Bir zamanlar, uzak bir köyde bir sucu yaşarmış. Bu sucu, omzuna astığı sırığın iki ucuna birer büyük testi bağlayarak, her gün dereden evine su taşıırmış.
Testilerden biri yepyeniymiş; güçlü, sağlam, gösterişli…
Ama diğeri, yaşlı ve çatlak bir testiydi. Suyun yarısını yol boyunca sızdırır, eve varana kadar neredeyse boşalırmış.
Yeni testi her seferinde gururla taşınır, “Ben tam görevimi yapıyorum!” diye böbürlenirmiş.
Çatlak kova ise, her seferinde utanır, kendini işe yaramaz hissedermiş.
Bir gün dayanamamış ve sucusuna demiş ki:
— “Çok üzgünüm. Sende kusur olduğumu biliyorum. Su taşıyamıyorum. Yaptığın emek boşa gidiyor.”
Sucu hafifçe gülümsemiş ve şöyle demiş:
— “Yarın dönüş yolunda, yolun kenarına dikkatlice bak olur mu?”
Ertesi gün olmuş. Su taşınmış, yine çatlak testi suyun yarısını yolda kaybetmiş. Ama bu sefer dönerken, testi fark etmiş ki:
Kendi tarafındaki yol çiçeklerle kaplı!
Sucu demiş ki:
— “Ben senin o çatlağını fark ettim. Bu yüzden senin tarafına çiçek tohumları ektim. Sen her gün o çatlağından su sızdırdıkça o tohumlar sulandı ve çiçek açtı. Ve ben o güzel çiçekleri her gün toplayıp evimi süsledim. Sen olmasaydın bu güzellikler olmazdı…”
Hepimizin içinde bir yerlerde çatlaklar var, eksikler, kusurlar... Ama bazen o kusurlar sayesinde başkalarının hayatına güzellik katıyoruz.
Kendimizi işe yaramaz sandığımız anlarda bile, aslında birilerinin yoluna çiçekler ekiyoruz.
O yüzden sakın kendini yargılama, olur mu ? Belki de en çok sevilen yanın, tam da "çatlağın"dır…
GEVEZE- Veda Hikayeleri*