Insight Turkey dergisinin “Trump’s America” başlıklı panelinden...
Donald Trump’ın Amerika başkanlığındaki ilk yılında, akli melekelerini kaybetmiş olacağı yönünde tartışmaları devam ederken hem iç hem de dış politikası ele alındı.
Trump’ın Amerika’sı, ABD hakkında bizlere yeni bilgiler kazanmamızı sağladı. İlk olarak bu ifadeleri Çağrı Erhan’dan tanımlamamız gerekirse “Başkan olmadan da ABD yönetilir” şeklinde olacaktır. Trump bir başkan değil bir sosyal medya fenomeni gibi tweetlerle yön çizmeye çalışıyor. Kısaca, ABD tweet ile yönetiliyor.
Dış politika anlayışı olmayan Trump ile ABD’nin demokrasi kisvesi altındaki, pragmatik dış politikası günden güne bir tahterevalli üzerinde bir aşağı bir yukarı ortaya konuluyor. Kuzey Kore ve Kudüs kararı Trump’ın mızıkçı bir çocuk edası ile verilen kararları sonucunda büyük kriz haline gelmiştir.
Türkiye ile ilişkilerine bakıldığında, Fetö ve YPG’ye gönderilen silahlar konusunda Trump ve Pentagon’dan gelen sesler, Amerika’daki yeni sistemin yankıları olarak okyanus ötesinden Türkiye’ye geliyordu.
Trump Amerika’sı ilk yılında Amerika’da ana akım medyada tartışmalara sebep olmuşken dünya üzerinde de sürekli gündemde yer almaktadır. Büyükelçilik problemleri, İran Meselesi, YPG, Kuzey Kore ilişkileri ile tartışılmaya devam edecektir.
Tüm durumlar göstermektedir ki, Trump’ın yönetiminde “Trump Doktrini” olarak öngörülen lakin bir fenomenin show programları şeklinde gün yüzüne vurduğu bir sistemde 21. yy Amerika’sını izlemeye devam ediyoruz.
Genç arkadaşlara Trump Amerika’sını öğrenmek ve anlamlandırmak isteyenler için Insıght Turkey yayınını okumalarını tavsiye ediyorum.
Kanun Hükmünde Kararname-KHK-696’ya ithafen, tüm şehit ve gazilerimiz adına
Kalabalıklar yanılmaz. Çoğunluk, azınlığın vereceğinden daha kaliteli kararlar alır. Çoğunluk bütün olduğunda tüm kalelere karşı durabilir. Milletler ise bu kalelerin somutlaşmış halidir.
Türk Milleti büyük bir kaledir. Temmuz’un ortasında verdiği can-ı gönülden duruş ise yıkılmaz bir kalenin kendini yeniden güçlendirmesidir. Peki, ne oldu, ne istendi? Kaleye darbe vurmak istendi. Yıkılmadı, o zaman bütün olarak yıkamayınca taşlar tek tek sökülmek istendi.
Kimler ne konuşuyor şimdi bu geniş kalenin mahrem çevresinde, kimler içeriden tarumar etmek için yükleniyor. İsim isim dizildi bu taşlar, gök kubbeye uzanan mihverde, bir kırmızı beyazın gerçek gölgesinde. Tarumar eder mi sence kendini bu mahşerin lütfunu yakalamış bentler.
KHK denilen bir gizde anılıp, hakkını vermek istediler mi susmadı bu cahil güruh. Kimdir hakkında konuşanlar ve neden konuşurlar? Bunlar bu yapının taşı mıdır yoksa dışarıdan fırlatılan bir ok mudur? Sorgulamak lazım, sorgulayalım ki taşların arasında fitne deliği bulunmasın.
KHK “696” bu yapının bozulmaması ve her daim destekçisi olanlara minnet borcunun ödenmesi olarak niteleyebiliriz. Türkiye Cumhuriyeti yapısında yaşayan her vatandaş vatanı savunan, vatan savunması için canını ortaya koyan insanlara her zaman şükran duyar. Yüzyıllar boyunca da bu şükran duygusunu taşırlar.
Milli Mücadele döneminde canını siper eden kadın ve erkek tüm yiğitlerimiz, ilk kurşunu atan kahramanımız eğer onlar şehir şehir, merkez merkez savunmasaydı, çıkmasaydı sokağa, elini taşın altına koymasaydı belki bugün bizler bu yazıları kelimere dökemeyecektik. Onlara nasıl minnet duyuyor adlarını her yere yazıp, onlar için şükranlarımızı dile getiriyorsak, bugünde son mücadelemizin kahramanlarını anmalı ve onlara teşekkürlerimizi sunmalıyız. Onların taleplerini karşılamalıyız. Sayelerinde, elimizde bu imkânlar varken, sadece bir teşekkür ile yetmeyecek minnetimizi sunmalıyız. Sonra çok geç olur unutmalıyım.
