***
“Günaydın.”
Olga öğlen geç saatlere kadar mutfağa çıkmadı. Yüzü uyanmış olduğu için mi, yoksa başka bir şeyden mi, bilemiyorum, kızarmıştı. Kwon Taekjoo’nun yanına gitti, hazır noodle’ların olduğu kaseyi işaret etti ve “O ne?” diye sordu. Aniden burnunu kırıştırdı ve öğürmeye başladı.
“Onu yeme, çürümüş!” Çürümüş mü? O yiyordu ama? Olga’nın atmaya çalıştığı kimchi’yi elinden aldı ve dikkatle çiğnedi. Her ısırıkta Olga’nın yüzü burkuldu.
“Böyle bir şeyi nasıl getirirsin?”
“O aldı.”
Kwon Taekjoo rahat bir şekilde cevap verdi ve kalan çorbayı bir dikişte içti. Olga şaşkın görünüyordu. Kwon Taekjoo’nun kaçırıldıktan sonra yanında yemek getirmesi mantıklı değildi, ama Zhenya’nın birisi için yemek almaya gitmesi daha da saçmaydı. Kafasına bir şey mi olmuştu? Mantıklı şüpheler ortaya çıktı.
Kontrol etmesi gerekiyordu, ama Zhenya hala ortalıkta yoktu.
“O adam nereye gitti ki?”
“Kim bilir?”
Zhenya ona bilgi vermezdi ve buna da mecbur değildi. Kwon Taekjoo da hiç sormazdı. Zhenya FSB üyesi olduğu için Kwon Taekjoo onun resmi işlerini yaptığını tahmin edebiliyordu. Tabii bu sefer, nedense, Zhenya iki gün sonra döneceğini söylemişti. Buna gerek yoktu. Onun kayıtsız tepkisine karşılık Olga konuyu değiştirerek,
“Bu arada,” dedi. “Gerçekten merak ettim. O odanın planının o olduğunu nasıl anladın?”*
*taekjoo'nun bogdanov malikanesindeki patlattığı odadan bahsediyor
Gözleri parladı. Cevap vermezse sormaya devam edecekti. Kwon Taekjoo, Zhenya’nın gizemli hikayesinden elde ettiği dolaylı kanıtları bir araya getirdiğini açıkladı.
“Koschei...” Olga kelimeyi kendi kendine tekrarladı. Sonra ilginç bir şey öğrenmiş gibi garip bir gülümsemeyle
gülümsedi. Kwon Taekjoo onu yalnız bırakıp ayağa kalktı. Kaseleri lavaboya götürüp bulaşıkları yıkamaya başladı.
“Bana sormak istediğin bir şey var mı?”
“Hiç yok.”
“Sen kadınlara ilgi duymayan tiplerden misin?”
“Şimdi sen söyleyince merak ettim. Neden kadınlar hep bunu sorar ki?”
Olga’ya sorgulayan bir bakış attı. Olga bu soruya güldü. Louise gibi, kadınların psikolojisi her zaman zordu. Kısa süre sonra Olga buzdolabından bir şey alıp masaya getirdi. O sırada Kwon Taekjoo bulaşıkları yıkamayı bitirmişti. Ellerini kurulayıp gitmek üzereyken Olga onu durdurdu.
''Meyve ister misin?''
Olga’nın elleri elmayı kesiyordu. Böyle soyarsa, yiyecek bir şey kalmayacaktı. Kwon Taekjoo iç çekerek meyveyi aldı. Kendisi yapmayı tercih ederdi. Olga’nın eli kanarsa, temizlemek daha da zahmetli olurdu. Bıçağı ustaca kullandı. Elmaları ince ince soydu ve eşit büyüklükte parçalara kesti. Olga nefesini tutarak izlerken, kaseye konulan her şeyi yedi. Kwon Taekjoo’ya da katılmasını söylemişti ama her şeyi ağzına tıkıştırdıktan sonra boş kaseye baktı. Kwon Taekjoo başka bir elma kesti. Bu sefer, parçaları kaseye koyar koymaz Olga hepsini yedi. Görünüşe göre bu onun kahvaltısı olacaktı. O bu işle uğraşırken, Olga’nın aldığı tüm elmaları dilimledi. Olga, karnı doyduktan sonra,
“Sen neden yemiyorsun?”
dedi. Kwon Taekjoo bu saçmalığa gülerek sararmış bir elmadan bir ısırık aldı. Uzun zamandır ağzına meyve koymamıştı. Kalanları temizlerken, pervanelerin sesini duydu. Zhenya dönmüştü. Karakteristik ses yükselip alçaldı ve kısa süre sonra çatıdan inecekti. Kwon Taekjoo, öğleden sonra geç saatlerde döneceğini sanıyordu, ama yarım gün erken eve gelmişti. Zhenya mutfağa girdiğinde kolları doluydu.
“Burada ne yapıyorsun?”
