Belagat, bir ilim haline gelmeden, kurallarÄ tespit edilip metot ve terminolojisi ortaya konmadan Ãnce de bilinÃli bir kullanÄm olarak ÅŸair ve hatiplerin, hazÄr malzeme olarak da halkÄn dilinde bulunmaktaydÄ. AraÅŸtÄrmacÄlarca belagatin ilk Ãnce edebiyat eleÅŸtirisi olarak baÅŸladÄÄŸÄ kabul edilir. Belagatin ayrÄ bir ilim dalÄ olmasÄndan Ãnceki bu dÃnemi iÃin yabancÄ tesirden sÃz etmek mÃmkÃn deÄŸildir. Belagat ilminin kurallarÄ, metodu belirlenmiÅŸ hali Äslam'dan, hatta birÃok ilim dalÄnÄn terimleri ve kurallarÄ ile ortaya konmasÄndan sonradÄr. Bu ilmin birÃok konusu ilk Ãnce Kur'an-Ä Kerim'i anlama gayesiyle tefsir alimlerince, Kur'an-Ä Kerim'in dil/nazÄm bakÄmÄndan ÃstÃnlÃÄŸÃnà vurgulamak iÃin de kelam alimlerince ele alÄnmÄÅŸ ve incelenmiÅŸtir. Yani ilk dÃnemde belagat; tefsir ve kelam ilimleri ile ià iÃe bir durumda gÃrÃlÃr. Kelam alimlerinin belagat Ãzerine eÄŸilmesi, mantÄk ilminin belagatin ÅŸekillenmesindeki belirleyici rolÃnà artÄrmÄÅŸtÄr.
Hicri 3. asÄrdan itibaren belagat sahasÄnda yeni bir Ãevre belirmeye baÅŸlamÄÅŸtÄr. Bunlar kendilerine Yunan felsefesini ve onlarÄn retorik ile ilgili gÃrÃÅŸlerini belagat iÃin temel kabul eden felsefeciler idi. Felsefeciler Yunan retoriÄŸini anladÄklarÄ kadarÄyla yaymaya ÃalÄÅŸÄyor, eÅŸ-Åži'r adÄyla Aristo'nun Poetika; el-Hitabe adÄyla da Retorik kitabÄnÄ Ãzetleyerek tercÃme ediyorlardÄ. Bununla birlikte bu kitaplarÄn doÄŸru anlaÅŸÄldÄÄŸÄnÄ sÃylemek zor olsa da belli bir nispette etkisi olduÄŸu da aÃÄktÄr. Kudame b. Ca'fer (Ã. 948) Arap belagatini Eski Yunan'dan intikal eden bu esaslara uyarlamaya ÃalÄÅŸmÄÅŸ, bu anlayÄÅŸ uzun sÃren bir tepkiyi de doÄŸurmuÅŸ ve sonuà itibarÄyla bu mÃcadele edebiyat kuramlarÄnÄn geliÅŸmesine de katkÄ saÄŸlamÄÅŸtÄr. Nitekim kelam alimlerinin de Kur'an-Ä Kerim'in belagat aÃÄsÄndan i'cazÄ konusunda birÃok hususu konu etmesi ve metnin deÄŸerine dair gÃrÃÅŸleri, bu ilmin geliÅŸmesine yol aÃmÄÅŸtÄr. Hicri 4. asÄrdan itibaren ise edebiyat eleÅŸtirisi ile ilgili pek Ãok eserin yazÄldÄÄŸÄnÄ gÃrÃyoruz. Åžiir eleÅŸtirisine dair kuramsal yaklaÅŸÄmlar; mecaz ve sÃz sanatlarÄ, lafÄz-mana uyumunun yanÄ sÄra intihal gibi konularÄ da gÃnÃmÃz iÃin dahi yeni kabul edilecek bir ÅŸekilde ele almÄÅŸlardÄr.
