Bir gün limanda eski bir balıkçı teknesi gördü. Teknenin sahibi yaşlı bir adamdı; herkes ona “Kaptan Rüzgâr” derdi. Deniz, dayanamayarak yanına gitti.
“Amca,” dedi, “bu tekneyle en uzağa nereye gittiniz?”
Kaptan Rüzgâr gülümsedi. “En uzağa değil, en derine gittim,” dedi. “Ama asıl yolculuk denizde değil, insanın içinde olur.”
Deniz bu sözleri pek anlamadı ama çok etkilendi. O günden sonra her gün Kaptan Rüzgâr’a gidip onun hikâyelerini dinlemeye başladı. Kaptan, fırtınalardan, kaybolan yıldızlardan ve denizin içinde saklı şehirlerden bahsediyordu.
Bir gece büyük bir fırtına çıktı. Limandaki tekneler birbirine çarpıyor, dalgalar kıyıyı dövüyordu. Deniz korkuyla evine koşmak yerine limana gitti. Kaptan Rüzgâr’ın teknesi sallanıyordu.
Kaptan onu görünce bağırdı: “Deniz! Korkma! Deniz bazen bağırır, ama aslında dinlemek ister!”
Deniz, rüzgârın uğultusu arasında garip bir şekilde sakinleşti. O an fark etti: Korku, denizin sesi değil; insanın içindeki sessizlikti.
Sabah olduğunda fırtına geçmişti. Liman eski haline dönmüştü. Ama Deniz artık aynı Deniz değildi. Artık sadece denizi izlemiyor, onu anlamaya çalışıyordu.
Ve Kaptan Rüzgâr bir gün ortadan kayboldu. Geride sadece eski bir not bıraktı:
“Deniz sana konuşmayı öğrettiyse, artık ben gereksizim.”
Deniz her gün limana gitmeye devam etti. Ama artık yalnız değildi. Çünkü deniz onunla konuşuyordu.
Sununun adı
Projenin adı
Videonun adı
Sununun adı
Projenin adı
Videonun adı