Ecem Durgun, üretimini disiplinlerarası bir zeminde şekillendiren çağdaş bir sanatçıdır. Çocukluk döneminden itibaren çizimle kurduğu bağ, lise yıllarında aldığı Grafik Tasarım ve Fotoğrafçılık eğitimiyle daha bilinçli bir sanatsal yönelime dönüşmüştür. Doğuştan gelen çift el yeteneğiyle sağ eliyle yazarken sol eliyle resim yapabilmesi, üretim pratiğinde bedensel farkındalık ve sezgisel akışın önemli bir parçasını oluşturur. Sanatsal çalışmalarında yağlı boya, akrilik, karakalem ve kuru boya gibi geleneksel tekniklerin yanı sıra dijital çizim, artırılmış gerçeklik (AR) ve sanal gerçeklik (VR) gibi yeni medya olanaklarını da aktif olarak kullanmaktadır.
İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat Yönetimi lisans programından mezun olan sanatçı, bu süreçte küratörlük alanında eğitim almış; Sanatçı Kamil Teoman Südor ve Reyhan Uludağ Eraslan’ın asistanlığını yapmış ve IKUSAG Galerisi’nde görev almıştır. Üniversite yıllarında İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümünde çift anadala başlamış, ancak eğitimine farklı bir yönde devam etme kararı alarak bu programdan ayrılmıştır. Mezuniyetinin ardından ulusal ve uluslararası sergilere katılmış, sanat fuarlarında görev alarak sergi ve organizasyon deneyimi kazanmıştır.
2021 yılında ulusal ve uluslararası alandan 13 sanatçıyı bir araya getirdiği, kabus temalı “Görünmez Görünürlük” adlı ilk çevrimiçi sergi projesini hayata geçirmiş ve küratörlüğünü üstlenmiştir. Bu projeyle birlikte çevrimiçi sergi mekânlarını deneysel ve kavramsal bir alan olarak ele alan üretimlerini sürdürmüş; bağımsız küratör olarak dijital sergiler düzenlemeye devam etmiştir. Aynı zamanda fiziksel mekânlarda gerçekleştirilecek projeler üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.
Sanatçı, 2021 yılında Anadolu Üniversitesi Web Tasarımı ve Kodlama ön lisans programına başlamış; 2023 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Yüksek Lisans Programı’na birincilikle kabul edilmiştir. Yüksek lisans eğitimi sürecinde Web Tasarımı ve Kodlama programına ara vermiş; 2025 yılında Psikedelik Sanat alanında hazırladığı tezini teslim ederek mezun olmuştur. Mezuniyetinin hemen ardından İstanbul Kültür Yolu kapsamında düzenlenen Salvador Dalí, “Sürrealizmin Başyapıtları” sergisinde galeri sorumlusu olarak görev almış ve sergi turları gerçekleştirmiştir.
Grafik tasarım bilgisini kendi sanatsal projelerinde aktif biçimde kullanan Ecem Durgun; dijital sanat, yazı, AR/VR teknolojileri ve küratöryel pratikler arasında köprüler kurarak üretimini sürdürmektedir. Deneysel, araştırmacı ve sürekli dönüşen bir sanat anlayışını benimseyen sanatçı, uzun vadede kendi yarattığı dünyaların yazarı olmayı hedeflemektedir.
· · · 2023-2025
Yıldız Teknik Üniversitesi - Sanat ve Tasarım Programı (Yüksek Lisans)
· · · 2021- devam
Anadolu Üniversitesi (Açıktan 2. Üniversite) - Web Tasarım ve Kodlama (Ön Lisans)
· · · 2021-2017
İstanbul Kültür Üniversitesi - Sanat Yönetimi (Lisans)
· · · 2017-2013
Cemil Meriç Kız Teknik ve Meslek Lisesi - Grafik Tasarım ve Fotoğrafçılık Bölümü
Geçmişten Güncele: Sanat Pratiğimin Dönüşümü
“Çocukluğumdan beri çizimle uğraşıyorum. İlk olarak karakalemle başladım; çizgi ve ton üzerinden düşünmeyi öğrendim. Daha sonra 7. sınıfta ilk kez yağlı boyayla tanıştım ve bu malzeme benim için bambaşka bir ifade alanı oldu. Lisede aldığım grafik tasarım eğitimleri sırasında ise akrilikle çalışmaya başladım ve bu dönemde akrilik üretimler yaptım. Üniversiteye geçtiğimde ise yağlı boyaya yöneldim ve bugün hâlâ çoğunlukla yağlı boya üzerinden üretimler gerçekleştiriyorum. Akrilikle çalıştığım zamanlar olsa da, derinsel ve içsel ifadeleri aktarırken yağlı boyanın beni daha iyi yansıttığını hissediyorum. Akriliğin hızlı kuruyan yapısı süreci hızlandırırken, yağlı boyanın yavaşlığı ve katmanlı oluşu düşünme alanımı daha da genişletiyor.
