I Love Portofino…   ( Posta izmirr köşe yazıları)

Hep merak etmişimdir…

Adına şarkılar yazılan Portofino neden bu kadar ünlü? Neden bu kadar popüler? Neden bu kadar gizemli?

Neredeyse her İtalya seyahatimde, hatta arkadaşlarla yaptığımız gezilerde bile gidilecek yerler listesinin değişmeyen adreslerinden biri mutlaka Portofino olur.

"Geçen yıl gitmiştik, tekrar ne gerek var?" deriz.

Ama nedense yol yine Portofino'ya çıkar.

Peki gerçekten orada ne var?

Neden bu minnacık balıkçı köyüne dünyanın dört bir yanından insanlar akın ediyor? Neden dünyanın en lüks yatları burada demirliyor? Neden zenginlerin vazgeçilmez adreslerinden biri burasıdır?

İşin ilginç yanı, bütün bunları açıklayacak kadar büyük bir cazibesi de yok.

Karşınızda sadece küçük bir balıkçı köyü var…

Yaklaşık 100 metrelik dar bir cadde boyunca dizilmiş, çoğu yalnızca görünür olmak için açılmış lüks markaların butik mağazaları… Küçük bir meydan… Meydanın etrafında ise gücünü tamamen "Portofino" isminden alan astronomik fiyatlı birkaç kafe ve restoran…

Hepsi bu.

Ama bazen mesele sahip olduklarınız değil, insanların sizin hakkınızda ne düşündüğüdür.

Portofino bunun dünyadaki en başarılı örneklerinden biri.

2018 yılında yaptığımız bir ziyarette bunu bizzat yaşadım. Portofino'ya yaklaşık iki kilometre kala polis yolu kapatmıştı. "Portofino è al completo."  “portofino dolu “diye polis tabela tutuyordu ve İçeriden bir araç çıkmadan yeni bir aracın girişine izin verilmiyordu.

Sadece bu küçücük kasabaya girebilmek için yaklaşık iki saat bekledik. 

İşte o gün kendi kendime şu soruyu sordum:

"Bu küçücük balıkçı köyünü dünyanın en ünlü destinasyonlarından biri yapan ne?"

Cevabı aslında tarihte saklı.

Dolce Vita'nın gözdesi

Portofino, 20. yüzyılın ortalarına kadar sessiz bir balıkçı köyüydü.

1950'li ve 1960'lı yıllarda ise İtalya'nın dünyaya armağan ettiği La Dolce Vita (Tatlı Hayat) döneminin simge destinasyonlarından biri oldu.

Elizabeth Taylor, Richard Burton, Humphrey Bogart, Frank Sinatra…

Hollywood'un en büyük yıldızları burada tatil yaptı. Hatta bazıları Mülk edindi.

Ardından Avrupa kraliyet aileleri, iş insanları ve dünyanın seçkin isimleri geldi.

Bir destinasyonun kaderi bazen yalnızca doğru misafirlerle değişebiliyor.

Adına şarkılar yazıldı

Portofino'nun ününü ölümsüzleştiren olay ise 1959 yılında yaşandı.

İtalyan-Fransız sanatçı Dalida'nın seslendirdiği "Love in Portofino", kısa sürede Avrupa'nın en sevilen şarkılarından biri haline geldi.

Bir şarkı…

Belki de milyonlarca dolarlık reklam kampanyalarının başaramayacağını başardı.

Portofino artık yalnızca bir kasaba değil, romantizmin adı olmuştu.

Kartpostalın içine girmek

Portofino'nun limanını çevreleyen rengârenk evler, zümrüt yeşili deniz ve dik kayalıklar…

Hepsi birlikte kusursuz bir kartpostal oluşturuyor.

Bugün insanlar yalnızca Portofino'yu görmek için değil, o kartpostalın içinde birkaç saat yaşayabilmek için geliyor.

Sonra da milyonlarca fotoğrafla bu hikâyeyi dünyaya taşımaya devam ediyorlar.

Bir turizm markası nasıl doğar?

Bence Portofino'yu zirveye taşıyan yalnızca doğal güzelliği değil.

İtalya markası…

Dolce Vita ruhu…

Hollywood yıldızları…

"Love in Portofino" şarkısı…

Doğru hikâye…

Ve onlarca yıldır hiç ara vermeden sürdürülen profesyonel tanıtım çalışmaları…

Bütün bunlar birleşince küçük bir balıkçı köyü, dünyanın en güçlü turizm markalarından birine dönüşüyor.

Portofino'dan çıkarılacak ders

İtalya Rivierası'nın yolu düşen herkese tavsiyemdir…

Portofino'yu mutlaka görün.

Ama birkaç kilometre ötedeki Cinque Terre köylerini de listenize ekleyin.

Bir zamanlar yalnızca balıkçılıkla geçinen bu köyler, bugün İtalya ekonomisine milyonlarca euro kazandıran turizm merkezleri haline gelmiş durumda.

Özel tren hatları…

Yürüyüş rotaları…

Tanıtım merkezleri…

Her ayrıntı planlanmış.

İtalya yalnızca güzel destinasyonlar üretmiyor.

Onları dünyaya hayranlık uyandıracak şekilde anlatmayı da biliyor.

Ve bence Portofino'nun asıl sırrı tam da burada saklı.

Çünkü turizmde bazen manzara tek başına yetmez.

Bir hikâye gerekir.

Bir şarkı gerekir.

Bir hayal gerekir.

Portofino, belki de dünyanın en güzel balıkçı köyü değildir.

Ama dünyanın kendini en iyi anlatan balıkçı köyü olduğu konusunda sanırım kimsenin itirazı olmaz.