“................”
İçgüdüsel olarak yüzünü sildi. Özellikle göze çarpan bir şey yoktu. Eğer dün gece bir rüya değilse, Kwon Taekjoo gitmeden önce onu iyice temizlemiş olmalıydı.
Hafifçe kıkırdadı ve yataktan kalktı. Sanki iyi bir gece uykusu çekmiş gibi dinlenmiş hissediyordu ve seksin etkileri onu daha da iyi bir ruh haline sokmuştu.
Mutfağa girdiğinde masanın üzerindeki bir şey dikkatini çekti. Daha yakından incelediğinde, içinde hazır pelmeni bulunan mikrodalgaya uygun bir kap olduğunu gördü. Bu, Kwon Taekjoo’nun yemek hazırlama fikri miydi? Görünüşü kasvetli olsa da, ondan gelen oldukça düşünceli bir jestti ve Zhenya gülmeden edemedi.
Susuzluğunu gidermek için buzdolabını açtı. İçinde, muhtemelen Kwon Taekjoo’nun annesi tarafından hazırlanmış, özenle istiflenmiş yan yemekler vardı. Kore yemeklerinden özenle seçilmiş gibi görünüyorlardı; Aşırı rahatsızlığa neden olmayan türlerden olsalar da, Zhenya bunların çoğunun çocuk yemeği olarak kabul edildiğini bilmiyordu.
‘Annem bunları sana hazırlamak için uğraştığına göre, hiçbirini çöpe atma hepsini ye. Sana bakmak için habersizce uğrayacağım. Anladın mı?’
Kwon Taekjoo ne zaman yemek getirse her zaman böyle derdi. Zhenya bunun tuhaf bir tehdit olduğunu düşünürdü, ama bir nedenden ötürü her zaman boyun eğerdi. Kwon Taekjoo ne zaman boş bir yan yemek kabı görse içten içe memnun olmuş görünürdü; Zhenya da bunun Kwon Taekjoo’ya daha fazla yemekle uğramak için bir bahane sunmasından rahatsız olmazdı.
Zhenya için yemek her zaman sadece bir besinden ibaretti. Hayatta kalmak için bir enerji kaynağıydı, bu yüzden düzenli öğünlerle hiç uğraşmaz, sadece gerektiğinde yerdi. Bu beslenme alışkanlığıyla eğitilen vücudu nadiren açlık hissederdi. Önemli ölçüde kilo almaz ya da vermezdi.
Ancak, Kore’de geçirdiği iki yıl içinde kilosu yaklaşık 10 kilogram artmıştı. Bu kütle çoğunlukla kas olmasına ve fiziği pek değişmemiş olmasına rağmen, asıl sorun artık bir öğünü atladığında açlık hissediyor olmasıydı.
“…Önce bir yıkanalım.”
Buzdolabının kapısını kapatmak üzereydi ki gözüne bir kızartma tavası takıldı. İçinde ne olduğuna bakmak için içgüdüsel olarak tavayı çıkardı; kapağında Kwon Taekjoo’nun el yazısıyla, “İstersen bunu ye,” yazan bir not yapıştırılmıştı. Zhenya meraklı bir ifadeyle kapağı açtı. İçinde, kahverengimsi bir renk alana kadar iyice pişirilmiş çırpılmış yumurta vardı.
Zhenya; Kwon Taekjoo’nun, geç uyuyan sevgilisine kahvaltı hazırlamaya çalışıp bunu berbat ettikten sonra mahcup hissettiğini ve çareyi hazır pelmeni^ bırakmakta bulduğunu gözünün önüne getirebiliyordu. Yine gülümsemekten kendini alamadı. Taekjoo yanındayken hiçbir an sıkıcı geçmiyordu.
mantı^
“Taekjoo, bazen gerçekten çok sevimli şeyler yapıyorsun.”
Kendi kendine mırıldanarak, Zhenya masaya oturdu. Hazır pelmeniyi kenara itip soğuk çırpılmış yumurtayı yemeye başladı. Beklendiği gibi, yumuşak olmaktan çok uzaktı; kuru ve sertti. Hatta ağzına birkaç yumurta kabuğu parçası bile geldi. Havuçlar ve soğanlar o kadar ince kıyılmıştı ki, herhangi bir doku katmadan sadece hafif bir aroma veriyorlardı.
Bu vasat kahvaltıya katlanırken, bugün ne yapması gerektiğini düşünmeye başladı. Çoğu gün ilk iş Kwon Taekjoo’nun konumunu takip ederdi ama bugün başka bir yere gitmeye karar verdi. Aklına tek bir yer geliyordu.
***
Kapı ziline üst üste bastı. Karşıdaki kişi hemen çıkmadı. Başka bir gün olsaydı, diafon bildirimi aracın geldiğini haber verir vermez onu asansörün önünde karşılamak için çıkmış olurdu. Tam tekrar zili çalmak üzereydi ki tereddüt etti.