Kız kardeşini görür görmez tek söylediği buydu. Olga, böyle bir muameleye alışkın olduğu için hiç üzülmedi. Aksine, doğal tepkisi “Nereye gitmiştin?” demek oldu. Zhenya bakışlarını Olga’dan Kwon Taekjoo’ya çevirdi. Belki de Kwon Taekjoo’dan kız kardeşinin neden burada olduğunu açıklamak istiyordu, ama Kwon Tekjoo bilmiyordu. Sadece başını sallayıp omuz silkti.
“Valizimi boşaltmam lazım.” Olga, hoş olmayan bir şey duyacakmış gibi başka yere baktı. Zhenya, kız kardeşine onaylamayan bir bakış attı. Kız kardeşi yukarı çıktıktan sonra, başını tekrar çevirip Kwon Taekjoo’ya baktı. Kwon Taekjoo ezilmiş bir elmayı çiğneyerek neler olduğunu merak etti.
“Bu ne zaman geldi?”
Zhenya, ağabeyi ya da kız kardeşi hakkında konuşurken insanları nesne gibi ifade ediyordu. Kwon Taekjoo başını sallayarak, kız kardeşinin dün öğleden sonra ansızın geldiğini ve dinlenmek için burada kaldığını söyledi. Sonra bıçak, kase ve çatalı alıp lavaboya gitti. O temizlik yaparken, Zhenya su kaynattı. Suyu bir yere döküyor gibiydi ve kısa süre sonra tanıdık bir koku havayı sardı. Kwon Taekjoo merakla başını çevirdi. Gözleri retort bibimbap’a takıldı. Bu ürün çoğunlukla orduya tedarik ediliyordu. Zhenya bir süre Rusça talimatları okudu, sonra ısıtılmış pirinci karıştırdı. Kwon Taekjoo’ya uzattı.
“Ben yedim.”
“Öyle mi?”
Kwon Taekjoo başını salladı. Ama Zhenya hala vazgeçmedi. Hatta, bir kaşık Kwon Taekjoo’nun dudaklarının arasına sıkıştırıldı. Bu orospu çocuğu, sağır mıydı?
“Ben yedim!”
Zhenya yavaşça başını salladı, sonra Kwon Taekjoo’nun açık ağzından yararlanarak kaşığı içeri soktu. Kwon Taekjoo’nun yanakları hemen şişti. Ağzından çıkan boş kaşığı izledi. Bu da neydi böyle? Ağzına giren pirinci çiğnerken itiraz etti.
“Yedim dedim, seni piç kurusu.”
“Öyle rastgele bir şey alıp yeme.”
Kwon Taekjoo kaşlarını çattı. Bütün bunlar birkaç elma yediği için miydi? Aklını kaçırmıştı. Tekrar itiraz etmek için ağzını açtığı anda, bibimbap dolu bir kaşık ağzına sokuldu. Arka arkaya iki kez kahvaltı yapmıştı ve midesi şişmişti. En ufak bir sarsıntı bile sindirimini tersine çevirebilirmiş gibi hissediyordu, bu yüzden öğleden sonra uzandı. Parmaklarını kıpırdatmadan yemeğin sindirilmesini beklemek lüks gibi görünebilirdi, ama Kwon Taekjoo için bu bir mücadeleydi. Belki de bu yeni bir işkence türüdür, diye düşündü. Zhenya neyden memnun değildi? Yüzü bile oldukça soğuktu. Kwon Taekjoo gerçekten yememesi gereken bir şeyi yutmuş olsa bile, bu onu ilgilendirmezdi. Öyle rastgele bir şeyi alıp yeme demek neydi? Bu insanlara söylenecek bir şey değildi. Kwon Taekjoo’yu zorla alt ettiği için köpeği mi sanıyordu? Kwon Taekjoo’nun keyfi birdenbire kaçtı. Neden buraya geldiğinden beri bu kadar mutsuz olduğunu sonunda anladı. Zhenya tarafından defalarca kontrol edilmişti. Ne yiyeceği, ne yapacağı, nerede ve nasıl uyuyacağı konusunda hiçbir seçeneği yoktu. Tuvalete gitmesi bile izleniyordu. Hatta belinde itaat anlamına gelen bir dövme bile vardı.
“Hahahahahaha...”
Durumunu düşününce kahkahalarla gülmeye başladı. Ne kadar inkar etse de, evcil bir domuzdan farkı yoktu. Geriye dönüp bakınca, Zhenya ile seks de aynıydı. Kwon Taekjoo ne kadar şiddetle isyan ederse, Zhenya o kadar zevk alıyordu. Onun gözünde, vahşi bir canavarın ruhunu kırıp evcilleştirmenin zevki vardı.
“Tek başına ne yapıyorsun?” Aniden Olga’nın sesi duyuldu. Kwon Taekjoo onun geldiğini görmemişti, ama düşünceleriyle çok meşgul olmalıydı.
“Ne yapıyorum gibi görünüyor?”
“Ölü taklidi mi?”
“Yanlış. Ağıldaki domuz taklidi yapıyorum.”
Düşünmeden cevap verdi ve ayağa kalktı. Oturmasını söylemesine gerek kalmadan Olga yanına oturdu.
“Sıkılmış olmalısın. Ne yapıyordun?”
