***
Duş için harcanan tüm çabalar boşa gitmişti çünkü tekrar yatakta, ter içinde yatıyorlardı. Klima açık olmasına rağmen Kwon Taekjoo'nun bedeni bir türlü soğumuyordu. Banyodan çıktıklarında bacakları o kadar güçsüzleşmişti ki neredeyse ayakta duramıyordu. Kaç kez bunu devam ettirdiklerini kendisi bile bilmiyordu. En azgın hayvanlar bile bu kadar yorulmazdı. Ve sadece bir haftadır görüşmemişlerdi, bu uzun yıllar süren bir ayrılık değildi.
Zhenya ile ilişkisi iki yıldır devam ediyordu. Bu kadar zamanda ayrılıklardan keyif almayı öğrenmesi gerekirdi. Ama nedense sabrı giderek tükeniyordu. Bu doğru muydu?
Kwon Taekjoo iç çekti ve diğer yana dönerek acıyla inledi. Sırtı o kadar ağrıyordu ki bunu kelimelerle anlatmak imkânsızdı. Daha da kötüsü, terden yapış yapış olmuş battaniyenin bedenine yapışmış olmasıydı. O kadar tükenmiş hissediyordu ki neredeyse hareket edemiyordu. Zihni bulanıktı ve baş dönmesinden dolayı gözleri önünde her şey kararıyordu.
Yanındaki yeri yoklamak için elini uzattığında, boş olduğunu fark etti. Ancak banyodan sürekli akan suyun sesi geliyordu. Görünüşe göre Zhenya onu bu halde bırakıp tek başına yıkanmaya gitmişti.
Kwon Taekjoo dayanamadı ve gözlerini kapattı. Uyku yavaşça onu ele geçiriyordu; bilinci bulanıyordu. Zaman her anlamını yitirmişti, ta ki banyodan gelen su sesi birden kesilene kadar. Çok geçmeden Zhenya'nın kapıyı açtığını duydu.
Zhenya sessizce yatakta yatan ona bir göz attı, ardından odadan çıktı. Bir süre sonra mutfaktan gelen tabak çanak sesleri duyulmaya başladı. Bu, onun uykusunu biraz bölüyordu, ama nedense sinirlendirmiyordu.
Sonunda, Zhenya yatak odasına geri döndü. Silueti Kwon Taekjoo'nun yüzüne gölge düşürdü ve yatak, ağırlığıyla hafifçe eğildi. Birden soğuk bir bardak yanağına değdi. Kwon Taekjoo uykusunda gülümsedi, bu, artık alışılmış bir şeydi.
[Bana uyumayı bile çok mu görüyorsun?] zorlukla göz kapaklarını aralayıp, memnuniyetsiz bir şekilde mırıldandı. Sesi oldukça kısıktı. Boğazını temizlemeye çalıştı ama başarılı olamadı.
[İçmek istemiştin]
[Rahatça içmek istediğimi söylemiştim] diye iç çekti Kwon Taekjoo ve Zhenya'nın yüzünün önünde tuttuğu viski bardağına uzandı. Bitkinlikten inleyerek, güçlükle doğruldu.
[Daha ne kadar rahat olabilir ki?] Zhenya onun çenesinden tuttu ve aniden öptü. Bu yüzden, Zhenya'nın ağzında tuttuğu puro dumanı doğrudan Kwon Taekjoo'nun ağzına doldu. Acı duman, zaten tahriş olmuş boğazını daha da yaktı. Kwon Taekjoo, Zhenya'nın eline vurup onu itmeye çalıştı. Zhenya sadece neşeyle kıkırdadı ve purosundan bir nefes daha çekti. Eskiden puro kokusu Kwon Taekjoo'yu rahatsız ederdi ama şimdi tam tersi, bir rahatlama hissi veriyordu. Belki de bu, aralarındaki ilişkinin değişmesinden kaynaklanıyordu.