AbdÃlkahir CÃrcani'nin bu "nazm" gÃrÃÅŸÃ Kur'an-Ä Kerim'in i'cazÄnÄn nerede aranmasÄ gerektiÄŸi ile ilgilidir. Bu konuyu tartÄÅŸan, belagat ile uÄŸraÅŸan kelam alimleri ile kelami meselelere etki eden belagatÃiler dolaylÄ olarak "bir metnin" lafzÄyla mÄ manasÄyla mÄ, yoksa hem manasÄ hem lafzÄyla mÄ deÄŸerli olduÄŸu problemi Ãzerinde durmuÅŸ, konuyu derinlemesine ele almÄÅŸlardÄr.
Meani ilminin bÃtÃn ayrÄntÄlarÄ ve inceliklerinin ZemahÅŸeri'nin (Ã. 1144) kalemiyle kemale erdiÄŸi kabul edilir. Bu Ãnlà TÃrk bilgini, beyan ve bedi' ilimlerindeki konulara ArapÃanÄn zevk-i selimine varmÄÅŸ biri olarak getirdiÄŸi yorumlar ve analizler ile belagate yeni bir aÃÄlÄm kazandÄrmÄÅŸtÄr.
Belagat sahasÄnda yazÄlan yukarÄda iÅŸaret ettiÄŸimiz eserler dÃnemin bilim dili ArapÃa ile yazÄlmÄÅŸtÄr. Fakat bu tarihi sÃreà ArapÃadaki belagatin deÄŸil, belagatin kendisinin sÃrecidir. KaldÄ ki ÄranlÄ ve TÃrk aydÄn kesimi ve alimler ArapÃa ile FarsÃayÄ gayet iyi biliyor ve kullanÄyordu. Daha sonraki yÃzyÄllarda, konu ile ilgili ArapÃa eserler Ãrnek alÄnarak FarsÃa ve TÃrkÃe eserler verildiÄŸini de gÃrÃyoruz. Fakat bu eserler bu ilmin artÄk son ÅŸeklini aldÄÄŸÄ dÃnemlere tesadÃf etmektedir. ArapÃadan sonra belagat sahasÄnda ilk Ãnce FarsÃa eserler verilmiÅŸtir. Muhammed b. Ãmer er-RadÃÂyani ve ReÅŸidÃddin Vatvat'Än (Ã. 1177) eserleri bu konuda Ãnemlidir.
OsmanlÄ dÃneminde ise belagat ile ilgili eserler iki koldan devam etmiÅŸtir: Klasik dÃnem medrese ekolÃ: Bu sahada asÄrlar boyunca Miftah, Telhis, Mutavvel ÃerÃevesinde ortaya konan eserlerin genellikle ArapÃa yazÄldÄÄŸÄ gÃrÃlmektedir. Klasik dÃnem medrese dÄÅŸÄ telif ekolÃ: Bunlar belagat ile ilgili ilk TÃrkÃe eserlerdir. Bu Ãizgideki eserler doÄŸrudan belagat eserleri deÄŸildir. DolayÄsÄyla bu Ãizgiyi takip eden eserleri "belagat ile ilgili eserler" olarak nitelememiz lazÄmdÄr.
Belagat zaman zaman BatÄlÄ bir kavram olan "retorik" ile karÅŸÄlanmaya ÃalÄÅŸÄlmaktadÄr. Halbuki belagat ile bu kavram, yapÄlarÄ ve Ãzleri ayrÄ iki medeniyetin farklÄlÄklarÄ ile doÄŸrudan iliÅŸkilidir. Her ikisinin doÄŸuÅŸlarÄ, gayeleri ve geliÅŸim sÃreÃleri farklÄdÄr.
