Giriş: 05.12.2025 - 15:23
Giriş: 05.12.2025 - 15:23
Türkiye’de medya sektöründe kadınların görünürlüğü ve karar verici mekanizmalardaki temsili tartışma konusu olmaya devam ederken, Milliyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Pınar Aktaş’ın 30 yıla yaklaşan mesleki yolculuğu bu tartışmalara sahadan ve masadan güçlü bir perspektif sunuyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu’nda üstlendiği görevler, TGC Kadın Gazeteciler Komisyonu Başkanlığı, “Kadın ve Medya Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu”ndaki yazarlığı ve UN Women iş birlikleriyle yürüttüğü çalışmalar, Aktaş’ı yalnızca bir haber yöneticisi değil; medyada cinsiyetçi dile karşı mücadelenin simge isimlerinden biri hâline getiriyor.
Mesleğe Milliyet Gazetesi'nde stajyer muhabir olarak başlayan Aktaş, bugün gazetenin en kritik koltuklarından birinde görev yapıyor. Ancak bu yolculuğun kolay olmadığını vurguluyor. Gazetecilikte özellikle genç bir kadın olarak ilerlemenin, erkek egemen bir yapının içinde sürekli kendini kanıtlama zorunluluğunu beraberinde getirdiğini söylüyor.
“Kendini kanıtlamak için daha fazla çalışmak, daha yüksek sesle konuşmak, daha çok sabretmek gerekiyor. Her zorluğu daha iyisini yapma motivasyonuna dönüştürdüm,” diyen Aktaş, karşısına çıkan görünür ve görünmez engellerin bugün geldiği noktayı hazırlayan deneyimler olduğunu ifade ediyor.
Medyada kadın temsili meselesinin yalnızca çalışan sayılarıyla açıklanamayacağını belirten Aktaş, dikkat çekici bir noktaya vurgu yapıyor. Kamuoyunda sık dile getirilen “yüzde 26” verisinin, aslında kadın gazetecilerin oranı değil, haberlerde kadınların görünme oranı olduğunu hatırlatıyor.
Ona göre asıl problem, yönetici pozisyonlarında kadınların yok denecek kadar az olması:
“Muhabir ve editör düzeyinde kadınlar var. Ama gündemi belirleyen, manşeti atan, editoryal yön veren koltuklarda kadınlar çok az. Bu da haberlerin dilinden konu seçimine kadar erkek merkezli bir bakış açısını kalıcı hale getiriyor.”
Uzun yıllar Haber Araştırma Müdürlüğü görevini yürüten Aktaş, bu süreçte otoritesinin zaman zaman sorgulandığını da açıkça dile getiriyor. Ancak mücadelesini güç gösterisi üzerinden değil, “işi merkeze alan bir yönetim” anlayışıyla yürütmeyi tercih ettiğini söylüyor.
“İnsan yönetmeyi değil, işi yönetmeyi tercih ederim. Ekiple kurulan güven ilişkisi ve üretilen işin kalitesi, zamanla ‘otorite kurma’ ihtiyacını ortadan kaldırıyor.”
Medyada eşitliğin sağlanması için bireysel başarı hikâyelerinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Pınar Aktaş, kalıcı dönüşümün ancak yazılı ve bağlayıcı kurumsal politikalarla mümkün olabileceğini ifade ediyor. Aktaş’a göre Türkiye’de medya kurumlarının daha adil bir yapıya kavuşabilmesi için toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze alan etik ve istihdam politikalarının hayata geçirilmesi, cinsel şiddet ve mobbinge karşı etkin başvuru ve denetim mekanizmalarının oluşturulması ve haber dili ile görsel tercihlerin eşitlikçi bir yaklaşımla standart hâline getirilmesi büyük önem taşıyor.
Genç kadın gazetecilerin meslekte ilerlerken karşılaştığı engellerin özellikle bazı alanlarda yoğunlaştığını vurgulayan Aktaş, siyaset, güvenlik, ekonomi ve spor gibi başlıklarda kadınların hâlâ yeterince desteklenmediğini söylüyor.
Sahada ise şiddet, çatışma ve kriz alanlarında kadın muhabirlerin varlığının sınırlı tutulduğunu, bunun da mesleki gelişimi doğrudan etkilediğini dile getiriyor.
Haberlerde kadınların hâlâ klişeler, mağduriyet dili ve ikincil roller üzerinden anlatıldığını söyleyen Aktaş, bunun yalnızca izleyici algısını değil, medya kurumlarının iç yapısını da şekillendirdiğini ifade ediyor.
Bu durumun, kadın gazetecilerin yöneticilik pozisyonlarına aday olduklarında daha fazla sorgulanmalarına yol açtığını belirtiyor:
“Güçlü mü, yeterli mi?” gibi sorular erkek adaylar için sorulmuyorken, kadınlar söz konusu olduğunda bu sorgulama neredeyse refleks hâline geliyor.”
Röportajın sonunda Pınar Aktaş, meslekte kadınlar açısından en kritik eşiğin hâlâ aşılmış olmadığını net bir dille ifade ediyor: Karar alma mekanizmaları.
Ona göre mesele yalnızca unvan değil, haberi şekillendirme gücü:
“Yönetimde yer almak; haberdeki dili, öncelikleri ve bakış açısını dönüştürme gücü demek. Terfi süreçlerinin şeffaf olmadığı, görünmez önyargıların sürdüğü bir yapıda gerçek eşitlikten söz edemeyiz.”