Kwon Taekjoo, Zhenya'ya viski bardağının üzerinden bakarak bir yudum aldı. Yeni duş aldığı için cildi her zamankinden daha şeffaf ve parlak görünüyordu. Yüzünde yorgunluktan eser yoktu, sadece yayılan atmosfer biraz daha huzurluydu. Fiziksel aktivite açısından Kwon Taekjoo çok daha fazlasını yapıyordu, ancak dayanıklılık konusundaki fark giderek artıyor gibiydi. Bunun nedeni yalnızca Zhenya'nın daha genç olması değildi; yaş farkı yalnızca birkaç yıldı. Muhtemelen bu, tamamen doğaldı.
[Ne düşünüyorsun, Taekjoo?]
[Hiçbir şey.]
[Bana öyle bir bakıyorsun ki, sanki içimi delip geçmek istiyorsun. Bu kadar mı yakışıklıyım?]
Zhenya başını hafifçe yana eğdi ve sırıttı. Platin rengi saçları, sudan ıslanmış bir halde, dikkatsizce alnına dökülmüştü. Kwon Taekjoo ona bakarken dişlerini gıcırdatarak hırladı.
[Nasıl böyle şeyler söyleyebiliyorsun? Hiç utanmıyor musun?]
[Utanmak mı? Birbirimiz hakkında her şeyi bildikten sonra utanacak ne kalmış olabilir ki?] dedi Zhenya ve elinin tersiyle Kwon Taekjoo'nun sıcak yanağına dokundu. Kwon Taekjoo istemsizce irkildi, çünkü Zhenya'nın eli beklenmedik şekilde soğuktu. Muhtemelen soğuk bir duş almıştı. Eli yavaşça boynuna kaydığında, Kwon Taekjoo hafifçe inledi. Ense kökünden boynuna kadar ürperdiğini hissetti.
[Ne istediğini, neyi sevdiğini biliyorum. Söylemesen bile] diye devam etti Zhenya, elini daha da aşağı indirerek. Elini Kwon Taekjoo'nun köprücüğüne kaydırdı ve göğsünde durdu. Sonraki anda, Zhenya göğsünü öyle bir sıktı ki, sanki onu ezmek istiyormuş gibi göründü. Ardından, yumuşak bir şekilde alnına dudaklarını dokundurdu. Ellerinin ve dudaklarının hareketleri tamamen farklı gibiydi, sanki ayrı birer hayat yaşıyorlardı.
Zhenya bir süre Kwon Taekjoo'nun şişmiş göğüs uçlarıyla oynadı, bu da Taekjoo'nun omuzlarının istemsizce garip bir hisle, acı mı yoksa zevk mi olduğunu anlamadığı bir duygu ile titremesine neden oldu. Gözleri, deride bıraktığı izlerden bir an olsun ayrılmadı. Farkında olmadan alt dudağını ısırdı ve Adem elması hafifçe hareket etti. Daha fazla devam etmek istemeyen Kwon Taekjoo hızla onun elini çekti.
[Yeter, sıkıp durma, canımı acıtıyorsun!]
[Ne oldu, iki dokunuşla mastit mi oldun yoksa?] diye alay etti Jenya.
[Mastitde ne?]^
Sanki dili vücudunun alt kısmıyla bağlantılıydı. Bu cevaba karşılık, Kwon Taekjoo hafif bir cezalandırma olarak Zhenya'nın yanağını nazikçe çimdikledi.
^mastit, genellikle emziren kadınlarda görülen, memenin dokusunun iltihaplanması durumudur. Bakterilerin meme dokusuna süt kanalları aracılığıyla girmesi veya süt kanallarının tıkanması sonucu oluşabilir. Mastit, memede şişlik, kızarıklık, ağrı ve bazen ateş gibi belirtilerle kendini gösterir. Tedavi edilmediğinde daha ciddi enfeksiyonlara yol açabilir.
"Bazı şeyleri kelimelerle ifade edebilseydin yüz kat daha güzel olurdu."
[Ne dedin?]
[Görünüşe göre böyle ifadeleri henüz anlamıyorsun. Merak ediyorsan Korece öğren.]