“Uzanıp, oturup, yemek yiyip, yıkanıp, uyuyup...”
“...Sana kitabımı vereyim. Oku. Bir daha asla göremeyeceğin bir şaheser.”
Ona şefkatli bir bakışla uzattığı kitap bir aşk romanıydı. Budist kutsal kitaplarını okumak daha eğlenceli olurdu. Kwon Taekjoo isteksizce sayfaları çevirdi.
“İşte ana karakter. Biraz dağınık, parası yok, oyun oynamayı bilmiyor, ama küçük bir kız olduğundan beri çaresizce istediği bir hayali var. İnançlarına güvenip yeterince çalışırsa, gerçek hayatın boktan koşullarında bile hayallerini gerçekleştirebileceğine inanıyor. Samimi ve pozitif olmak bir güç, ama aynı zamanda bir zayıflık, bu yüzden sırtından bıçaklanacak. Küçük bir kasabada bir adamla tanışacak ve ona koşulsuzca aşık olacak. Adam ünlü bir sporcu, ünlü bir avukat ya da ikinci nesil bir iş adamı. Hayatında hiç bir kadına ilgi duymamış bir işkolik olacak, ama kahramanın parlaklığı ve masumiyetine hayran kalacak ve onu hayatının sonuna kadar sevecek. Onun desteği sayesinde, kızın hayalleri gerçek olacak. Öyle değil mi?”
Olga’nın gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Bunu okudun mu?”
“Okumamış olsam bile biliyorum.”
Kitabı yüzünü buruşturarak geri verdi. Olga, öngörülebilirliğin eğlenceli olduğunu düşünerek, kitap kurdu dünyasına dalmıştı. Kendini kitaba gömmüştü.
“Olası değil biliyorum, ama o piç... hayvan beslemeyi sever mi?”
Olga soruyu hemen cevaplamadı. Dinlemiyor, kitaba dalmış gibiydi. Cevabı biraz gecikti.
“Tabii. Kuşlar, köpekler, kediler, hepsini severim.”
“... Hayır, sen değil.”
“Benden başka kim olabilir ki...”
Olga’nın başı birden yukarı kalktı. Gözleri dehşetle açılmıştı.
“O kişiden mi bahsediyorsun? Buna soru mu diyorsun?”
“Yani sevmiyor mu diyorsun?”
“Ne sorduğunu bilmiyorsun. O adamın hayatında bir çim bile yetiştirdiğini görmedim. Sıkıldığından zavallı bir hayvanı dövmezse şans sayılır.”
Belki de insanlar o kadar da öngörülemez değildi. Hayvan yetiştirmek bir yana, bahçecilikle ilgilenmeyen bir adam neden birdenbire insanlara bakmakla ilgilenmeye başlamıştı? Ve neden Kwon Taekjoo’nun kendisiyle ilgilenmek zorundaydı? Sırf eğlenceli olduğu için mi?
“...Bir kaplan.”
Olga, Kwon Taekjoo’nun omzunun üzerinden bakarak irkildi. Kafasını çevirdiğinde, Zhenya’nın koridorda yürüdüğünü gördü. Zhenya, kovulmaktan korkan Olga’ya aldırış etmeden Kwon Taekjoo’nun önünde dik duruyordu. Bakışları çok sert ve göz ardı edilemezdi. Kwon Taekjoo’nun içinden kötü bir his geçti.
“Ne...”
Ağzını açar açmaz, Zhenya’nın eli uzandı. Kwon Taekjoo kaçamadan kolunu yakaladı, onu kaldırdı ve yatak odasına sürükledi. Arkalarında, Olga gözleri fal taşı gibi açılmış izliyordu. Böylece doğrudan yatağa mı gidiyorlardı? Kwon Taekjoo’nun zamanı ve yeri seçme hakkı yoktu, ama Zhenya’nın kız kardeşi izliyordu. Umutluydu, ama Zhenya sanki göstermek istercesine Kwon Taekjoo’nun gömleğinin düğmelerini açtı. Neredeyse yırtmış gibiydi. Şaşkınlık içinde Kwon Taekjoo aniden üstünü katladı ve inledi.
“Uh.”
“... Ne?”
Ancak o zaman Zhenya yürümeyi bıraktı ve geriye baktı. Kwon Taekjoo’nun birdenbire durmasına sinirlenmiş gibiydi. Kwon Taekjoo tekrar inledi.
“Karnım ağrıyor. Bana zorla yemek yediren o pislik yüzünden hastalandım herhalde.”
Zhenya’nın bileğini tutan eli aniden gevşedi ve Kwon Taekjoo tuvalete koştu. İçeri girer girmez kapıyı çarptı. Tuvalet kapağını açtı ve üzerine çöktü. Bir iç çekiş kaçtı. Acil durum atlatılmıştı, ama gelecekte ne yapacağı konusunda hiçbir fikri yoktu. Her gün midesinden şikayet edemezdi. Zhenya buna inanmazdı ve Olga’nın valizinin büyüklüğüne bakılırsa, yakın zamanda ayrılmayacaktı. Zhenya ile adada yalnız kalmamak için birinin gelmesini umuyordu, ama bu istediği şey değildi. İşler kötüye gidiyordu. Dağınık saçlarını eliyle karıştırdı. Dudaklarından bir iç çekiş daha çıktı.
