorladı. Aklı, memleketlerinde Zhenya’yı hoşnut etmeyenlerin ve başlarına gelenlerin düşünceleriyle dolup taştı. Odadaki gerginlik, içine batan keskin bir çivi gibi hissettiriyordu.
“Çok yavaş.”
”Çok özür dilerim!” Pavel, Zhenya’nın masasının önünde durarak alelacele cevap verdi. Zhenya, dudaklarını kıpırdatmadan önce belirgin bir hoşnutsuzlukla ona baktı. Kısa bir an olsa da Pavel için, zamanın kendisi gerçeküstü bir yavaşlamaya girmiş gibi, ızdırap verici derecede yavaş hissettirdi.
“Memlekette durumlar nasıl bu aralar?”
“...Ne?”
Pavel, sanki yanlış duymuş gibi şaşkın görünüyordu. Elbette bir büyükelçi olarak Zhenya’nın hem ev sahibi ülkenin hem de kendi ülkesinin işlerinden haberdar olması gerekiyordu. Ancak Zhenya’dan gelen bu basit soru, sıradan olmaktan çok uzaktı. Zhenya, Rusya yeryüzünden silinse bile kılını kıpırdatmayacak türden biriydi.
Zhenya ise Pavel’ın yanlış duyduğuna dair hiçbir belirti göstermedi.
“En son geri döndüğümde, gözlem yapamayacak kadar kişisel meselelerle meşguldüm. Ama geriye dönüp düşündüğümde, Kremlin epey meşgul görünüyordu. Yine bir şeyler mi karıştırıyorlar?”
“Şey, pek emin değilim....”
“Emin değil misin?”
Zhenya başını hafifçe yana eğip lafını kesti, mavi gözleri keskinleşerek buzdan parçalara dönüştü. Pavel dudaklarını birbirine bastırdı, güçlükle yutkundu. Bedeni, sanki en kötüsüne hazırlanıyormuşçasına gerildi. Zhenya istese onun boynunu bir çırpıda kırabilirdi ve Kremlin, her zamanki gibi, görmezden gelirdi.
Kremlin’in umursamazlığı. Tam bir müdahalesizlik. Bu da Psikh Bogdanov’un nüfuzunu güçlendiren etkenlerden biriydi.
“Sana bir kez daha sorayım. Gerçekten hiçbir şey bilmiyor musun?”
Sanki bir seçim yapmaya zorlanıyor gibiydi: Ya kendi rızasıyla itiraf edecek ya da ölecekti. Pavel, üzerinden bir an bile ayrılmayan o tehlikeli derecede kararlı mavi gözlerle karşılaştığında tereddüt etti. Bildiği bilginin Zhenya’nın istediği türden olup olmadığından emin değildi.
“Ben de anavatanda bulunmadım, bu yüzden tamamen doğru olmayabilir ama Vladivostok son bir aydır bakımdan geçiyor.”
“Vladivostok mu?”
Zhenya ilgi gösterdi ve Pavel hızla başını salladı.
“Evet. Geçerken Kuzey Kore'nin ‘Parmzasita’ya araştırmacılar gönderdiğini duydum. Sanırım bir inceleme gezisinin parçası olarak. Uzun zamandır teknik iş birliği ilişkileri olduğu için bunun bir parçası olabileceğini düşündüm.”
“Hmm... Birkaç araştırmacı geliyor ve bunun için bütün şehri elden mi geçiriyorlar?”
“Bokchok’tan üst düzey bir yetkilinin de onlara eşlik ettiği söyleniyor.”
“Bir zirve toplantısı mı acaba?”
“Lider düzeyinde bir ziyaret olsaydı, şimdiye kadar tarafımıza çoktan bir müdahale protokolü gelmiş olurdu. Ayrıca yabancı büyükelçiliklerin veya istihbarat teşkilatlarının bu kadar sessiz kalmasına imkan yok.”