Diye Zhenya'yı hafifçe iğneledi Kwon Taekjoo, elini ona doğru uzatarak. Zhenya hemen ne istediğini anladı ve sigarasını ona verdi. Kwon Taekjoo hiç düşünmeden sigarayı aldı ve derin bir nefes çekti. Yoğun ve keskin duman solunum yollarından geçip ciğerlerini doldurdu.
Eskiden sadece birkaç nefes çekerdi. Ama şimdi, parmaklarının arasında tuttuğu sigara, viski bardağının yanındaki alışıldık bir eşya haline gelmişti. Zhenya, yeni bir sigara yakarken hafifçe gülümseyerek:
[Görünüşe göre alışıyorsun.]
[Uzun süre içmeyince insan özlüyor] dedi Kwon Taekjoo, elindeki sigarayla oynarken. Ardından sigarayı tekrar ağzına götürüp ekledi:
[Ama özlenen tek şey bu değil.]
Bunu söylerken, dumanın arasından Zhenya'ya kararlı bir şekilde baktı. Zhenya, onun sözlerini düşünürken hafifçe gülümsedi ve sigarayı dişlerinin arasına sıkıştırarak yatağa çıktı. Kwon Taekjoo'nun bacaklarını açtı ve aralarına oturarak rahatça karşısına yerleşti.
Kwon Taekjoo, Zhenya'ya bakarak bir yorum yaptı:
[Bugün neden böyle yumuşaksın? Yoksa son işi başarıyla bitirdiğin için seni övdüler mi?]
[Eh, bir şeyler oldu diyelim.]
[Senin için iyi olmuş. Ama benim için nasıl, onu bilmiyorum.]
Zhenya başını hafifçe yana eğdi, Kwon Taekjoo'nun ne demek istediğini anlamadı. Kalan viskisini içti ve bir süre boş bardağı elinde çevirdi. Sonunda konuşmaya karar verdi.
[Dinle...]
Kendisi için alışılmadık bir şekilde, Kwon Taekjoo lafı uzatıyordu ve gözleri dikkatlice Zhenya'nınyüz ifadesini inceliyordu. Nihayet, Zhenya ciddi ifadesini gevşetip merakla gülümsedi.
[Yine ne var?]
[Yine mi?]
[Rahatsız edici bir şey söylemek üzereyken her zaman böylesin. Önce uzun uzun bana bakıyorsun, sonra 'konuşmamız gereken bir şey var' diyorsun. Yoksa yine yeni bir görev mi verdiler?]
[Hayır, mesele bu değil.]
[Bu değil mi? Peki ne o zaman?]
Zhenya'nın gözlerinde hafif bir şüphe gölgesi belirdi ve yüzündeki şakacı gülümseme kayboldu. Kwon Taekjoo'nun ne söylemek istediğini bir türlü dile getirememesi, onun gözlerini bekleyişle doldurdu. Nihayet derin bir nefes alıp Kwon Taekjoo konuşmaya başladı:
[Bunun burada sona ermesini istiyorum.]
Bu sözler Zhenya'yı açıkça gafil avladı ve yüzü bir anda ciddileşti.
[Ne demek istiyorsun, Taekjoo?]
[Artık işlerime karışmanı istemiyorum.]
Zhenya bir an donakaldı, ardından yüz ifadesi yumuşadı. Derin bir nefes aldı, görünüşe göre hafif bir rahatlama hissetti.
[Ben ne zaman işlerine karıştım ki?]
[Bilmiyormuş gibi davranma]
Zhenya arkasına yaslandı ve ona anlamaz bir bakışla baktı.
[Sana yardım etmemin neden bu kadar problem olduğunu anlamıyorum. Bu senin için iyi bir şey. Hiçbir şey kaybetmiyorsun.]
[Belki benim için iyi bir şey olabilir. Ama mesele bu değil.]
[Bu değil mi?]