Sanat pratiğimde daha çok realist çalışmalar üzerinden ilerliyordum. Elim istemsizce sürrealizme kaymasına rağmen, buna uzun süre direndim. “Sürrealizmi sevmiyorum” dediğimi hatırlıyorum; sanki onu kabul edersem kontrolü kaybedecekmişim gibi hissettiriyordu. Bu inadımı ilk olarak, 2018 yılında kırdım. O yıl yaptığım “Çelişki” adlı akrilik çalışmam, benim için gerçek anlamda ilk sürreal işim oldu. Bundan sonra elim sürekli sürreal çalışmaya yönelmeye başladı.
Bu dönüşümle birlikte kendimi daha özgür hissettiğimi fark ettim. Çünkü artık kuralları ben koyuyordum. Kendi dünyamı, bana ait bir gerçeklik üzerinden inşa ediyordum. Buna rağmen arada real çalışmalar da yapıyorum; fakat bu işleri daha çok figürün formunu ve renk ilişkilerini keşfetmek için bir alan olarak görüyorum. Bu keşifler, daha sonra sürreal çalışmalarıma yansıyor ve onları besliyor. Bu süreçte sembollere yöneldiğimi de sonradan fark ettim. Çocukluğumdan beri daha kendi hâlinde, gizemi seven biriydim; bu yüzden sembolizme çekilmem aslında şaşırtıcı değildi.
Okuduğum semboller, makaleler ve kitaplar üretimimi besledikçe, işlerimde giderek gizemli ve çok katmanlı bir dünya oluşmaya başladı. Çalışma sürecimde ise klasik anlamda yoğun bir eskiz pratiğim yok. Bazen kabataslak çizimler yapıyorum, bazen daha detaylı eskizler; ama çoğu zaman doğrudan tuval ya da kâğıt üzerinde, o an düşünerek tasarlıyorum. Boya sürecinde de deneme–yanılma üzerinden ilerliyorum. Bu yüzden deneysel çalışmayı çok seviyorum. Çünkü her iş, benim için yeni bir keşfe dönüşüyor. Süreç içerisinde kendi kendimin öğretmeni oluyorum. Ortaya çıkan eseri ise ancak bittikten sonra keşfedebiliyorum. Çünkü yapıtın kimliği süreçte değil, tamamlandığında belirginleşiyor. İşlerimi tek bir anlama ya da tek bir kimliğe sabitlemiyorum. Aksine, onları birden fazla maskeye dönüştürüyorum. Böylece izleyici için tek bir okuma yerine, herkesin kendi içinde hissedebileceği farklı kimlikler ve anlam akışları ortaya çıkıyor.
Son dönemlerde ise pratiğim dijital üretimlere doğru yavaş yavaş genişlemeye başladı. Bu alanda çalışırken, lisede edindiğim grafik tasarım bilgimi bir araç olarak kullanıyorum. Dijital alan, benim için analog üretimden kopuk bir mecra değil; aksine, sembolik dilimi ve deneysel yaklaşımımı farklı bir yüzeyde yeniden düşünmeme imkân tanıyor”.
Üretim Sürecim Üzerine
“Karanlıktan ışık doğar” düşüncesinden hareketle; metamorfoz, mitoloji, psikoloji, felsefe, bilim, rüyalar, bilinçaltı, ezoterizm ve sembolizm ögelerine metaforik anlamlar yükleyerek yeni bir kimlik, anı ve bellek arayışlarına yöneliyorum. Resimlerime başlarken belirlenmiş bir konu seçmem; kalbimin, ruhumun ve zihnimin akışına teslim olurum. Bu süreçte kendi yasaları olan, başka bir dilin, kimliğin ve düzenin kurulduğu yeni bir dünyanın kapısı açılır. Dünya içinde dünya; dünya içinde yeni bir kimliğe, dile, kurallara ve karmaşıklıklar silsilesine dönüşür.
Bu dünyayı kurarken yuvarlak ve döngüsel geometrik formlara doğal bir yakınlık hissederim. Keskin ve ani hatlar ise bende cam ya da buz gibi yansımalı, kırılgan ama aynı zamanda sert yüzeyler çağrıştırır; bu karşıtlıklar işlerimin görsel dilini belirler. Katmanlar içinde küçülen dünyalar ve ardışık dönüşümler, biçimsel olarak da bu keskinlik ve akışkanlık arasındaki gerilimle görünür hâle gelir.
Her eserim kendi yörüngesinde dönen bir gezegen gibidir; bir araya geldiklerinde sonsuz bir kozmosu, tamamlanmamış ama sürekli dönüşen bir bütünlüğü oluştururlar. Katman katman küçülen dünyalar, iç içe geçmiş dönüşümler; hayatın ve ölümün süreğen döngüsünü işaret eder. Bu nedenle resimlerimde cennet–cehennem, içsel yolculuk, reenkarnasyon, diriliş, dönüşüm, ölüm–yaşam, karanlık–ışık karşıtlığı gibi arketipler her zaman varlık bulur.
Metamorfoz ve dönüşüm temaları doğrultusunda, ölümü ve yeniden doğuşu simgeleyen mavi kelebek, yapıtlarımın en temel sembollerinden biridir. Bununla birlikte ağaçlar ve kökler, bilinçaltının derin katmanlarını; mağaralar ve dağlar içsel yolculuğun eşiklerini; göz, her şeyi gören ve gözetleyen; kayık ise geçiş hâlini ve bilinmeyene yapılan yolculuğu temsil eden tekrar eden imgeler olarak işlerimde yer alır.
