***
[Bu bir randevu mu?]
Kwon Taek Joo içini çekti ve kanepeye oturdu. Bir alışkanlık olarak sürekli eline aldığı telefonu fırlatıp attı. Derin bir nefes alıp verdi ama göğsündeki rahatsızlık hâlâ geçmemişti. Aklı karışmış bir halde sırt üstü uzandı, gözleri belli belirsiz kapanıp sürekli açılıyordu. Yüksek tavan yavaşça dönüyor gibiydi.
Kwon Taek Joo, eski sınıf arkadaşı Kang Chan Woo ile telefonda konuştuktan sonra tek başına iki şişe daha içti. Böyle normal bir zamanın tadını çıkarıyordu. Gece çok geç olduğu için eve gitmedi ve doğruca Zhenya'nın evine gitti. Adımları doğal olarak o yöne doğru gidiyordu. Bütün gün hiçbir şey yapmamıştı ama yorgundu.
Hepsi lanet olası Zhenya yüzündendi. Rusya'ya sadece birkaç günlüğüne gidip döneceğini söylemişti ama nedenini söylemedi ve 15 gün sonra bile geri dönmeyi düşünmedi. Geç kalacaksa, en azından kendisiyle iletişime geçmeliydi. Onu çok endişelendiriyordu. Evcil hayvanlar ya da sokaktaki başıboş köpek ve kediler bile Zhenya o kadar sorumsuz görünmüyordu.
Eğer bu bir aşk ilişkisi olsaydı, bu durum çileden çıkarıcı olurdu. Ama ne Zhenya ne de Kwon Taek Joo açıkça çıktıklarını itiraf etmemişlerdi. Boş zamanlarının çoğunu birlikte geçiriyor olsalar da ve birbirlerinden başka kimse olmasa bile, sadece birbirlerinin gözlerine bakmak bile onları birbirine koşturuyorsa, bu elbette bir randevu değil miydi? Her şeyden öte, Zhenya utanmadan kendisinin Zainka olduğunu ve sevgilisi olduğunu ağzından kaçırmıştı. Bu da Zhenya'nın da bu ilişkinin açıkça farkında olduğunu gösteriyordu. Sevgilisi olmayan biriyle böyle bir şey yapar mı?
Bir zamanlar Kwon Taek Joo da, Zhenya işine çok fazla karıştığı için biraz meşgul olması ya da ortadan kaybolması gerektiğini düşünüyordu. Bir bakıma, kelimeler tohum haline gelmişti. Ama şimdi böyle homurdanıyordu. Ondan memnun değil, bundan memnun değil. İnsan olmak komikti.
[Sana vücudunu bana vermeni söylemiştim. Piç herif her gün sadece konuşmayı biliyor. Lanet olsun. ]
Kwon Taek Joo öfkeyle mırıldandı ve başını kaşıdı. Kalkıp duş alması gerekiyordu ama kanepe çok rahat olduğu için hareket etmek istemiyordu.
Bir yıl boyunca seyahat ettikten sonra, bu eve çok aşinaydı. Kwon Taek Joo kendini evindeki odası kadar rahat hissediyordu. Gözlerini kapattığında bile nerede ne olduğunu net bir şekilde biliyordu.
Tatillerinin çoğunu burada geçirirdi. Öpüşmeye eve girer girmez hatta daha da önce başlar, sonra akan su gibi sekse yol açardı. Elbette yatak odası sonra oturma odası, banyo, mutfak, garaj ve balkon... Her hareket ettiğinde perdelerin vücuduna hafifçe dokunduğu hissini hatırlıyordu.
Ertesi gün Kwon Taek Joo bütün gün kanepede yattı. Ajinoki Adası'na her gittiğinde şöminenin önüne uzanırdı. Yemek siparişi verdikten sonra, Zhenya'yı minder olarak kullanarak otururdu. Bu durumda kitap okuyor ya da televizyon izliyor ve yemeğin gelmesini bekliyordu. Zhenya ilk bakışta sert ve sağlam görünüyordu ancak o zamanlarda da rahatlıyor, kasları gevşiyor ve şaşırtıcı derecede yumuşak oluyordu.
