"Hey."
Birinin seslendiğini duyunca gözlerimi ağır ağır açtım. Karşımda bulanık bir silüet belirdi. Normalde bedenim hemen başka birinin varlığını hissedip tetikte olarak gerilirdi ama şu an tamamen gevşemiş durumdaydı. Bana doğru uzanan elden de kaçmadım. Yüzümün o el tarafından kavranmasına öylece izin verdim.
Başımda duran el hafifçe saçlarımı karıştırdı; bu his hafif ve gıdıklayıcıydı. Her zamankinden biraz daha yüksek olan sıcaklığı, tuhaf bir şekilde huzur veriyordu.
"Hey, Zhenya."
Cevap vermeyince adımı yumuşakça, tatlı bir ses tonuyla söyledi. Sesi sanki daha da yumuşamış gibiydi. Saçlarımı okşayan ele içgüdüsel olarak alnımı bastırdım. Bu, farkında olmadan yaptığım bir hareketti.
"Gitmem gerekiyor sanırım. Geri geleceğim, tamam mı?"
Görünüşe göre bir süreliğine vedalaşırken sesi, haber vermekle izin istemek arasında belirsiz bir tondaydı. Hafifçe kıkırdayıp ağzımın içinde bir şeyler mırıldandım ama kelimelerin net çıkıp çıkmadığından emin değildim. Yüzüme düşen gölge kısa bir an karardı, ardından alnıma bastırılan dudakların yumuşak, net hissi geldi; beni öperken hafifçe ezildiler.
"Sorun çıkarma ve sessizce bekle."
Bir çocuğu uyarır gibi konuştu, sonra ayağa kalktı. O tanıdık hale gelen sıcaklık, koku ve nefes tamamen yok olup gitti. İrkildim ve içgüdüsel olarak uzanıp kolunu yakaladım. Elimin altındaki sağlam gövdesi sarsılmaz gibi hissettiriyordu.
Saçlarımı bir kez daha karıştırdı. Yatıştırıcı dokunuşunu tekrarlaması, onu tutan kavrayışımı gevşetti. Ağzımdan neredeyse bir inilti gibi adının sesi döküldü. Bakışları kısa bir an üzerimde kaldı, sonra yukarı kaydı. Çok geçmeden, yakınımda hissettiğim varlığı bile silikleşti. Uzaktan bir kapının açılıp kapanma sesini duydum.
***
Zhenya'nın göz kapakları ancak epey zaman sonra açıldı.
"……..."
Görüşünü tanıdık bir tavan kapladı. Büyük ev, bir saatin tıkırtısı bile olmadan tamamen sessizdi. Aniden doğrulup oturdu.
"...Taekjoo?"
Etrafa bakındı ama kendisinden başka kimseden iz yoktu. Boş gözlerle kendi bedenine baktı. Görünürde hiçbir değişiklik yoktu.
Sadece kolları ve bacakları sanki suya batırılmış gibi halsiz hissediyordu; kafası ise garip bir şekilde oldukça berraktı.
Düşününce ne zaman ya da nasıl uykuya daldığını pek hatırlamıyordu. Orada otururken dağınık düşüncelerini toparlamaya çalıştı.
O akşam Kwon Taekjoo gelmişti. Elleri doluydu, çeşitle şeyler getirmişti. Getirdiklerinin çoğu boş buzdolabını ve kileri doldurmak için kullanılmıştı.
Ondan sonra her şey her zamanki gibi ilerlemişti. Birlikte akşam yemeği yemişlerdi ve bulaşıkları hızlıca topladıktan sonra oturma odasına geçip içki içmişlerdi.
Güya film izliyor gibi yapıyorlardı ama ikisi de filme pek dikkat etmiyordu. Nedense Taekjoo garip bir şekilde tuhaf davranıyordu; son zamanlarda havanın ne kadar sıcak olduğundan bahsediyor, Odinokiy’i ziyaret etmeyi öneriyor ya da yakındaki gidip bakmaları gereken yeni bir Rus restoranından bahsediyordu.
