***
Kwon Taek Joo, merkez ofise uğradıktan sonra işten erken çıkmıştı. Tatil öncesi yapacak pek bir şeyi yoktu ve Ulusal Mezarlık'ı ziyaret edecekti.
Ofisten ayrılır ayrılmaz Yoon Jong Woo ile koridorda karşılaştı. Yoon, Kwon Taek Joo'yu bulmak için geliyordu.
[Nereye gidiyorsun, kıdemli?]
[Ah, eve.]
[Hangi eve?]
*christmas eve🤗
[Hangi ev olursa olsun, ev.]
[Neredeyse tatil dönemi geliyor.]
Yoon Jong Woo konuşmaya devam etti.
[Ah, mezarı ziyaret etmelisin, değil mi? Yine de bu tatili Kore'de geçirdiğine sevindim.]
[Biliyorum. Bu sefer çölün ortasında songpyeon yemeyeceğim.]
[Çölün ortasında songpyeon mu?]
[Uhm, öyle işte. Gidiyorum.]
[Ah, bekle...]
Kwon Taek Joo veda edip ayrılmak üzereyken Yoon Jong Woo onu tuttu. Düşünürken elinde bir şey olduğunu fark etti.
[Niye?]
[Hey, bugün Yevgeny-sshi'yi görmeyecek misin?]
[Neden onunla görüşeyim?]
[Çünkü ikiniz çok iyi arkadaşsınız.]
[İyi arkadaş?]
[Görünüşe göre anneni sık sık görüyor ve sandığımdan çok daha yakınsınız.]
Donuk* Yoon Jong Woo bunu fark ettiyse oldukça rahat davranmış olmalıydı.
Belki de Zhenya'yı onla bıraktığı gün bir şeyler duymuştu. Kwon Taek Joo'nun aksine, Zhenya ilişkilerini saklamaya çalışmıyordu, ama Yoon Jong Woo ikisinin sevgili olduğunu düşünememiş olmalıydı.
*beyin donukluğunu kastediyor
Kwon Taek Joo kollarını kavuşturdu.
[Ne olmuş?]
[Yevgeny-sshi'ye 'Lütfen... Eğer Olga'yı görürsen, ona direkt ver' de.]
Yoon Jong Woo, elindekini uzattı; kurabiye gibi görünüyordu. Açıkçası, Olga ile iletişim bilgilerini paylaşmadığı sürece Yoon Jong-woo'nun bunu doğrudan iletmesi mümkün görünmüyordu.
[Özel bir şey değil, Olga Kore tatlılarına meraklıydı, acelem olduğu için popüler atıştırmalıklardan bazılarını aldım.]
[Denerim.]
[Aramızda kalsın ama Olga bir elf kılığına girmiş gibi görünmüyor mu?] Bacaklarına silah taşıyan elfler mi varmış? Kwon Taek Joo şaşkın kaldı.
[Gerçekten fazla abartıyorsun. Sadece kısa bir süreliğine gelen birine fazla dikkat etme.]
[Etmiyorum zaten.]
[Her şeyi açıkça görebiliyorum, neden hâlâ numara yapıyorsun?]
[Hayır? Sadece Kore'yi tanıtmak istiyorum.]
[Ne büyük bir vatansever. Böyle bir memura neden kimse ödül vermiyor?]
Kwon Taek Joo, alaycı bir ifadeyle Yoon Jong Woo'nun elindeki poşeti kaparak, [Bunların hepsini ben yiyeceğim.] dedi.
[Atıştırmalık yemiyorsun.]
[Beni dinle. Bu kardeşler yüzleri dışında berbat.]
[Yani Yevgeny ile yüz yüze buluşacaksınız?]
[....]
Birden hiçbir şey söyleyemedi; tamamen yanlış değildi ama Kwon Taek Joo da bunu onaylayamazdı.
[Çok konuşuyorsun. Yoldan çekil.]
Yoon Jong Woo'yu kenara itti ve ayrıldı. Yoon Jong Woo bir süre takip etti sonra [Sana tekrar soracağım.] dedi. Kwon Taek Joo görmezden geldi ve otoparka yöneldi. Arabaya bindi ve atıştırmalık paketini yolcu koltuğuna yerleştirdi.
Kwon Taek Joo, annesini almak için önce eve uğramak zorundaydı. Aracını park ederken asansör aşağı inmeye başladı ve kapı açıldı. Kapı açılır açılmaz, Kwon Taek Joo birine çarptı. Şaşırdı ve bağırdı çünkü o kişi Zhenya'ydı.
"Ne zaman geldin?"
"Şimdi."
"Gitmiyor musun?"
"Asistan o kadar yaygara koparıyor ki, bugün işe gitmem gerektiğini ısrarla söylüyor. Yaklaşan tatiller yüzünden orada olmalısın dedi."
Görünüşte bahane değildi çünkü tatil döneminde elçilikte birçok resmi etkinlik vardı. Büyükelçi ne kadar boş olursa olsun, en azından iki ülke arasındaki barışı ve iş birliğini pekiştirecek bir etkinliğe katılmak zorundaydı. Tabii gerçekten nefret edilmek ve ülkesine geri dönmek zorunda kalmak istemiyorsa.
Kwon Taek Joo asansöre girmeye hazırlanırken, Zhenya önünü kapattı, kapının kapanmaya başlayan güvenlik barına tutundu ve kapıyı açtı. Zhenya, bir elini Kwon Taek Joo'nun beline koydu.
"Gitmeyeyim mi?"
"Ne diyorsun? Hızlıca git ve geri dön."
"Yine üzgün bir yüz ifadesi takındın."
"Öyle bir şey yapmıyorum."
