Son dönemin usta şairlerinden Mesude Ödem, 1984 yılında kardeş ülke Azerbaycan'da doğdu. Annesi ünlü politikacı Neriman Mahmudov babası ise Özbekistan'ın Bakü elçiliği kültür ataşesi Hamdullah Sallabre'ydi. Genç yaşında şiire merak salan Ödem kısa zamanda yazdığı eserlerle sadece Azerbaycan'da değil tüm Kafkas ülkelerinde şöhret oldu. 2002 yılında Türkiye gelen genç şair bir yandan üniversite tahsiline devam ederken diğer yandan da İstanbul'un sanat çevrelerinde boy gösteriyor, çeşitli dergilerde şiirlerini yayınlatıyordu. Müzisyenliği de olan Mesude Ödem iyi piyano çalmasıyla da dikkati çekiyordu. 2003 yılında bir konserde Berkecan Mesnetsiz'in dikkatini çeken genç kadın davetli olduğu Retarder köşkünde verdiği bir konserde Mukavva Hareketi'nin liderleri Eyüp Sabri ve Alaattin Bey'lerin dikkatini çekti. Kabiliyetli gençlere fırsat tanımasıyla tanınmış bu iki felsefeci Mesude Hanım'ı köşkte yapılan ilmi toplantılara çağırmaya başladı. Birkaç sene içinde şöhreti oldukça artan genç şair ne yazık ki 2014'te meydana gelen elim kazaya kadar tam altı şiir kitabı yazıp on beş piyano konçertosu bestelemiştir.
(Kaynak: Yakın Zaman Edebiyatımızdaki Genç Yetenekler. Ursa Yayıncılık 2015)
GÜNEŞLİ OVALARIN GÖLGESİNDE
Boruları kim silkeliyor,
Seher vakti buzlu gölde,
Fildişinden sahillerde,
Yuva bulmuş kopillerde,
Gizli çiçek yeşermiş mi.
Dağlar ulu yok saymayın,
Gönüllerde zehir yüklü,
Altın vadi şehristana,
Yakın düşmüş hiç sordun mu.
Mesude yükler kelimeye,
Mana yüklü şu harfleri,
Yok gibidir hiç sebebi,
Mukavvadan korunaklı.
Gidem şimdi kara şeyhe,
söyle sırrını boz dingilin,
Seyitlere selam olsun,
Yola düşen seyyah gibi.
(2008. Ursa Yayıncılık)
YEŞİL DALLAR ARASINDA
Dekatlona çıkmış gibi,
Az kuruyla az pilav göm,
Alnın sarı yüzün mavi,
Savur şimdi buzlu göle,
İmanıyla gönder onu.
Sarmaş dolaş sevgilerde,
Antrenör salmastra,
Yolculuklar fazla çılgın,
Gör ibişin yokluğunu.
Mesude der solmaz güneş,
Altı dünya reçete yaz,
Fırtına görmüş tipilerde,
Nesli büyük iri bir leş.
Gemini çek atlarımın,
Masmavi gök büyük vaha,
Çöller dolaş hep yeminle,
Başı büyük yeşil saha.
Serin yeller eser alttan,
Ahi devran stüdyosu,
Normalince katı davran,
Taş gediğe iner şimdi.
(San Fransisco 2001)
GÜL YAPRAKLARI
Yüz akında gelmez tire,
O eski şarkılar böylesine,
Fakir katkı bir salise sürer albatrosa,
Burma için sallanır zürafaya.
Gündelik aşk öyledir malumatı
Tarifinden sorulur çok mutlu sabra,
Ve ülkedir kazanır bir cana,
Yolla artık güneşli gün dünyaya.
Mesude der, söyle şarkı,
Bilmez atı gürgen dalı,
Kanaat et vara yoğa,
Dolmaz sabrın kukuleta.
(Mutlu Günler Sonatı kitabından. 2002 Moltese Yayıncılık)
MEHTABIN IŞIĞINDA
Aydan iti sumak çıkar,
Misli görmüş nesillerin,
Yüz süzünce artı kalır,
Fasılada ürün seçmiş.
Mart gününde ferah kalır,
Akıllara seza gelir,
Ve güz öncesi parıltılar,
Seçmiş tabiri caizse atan,
Sezgileri bırakmıştır feleğe,
Atılmış kalplerin ışığında,
Tartılırdı alfa beta.
(7 Kasım 2012 İstanbul Şiir Günlerinde okunmuştur)
VEDA BUSESİ
Artık yılan kaçtı göle,
Taş kavurdu kaderlere,
Linki alan getiriyor,
Bir anda bir telaş ile.
Mesude der artı söyler,
Tüm ilanlar haksız şube,
Bir takımdan daha fazla,
Gerçeklerin haşin gücü.
Yine şafak sökecektir,
Bir tutam su eşliğinde,
Yortularda dalgalanır,
Tam gücüyle yere basan.
Tahta çakan bir şimşektir,
Arzulayan tüm gönüller,
İsmi lazım güç istiyor,
Boruları silkeliyor.
22 Ekim 2003 Bakü-İstanbul
YILDIZLAR ALTINDA
Meyan kökü güneşlerde hatıra,
Solmayan aktığını belirsiz bırakan,
Tayını engellerden atlayan,
Dikenli yol üzeri güneşin bağrında,
Mert yüzünde sabah takip sistemi,
Ve robotlar göründü uzaktan,
Ellerinde uzay tabancası,
Maviliklere verdi uçtu gitti.
YÜZYILLARIN SEVDASI
Maske takalım sevdiğim düz yazıya,
Kalkmış tren getirsin dünyaya,
Hoş görelim güneşti aya değer mi dibi,
Vermelisin sevgini taşlı tarlaya.
