Özbekistan: Taşkent’in Yeşili, Semerkant’ın Mavisi

Gezip gördüğüm birçok ülkeye beni işim ve merakım taşıyor. Bunlardan birisi de Özbekistan. Geçtiğimiz yıl Semerkant'ta gerçekleştirilen ve dünya genelinden binlerce yetkiliyi bir araya getiren büyük çaplı UNESCO Dünya Mirası Konferansı’na katıldım. Bu toplantı vesilesiyle Taşkent ve Semerkant’ı tüm detaylarıyla gezme fırsatı buldum.

Daha önce de sizlerle paylaştığım gibi, gezdiğim bazı ülkeler beni gerçekten şaşırtıyor. Şöyle ki: Taşkent’in bu kadar güzel, gezilecek ve görülecek yerlerle dolu, özellikle de yemyeşil parklarında dinlenerek keyif alınacak bir şehir olduğunu hiç düşünmemiştim. Belki bulunduğum tarihte (kasım ayının ilk haftası) havanın oldukça güzel olması da buna etken oldu ama parklarına tek kelimeyle bayıldım. İnsanların saygısına, belediye otobüslerinde çalınan Türkçe şarkılara, Çorsu Pazarı'na, Emir Timur Meydanı’na, Hz. İmam Kompleksi'ne, Minor Camii’ne, hatta tertemiz metrosuna ve Magic City Parkı’na hayran kaldım. Vejetaryen olmama rağmen o etsiz hazırlanan geleneksel Özbek pilavına tabiri caizse bayıldım; öyle ki 10 günlük seyahat planımı 3 haftaya çıkardım.

Bulunduğum dönemde çok fazla yabancı turist yoktu ama yerli halkla iç içe olmak çok kolaydı; zira aynı inancı, aynı kültürü paylaşıyor ve aynı lezzetleri tadıyoruz. Bu arada, neredeyse aynı dili konuşuyoruz. Son derece dürüst, saygılı ve bir o kadar da yardımseverler. Aslında Türkiye'de "Özbek" deyince çoğumuzun aklına hemen yaşlı bakıcısı, temizlik görevlisi ve benzeri hizmet sektörlerinde çalışanlar geliyor. Biraz da bu yüzden Türkiye’de Özbeklere karşı zaman zaman önyargılı bakılabiliyor. Ancak yolunuz Özbekistan’a, özellikle de Taşkent’e düşerse fikriniz tamamen değişecektir.

Bu arada, "Hâlihazırda Türkiye’de resmî ve gayriresmî kaç Özbek var?" diye sorarsanız, cevabı 250 bin civarındadır. Bu insanlar tabii ki Taşkent ve Semerkant gibi gelişmiş, ekonomik değerleri yüksek olan şehirlerden gelmiyorlar. Daha çok kırsal kesimlerden, gelişimi henüz tamamlanmamış köy ve kasabalardan geliyorlar; gelen biri de birkaç yıl içinde yüzlerce akrabasını getiriyor. Aslında bizler de zamanında öyle değil miydik? 1960'ların sonunda ve 70’lerin başında Avrupa’ya giden işçilerimiz, köyde kasabada ne kadar akrabası varsa hepsini bin bir çabayla yanına götürmek için uğraş vermedi mi? O dönemde Avrupa'ya 800 bine yakın Türk işçi gitti ve onların getirdikleriyle birlikte şimdiki nüfusumuz orada 7 milyonu geçti.

Konumuz olan Özbekistan’a dönersek; bu ülkeyi mutlaka gezilecek, görülecek, hatta yaşanacak yerler listenize alın. Çünkü bize göre konaklama, yeme-içme, enerji ve ulaşım oldukça uygun fiyatlı. Türkiye’ye kıyasla ortalama %30 daha ekonomik olduğunu söylemek mümkün.

İlgimi Çeken ve Sizlerle Paylaşmak İstediğim Bazı Kültürel Notlar:

Dikkat edersek, Özbekistan ve diğer Türk cumhuriyetlerinin kültüründe insana ve büyüğe saygı çok önemseniyor ve bu kadim değerlerden hiçbir şekilde taviz verilmemiş.

Semerkant Yolculuğu ve Tarihî İhtişam

Toplantımız Semerkant’taydı ve kiralık aracımızla yaklaşık 5 saat sürecek bir yolculuk için yola koyulduk. Hemen belirteyim; Taşkent ile Semerkant arasında modern bir otoyol beklentim vardı ama yoktu. En azından ülkenin en önemli iki büyük şehrinin birbirine kusursuz bir bölünmüş yolla bağlı olduğunu düşünmüştüm ama bu da yoktu. Genelde şehirleri birbirine bağlayan yollar oldukça bozuk; yer yer toprakla temas ettiğiniz yollarda kilometrelerce yolculuk yapıyorsunuz ve bu bir hayli yorucu oluyor. Çok yorucu bir yolculuk oldu ama en azından yol kenarındaki köylere uğrayıp yine yol boyunca sıralanan satıcılardan taze sıkılmış nar suyu içerek Semerkant’a ulaşmayı başardık.

Semerkant, adına yakışır şekilde İslam ve Timurlu mimarisinin ihtişamını zirvede yaşatan masalsı bir şehir. Cengiz Han’ın yıkımından sonra Timurlular, yüzyıllara sari İslamî kültür ve gelenekleriyle burada âdeta bir altın çağ yaşatmış. Özellikle Timur’un torunu Uluğ Bey, bu coğrafyada derin izler bırakan medreseler, camiler, rasathaneler ve bilim merkezleri inşa ettirmiş. Aslında Semerkant oldukça kompakt bir şehir; gezilecek ve görülecek noktalar birbirine yakın konumda. Estetiğin ve çini sanatının zirvesini temsil eden Registan Meydanı’nı gördükten sonra, yüzyıllar süren emeğin ve sanatın nasıl bir şahesere dönüşebileceğini çok iyi anlıyorsunuz.

Özetle, Semerkant’ı sindirerek gezmek için 3 gün size rahatlıkla yetecektir. Ancak yeşiliyle, dokusuyla ve sakinliğiyle Taşkent’te hiç sıkılmadan en az 10 gün kalabilirsiniz.

Özbekistan, kesinlikle görmeye ve yaşanmaya değer bir coğrafya. En azından biz Türkler için…

Birkaç Özbek atasözü ile bu haftanın da rotasını tamamlamış olalım:

“İyi söz canın gıdasıdır, kötü söz başın belasıdır.” “Yalnız atın tozu çıkmaz.”

Saygılarımla, haftaya yeni bir rotada buluşmak üzere vedalaşıyoruz.