İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde sanat, ilhamını doğrudan doğanın ritminden alırdı. Teknolojinin ve sanayinin yaşamımızı bu denli kuşatmadığı dönemlerde; festivaller, kadim hikayeler ve sahne sanatları doğanın birer yansımasıydı. Çiçek festivalleri, orman perilerinin masalsı dansları ve köy temalı eserler, insanın doğayla kurduğu kopmaz bağın birer nişanesiydi.
Ancak günümüzde; hızla gelişen teknoloji, dijitalleşme ve yapay bir dünyaya evrilen yaşam biçimimiz bizi topraktan ve sudan uzaklaştırdı. Bu kopuş, sadece ruhsal bir mesafe değil; betonlaşma, sanayi kirliliği ve kontrolsüz tüketimle birleşerek doğanın yok oluş sürecini başlattı. Bugün karşı karşıya olduğumuz iklim değişikliği ve küresel ısınma, artık bir tahmin değil, dünyadaki yaşamı doğrudan tehdit eden bir gerçekliktir.
Mersin Üniversitesi Sahne Sanatları Fakültesi ve Devlet Konservatuvarı Müzik ve Sahne Sanatları Lisesi olarak bizler, sanatın bu gidişata dur diyebilecek en güçlü araçlardan biri olduğuna inanıyoruz. "Yeşil zamanlardan" miras kalan klasik sanatın estetiğini, bugünün ekolojik farkındalığıyla birleştiriyoruz. Sahnede sadece dans etmiyor veya enstrüman çalmıyoruz; eriyen buzulların, kuruyan göllerin ve yorgun düşen toprağın sesi olmaya çalışıyoruz.
Amacımız, izleyicilerimizi sadece sanatsal bir yolculuğa çıkarmak değil, onları kaybetmekte olduğumuz doğanın ritmine yeniden davet ederek iklim kriziyle mücadelede kolektif bir bilinç oluşturmaktır. Çünkü biliyoruz ki; doğayı yaşatmak, sanatı ve insanlığı yaşatmaktır.