Ve kendini Türkiye Cumhuriyeti’ni ferdi olarak gören, bu ülke için imza atmış olan insanlardan da bu anlayışı bekliyoruz. Şehit ve gazi yakınlarımızın kalbini kırmamalı ve bu büyük yapıyı dik tutmak için birlik olmalıyız.
Saygılarımızla...
Ne(t)en Yahu Trump, Oldun mu Kramp ?
Birleşmiş Milletler kapsamında yapılan Kudüs oylaması Dünya’yı birleştirdi. Amerika’nın uzun zamandır tartışılan açıklamasına yönelik cevap nihayet sonuç buldu. 128 el bu sefer hak ve hukuk için destek verdi.
BM sonuçları açıklanması ile birlikte yorumlar kendini göstermeye başladı. Amerika’nın dünya ringinde nakavt olduğu ise aşikarca ortaya konuldu. Bunun hasebinde ise Trump kandırıldı mı diyerek, birazda olsa koruma güdüsü altında yorumlayanlarında bulunduğu gözlerden kaçmadı.
Bu sonucun en çok konuşulması gereken nokta ise devletlerin aldığı konum olmalıdır. Venezuela, Pakistan, Bosna Hersek ve Avrupa...
O zaman dönelim dünya ringinin gerçek aktörü Türkiye’ye. Türkiye zulme sessiz kalmadı, Amerika’nın tehdidine boyun eğmedi. Dünya’nın dolardan büyük olduğunu gösterdi.
Malcom X’in sözü ile ‘bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter’. Türkiye adımını attı, gerisi gelecektir. Herkes görecek ki “Bir, Dünya’dan büyük değil”.
Aç kapıyı haber var,
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.
Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.
N.F.K
Doğu Kudüs’ü toplumların atardamarı olarak tanımlamak yanlış olmaz. Şairlerin ilhamı, dinlerin merkezi, siyasetin ise her zaman olaylarına gebe gördüğü bir sorundur. Kısaca, Filistin’in başkenti olarak kabul gördüğümüz bir şehirdir.
Filistin ve İsrail arasında yaşanan sorunun temeli 1948 yılına hatta tarihin daha derinliklerine inildiğinde görülmektedir. Lakin bu durumdan daha ötesi son 20 yıldır İsrail’in bir terör devleti olarak uygulamalarıdır. 2017 ‘nin son aylarında ortaya koyduğu sahne ise toplumsal düzeni altüst edercesine gerçekleşti. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etti ve ek olarak sahnenin figüranı Amerika ise çatışma kutuplarını çizdi.
ABD Yönetimi’nin 1995 yılında ortaya koyduğu Kudüs Büyükelçilik Yasası, Tel Aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasını öngörüyordu. Ancak bu yasa belirli nedenlerle erteleniyordu. Kısaca düğmeye basılmanın zamanı gelmemişti.
Trump, seçim dönemi verdiği söz olarak; ABD’nin büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı verdi. Bu karar İsrail’in arkasında olmak ve İsrail’in Kudüs hayaline destek olmaktan da başka bir şey değildi. Kudüs’ün statüsü tartışmalı hale getirilerek Filistin’de ise öfkenin fitili ateşlenmişti. İslam dünyasından ise belirli sesler yükselmeye başlamıştı.
Peki, 22 yıldır sürekli ertelenen bu kanun neden gündeme getirilmişti? Hesaplaşılmak istenen kimdi? İsrail, Filistin topraklarını sürekli gasp etmesine rağmen ne olmuştu da şimdi bu çalkantı başlamıştı?
Bu sürecin başlangıcını anlamak için Katar Krizi’ne uzanmak, Suudi Arabistan’daki değişimlere bakmak yeterli olacaktır. En önemlisi de her gün gündemi karışık olan Türkiye’ye bakmak gerekmektedir.
İslam İşbirliği Teşkilatı, İstanbul’da Kudüs’ün gerçek statüsü için inançlarını taşıyan ülkeler tarafından bir araya gelindi. Türkiye’nin dönem başkanı olduğu İİT toplantısında alınan karar gösterdi ki “Kudüs yalnız değil, Filistinliler yalnız değil”.
O zaman, fazlası ile su götürür diye niteleyeceğimiz bu konuya son sözümüz, Necip Fazıl’ın şiirinin anlamlı mısralarından ‘Aç kapıyı haber ver, kurtuluş bestesinden, biz geldik bilen bilsin”. Evet, biz geldik bilen bilsin.