Retorik, Eski Yunan'da halk ÃnÃnde ve mahkemelerde konuÅŸacak hatiplerin eÄŸitimine hizmet iÃin ortaya ÃÄkmÄÅŸ, ikna etme gayesi belirleyicisi olmuÅŸtur. Roma retoriÄŸinde de aynÄ durum gÃrÃlÃr. DiÄŸer bir ifade ile retorik, hitabet sanatÄnÄn temel prensiplerini konu alan ve toplumsal statÃyà muhafaza etmek, hakkÄnÄ savunmak, rakipleri ezmek gibi pratik amaÃlara yÃnelik olan ilkeler bÃtÃnÃdÃr. RetoriÄŸin ÅŸekillenmesini saÄŸlayan, bu pratik amaÃlardÄr. Bir ilim dalÄ olarak belagatin doÄŸuÅŸu ve geliÅŸiminde belirleyici olan ise yazÄlÄ bir metindir. Bu metnin ÃrettiÄŸi anlam(lar), metnin sahibi olan YaratÄcÄ'nÄn insan ile birlikte yarattÄÄŸÄ dilde gizlidir. Her iki kurallar bÃtÃnÃnÃn belli konularÄnÄn ÃrtÃÅŸmesi elbette Ãzleri, yapÄlarÄ, geliÅŸimlerinde etkilendikleri faktÃrler farklÄ olan bu iki ilmin aynÄlÄÄŸÄnÄ veya birisinin diÄŸeri ile aÃÄklanmasÄnÄ gerektirmez.
Belagat bugÃn de Ãnemini haaa koruyan bir bilgi birikimine sahiptir. ÄnsanÄ diÄŸer canlÄlardan ayÄran en Ãnemli ÃzelliÄŸi "natÄk" olmasÄ, yani anlamlÄ sÃz Ãretebilmesidir. Änsan var oldukÃa bu Ãzellik onun iÃin aynÄ zamanda bir ihtiyaÃtÄr. Bir dÃÅŸÃnce ve duygunun ifadesine gerek oldukÃa yani sÃz var oldukÃa bu sÃzÃn kendi mahiyetindeki diÄŸer eÅŸiyle mukayese edilmesini ve ÃlÃÃlmesini saÄŸlayan birtakÄm kurallar ve ÃlÃÃtlerin de olmasÄ gerekir. DiÄŸer bir ifade ile belagatin konusu Ãnemini korumaktadÄr. Zira onun konusu dildir; ÅŸiir veya dÃz yazÄ, sÃzÃn doÄŸru ve gÃzel kullanÄmÄdÄr. Onun lafÄz-mana iliÅŸkisini ele alÄÅŸ ÅŸekilleri, dile yaklaÅŸÄmÄ, metnin anlam Ãretmesi ile ilgili yÃnleri, sÃzÃn sanat yÃnÃne dair, sÃsleme tarzlarÄna iliÅŸkin verdiÄŸi bilgiler bugÃn iÃin hala yeniliÄŸini ve ufuk aÃÄcÄlÄÄŸÄnÄ korumaktadÄr. Fakat bu birikimden istifadenin ÃnÃndeki en bÃyÃk engel, dil bilimiyle uÄŸraÅŸanlarÄn bu bilimsel birikime olan uzaklÄklarÄdÄr.
Edebi eserlerde sÃz sanatlarÄ, yani dile etkileyicilik katan unsurlar Ãnemlidir. SÃz sanatlarÄndan bÃtÃnÃyle uzaklaÅŸan edebiyatÃÄlar bulunmakla birlikte, edebi eserlerin kalÄcÄlÄk vasfÄnÄ kazanmasÄnda sÃz sanatlarÄnÄn Ãnemi kabul edilmektedir. Edebiyat dilinde Ãncelikli amaà dÃz iletiÅŸim, bildiriÅŸim deÄŸil, ses ve mana bÃtÃnlÃÄŸÃ ile etkileyicilik olduÄŸu mÃddetÃe dilin Ãzel kullanÄmÄ olacaktÄr. Belagat iÃin de ne sÃylenildiÄŸinden ziyade, nasÄl sÃylenildiÄŸi, yani dilin Ãzel kullanÄmÄ Ãnemlidir. DolayÄsÄyla belagat bu Ãzel kullanÄmÄ da konu edinir. Dilin bu tarz kullanÄmÄnÄ belli bir kesimle sÄnÄrlandÄrmak da yanlÄÅŸtÄr. Zira bunun kaynaÄŸÄ -bir edebiyatÃÄnÄn orijinal hayalinin bu konudaki Ãnemini ve yerini kabul etmekle birlikte- konuÅŸulan, yaÅŸanÄlan hatta yÃn veren etkin, faal, Ãretici dildir.