Hatta Zhenya’ya yapmak istediği başka bir şey olup olmadığını bile sormuştu. Bu, Taekjoo’nun pişmanlık duyulacak bir şey söylemek üzere olduğunun açık bir işaretiydi.
Taekjoo’nun yeni bir görev alma zamanı gelmişti. Son zamanlarda karargâha birkaç kez çağrılmıştı, bu yüzden Zhenya hazır fırsat varken onun bu yağ çekmelerinin veya önceden sunduğu tesellinin tadını çıkarmaya karar verdi.
Mahcup bir Taekjoo’nun bu nadir görüntüsüne kapılan Zhenya, tüm vücudunu ona doğru bastırdı. Taekjoo çok ağır olduğunu söyleyerek şikayet etmişti, ancak Zhenya yüzünde acınası bir ifadeyle, “Yine beni yalnız bırakacaksın, değil mi?” diye karşılık verince sessizce pes etmişti. Ortamın havasından yararlanan Zhenya onu koltuğa doğru itmiş ve tatmin olana kadar öpmüştü.
Taekjoo, sanki Zhenya onun tüm nefesini çalmak istiyormuşçasına, bu amansız öpücüklere karşı koymadan teslim olmuştu. Arada sırada Zhenya’nın kulağını veya çenesini ovarak, yanağına hafifçe vurarak tempoyu ayarlamaya çalışıyordu; ancak çabası bundan ibaretti. Zhenya’nın dili kendi dilini boğazına doğru itip nefes yolunu tamamen kapattığında bile Taekjoo neredeyse hiç tepki vermemişti.
Nefes almakta zorlanmasına ve pürüzsüz alnındaki damarlar belirginleşmesine rağmen, yalnızca zayıf bir şekilde dilini Zhenya’nınkine dokundurmuş, cılızca yalamıştı. Derin öpücüklerinin tam ortasında, Zhenya’nın yakası aniden çekildi ve ikisi de koltuktan yuvarlanıp yere düştü.
Pozisyonları tersine dönmüştü ve şimdi Kwon Taekjoo üstteydi. Taekjoo, yerde kendini destekleyerek, yavaşça viskisinden bir yudum almadan önce sessizce Zhenya’ya baktı. Zhenya sessizlik içinde izledi; boğazı kasıldı ve kasıklarına tuhaf bir karıncalanma yayıldı.
Çok geçmeden Taekjoo başını eğdi ve dudaklarını tekrar Zhenya’nınkilerle birleştirdi. Ağızları tamamen buluştuğunda, Taekjoo’nun tuttuğu viski Zhenya’nın ağzına sızdı. Ilık, hoş kokulu içki dilinin üzerine yayıldı ve geride küçük, yabancı bir nesne bıraktı. Bir hap gibi hissettiriyordu.
Zhenya, Taekjoo’ya sorgulayıcı bir bakış fırlattı. Sakin bir ifadeyle Taekjoo, hapı yutması için onu yönlendirerek hafifçe üfledi.
Zhenya, boğazını sıkarak dilinin üzerinde erimekte olan hapın yavaşça yemek borusundan aşağı kaymasına izin verirken direnmedi. Taekjoo’nun bakışları, hapın aşağı doğru hareket ettiği yolu izleyerek bu hareketi takip etti. Zhenya hafif bir kahkaha atarak Taekjoo’nun dikkatini tekrar kendisine çekti.
“Taekjoo. Az önceki de neydi?”
“Uyku hapı. Hafif bir şey.”
Zhenya kendini tutamayıp güldü. Sevgilisinin ona bir ilaç içirmiş olması yeterince saçmaydı, ancak bunun bir uyku hapı olduğunu itiraf etmesi durumu daha da gülünç bir hale getiriyordu.
