Bazı insanlar sadakatten bahsederken sesleri öyle yüksek çıkar ki, sanki bağlılığın kitabını yazmışlar gibi konuşurlar. Halbuki çoğu, hiç gerçek bir sınavdan geçmemiştir. Gerçekten sadık mıydılar, yoksa sadece başka bir seçeneğe sahip olmadıkları için mi oradaydılar? İşte bütün mesele bu. Sadakat, bir mecburiyetle karıştırıldığında, adına sadakat değil, zorunluluk denir.
İnsan; fırsatlarla, seçimlerle ve bazen de “yasak”la sınanır. Gerçek sadakat, birinin gözleri önünde her şeyin serbest olduğu bir ortamda bile, “Ben zaten başka birini istemem,” diyebilmektir. Kapılar açıkken dışarıya çıkmamak, gözün başka yerde olsa da adım atmamak, işte sadakat budur.
Ama o kapılar kapalıyken, başka kimse yokken, sırf yalnızlık korkusuyla, sırf alışkanlıkla, sırf güvenli bölgede kalmak için birine “sadıkmış” gibi davranmak... O sadece bir duraktır. Ve o durakta kalmak, gerçek bir sadakat değil, gerçek bir kaçıştır.
Asıl yüzünü, seçenek geldiğinde gösterir insan.
Birileri daha güzeliyle, daha anlayışlısıyla, daha eğlencelisiyle, daha “ilginç”iyle çıktığında karşısına... İşte o zaman belli olur: Gerçekten seviyor muydun, yoksa sadece “yokluğun”la mı meşguldün?
Bir ilişkide herkes “sadık”tır, ta ki yeni biri çıkana kadar. Yeni biri... Daha fazla heyecan vaat eden, daha farklı görünen, daha çok şey hissettiren biri. Ve eğer sadakat, sevgiyle değil de alışkanlıkla beslenmişse, o “yeni” olan kazanır. Çünkü orada sadakat değil, sadece bir düzen vardı.
Ama bazı insanlar vardır ki… Ne kadar seçenek çıksa da, gözleri hâlâ sende kalır. Senin esprine güler, senin kahveni özler, seninle olan o ilk gülüşü unutmaz. Çünkü onun sadakati bir seçimdir. Tesadüf değil, zorunluluk değil, ihtiyaç hiç değil… Bilinçli bir seçimdir. “Ben orada olmak istiyorum” demektir. İşte bu, gerçek sadakattir.
Bu yüzden birinin sana sadık olup olmadığını anlamanın en net yolu, onun seçeneklerini izlemektir. Seçenek karşısında durabilen, kalbini değiştirmeyen, gözünü kaçırmayan, hâlâ “ben onunlayım” diyebilen kişi… İşte o zaman kıymetlidir.
Çünkü onun sadakati, mecburiyetin değil, karakterin bir ürünüdür.
Zaten bu yüzden gerçek sadakat çok nadirdir.
Çünkü gerçek sadakat, kalbin sınavını geçebilen az sayıdaki kişinin taşıdığı bir erdemdir.
İnsanlar bazen seni bırakmaz, çünkü gidecek yerleri yoktur.
Bazıları ise seni seçer, çünkü tüm dünyayı gezip yine senin yanında olmak ister.
İkisi arasındaki farkı anlamak zaman alır. Ama bir gün mutlaka anlarsın.
Ve o gün geldiğinde, içinden şöyle geçer:
“Meğer o kişi hiç sadık değilmiş…
Sadece, gidecek daha iyi bir yeri yokmuş.”