***
Kwon Taekjoo birdenbire uyandı. Vücudunu kaplayan kapkara karanlıkta yönünü şaşırmıştı. Ne kadar zamandır Zhenya yatağının başında duruyordu? Ne oluyordu? Kwon Taekjoo üstünü kaldırdı. Altında sert bir yüzey vardı. Mide ağrısı bahanesiyle banyoya girip çıkarken kanepede uyuyakalmış olmalıydı. Dik oturdu, kollarındaki tüyleri yavaşça ovuşturdu. Boynu uykudan tutulmuştu. Zhenya’nın bakışlarından kaçmak için başını bir o yana bir bu yana çevirdi.
“Burada ne yapıyorsun?”
“Tuvalete gidip gelirken uyuyakalmışım.”
Garip bir bahane uydurdu. Yüzünün yanına bir bakış attı. Zhenya ona böyle baktığında, Kwon Taekjoo kendini parçalanmış gibi hissediyordu.
“Hepsi senin yüzünden, pislik.”
“Şimdi daha iyi misin?”
Kwon Taekjoo homurdanmayı bıraktı ve Zhenya’ya baktı. Yüzünde şaşkın bir ifade belirdi. Zhenya’nın böyle insani bir soru soracağını beklemiyordu. Yanlış bir şey mi yemişti? Kwon Taekjoo başını salladı, ama Zhenya’nın eli aniden uzandı. Refleks olarak Kwon Taekjoo geri çekildi. Yaklaşan el durakladı. Zhenya’nın bakışları yavaşça eli ile Kwon Taekjoo’nun yüzü arasında gidip geldi. Sessiz göz bebekleri Kwon Taekjoo’nun nefesini kesti. Kwon Taekjoo ona baktıkça, bir timsahı daha çok andırıyordu. Bir anlık sessizliğin ardından adam dudaklarını büzdü.
“Davranışların gurur duyulacak bir şey değil.”
“Benden gurur duymanı istemedim.”
“Bir hayvan cazibesini yitirdiğinde, haşlanıp yenir.”
Alaycı sözlerinden, Kwon Taekjoo’yu bir evcil hayvan olarak gördüğü açıktı. Kwon Taekjoo cazibeli davranmazsa öleceğini söylerken şaka yapmıyordu. Onun ölüm tehditleri, başkalarınınkinden daha gerçekçi görünüyordu. Yine de sözleri korkutucu olmaktan çok gülünçtü. Kwon Taekjoo, nasıl bir insanın böyle bir zihne sahip olarak doğup büyüyebileceğini merak etti. Zhenya kısa süre sonra tekrar elini uzattı. Eli Kwon Taekjoo’nun yüzüne değmek üzereyken, Kwon Taekjoo başını çevirerek elinden kaçtı.
“Yapma.”
Zhenya’nın kaşları çatıldı. Kanı çekmiş yüzünde hoşnutsuzluğu belliydi. Kwon Taekjoo ona sertçe baktı. Gözleri kilitlendi. Anlık gerginliği bozan Zhenya aniden çenesini yakaladı.
“Kes şunu!”
Kwon Taekjoo sinirlenerek elini salladı ve hemen boğazından yakalanarak kanepeye fırlatıldı. Zhenya’dan kurtulmak için bacaklarını çırptı. Birkaç öfkeli yumruk atıldı. Çaresizlik içinde, Zhenya’nın çenesini itti ve karnına tekme attı, ama ne kadar yaparsa Zhenya’nın yüzü o kadar sertleşti. Gücü arttı. Kwon Taekjoo ezilmek üzereydi. Zhenya, Kwon Taekjoo’nun gömleğini pervasızca kaldırdı. Dikişler zorla açıldı. Düğmeler kopmak üzereydi. O anda, dişlerini Kwon Taekjoo’nun açıkta kalan karnına geçirdi.
“Yapma...!”
Kwon Taekjoo tiksintiyle bacaklarını tekmeledi. Sabah seksi yapacaklardı. Her tarafı açık bir oturma odasında. Tam o anda, ikinci kattan istenmeyen bir hareket geldi. Olga uyanmış gibiydi. Kwon Taekjoo çekildi ve Zhenya’ya baktı. O da başını kaldırıp Kwon Taekjoo’ya baktı. Ama sonra, Kwon Taekjoo’nun alt karnından sağ tarafına kadar uzun, kışkırtıcı bir şekilde yaladı ve arkasında parlak bir iz bıraktı. Kwon Taekjoo’nun gerginliği doruk noktasına ulaşmıştı. Kendini bu kadar pis bir halde gösteremezdi. Ses çıkarmamak için dişlerini sıktı ve Zhenya’yı sertçe itti. ama Zhenya inatçıydı. Ellerini Kwon Taekjoo’nun gömleğinin altına soktu ve göğsünü patlayacak kadar sıkı sıktı. Kwon Taekjoo üst vücudunu sallarken, Zhenya başparmağını meme ucuna sürttü. Kwon Taekjoo şokla gözlerini genişletti.