Zhenya gerçekten anlamıyor olabilir miydi? Kore'ye geldiğinden beri defalarca Kwon Taekjoo'nun görevlerine karışmış, bazen onu geçip gizli belgeleri ya da bilgileri ele geçirerek onunla daha fazla zaman geçirmek istemişti. Zhenya'nın yardımı sayesinde işler kolaylaşıyor, Kwon Taekjoo daha fazla boş zaman buluyordu. Ancak bu, Ulusal İstihbarat Servisi kurallarına aykırıydı. Üstelik Zhenya bir yabancı diplomattı, bu da durumu daha da tartışmalı hale getiriyordu.
Zhenya yardım etmek istese de bu müdahaleler Kwon Taekjoo için istenmeyen bir durumdu. Bu konuda defalarca tartışmışlardı. Zhenya işi genellikle bir oyun gibi görüyordu, bu da Kwon Taekjoo'yu sinirlendiriyordu. Buna karşılık Zhenya, dolaylı yollarla yardım etmenin yollarını bulmuştu, tıpkı Küba'daki olayda olduğu gibi. Ama şimdi Kwon Taekjoo onun bunu bile yapmamasını istemişti ve Zhenya bundan açıkça memnun değildi.
[Yani, hayatın tehlikedeyken öylece oturup izlemeni mi istiyorsun?]
[Bu risk barındıran bir iş. Ve sensiz de gayet iyi idare ediyorum.]
Zhenya alaycı bir şekilde gülümsedi, ancak bakışlarında hayal kırıklığı beliriverdi, sanki birisi ona sevdiği bir şeyden vazgeçmesini söylemişti.
[Demek sana engel oluyorum?]
[Sözlerimi çarpıtma. Sadece kendini benim için tehlikeye atmanı istemiyorum.]
[Tehlike mi? Benim için mi?]
Zhenya bu durumu ciddiye alıyor gibi görünmüyordu, sanki kendisinin dokunulmaz olduğundan emin gibiydi.
Kwon Taekjoo derin bir nefes aldı ve yüz ifadesi değişmeyen Zhenya'ya doğrudan baktı. Bakışı soğuktu ve dudakları, gücenmiş bir çocuğunki gibi inatçı bir çizgiyle sımsıkı kapanmıştı. Kwon Taekjoo, yaşı ilerlemiş olmasına rağmen bu kadar inatçı kalan adamı ne kadar daha sakinleştirmek ve ikna etmek zorunda kalacağını düşündü.
Sakinliğini korumaya çalışarak konuşmaya başladı:
[Ailenle olan ilişkilerini bilmediğimi mi sanıyorsun? Seni onlarla barışmaya ya da iletişimini düzeltmeye zorlamaya hiç niyetim yok. Bu tamamen senin kararın. Ama sırf benim yüzümden onlarla kavga etmene daha fazla dayanamayacağım.]
Zhenya hafifçe kaşlarını çattı ve karşı çıktı:
[Sanırım beni yanlış anladın, Taekjoo. Sen olmasaydın bile bizim ilişkimiz değişmezdi. O insanlar benim işime karışma hakkına sahip değil.]
[Öyle bile olsa, hâlâ o ailenin bir parçasısın] diye sakin bir şekilde cevap verdi Kwon Taekjoo.
Zhenya bir an için nutku tutulmuş gibiydi. Dudakları hafifçe aralandı, ama gülümsemesi hızla kaybolarak sadece dudaklarının köşelerinde belli belirsiz bir hareket bıraktı. Her ne olursa olsun, Bogdanov ailesine ait olduğu gerçeğini biliyordu. Bu gerçek onu hem bunaltıyor hem de sinirlendiriyordu.
Kwon Taekjoo, yanlış anlaşılmaktan kaçınarak konuşmaya devam etti:
[Seninle olmayı seçtiğimde bunu zaten biliyordum.]
[Ne söylemeye çalışıyorsun? Değiştirilemeyecek bir şeyden sorun mu yaratmak istiyorsun?]
[Sorun yaratmak istemiyorum. Sadece bu durumu bir nebze olsun çözmek istiyorum, çünkü işten ayrılmadığım sürece bu düşünceler tekrar tekrar kafama üşüşecek. Bu ana problemi çözmeyecek biliyorum ama öylece oturup bekleyemem. Ben de istiyorum ki sen annem gibi daha uzun süre yanımda ol.]