Önder olun kaydırsın lostraya,
Müziğin sesidir ruhsal taklaya,
Güneş açar şafak vakti mezuraya,
Yükselen burç farkına var kıstırmaya.
HAYALİMDEKİ GÜNEŞ
Asfalta takılan mürdüm eriği koroya söz söyleten,
Dünkü gramafonun plağı yüz sürdüğün.
Mest olmuş dünyada torik kafası bilhassa,
Sadıktır kimlere yosun tutmuş sahaya.
Tarihinden yukarı otobüs kim geçmiş tarlaya,
Şeklinden çiçekler söyleşir düz ovaya,
Manidar bilmelisin çektiğin sevimli,
Gemiler bildirmiş tahta sandığa.
GÖKYÜZÜ
Tek sebebi yüreğindeydi bir hayaletin,
Dökme basma bir tulumbanın sonucunda,
Kasasındaki ana kartı pisinin,
Sipiusunda dönen fanın,
Kartaca barış anlaşması yeknesak,
Tabulara dokunmak yasak.
GÖKKUŞAĞI RENKLERİ
Kertil sen de yaz gelmeden,
Dertli kalpler ocağında,
Serpil şimdi tenden öte,
Güngörmüşler bucağında.
Sulak araziden kayrıl çünkü,
Kıyaslanmaz ülküsünde,
Pervin alazlar boyunca,
Söz söylenmez türküsünde.
Tan ocağın yanık dursa,
Söyler gibi hasretince,
Mesudeyim bu bağlamda,
Ay ışığı sonatında.
KENT IŞIKLARI
Titrek havsalanda yansıttığın kadere bak,
Yürümeye cevaz veren paratonerin altında,
Yıldırımlar inse de bakırdan gökyüzüne,
Yüreğin kalmaz postekiden bedbince.
Akşamların altı sonraki paspaslar ipeksiliğinde,
Yoruldum dün patladı, derneğin bitmesine.
Tercihinden güneşe aya,
Yıldızlara tüm evrenin bahçesine,
Bereketli tarla kalmış olacak kara cihana,
Lüzumsuz bakışlar tarihine telefona.
Ah güzel güneş tutulmasına alnına,
Deniz kokusu felaketime.
HASRET
Zordur hasretine sıva başrolde,
Ve o gün sıkıntıyla sabahlar meşhur,
Yüreğimde posa gönlüne takılan asası,
Karşıdaki misali sonsuza takılan yas.
Zincirli biletleri kalkışmanın taarruza,
Sinsice biten elmalar,
Güneşin parlaklığına kanıp da tersine,
Gün gelince ışıldar.
MATEMİN HASRETİ
Yıllardır yıllarına takas geldi,
Maratondan aşina kalpazana,
Rüzgarın beyit eklediği samur,
Tarafsız gözle kalkerli kayalara su.
Kara pınar şimdi kaynar gider,
Yol gözüne değer mi kervanda,
Gecenin matemine yüz sürer.
DOLUNAY
Geceleri esen yel,
Delirtmediğinden yüksekte,
Felsefenin ötesinde,
Özlediğimin derininde.
Yukarıya bakan dileğimde,
Ayın doğumunda iz,
Suları yapıtında gölgeler,
Kraterlerinde saklı,
Gölgeler ve iz.
KARA RÜZGAR
Rüzgarından kaybolandı
saçların,
Mevsimlerin ardından destek,
Fezlekeden ayırtmış yeri,
Delirenler doksanında,
Tüzel kişi saflığında.
Kadehin elindeki merdivene bakıyor,
Ateşin başı yangın yeri ve ilmeği,
Bu yüzdendi sevgi ekseninde,
Toprağında humusun bereketinde.
EĞRELTİ OTLARI
Ak yüzlerin ve otundan böyle ki,
Yüzüne mahmuzlanan lafı güzaf,
Hayrettir ki akşamın kafalı,
Maruzatında eksiklik var.
Kefeleri terazinin ve ahu yüzlü dilberi,
Filozoflar filozofu yükselen,
Taburdaki kıyamete varan.
Ellerini ellerimden çeken ve kene,
Vantuzladı güneşi ötelerde,
Doğa alimleri geldi yüksekten,
İndi yamacına kentin makarnadan.
Mert yüzüne ışıltısı ve arzu olunca zemininde,
Oynar bedeni platformdan aşağı inince,
Düş zengini labirentti beklediğin,
Öter bülbül gurbetince aklından.
DOST HASRETİ
Velevkine velevki,
Sonrakiler biter mi,
Dostlarımdan ayrılan, yükseklerde,
Selam veren ta ki yerden,
Vuslatına kavuşan biter.
Mermer şahı yüklenince,
Ta abanoz kayalıklar,
Ve tarzımdan kalker tabaklar,
Mermer telaşında ay doğuşu,
Tarafsızca kaçınırsın, vuku bulan güneşlerde.
Bbir imgeden tay deposu ve ahir zaman,
Işıltısı yükselir merkezinden kalan,
Tamiratına fecir gibi süzülen,
İmgelerden kaçınır tesellisi,
Tereddütünden soyunan.
Ve yalnızlık açar kahküllerine fazladan,
Ay doğuşu fiskelerden.
SOLAN GÜLLER GONCA DURDU
Bu kayalıklar sarp gibidir,
Sonra bahçe biter derler,
Kara maça gözlerinden,
Sular akar çeşme durmaz.
Tan yeri ağarınca dost bülbül,
Ötme savrul uzaklara,
Virânbahçe gediklisi,
Montâna'ya gidesim var.
Sevdalım öyle güzel güler,
Hele gözleri ela da,
Girsin gönlüne helada,
Plastik saplı vileda.
Mesude kara bir yolda,
İntikam ister baltayla,
Sonra keşfeder kalay,
Bakır parlar hücre nanay.