“İyi uyudun mu?”
Olga, sabah selamı vererek dik durdu. Ta ki küçük kanepede uzanmış iki kişiyi görene kadar. “Oh,” dedi, sanki aptallaşmış gibi, ve hızla uzaklaştı. Sonunda yine oldu. Kwon Taekjoo çaresizlik içinde gözlerini koluyla kapattı. Çenesi sıkıldı. Onu izleyen Zhenya, aniden meme ucunu çevirdi.
“Ah!”
Kwon Taekjoo gergin bir şekilde bağırdı ve Zhenya’ya öfkeyle baktı. Zhenya’nın bakışları daha da soğudu.
“Şımarık davranmasan iyi olur.”
Reddedilmesi ilk kez olmuyordu, ama bu sefer gerçekten hoşnutsuz görünüyordu. Kwon Taekjoo bir öğünü atladı ve boş bir odayı temizledi. Adadan hemen ayrılamazsa, en azından kendine bir oda. ayarlaması gerekiyordu. En son ihtiyacı olan şey, bu sabahın tekrarlanmasıydı. Nedense, Zhenya ile aynı yatağı paylaşmak onun rutininin bir parçası haline gelmişti. Malikanede bolca boş oda vardı, ama yatak takımı yetersizdi. Battaniye olmadan uyursa, hipotermiye girip ölecekti. Zhenya'nın yatak odasından kullandıklarını almak zorunda kaldı. Zhenya yatak odasındaki sandalyede dinleniyordu. Başı geriye eğilmiş ve gözleri kapalıydı. Kwon Taekjoo onu uyandırmamak için dikkatlice bir adım attı. Yine de gözlerini açtı ve Kwon Taekjoo'yu takip etti. Kwon Taekjoo, Zhenya'nın hareketsiz, sert bakışlarını görmezden gelmeye çalışarak bir yastık aldı. Dolaptan yedek bir battaniye aldı.
"Ne yapıyorsun?"
"Diğerleri burada, burada sonsuza kadar kalamam."
Çekmeceyi açtı ve birkaç iç çamaşırı çıkardı. Hepsi yeni ve açılmamıştı. Diş fırçasını ve tıraş bıçağını almak için banyoya gitti. Hareketli olduğu için, yanında tuttuğu yastığı düşürdü. Onu almak için eğildiğinde, yaklaşan Zhenya yastığı ayağıyla ezdi. Kwon Taekjoo yavaşça başını kaldırdı. Zhenya'nın yüzü, Kwon Taekjoo'nun sert ifadesi kadar katıydı.
"Kimin izniyle?"
"Tabii ki kendiminkiyle. Çekil yolumdan."
Kwon Taekjoo homurdandı. İçinde tuttuğu duygular patlamak üzereydi.
''Seni biraz rahat bıraktım diye kendini fazla kaptırma. Yerini bil."
Kwon Taekjoo dişlerini sıkarak kendini zorladı. Yumruklarını sıktı. Normalde kendini tutardı. Zhenya’yı kışkırtmanın iyi bir fikir olmadığını tecrübesinden biliyordu. Ama bu sefer yapamadı. Dayanabileceği bir sınır vardı. Üst vücudunu düzeltti ve Zhenya’nın omzuna yumruk attı.
“Yeter.”
Zhenya’nın gözleri omzuna kaydı. Başını tekrar çevirdi, gözleri Kwon Taekjoo’ya dikildi. Şimdiye kadar Kwon Taekjoo, Zhenya’nın oyununu oynamıştı. Hayatta kalmak için birçok şeye boyun eğmek ve başına gelen her şeye katlanmak zorundaydı. Neredeyse her durumda kontrol Zhenya’daydı ve Kwon Taekjoo’nun hayatı tamamen onun elindeydi. O, Kwon Taekjoo’nun dış dünyayla tek bağlantısı, hala hayatta olduğunu hatırlatan tek şeydi. Sonra yeni bir kişi ortaya çıktı. Ve bununla birlikte her şey değişti. En azından Kwon Taekjoo için. Olga’nın gelişi bir uyanış oldu. Zhenya’ya karşı kayıtsız, uzlaşmacı ve rahat hale geldiğini fark etti. Geriye dönüp baktığında, Zhenya ile ilişkisi tartışılmaz bir şekilde bozulmuştu. Eğer bu şekilde devam ederse, her şey kontrolden çıkacaktı. Düşüncelerini toplarken, Zhenya ona doğru atıldı. Refleks olarak geri çekildi ve elindeki battaniyeyi yere attı. Battaniye yere düşerek Zhenya’nın görüşünü engelledi. Kwon Taekjoo tereddüt eden adama yumruğunu savurdu. Ancak Zhenya kolunu kaldırarak saldırıyı engelledi. Kwon Taekjoo’nun sıkı yumruğu yakalandı ve ona doğru çevrildi. Acımasız kuvvet altında eklemleri büküldü. Teslim olmak kolay olabilirdi, ama Kwon Taekjoo yarı dönerek Zhenya’nın bacağına tekme attı. Beklenmedik karşı saldırı Zhenya’yı dizlerinin üzerine çöktürdü ve Kwon Taekjoo, onun elinde tutularak, onunla birlikte yere düştü.