Kwon Taekjoo, itirafının fazla açık sözlü olduğunu hissetti, ancak Zhenya'nın yüzünde en ufak bir değişiklik yoktu. Sadece gözlerini kısarak Taekjoo'nun tam olarak ne demek istediğini anlamaya çalıştı.
[Taekjoo, benden ne saklıyorsun?]
[Hiçbir şey.]
[Hayır, açıkça bir şey saklıyorsun. Öyle değil mi?]
[Hiçbir şey saklamıyorum. Sadece bunu uzun zamandır düşündüm ve artık aklımı başıma toplamam gerektiğine karar verdim. Ne olduğunu anlamaya çalışmanı ya da yokluğunda ne yaptığımı ve ne duyduğumu öğrenmeni istemiyorum.]
Zhenya kaşlarını çattı. Daha kısa bir süre önce araları bu kadar yakındı, ama şimdi Taekjoo, aralarına bir sınır koyuyormuş gibi davranıyordu. Ortamı yumuşatmak için Zhenya'nın saçlarını karıştırdı ve şöyle dedi:
[Sadece benim sevgilim ol ve işime karışma.]
Zhenya aniden ellerinden tuttu, mavi gözleri ciddiyetle parlıyordu. Taekjoo'nun sarsılmaz tavrı onu sinirlendiriyor gibiydi. Onun taleplerini anlamak ve kabul etmek kolay değildi.
[Gerçekten kardeşlerimin bununla bir ilgisi olduğunu mu düşünüyorsun? Abartıyorsun. Onların bizim durumumuzla hiçbir bağlantısı yok. Bunu söyleyerek ne kanıtlamak istiyorsun?]
[Ölmek gibi bir niyetim yok] diye aniden cevap verdi Kwon Taekjoo.
Zhenya, onun sözlerini benimsememiş gibi sessizce baktı. Kwon Taekjoo, yüzü kızarmış bir halde, sözlerini birkaç kez daha tekrarladı:
[Bana inan, artık iş için hayatımı riske atmayacağım. Sadece beni bekle, geri döneceğim, hem de sapasağlam.]
Sözünde ısrarcıydı ve Zhenya ona açık bir memnuniyetsizlikle baktı. Yüzünde bir karmaşa ifadesi vardı: Sevdiğinin sözlerini görmezden gelemiyor, ama ona sebepsiz yere kızmak da istemiyordu. Uygun bir tepki vermenin yolunu arıyormuş gibi görünüyordu.
[Bu sonsuza kadar sürecek değil. Hâlâ bu sorunu nasıl çözeceğimi düşünüyorum. En kötü ihtimalle, iş yükümü azaltabilirim.]
[İş yükünü azaltmak mı? Sanki bu mümkünmüş gibi konuşuyorsun.]
[Ah, yeter artık şüphe etmeyi bırak, verdiğim sözleri her zaman tutarım.]
Zhenya sadece başını iki yana sallayarak hoşnutsuzluğunu ifade etti, ama yüzü Taekjoo onu güldürmeye çalıştığında biraz yumuşadı.
[Hâlâ bana güvenmiyor musun?]
Atmosfer yumuşadı ve Zhenya da gülmeye başladı.
[Fazla çabalıyorsun.]
Kwon Taekjoo elini uzatıp nazikçe Zhenya'nın çenesini tuttu, ardından eğilerek dikkatlice onu öptü. Bu yumuşak, zar zor hissedilen bir öpücüktü, ama Zhenya'yı şaşkınlıkla hareketsiz bıraktı.
[Kanıt.]
Bir sonraki saniyede Zhenya üzerine atladı ve birlikte yatağın üzerine devrildiler. Etraflarındaki her şey; bardaklar, purolar, viski şişesi, kül tablası, yere düşerek gürültüyle parçalandı. Alkol yüzlerine ve vücutlarına döküldü, ama ikisi de buna aldırmadı. O anda ne kökenlerini ne de sorumluluklarını düşünüyorlardı; sadece birbirlerini...
***