Saçmalık bununla da bitmedi, Taekjoo dilini çıkardı ve Zhenya’nın görmesi için üzerine beyaz bir hap koydu. Taekjoo’nun kırmızı, viskiye batmış dili ile beyaz hap arasındaki tezat, Zhenya’nın ağzını sulandırdı.
Başını yavaşça eğen Taekjoo, dilini Zhenya’nın dudakları boyunca gezdirdi. Daha fazla izlemeye dayanamayan Zhenya, Taekjoo’nun dilini ağzının içine aldı. Küçük hap, birbirine dolanan dillerinin arasında tamamen eridi.
Öyle olsa bile Zhenya, tatmin olana kadar Taekjoo’nun dilini emmeye ve dudaklarının arasında hapis tutmaya devam etti. Dilinin kökü sızlamaya başladığında, Taekjoo’nun kaşları rahatsızlıkla çatıldı. Kollarının arasında kıvranan Taekjoo’nun bedenini sıkıca tutan Zhenya, sanki hırsını çıkarırcasına dillerini birbirine bastırdı. Tatlı tükürük kan tadıyla karışana kadar onu bırakmadı.
Taekjoo, elinin tersiyle ağzını silerek nefes nefese kaldı. Ardından koluyla, Zhenya’nın dudaklarındaki tükürüğü de kabaca temizledi.
“Çok dikkatsizsin. Ya o zehir olsaydı? Hiç düşünmeden yutup gittin.”
“Zehir olsaydı hemen fark ederdim. Boynunu kırmak sadece birkaç saniye sürerdi.”
“Yani ölmeden önce beni öldüreceğini söylediğinde ciddi miydin? Ne kadar romantik.”
Kwon Taekjoo inanamayarak alaycı bir şekilde güldü ve kendini yukarı çekti. Zhenya ona uzanmaya çalıştı, ancak kolu daha tam kalkamadan halsizce yana düştü. Hapın etkileri kendini göstermeye başlamış, gücünü tüketiyordu.
“Kalk. Yatakta uyumalısın.”
Ağırlığın altında inleyen Taekjoo, Zhenya’yı doğrulttu ve kolunu kendi omzuna atarak yatak odasına doğru sendelerken ona destek oldu. Normalden daha ağır gelen Zhenya ona tutundu; yürürlerken burnu Taekjoo’nun kulağına değiyordu. Dudaklarını Taekjoo’nun boynundaki gergin damarlarına bastırarak sert bir azarlanmaya sebep oldu. Taekjoo, hâlâ bu tür şeylere enerjisi olduğu için onu azarladı. Zhenya ise onu duymazdan geldi.
Yatağa ulaştıklarında Taekjoo, Zhenya’yı adeta yatağa fırlattı ve kendisi de tamamen tükenmiş halde yanına çöktü. Taekjoo nefes nefese kalırken, Zhenya yavaşça döndü ve ona sıkıca sarılarak kendine çekti. Bir bacağını Taekjoo’nun bacağına dolayarak onu tamamen hapsetti.
Taekjoo kurtulmak için çabaladı ama nafile. Tüm çabaları sadece daha fazla terlemesine ve kokusunun yoğunlaşmasına sebep oldu.
“Lanet olsun... hap işe yaramıyor mu? Hâlâ nasıl bu kadar enerjin var?”
Taekjoo, hayal kırıklığıyla inleyerek tekrar uzandı, nefes nefese kalmıştı. Zhenya, terinin kokusunu takip ederek yanağını hafifçe Taekjoo’nun koyu saçlarına sürttü. Bu sırada Zhenya, ereksiyon halindeki penisini Taekjoo’nun uyluğuna sürtmeye başladı ve hafif bir inilti çıkardı.
“Taekjoo... Taekjoo...”
“Gerçekten harika bir dayanıklılığın var. Kendini bana bırak, seni iyi hissettireceğim.