“Uh..!”
Başının arkası yere çarptığında kulakları çınladı. Halı üzerinde olmasalardı, beyin sarsıntısı geçirirdi. Ciğerleri ezilmişti ve nefesi boğazında takılmıştı. Kalkmak istedi, ama Zhenya onu ezdiği için kalkamadı. Şimdi düşüşün kasıtlı olduğunu anladı. Bir sonraki anda, Zhenya aniden Kwon Taekjoo’nun pantolonunu yakaladı. Kwon Taekjoo onu iterek uzaklaştırmaya çalıştı ama Zhenya kıpırdamadı. Bir an sessiz bir mücadele yaşandı. Sert nefes alıp vermeler ve keskin hareketler birbirini izledi, ta ki kapının diğer tarafından bir vuruş sesi duyulana kadar. Bir an için iki adam da hareket etmedi. Ama sadece bir an için, çünkü Zhenya Kwon Taekjoo’nun donmuş ayak bileğini yakaladı ve Kwon Taekjoo’nun gömleğini yırtarcasına buruşturdu. Kwon Taekjoo aceleyle çenesini uzaklaştırdı. Bir eliyle gömleğini tutmayı başardı. Paniklemiş bakışları Zhenya’nın kör bakışlarıyla çaprazlaştı.
“Dışarıda konuşalım.” diye Olga’nın sesi duyuldu. O anda, yere düşen bir yastığı kaldırdı ve Zhenya’nın yüzüne vurdu. Yüzüne beklenmedik bir şekilde vurulan Zhenya, başını yarıya çevirdi ve hareketsiz kaldı. Nefes bile almıyordu. Bu sırada Kwon Taekjoo ondan uzaklaştı. Sonra yatak odasından aceleyle çıktı.
“.......”
Zhenya uzun süre hareketsiz kaldı. Gözlerinin önünde kırmızı alevler yanıyor gibiydi. Çenesi sıkılaştı. Vücudundaki tüm nem bir anda buharlaşmış gibiydi.
Neden birdenbire bu kadar sinirlendiğini kendisi bile bilmiyordu. Ayağa kalktı. Hareketleri aceleci değildi, ama yine de büyük bir güç yayıyordu. Soluk yüzündeki duygu tamamen kaybolmuştu. Kwon Taekjoo’nun peşinden koridora doğru ilerlemeye başladı, ama Olga aniden önünü kesti.
“Çekil.”
Sert bir şekilde emretti. Olga başını sallayıp reddettiğinde, onu omuzlarından itti. Olga sendeledi ama tekrar ayağa kalkıp Zhenya’nın önünü kesti. Soğuk bir bakış ona dikildi. Olga bile onun tehlikeli gözlerine bakınca omuzlarını içe doğru kıvrıldı.
“Seninle konuşmam lazım.”
Zhenya isteğini görmezden geldi ve Olga’nın yanından geçip gitti. Olga artık onu tutmuyordu. Sadece kayıtsız sırtına bağırdı.
“Vadim eve geldi. Babamla yaptığı konuşma olağandışıydı. Bu sefer gerçekten zarar görebilirsin, bu yüzden inatçılığı bırak ve insanların istediğini ver!”
Bu, Olga’nın beklenmedik ziyaretinin asıl amacıydı, ama endişeleri Zhenya’ya ulaşmadı. Sanki hiçbir şey duymamış gibi merdivenleri çıkmaya devam etti.
“Kendini dışlamaktan bıkmadın mı?”
Olga tekrar denedi. Yine cevap gelmedi. Zhenya’nın silueti hızla gözden kayboldu. Duvara konuşmak daha kolay olurdu. Olga omuzlarını düşürdü ve hayal kırıklığıyla içini çekti. Bang. Kapalı kapı, bükülecek kadar güçlü bir darbeyle sallandı. Ama kapının diğer tarafında sessizlik hakimdi. Zhenya kapıya tekrar vurdu. Kapıya çarpan yumruk öfke doluydu, ama ardından gelen ses alçak ve kuruydu.
“Kapıyı aç.”
İçeriden hala hiçbir ses gelmiyordu. Zhenya’nın yüzü soğudu. Bacağını kaldırdı ve tereddüt etmeden kapıyı tekmeledi. Şiddetli bir çatırtıyla kapı ikiye bölündü. Yırtık pırtık kapıyı iterek içeri girdi. Pencerenin yanında duran Kwon Taekjoo şok içinde kaşlarını çattı. Zhenya ona doğru yürüdü ve çenesini kavradı.
“...Öhö.”