Bu görsel ve düşünsel evren, Leonora Carrington, Zdzisław Beksiński, Remedios Varo ve H. R. Giger gibi sanatçıların dünyalarına duyduğum ilgiyle de beslenir. Bu isimlerde, bedenin dönüşümü, bilinçaltının karanlık katmanları ve mitolojik anlatının tekinsiz diliyle kurulan güçlü bağları görmekteyim. Aynı şekilde Dante’nin İlahi Komedya’sı, cennet, cehennem ve araf arasında kurduğu katmanlı yapı ve varoluşsal yolculuk anlatısıyla, işlerimde sıkça karşıma çıkan içsel geçişlerin ve karşıtlıkların düşünsel zeminini oluşturur.
Beşinci sınıfta geliştirdiğim kendi yazı kriptografim, eserlerimin ayrılmaz bir imzasına dönüşerek görünmeyen bir hafızayı, yalnızca bana ait bir dilin sırlarını taşır. Bu yazı, söylenemeyeni kayda alan sessiz bir bellek alanı gibidir.
Son dönemlerde ise üretimlerimde fosforik etkiyi ve ışığın bilinç üzerindeki dönüştürücü gücünü daha yoğun biçimde araştırıyorum. Beyin ve optik konuları çocukluğumdan beri ilgi alanlarımı oluşturur. Bu ilgim, tez sürecimde odaklandığım psychedelic sanat alanına yönelmeme ve pratiğimin yavaşça bu estetik ve algısal alana doğru kaymasına neden oldu. Işığın titreşimi, renklerin sınırlarını aşan hâli ve algının çözülmesi, işlerimde yeni katmanlar açıyor.
Resimlerimi oluştururken derin ve detaylı düşünerek hareket ederim. Her resim bir romanın sayfası gibidir: biri bitse de diğeri onun devamı olur; bütün hikâye ise asla tamamlanmaz. Yarım kalmış imgeler zihnimde dönüp durur; bitmiş görünenler bile yeni anlamlarla yeniden doğar. Bu yüzden üretimlerim yapboz parçaları gibi, her seferinde başka bir bütünlüğe açılır.
Benim için resim, yalnızca görsel bir üretim değil; varoluşun çok katmanlı belleğini yeniden kurma, kaybolan parçaları hatırlatma ve kendi güneşimi karanlığın içinden doğurma yolculuğudur. Her yapıt yeni bir tohumdur; kendi bilgeliğine doğru ilerlerken benden beslenir ve ben de onunla tekrar tekrar var olurum”.
· · · 2025: "Köprü", Sosyal Bilimler Enstitüsü Lisansüstü Sergisi, YTU/ İstanbul
· · · 2024: Karşılaşmalar, Enstitü İstanbul İsmek Festivali, İstiklal Sanat Galerisi/ İstanbul
· · · 2023: Arkadiler, Aradakiler, İstanbul Uluslararası Sanat Derneği / Atölye Kürün, Balat/ İstanbul
· · · 2023: Mimesis, Keras Sanat Galerisi, İstanbul
· · · 2022 : Umay’ın Kızları Ulusal Karma Sergi, Arya Kamalı Kültür ve Sanat Merkezi, İzmir
· · · 2022- 2023: 1.Bölüm: Kabuk, www.artsteps.com
· · · 2022: “Öğrenci Sergisi”, IKUSAG, İstanbul
· · · 2021: “10 Kasım Atatürk’ü Anma Online Çağdaş Sanat Sergisi”, Cap Gallery
· · · 2021: “İAAF, 2.Antika ve Sanat Fuarı”, İstanbul
· · · 2021: “Görünmez Görünürlük”, www.Artsteps.com
· · · 2019-2020: 28. İstanbul TÜYAP Sanat Fuarı; İstanbul Kültür Üniversitesi
· · · 2019: “Yaz Sergileri” IKUSAG, İstanbul
· · · 2019: “La Brisa De Buenos Aires”, Özel Yılmaz Köksal Sanat Merkezi, İstanbul
· · · 2017-2018: 29. İstanbul TÜYAP Sanat Fuarı; İstanbul Kültür Üniversitesi
· · · 1 Mayıs- 1 Haziran 2021 : "Görünmez Görünürlük"
· · · 1 Aralık- 1 Ocak 2022 : "1.bölüm: Kabuk"
· · · 26 Eylül- 10 Ekim 2023 : "Merkezi Derinlik"
· · · 9 - 29 Mart 2024 : "Cerebral Deneyim"
· · · 7- 28 Kasım 2024 : "Beyaz Alan"
· · · SSS Journal: Psychedelic Sanat ve Kozmoloji Bağlantısı
· · · Söylenti Dergi 22. Sayı: TOHUM
Adobe İllüstratör
o o o o o
Adobe Photoshop
o o o o o
Blender
o o o o o
Canva
o o o o o