“Amaan bir keremi geldik dünyaya…”
Bu cümleyi kaç kez duydum bilmiyorum.
Belki de duymaktan çok, insanların yaşayışında gördüm:
Plansızca tüketilen geceler, yüzeysel ilişkiler, savurganca harcanan zamanlar…
Hepsinin arkasında tek bir bahaneye sığınıyor insanlar:
"Bir kere geldim, tadını çıkarıyorum."
Peki gerçekten tadını çıkarıyor muyuz?
Yoksa, o "bir kere" uğruna asıl değerli olan şeyleri mi kaybediyoruz?
Ben artık kendime başka bir yol çiziyorum.
Hayatı sadece bir kere yaşayacağım diyerek sadece bir günü değil,
bütün hayatımı anlamlı kılmanın yollarını arıyorum.
Çünkü mutluluk dediğimiz şey, bir akşamlık eğlenceden, bir sabahlık heyecandan ibaret değil.
Gerçek ferahlık, içini kemiren pişmanlıklar yaşamadan,
başını yastığa koyduğunda "bugün de kendime sadıktım" diyebilmekten geçiyor.
Geçici hazlar…
Onlar kolay. Her köşe başında satılıyor.
Ama kalıcı huzur emek istiyor. Cesaret istiyor.
Kendine dürüst olmayı, sosyal medyanın parıltısından uzak durmayı,
sessizlikle barışmayı gerektiriyor.
Evet, bu yol daha sessiz olabilir.
Daha yalnız bile hissedebilirsin bazen…
Ama inandığın gibi yaşamanın verdiği o derin huzur,
hiçbir “anlık mutluluk” vaadiyle yer değiştirilemez.
Ben artık tüketmeye değil, inşa etmeye çalışıyorum.
Bir ömrü, birikmiş güzel anılarla;
derin dostluklarla;
sakin ama huzurlu sabahlarla doldurmak istiyorum.
"Bir kere geldik dünyaya" diyorsam eğer…
O bir kerelik hayat, benim için yüzlerce özel günden oluşsun.
O yüzden:
“Bir kere yaşayacağım diye sadece bir günü değil,
bütün hayatımı anlamlı kılmanın yollarını arıyorum.”
Çünkü bazen, bir kere yaşamamız…
Daha çok şey kazanmamız gerektiğini değil,
daha az şeyle, daha gerçek yaşamak gerektiğini hatırlatır.