“Ah…”
Aniden aklına Kwon Taekjoo’nun söylediği şey geldi. Kwon Taekjoo, annesinin hazırladığı yan yemekleri buzdolabına dikkatlice yerleştirirken şöyle demişti:
‘
Annem bir süreliğine teyzemin yanında kalacak.’
Teyzesinin Kanada’da yaşadığı, bir hastalık yüzünden ameliyat olacağı, Kwon Taekjoo’nun annesinin de ona bakmak için Kanada’ya gideceği ve duruma göre uzun bir süre orada kalması gerekebileceği öylesine laf arasında geçip gitmişti. Bunların hepsini duymuş ama unutmuştu. Kwon Taekjoo orada olmadığında bile evine gitmeye alışmıştı.
Kwon Taekjoo’nun annesinin onunla pek bir ortak noktası yoktu. Yine de Zhenya’yı her gördüğünde içtenlikle gülümser ve onu sıcak bir şekilde karşılardı, bu yüzden Zhenya da ona uygun bir şekilde karşılık verirdi. Zhenya, Kwon Taekjoo’nun sürekli övünüp durduğu yemek yapma becerilerinin o kadar da olağanüstü olup olmadığını bilmiyordu ama onun sayesinde Kore yemeklerine oldukça alışmıştı.
Pratik zekalı biriydi ve gereken şeyleri hallederek işleri birçok yönden kolaylaştırırdı. Üstelik, Kwon Taekjoo’nun asla anlatmayacağı geçmişine dair en ufak ayrıntıları bile Zhenya’ya anlatıyor olması, Zhenya’nın oldukça memnuniyetle karşıladığı bir durumdu.
Sadece Kwon Taekjoo’nun annesi olduğu için değildi o ilgi çekici bir kadındı. Gülümsemeyi ve sohbet etmeyi severdi, bu yüzden birlikte oldukları hiçbir an sıkıcı geçmezdi.
Sadece onu izlemek bile Zhenya’ya ferahlık verirdi. Onu gördükçe, böylesine minyon bir kadının Kwon Taekjoo gibi bir oğul yetiştirmeyi nasıl başardığına daha çok şaşırırdı. Bu büyüleyiciydi. Bugün de buraya bu küçük, sıradan eğlenceden başka bir şey beklemeden gelmişti. Ancak hemen önündeki kapının açılmaması hayal kırıklığı olmuştu. Hem işe giden Kwon Taekjoo hem de Kwon Taekjoo’nun yokluğunda onun boş saatlerini dolduran o küçük kadın artık yoktu.
“Hmm.”
Zhenya amaçsızca girişin önünde dolandı. Sabahtan beri hafifçe havalarda uçuşan kalbi çaresizce dibe çöktü. Birden yoğun bir sıkıntı hissetti. Olan biteni anladıktan sonra telefonunu cebinden çıkardı. İçgüdüsel olarak konum takip uygulamasını açtı ama sonra duraksadı.
‘Beni takip etme.’
Kwon Taekjoo ona bunu defalarca söz verdirmişti. Zhenya bu sözleri duymaktan bıkıp usanmıştı ama bu sefer isteğin ağırlığı farklı hissettiriyordu. Kwon Taekjoo’nun ayrılmadan önce Zhenya’nın tepkilerini çaktırmadan süzüşü ya da gösterdiği o samimiyet ve şefkat… Bütün bunlar durumu çok daha ciddi bir hale getiriyordu.
Kwon Taekjoo onun arkasından ne işler çeviriyordu böyle?
Uygulamaya giriş yapsa bütün sorularının cevabını alacaktı. Yine de Zhenya uzun bir süre ekrandaki simgeye bakakalmaktan başka bir şey yapmadı. Sonunda telefonu tekrar cebine koydu.
“Bir kerecik olsun verilen bir sözü tutmayı denesem mi?”
Zhenya kişisel sözlerle kendini hiçbir zaman bağlamamıştı. Aslında şimdiye kadar kimse ondan böyle bir şey talep etmeye cesaret bile edememişti. Bu yüzden bir sözü tutarsa ne olacağını ya da bundan ne gibi bir çıkarı olabileceğini bilmiyordu, zaten ilgisini de çekmiyordu.
Ancak Kwon Taekjoo ile yapılan bir söz farklıydı. Değişiklik olsun diye bir kereliğine “söz dinleyen bir köpek” rolünü oynamaktan zarar gelmeyeceğini düşündü. Kwon Taekjoo’nun ona nasıl bir ödül vereceğini merak etti. Bunu düşündükçe keyfi daha da yerine geliyordu.
Zhenya asansöre bindi ve yer altı otoparkına indi. Bugatti’sine doğru yürürken adımları hafif ve canlıydı.
***