GÃnÃmÃzde dil ve dil bilimi ÃalÄÅŸmalarÄnÄn, ÃslÃÂp araÅŸtÄrma metotlarÄnÄn geldiÄŸi nokta, belagatin Ãnemini azaltmamakta, daha da belirginleÅŸtirmektedir. Bu, dil bilimi, gÃstergebilim, semantik gibi alt alanlarda konu edilen ve tartÄÅŸÄlan pek Ãok konunun, asÄrlar Ãnce daha saÄŸlam bir muhakeme zemininde, daha etraflÄca ve daha saÄŸlam bir ÃerÃevede ortaya konmuÅŸ olmasÄndan kaynaklanmaktadÄr.
Belagat, bir dÃÅŸÃnce ya da duygunun yerinde ve en uygun zamanda anlamÄ en akÄcÄ ve en aÃÄk ÅŸekilde bir dille ifade edilmesi olarak tanÄmlanÄr. BazÄ kaynaklar bunu "ulaÅŸmak, erginlik ÃaÄŸÄna varmak, olgunlaÅŸmak" anlamlarÄna da geldiÄŸi sÃyleniyor. Terim anlamÄ olarak ise belagat, biri "meleke", diÄŸeri "ilim" olmak Ãzere iki farklÄ anlamda kullanÄlÄr.
Belagat, Meleke olarak belagat, sÃzÃn fasih olmasÄ ile birlikte yer ve zamana da uygun olmasÄna denir. DiÄŸer bir tanÄmla bir fikrin sÃzlà ya da yazÄlÄ olarak yerinde ve yeterince, zamanÄnda ÅŸeklinde ifade edilmesi anlamÄna gelir. Belagat, aslÄnda insanda doÄŸuÅŸtan beri var olan bir melekedir. Kur'Ãn-Ä KerÃm'de, "O insanÄ yarattÄ ve ona dÃÅŸÃndÃÄŸÃnà aÃÄklamayÄ ÃÄŸretti" buyurulur. ÃÃnkà belagat daha bir ilim haline gelmeden Ãnce meleke olarak yazar, ÅŸair ve hatiplerde hatta halkÄn dilinde bulunuyordu. Bu nedenle de sonralarÄ birer belagat terimi kabul edilecek olan mecaz, teÅŸbih, takdim, istiare, cinas, tehir, mutabakat vb. edebi sanatlar her kÃltÃr ve dilde sÄkÃa kullanÄlmÄÅŸtÄr. AynÄ zamanda belagatÄn meleke olarak Ãnemli ÃlÃÃde geliÅŸtiÄŸi Cahiliye devri sÃzlà edebiyatÄnda, hadiste ve Kur'Ãn-Ä KerÃm bu ilimle ilgili pek Ãok Ãrnek bulunabilir.
RummÃnÃ'ye gÃre ise belagat, anlamÄ uygun ve gÃzel ifadelerle zihinlere ulaÅŸtÄrmaya denir. Belagat bir ilim olarak Ãà farklÄ kÄsÄma ayrÄlÄr: Beyan, meanà ve bedidir. Belagat iÃin en Ãncelikli ÅŸart, fesahattir. Fesahat ilgisini daha Ãok lafzÄn yani tek ya da ibare halinde Ãzellikleri ile yÃneltir. Belagat ise, tek tek lafÄz ile ilgilenmez. Belagat, cÃmledeki kelimelerle birlikte ifade ettikleri anlamda ele alÄr. Daha sonra da tÃm bu ilgisini bÃtÃn yazÄya yayar. DiÄŸer bir deyiÅŸle de cÃmle Ãgeleri arasÄnda bulunan iliÅŸkiyi yÃnelttiÄŸi iÃin dikkat tek bir cÃmlede kalmaz. Bu nedenle o metindeki diÄŸer cÃmlelere ve onlarÄn Ãgelerine kadar uzanÄr.
38c6e68cf9