The Pianist (Piyanist), II. Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altındaki Polonya’da hayatta kalmaya çalışan bir piyanistin gerçek hayat hikâyesini anlatıyor. Film, Polonyalı Yahudi piyanist Władysław Szpilman’ın anılarından uyarlanmış.
Hikâye 1939 yılında, Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgal etmesiyle başlıyor. Szpilman, o dönem Varşova Radyosu’nda çalışan tanınmış bir piyanisttir. Yahudi olduğu için ailesiyle birlikte gettoya yerleştirilir. Gettoda yaşam koşulları giderek kötüleşir; açlık, sefalet ve zulüm artar. Bir süre sonra ailesi toplama kampına gönderilir, fakat Szpilman şans eseri bu sevkiyattan kurtulur.
Film ilerledikçe, Szpilman’ın hayatta kalma mücadelesi farklı şekillerde devam eder. Savaşın getirdiği yıkımın ortasında, bazen bir yardım eli, bazen yalnızlıkla sınanır. Tüm bu süreçte müzik onun için hem bir sığınak hem de kimliğinin bir parçası olarak kalır.
Tarihsel olayların anlatıldığı filmlerden hoşlanırım, bu yüzden The Pianist, sadece bir savaş öyküsünden çok daha fazlasını sunuyor. Gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan film, savaşın bireyler üzerindeki etkisini sade ama etkileyici bir şekilde aktarırken, tarihsel bir döneme de ışık tutuyor.
The Pianist, sadece savaşın acımasız yüzünü değil, aynı zamanda insan ruhunun hayatta kalma arzusunu da gözler önüne seriyor. Władysław Szpilman’ın müzikle hayatta kalma mücadelesi, sadece bir sanatçının değil, her insanın direnme gücünü simgeliyor. Polanski, bu hikâyeyi anlatırken tarihi bir dönemi bireysel bir bakış açısıyla harmanlayarak izleyiciyi derinden etkiliyor. Film, hem tarih meraklılarına hem de güçlü karakter odaklı yapımları sevenlere hitap eden bir başyapıt olarak kalıyor.