“Küçük bir kardeşin abisini merak etmesini kim şüpheli bulur ki?”
[Diğer kardeşler için bu durum yadırganmayabilir ama bizim için kesinlikle şüphe uyandırır.]
Bogdanov ailesininin bununla pek alakası olmadığı açıktı. Zhenya ile Olga’nın saat gibi şaşmaz bir şekilde görüşmesi sadece bir mecazdan ibaret değildi.
[Eğer o adam babamı veya erkek kardeşlerimi üzdüyse, bu senin için iyi bir haber değil mi Kwon Taekjoo?]
“Sen tam olarak neyden bahsediyorsun?”
[Sizin yüzünüzden hep ailemizle çatışıyor gibi görünürdü Taekjoo. Dış işlere karışmamasını söyler, diplomatik krizlere yol açabileceği konusunda uyarır, büyükelçilik pozisyonundan düşürmekle tehdit eder ve artık onu koruyamayacaklarında ısrar ederlerdi... Bütün bunlar hep senin işine bu kadar derinden bulaşmış olmasından kaynaklanmıyor muydu?]
“..........”
[Ve karşılığında hep ne söylediğini biliyor musun?]
“.....Hiçbir fikrim yok.”
[Babama ve erkek kardeşlerimize Anastasia’nın neye benzediğini hâlâ görmek isteyip istemediklerini sordu, ardından da gidip bunu yapmaları için onlara meydan okudu. Eğer yaparlarsa, Anastasia’yı yakından görmelerini sağlayacağına söz verdi.]
Taekjoo, baş ağrısının başladığını hissederek yüzünü eliyle kapattı. Zhenya’nın hiçbir zaman ailesiyle anlaşamadığını biliyordu. Zhenya resmi işlerine burnunu sokmaya başladığından beri aileyle ve vatanıyla olan gerginliklerin tırmandığının farkındaydı. Ancak Zhenya’nın tehditleri daha da büyük tehditlerle karşılaması beklenmedik bir durumdu.
“Her neyse, durum karmaşıklaştı, bu yüzden bir süre onu kendi başıma gözlemleyemeyeceğim. İkimiz de dikkatsizce birbirimizle iletişim kuramayız. Büyük bir olay olmadıkça haber almak zor, bu yüzden gerçekten tehlikede olduğunu düşünürsen beni hemen ara.”
[Karşılıksız mı?]
“Daha sonra bir şekilde öderim. Lütfen sadece bunu benim için yap.”
[Hıh. Sözünden dönmek yok.]
“Bütün hayatın boyunca kandırıldın mı sen?”
[Şey, zor bir istek değil. Ama o adam seninle kavga ettikten sonra üzgünse, ben de adaya kolayca yaklaşamayacağım. Helikopterimi bile vurabilir.]
“Mümkün değil.”
[Münkün değil mi? Görünüşe göre haberin yok Taekjoo.]
“Nereden haberim olacak?”
[O adada esir tutulduğunu ve hükümet güçlerinin gelip ikimizi de tehlikeye attığı zamanı hatırlıyor musun? Sanırım o olaydan sonra bir tür savunma sistemi kurdu. Nasıl çalıştığından tam olarak emin değilim ama yetkisiz tüm hava araçlarını veya füzeleri hedef almak üzere tasarlandığı anlaşılıyor. Birkaç tanesinin çoktan düşürüldüğünü duymuştum.]
Adaya gerçekten havadan füze savunma sistemi mi kurmuştu?
Aniden Odinokiy Adası’ndan ayrıldığı anın hatırası zihnine hücum etti. Kağıt gibi parçalanmış ve adaya saçılmış birkaç hava aracının enkazını gördüğünü hatırladı. Zhenya ile yüzleşmeye çalışırken düşen helikopterler olduğunu varsaymıştı ama belki de hikayenin tamamı bu değildi. Adaya girerken her zaman Zhenya ile birlikte olduğu için ortalıkta başka bir savunma sistemi olduğunun farkında olmamıştı.
Mevcut durum göz önüne alındığında bu neredeyse bir rahatlama sebebiydi. Eğer Odinokiy böylesine alınamaz bir kaleye dönüşmüşse, kimse cesaret edip Zhenya’yı tehdit edemez veya ona saldıramazdı.
[Her neyse, onunla ilgili haberler için kulak kesileceğim ve bir şey duyarsam sana haber veririm.]
“Evet. Küçük bir şey olsa bile bana haber ver.”
[Tanrım, ne gürültülü bir aşk hikayesi. Telefonu kapatıyorum şimdi.]
Olga sonuna kadar hoşnutsuz bir tonla mırıldandı ama nihayet eğlenceli bir şey olmuş gibi heyecanlı görünüyordu. Olga ile konuştuktan sonra ev eskisinden de sessiz hissedildi. Ne olur ne olmaz diye telefonunu kontrol etti ama Zhenya’dan hala hiçbir iletişim yoktu.
Şu anda ne yapıyordu?
Yine tek başına oturmuş, kasvetli bir şekilde kontrbasını mı çalıyordu?
Yoksa o kadar öfkelenmişti ki adadaki tüm yaşamı silip süpürüyor muydu?
Ya da belki... Sırf Zhenya şu ana kadar attığı her adıma kulak misafiri olduğu için, şu anda bile onu izliyor olabilirdi.
Bu temelsiz düşünceyle boşluğa doğru bağırdı.
“Hey, Zhenya. Dinliyor musun?”
Bir süre bekledi ama cevap gelmedi. Zaten ortada bir cevap olacağı da yoktu ya.
Hiçbir sebep yokken ensesini kaşıyarak kanepeye yığıldı. Ezici sorunlar onu sonsuz bir çaresizlik içinde bırakmış, nereden başlayacağını bile bilemez hale getirmişti.
***