Böyle zamanlarda Zhenya itaatkâr bir şekilde kollarını Kwon Taek Joo'nun beline doluyor, başını onun kulaklarına, ensesine ve sırtına sürtüyordu. Görünüşe göre Zhenya gece boyunca vücut kokusunu kontrol etmekte ısrar ediyordu. Ve tabii ki bu hiç bitmiyordu. Belini yoklayan el karnını kavrayıp ve hızla göğüslerine masaj yapıyordu. Düz burnu yavaş yavaş ensesine ve kulaklarına sürtüyordu.
"Hey. O yere daha az bağlı hale gelmedin mi? Neden sürekli göğsüme yapışıp kalıyorsun..."
"Eğer sevgi eksikliği varsa bu hale gelir, değil mi? O yüzden bundan sonra çok güçlü bir ilişki kurmalıyız."
"Demek istediğin bu değil, çocuk. Yeter, artık ovma. Acıtıyor."
"Sana dokunmamdan hoşlanıyorsun ama her zaman nefret ettiğini söylüyorsun. Ah, yoksa emmeyi mi tercih ediyorsun?"
Adam garip şeyler mırıldandı ve sonra Kwon Taek Joo'yu kolayca kanepeye yatırdı. Zhenya tişörtünü yukarı çekti ve başını içine gömdü. Kıyafetlerinin üzerinden göğüs uçlarını hafifçe ovdu, ısırdı ve emdi. Kwon Taek Joo bu durumda her zaman kaçmanın bir yolunu bulurdu. Zhenya'nın tacizi ancak Kwon Taek Joo'nun penisi başını kaldırıp doğrulduğunda sona erdi. Aynı anda Zhenya'nın bacakları arasındaki kaslar da anında sertleşti.
"Bu çılgın adam, lütfen dur."
"Benim niyetim değil, sadece şartlı bir refleks."
Küstahça konuşan kişi hızla ifadesini değiştirdi ve sevgiyle "Taek Joo" diye seslendi. Kwon Taek Joo kendine geldiğinde çoktan Zhenya'nın altına girmişti. Her şeyin ortasında telefon çaldı ama kimse dikkat etmedi. Sonunda, teslim edilen kapının önüne bırakıldı.
Sana büyü mü yapıldı? Yine de, bir dereceye kadar mümkün olabilirdi.
"...."
**ne olur ne olmaz diye söylüyorum, az önce olanlar anıydı**
Kwon Taek Joo sonsuz anılara dalmışken aniden telefon çaldı. Bunun bir yanılsama olduğunu düşünmüştü ancak sesin attığı telefondan geldiği açıktı.
Telefonu açtı. Aramayı onayladıktan hemen sonra tüm gücünü kaybetti. Annesinin aramasıydı. Kwon Taek Joo, Yoon Jong Woo ile bir şeyler içmeye gideceğini söylemişti ama görünüşe göre annesi ne zaman döneceğini öğrenmek istiyordu.
İçini çekip yüzünü okşadı, aniden unutulmuş bir yorgunluk hissine kapıldı.
Kwon Taek Joo kendine geldi ve telefonu açtı.
[Evet, anne. Neden benden önce sen uyumuyorsun?]
Beklendiği gibi, annesi şimdi nerede olduğunu ve hala içip içmediğini sordu. Hafta sonu olduğu için işe gitme konusunda endişelenmiyordu ama saat çok geç olduğu için annesi çok fazla içip içmediğini merak ediyordu.
[Bir süre içtikten sonra geç kalacağım o yüzden bugün Jong Woo'nun evinde uyuyacağım. Yarın eve gelirim. Anne, önce sen uyu.]