Bir anda Kwon Taekjoo havada uçtu. Zhenya’nın sıktığı çenesi kırılacakmış gibi zonkluyordu. Zhenya onu tek koluyla havaya kaldırdı ve sanki bir insan değil de bir nesneyi hayranlıkla seyrediyormuş gibi donuk bir bakışla ona baktı. Kwon Taekjoo’nun yüzü kıpkırmızı oldu. Gözlerini sıkıca kapattı. Zhenya’nın ellerinde öleceğini hissetti. Hayatını kurtarmak için çabalarken ayağı Zhenya’nın karnına çarptı. Adam hemen onu karşı duvara fırlattı. Kwon Taekjoo sırtı ve başı duvara çarptı ve masanın üzerine düştü. Dayanılmaz acıdan inleyerek, zonklayan uzuvlarını sıktı. Bu sırada Zhenya, tekmelediği yeri kontrol etti ve nefes almak için başını eğdi. Tekrar mesafeyi kapatırken, gözleri öfkeyle parladı. Geri dönüşü olmayan noktayı çoktan geçmiş gibi görünüyordu. Kwon Taekjoo ayağa kalkarak tahta tabureyi ona fırlattı. Zhenya kolunu kaldırarak tabureyi engelledi. Yıpranmış tabure, koluna çarptığında kırıldı. Kolundaki talaşları ve odun parçalarını hafifçe silkeledi. Hemen ardından, bakışları çarpıştı. Kwon Taekjoo’ya sessizce bakan gözler hiç de insana benzemiyordu. Daha çok avlanmaya hazır bir yırtıcı hayvanın gözleri gibiydi. Kwon Taekjoo refleks olarak geri çekildiğinde, Zhenya ona atladı ve kendini savunma şansı bulamadan tüm yüzünü yakaladı. Kafasının arkası duvara çarptı. Darbenin etkisiyle sendelediğinde boğazı sıkıldı. Hemen ardından vücudu havaya kaldırıldı. Kwon Taekjoo’nun hayatta kalma içgüdüsü devreye girdi ve yumruklarını savurdu, ama nafile. Zhenya kolunu kaldırdığında, Kwon Taekjoo’nun ayakları yerden kesildi. Kaçacak yeri olmayan vücudu, hayatta kalmak için çaresizce mücadele etti. Zhenya, acıdan çarpılmış Kwon Taekjoo’nun yüzüne baktı. Mavi gözlerinde acıma ya da tereddüt belirtisi yoktu.
“Efendisine dişlerini geçiren bir köpeğin hayatta kalmasına gerek yok.”
Parmakları Kwon Taekjoo’nun boğazını sıktı, sanki eti deliyormuş gibi. Kwon Taekjoo’nun kafasındaki basınç arttı. Nefes almaya çalışırken dudaklarından salya sızdı. Zhenya ile birlikte olmak sürekli bir ölüm kalım mücadelesiydi. İstediği kadar rahat davranabilirdi, ama kırıldığında tavırları değişir ve saldırırdı. Kwon Taekjoo yorgundu. Bu ip üzerinde yürümekten yorgundu. Umutsuz bir yerde hayatta kalmak için Zhenya’nın ruh haline uyum sağlamaktan yorgundu. Bu adadan kurtulamazsa, ölse de fayda yoktu. Hayır, belki de ölmek daha iyi olurdu. Gözlerini açıp Zhenya’ya bakmayı başardı. Pürüzsüz alnında bir damar belirmişti. Acıdan kaşları çatılmıştı ama inatla gözlerini Zhenya’dan ayırmadı. Boğazını ne kadar sıkarsa sıkın, sadece göz kapakları aralıklı olarak titriyordu ve gözlerini kapatmayı reddediyordu. Böyle ısrarcı bir bakışın hedefi olmak yük müydü? Zhenya’nın gözleri kısıldı. Kwon Taekjoo ona baktı ve birkaç kelime mırıldandı.
“Evet, öldür beni. Çünkü artık senin altında sızlanmaya dayanamıyorum.”
Zhenya’nın ifadesiz yüzü hoşnutsuzlukla buruştu. Hiçbir tepki vermeden Kwon Taekjoo’nun boğazına bastırdı, o kadar güçlüydü ki Kwon Taekjoo’nun boynundaki tüm kemikleri kırılacak gibiydi. Kafası kendi kendine geriye doğru savruldu. Kwon Taekjoo, boynuna sarılmış parmaklara rağmen hayatı için mücadele etmedi. Sadece Zhenya’nın acımasızca çarpılmış yüzüne bakakaldı, tüm gücü bacaklarından çekildi. Zhenya dudaklarını kıvırdı. Kwon Taekjoo’yu cezalandırmaya o kadar odaklanmıştı ki, neden bu kadar öfkeli olduğunu bile anlayamıyordu. Nefes nefese kalan Kwon Taekjoo hafifçe gülümsedi. Ölmeye hazırlanırken artık hiç korku hissetmiyordu. Hatta, her zaman bu kadar aşırı davranan adama sempati bile duyuyordu.
“... Ben de sana acıyorum.”