“Bu durumu daha da garip kılıyor. Birinin aniden bir inceleme gezisi için ‘Parmzasita’yı ziyaret etmesi ve devletin böylesine önemsiz bir mesele için hazırlık yapması...”
“Şey, Kuzey Kore kapalı bir ülke, bu yüzden dünyanın dikkatini fazla çekmekten kaçınıyor olabilirler. Anavatan da buna karşılık uygun protokolleri hazırlıyor gibi görünüyor.”
“Yine de Kremlin’in sıradan bir diplomatik elçiyi karşılamak için bu kadar tantana yapması hiç alışılagelmiş bir şey değil. O Kuzey Koreli araştırmacının yanında oldukça büyük bir ‘hediye’ getirmesine şaşırmazdım.”
“Söylemesi zor. Bu tür ayrıntılara pek hakim değilim...”
“Vladivostok.”
Zhenya kendi kendine mırıldandı, düşüncelere daldı. Az önce hiçbir ifade barındırmayan yüzünde hafif, ilgili bir tebessüm belirdi.
“Tamam, çıkabilirsin.”
“Ah, peki.”
Pavel getirdiği belgeleri bir kenara koyup aceleyle odadan çıktı. Bir an bacaklarının bağı çözülür gibi oldu ve sendeleyerek ilerledi.
Sessizce kapanan kapının ardından birdenbire bir gürültü koptu. Diğer personel, Pavel’in içeriden sağ salim çıkıp çıkamadığını öğrenmek için sabırsızlanıyor gibiydi.
Zhenya ise istifini bozmadı, sessizce durum değerlendirmesi yapmaya devam etti.
Uzun parmaklarını ritmik bir şekilde masaya vuruyordu.
Kwon Taekjoo’nun Vladivostok’a gitme nedeni artık netleşmişti. Zhenya’yı neden ısrarla kendinden uzak tutmaya çalıştığı da... Görünüşe göre Rusya ve Kuzey Kore bir şeyler çeviriyordu ve hem Kremlin hem de Bogdanov ailesi bu işin tam ortasındaydı.
“Benden ne saklıyorsun, Taekjoo?”
“Öyle bir şey yok.”
“Hadi ama. Sana kesinlikle bir şey olmuş. Yanılıyor muyum?”
“Bir şey olduğu yok. Sadece sana söylememiştim ama bir süredir bu konuyu düşünüyordum. Bir ara biraz boş bulundum ama şimdi aklım başıma geldi.”
“Hah, Taekjoo. Sence sen gizlesen bile benim haberim olmaz mı sanıyorsun?”
“Bir neden bulmaya çalışma. Yokluğumda nereye gittiğimi veya ne duyduğumu araştırmaya kalkışma. Olması gereken bu.”
Kwon Taekjoo, Zhenya ile ailesinin insanları arasındaki ilişki yüzünden her zaman endişeliydi. Zhenya onlarla bir yabancıdan bile daha kötü olduklarını ne kadar açıklamaya çalışsa da bu bir işe yaramamıştı. Kwon Taekjoo’nun yaptığı şeyler her zaman Güney Kore’nin çıkarlarını ön planda tutmak zorundaydı; bu da çoğu zaman Zhenya’nın anavatanıyla karşı karşıya gelmek anlamına geliyordu. Ancak Zhenya için böylesi bir durum yaşansa bile ne fark ederdi ki?
“Şimdilik sadece sevgilim olmaya odaklan, seni aptal.”
Belki de bu kestirip attığı sözler Kwon Taekjoo’nun gerçek hisleriydi. Korkudan düşman olma, öyle bodoslama müttefik de olmaya çalışma — sadece bir sevgili olarak yanımda kal.
“Taekjoo...”
Zhenya koltuğuna iyice kurulurken hafifçe güldü. Verdiği nefese belirsiz bir tebessüm karıştı. Arkaya doğru sonuna kadar yatırılmış koltuk bir süre hafifçe sallandı.
***