Görüşme basitçe sona erdi, Kwon Taek Joo telefonu yere attı. Yüzünü okşadı ve tekrar iç çekti.
Başını salladı ve ayağa kalktı, ardından yatak odasına geri döndü ve büyük yatağa yığıldı. Yatak hiç sarsılmadan yorgun bedenini destekledi.
[Gerçekten çok büyük.]
Kwon Taek Joo başını yumuşak yastığa gömdü ve mırıldandı. Yatakta Zhenya'nın vücut kokusunu hissetti. Bu bir yanılsama olmalıydı çünkü Zhenya yatak çarşaflarını kesinlikle çıkarır ve kirlenir kirlenmez atardı.
Yorgunluk çöktü. Gözleri hızla karardı. Kwon Taek Joo ne zaman burada uyusa, uyanır uyanmaz Zhenya'nın yüzünü görürdü. Kendisi istemediği halde sık sık ramen pişirmek için mutfağa gider ya da önce bir duş alırdı ama o andan Kwon Taek Joo uyanana kadar Zhenya oturduğu yerden kalkmazdı. Kwon Taek Joo uyandığında ve onu uyuyan sevgilisine bakarken gördüğünde, Zhenya ona sarılır veya öperdi.
Bazen Kwon Taek Joo da erken uyandırdı. Bu onun nazik yüzüne uzunca bakmak için bir fırsattı. Uyuyan Zhenya'nın görüntüsü zararsız ve masum görünüyordu. Ve garip bir şekilde, yüzünün çekici olmayan hiçbir kısmı yoktu.
Kwon Taek Joo hareket etmezdi ama sessizce izlerdi. Hatta birkaç kez nefesini tutup gizlice fotoğraf çekerdi.
Zhenya bunu fark etti bilmiyordu. Bazen uyuyormuş gibi yapıyordu, kirpikleri hareket etmese bile göz kapaklarının içinden her şeyi kolayca görebiliyordu çünkü Kwon Taek Joo'nun gıdıklayan, titreyen nefesi, algıyı daha da netleştiriyordu...
"Ne yapıyorsun?"
Zhenya hızla göz kapaklarını kaldırıp mırıldandı. Sonra gülümsedi ve ciddiyetle sordu.
"Neden böyle bakıyorsun? En sonunda, ne zaman yapacağız, öpüşecek miyiz?"
"Kafanda garip bir formül* var gibi görünüyor. Kaçırılmış birini mi ya da uyuyan birini öpmek zorunda mısın? Çok fazla peri masalı izlemedin mi?"
*basmakalıp düşünceye vurgu yapıyor
"Hiç romantik değil, Taek Joo. Kadınlar bundan hoşlanmaz."
"Bu senin için iyi değil mi?"
Kwon Taek Joo başını eğdi ve dırdırcı adamın dudaklarını sıkıca emdi. Saldırıya uğrayan adam bir an tereddüt etti, ardından alt dudağını ısırdı ve dilini içeri bastırdı. Şaşkın gözleri hafifçe yukarı kıvrıldı. Zhenya doğal olarak Kwon Taek Joo'nun yüzüne sarıldı ve pozisyon değiştirerek elini sıkıca tuttu ve öpücüğü yönetmeye devam etti. Bir süre sonra, iç içe geçmiş dudakları yavaşça ayrıldı, gözler memnuniyetle parlıyordu.
"Benim de umurumda değil."
*ne alaka diyen olursa(ilk başta ben de dedim), kadınların beğenip beğenmemesinin umrunda olmadığını, kendisi için iyiyse, bunun yeterli olduğunu söylüyor
Kwon Taek Joo yere baktı ve kayıtsızca ekledi. Sonra ikisi dudakları yumuşayana kadar öpüştüler. Sonraki birkaç gün boyunca ne kadar zor olduğunu hatırlıyordu çünkü ağzını biraz açtığında bile acı hissediyordu. _
***