Sesi nefesi kadar zayıftı. Belki de bir yanılsamaydı, ama Zhenya’nın boğazındaki tutuşu bir an için gevşemiş gibi göründü. Ama sadece bir an için. Kwon Taekjoo kısa süre sonra yere yığıldı ve bilincini kaybetti. Zhenya’nın bakışlarını tutan karanlık gözleri ağır göz kapaklarının arkasına düştü. Hızla atan nabzı artık hissedilmiyordu. Zhenya elini bıraktı. Havada asılı kalan Kwon Taekjoo’nun vücudu yere çakıldı. Zhenya kaygan elini açtığında parmak uçları kanla lekelenmişti. Kan, Kwon Taekjoo’nun boynundan akmıştı. Zhenya, eliyle ayaklarının dibine düşen adam arasında bakışlarını gidip geldi. Neden bu kadar sinir bozucu bir yaratığı hallettikten sonra kendini bu kadar kötü hissediyordu? Artık onu rahatsız edecek hiçbir şey kalmamıştı. Ama neden? Normalde kalp atışlarını bile hissetmezken, kalbi hızlı ve şiddetli bir şekilde atıyordu. Ayaklarının dibinde hareketsiz yatan cesede bakarken, aniden Kwon Taekjoo’nun kolunu yakaladı. Ancak sadece kolu kalktı, Kwon Taekjoo’nun vücudunun geri kalanı hareketsizce asılı kaldı. Zhenya aniden Kwon Taekjoo’nun yakasını yakaladı ve onu şiddetle salladı. Dikkatsiz bir hareketti. Gözleri odaklanamadan titriyordu. Kwon Taekjoo tepki vermediğinde, Zhenya onun yanağına bir tokat attı. İki saniye içinde yanağı kızardı ve şişti. Dudağı patlamış ve ağzının köşelerinde kan birikmişti. Ama hala hayat belirtisi yoktu. Zhenya yüzünü yaklaştırdı ve Kwon Taekjoo’nun burnuna ve ağzına kulağını dayayarak nefes alıp almadığını kontrol etti. Nefes aldığını hissedebiliyordu, ama bunun Kwon Taekjoo’ya mı yoksa kendisine mi ait olduğunu anlamak zordu.
Kwon Taekjoo’yu yere yatırdı, gömleğini yakaladı ve yırttı. Kulağını çıplak göğsüne dayadı ve kalp atışlarını dinledi. Kwon Taekjoo’nun vücudundan zayıf bir kalp atışı hissedebiliyordu. Ama o kadar zayıftı ki, her an kesilebilir gibi görünüyordu. Kwon Taekjoo’nun çenesini tuttu ve ağzını açtı. Parmaklarını ağzına sokan Zhenya, dilini bastırarak hava yolunu açtı. Sonra yüzünden bir şey kaydı ve Kwon Taekjoo’nun alnına damladı. Terdi. Zhenya’nın hareketleri durdu. Onu soğuk terlere boğan bu acil durum neydi? Boş gözleri açık kalmış, hiçbir şeyi algılayamıyordu. Oldukça şok olmuş görünüyordu. Ayağa kalktı, yarı kırık kapıya doğru sendeleyerek yürüdü ve odadaki enkazları ve mobilyaları etrafa fırlattı. Kwon Taekjoo’nun özenle süpürüp temizlediği oda kısa sürede darmadağın oldu.
Hâlâ heyecanlıydı, nefes nefese, omuzları inip kalkıyordu. Bir an başını eğdi ve nefesini topladı. Tanımlayamadığı bir kopukluk hissi vücuduna yayıldı. Hoş bir his değildi. Kalbi hâlâ sebepsiz yere hızla atıyordu. Neden? Neden böyle? Neyi bu kadar sevmiyordu? Odayı terk etti. Panik içinde koşarak gelen Olga, ona şaşkın gözlerle baktı.
“Ne oldu?” diye sordu ama o cevap vermedi ve merdivenlerden yukarı çıkmaya devam etti. Olga, onun yüzünde daha önce hiç böyle bir ifade görmemişti. Kötü bir hisse kapılan Olga, kırık kapıdan aceleyle içeri girdi. Kwon Taekjoo, hareket edemeyecek halde dağınık odada uzanıyordu. Önce nefes alıp almadığını kontrol etti. Ayrıca göz kapaklarını açarak göz bebeklerini kontrol etti. Neyse ki hala nefes alıyordu. Boynunda el izleri olan kan vardı. Çok fazla değildi ama kanamayı durdurması gerektiğini biliyordu. İlk yardım çantasını almaya giderken pervanelerin sesini duydu. Kalkış yapan helikopter hızla malikaneden uzaklaştı.
***
Bu sayfanın çevirisi gyuhwooll'a ait değil! Editlemesi ve bazı yerlerinin çevirisi bana ait olmakla berabar genel olarak çeviri başka birine ait. Çeviri'nin sahibinin ismini bilmiyorum çevirisini tanıyıp benimle iletişime geçebilir. Bu sayfa için farklı bir çeviri kullanma sebebim çevirmenimiz gyuhwooll'un kendi çevirisinde sorunlar olmasıydı. Bu sayfa genel novel akışı açısından önemliydi bu yüzden daha iyi anlaşılması adına böyle bir şey yapma kararı aldım.