Taekjoo, Zhenya’nın koluna nazikçe dokundu, Sonunda onu ikna ederek elini gevşetmesini sağladı. Zhenya elini bıraktığı anda, Taekjoo doğruldu ve onu dudaklarından öptü. Dudakları Zhenya’nın yüzünde gezinmeye devam etti ve her yere yumuşak öpücükler kondurdu. Aynı zamanda, Zhenya’nın kıyafetleri yavaş yavaş parça parça çıkarıldı.
Zhenya tüm bunları tuhaf bir şekilde büyüleyici buldu. Daha önce kendisini hiç tamamen başka birinin ellerine bırakmamıştı. Birinin bakımına böylesine çaresizce teslim olduğu son an, çok uzun zaman önce, Taekjoo ile birlikte külüstür bir motel odasında kaldıkları zamandı.
Farkına bile varmadan, Kwon Taekjoo çıplak bedeninin üzerine oturmuş, dizlerini kaldırıp kendi cinsel organını okşamaya başlamıştı. Zhenya’nın sertleşmiş penisini çıkarıp kendi penisiyle hizaladı ve okşamaya başladı.
İçinden yayılan zevk, yavaşça tüm vücuduna yayıldı. Uyuşuk ve tatlı hisle nefesi hızlandı, bedeni zevkin içinde gevşedi.
“Hmm... Taekjoo...”
Kwon Taekjoo’nun adını tekrar tekrar haykırdı, tatlı tatlı inledi. O sırada gücü tamamen tükenmişti ve sadece gözlerini yavaşça açıp kapatabiliyordu.
Kwon Taekjoo ara sıra eğilip onu nazikçe öptü. Alt bedeni içgüdüsel olarak daha yoğun bir zevk arzulamaya başlayınca, Kwon Taekjoo penisini sıkıca kavradı ve tereddütlü bir hareketle üzerine doğru eğilmeye başladı.
“...Ih, ahh.”
“Hah, haa... mhh, Taekjoo...”
Zihni bulanık olsa bile, penetrasyon hissi hâlâ canlıydı. Sanki bir şey penisini kesiyormuş gibi kısa bir acı anından sonra gelen zevk bir ödül gibiydi. Zhenya derin bir inilti çıkarırken, Kwon Taekjoo titreyen vücudunu yavaşça yukarı aşağı hareket ettirmeye başladı.
“Haa, ha...ugh, hmm, ahh...”
“Mmm, Taekjoo... Taekjoo, mhm, iyi hissettiriyor...”
Zhenya keskin bir nefes verdi ve tatlı zevkin tadını çıkardı. Bilinci tamamen kaybolmanın eşiğinde sallanıyordu.
Zhenya için seks, avlanmaktan pek de farklı değildi. Karşıdakini tamamen teslim olmaya zorlamak, geride hiçbir şey bırakmadan onu yutmakla ilgiliydi. Seks heyecanı, avını kovalayıp hayatına son verirken hissettiği heyecan ile neredeyse aynıydı.
Ancak, çaresizce ezilip yutulmasına rağmen, bu durum ona hiç de kötü gelmedi. Aksine, bu yeni uyarıcı, başındaki ve vücudundaki ince tüylerin diken diken olmasına neden oldu. Alev alev yanan bir cehennemden ziyade, nazik bir kamp ateşi gibi yayılan sıcaklık, garip bir şekilde şefkatli ve hoş geldi, içini ısıttı ve karıncalanma hissi uyandırdı.
Yavaşça inledi, dudakları seğirdi ve gözlerini yavaşça kapattı. Bilinci hafifçe de olsa yerindeydi, ancak uzuvları gevşedi ve artık hareket edemiyordu. Son hatırladığı şey, Kwon Taekjoo’nun onun üzerinde oturmasıydı; Aniden başını geriye atıp sırtını havaya doğru kavisletti. Ardından yapışkan meni Zhenya’nın yüzüne sıçradı.