Zhenya elini belinden çekti, burnunu Kwon Taek Joo'nun kulağına ve yanağına sürttü.
"Taek Joo. O koku gitmiş."
"Çünkü duş aldım. Çabuk git."
Zhenya'nın sırtına iterek dışarı çıkardı. Kapı kapanmak üzereyken, Zhenya iki elini de içeri sokmaktan çekinmedi ve Kwon Taek Joo'nun yüzünü yakaladı. Şaşırdı ve kapıyı açmak için düğmeye basmak üzereydi ama ondan önce, yüzü araya girdi ve onu öptü.
"Ya... Hey, kolun..."
Kwon Taek Joo kafasını dışarı çıkararak onu durdurmaya çalıştı ama Zhenya hâlâ sakin bir şekilde dudaklarını yalayıp dilini emiyordu. Kapının kapanmasını engellemek için çaresizce açma butonuna bastı ve onu istediği kadar öpüp geri çekildiğinde sert bir darbe indirdi.
"Yaralandın, seni piç."
"Ne yarası? Bu mu? Çok endişelisin."
Kibirli ve gururlu. Ne kadar endişelense de, aynıydı. "Defol." dedi Kwon Taek Joo Zhenya'yı iterek kapama butonuna bastı. İki kapı tamamen kapanana kadar ayrılmadı. Tek başına bir yere giden beş yaşındaki bir çocuğun bile böyle bir yüz ifadesi gösteremeyeceği kimin aklına gelir ki. Kim kiminle daha çok ilgileniyordu? Kwon Taek Joo, nedenini anlamadığı bir şekilde aniden kalbinde bir titreme hissetti.
Merdivenleri çıkarken dağınık kıyafetlerini düzeltti ve ıslak dudaklarını elinin tersiyle sildi.
[Anne, eve geldim.]
Eve girdiğinde sesimi yükseltti. Mutfaktan annesinin sesi geldi. Telefonla mı konuşuyordu? Şüphesiz içeri girdi ve hiç beklemediği birini gördü.
[Taek Joo, erken mi geldin?]
Olga elinde bir çay fincanı tutarak arkasını döndü. Hem Zhenya hem de Olga, başkalarının evine gitmeyi alışkanlık haline getirmişlerdi.
"Sonuçta kardeşler."
"Ha? Ne demek istiyorsun? Ben ve o mu? Bu çok kaba."
"Hayır, siz gerçekten birbirinize benziyorsunuz."
Kwon Taek Joo'nun bu sonuca varması karşısında Olga, büyük bir hakaret almış gibi rahatsız oldu. Nedense, Kwon Taek Joo Zhenya'nın da aynı şekilde tepki vereceğini düşündü. Bu noktaları bile aynı.
Ama Olga'nın kıyafeti alışılmadık bir şekildeydi. Her zaman gösterişli kıyafetleri tercih eden oyuncu, bugün siyah bir elbise ve fileli siyah bir şapka giymişti.
"Sen... Neden böyle giyindin?"
"Ne için olabilir? Mezarlık ziyaretlerine giderken kıyafet kurallarına uymak kibarlıktır. Aceleyle aldım, nasıl?"
Kwon Taek Joo annesine sorgulayan bir bakış attı. Annesi farkında olmadan mutlu bir şekilde gülümsedi.
[Buradayken babana ve kardeşine selam vermek istediğini söyledi. Genç bayan tıpkı büyükelçi gibi çok sevecen.]
Hayır, daha çok hüzünlü bir filmde rol almak için yas giysisi giymek istiyor gibi görünüyordu.
Kwon Taek Joo, memnuniyetsiz bir bakışla onu süzdü ve hiçbir şey olmamış gibi görmezden geldi.
"Çabuk hazırlan. Geç kalmamalıyız."
Ev sahibi ve misafir rolleri tamamen değişmişti. Kwon Taek Joo başında bir ağrı hissetmeye başladı.
***
"Kore'de birçok lezzetli pasta var, değil mi? Bu ülkenin ana gıda maddesi pirinç olduğu için pek bir şey beklemiyordum."
Olga hiç durmadan kurabiyeleri açtı ve tadına baktı. Zaman zaman anneme de tavsiye ediyordu. Hatta bir kısmını ağzına bile götürdü. İki kişi arka koltukta yan yana oturdu ve iletişimsel olmayan bir sohbete devam etti. O kadar dostane bir ilişkiydi ki Kwon Taek Joo'nun müdahale etmesine zaman yoktu.
O sadece iki kişi için şoförlük yapıyordu.
Kwon Taek Joo, şekerin tipik kokusunu hafifletmek için pencereleri sessizce açtı. Olga, "Rüzgar saçlarımı dağıtıyor" diyerek pencereyi kapattı. Bu, soylular için büyük bir sorun olmalıydı.
"Yani bir yıl boyunca pek bir şey olmadı mı? Her ihtimale karşı zaman zaman yurtdışı konularını da kontrol ediyordum."
Olga son kurabiyesini açarken sordu. Bu aile, yakın akrabalarının ne yaptığını yabancı haberlerden öğrenmekte bir gariplik hissetmiyordu.
"Hmm. Kore'ye geldikten beri kimseye zarar vermedi; bazen deli gibi davranıyor ama oldukça itaatkar."
"...."
"Onun ölme zamanı mı geldi?"
Olga, kayıtsız bir tonla fısıldadı. Kwon Taek Joo'nun annesine yeni açtığı kurabiyeleri verirken mümkün olduğunca masum gülümsemeye çalıştı.
Bunun, Bogdanov soyundan gelen bir özellik olup olmadığını merak etti.
"Aksi takdirde harika bir eğitmenle tanışmış olmalı, değil mi?"
Olga, dikiz aynasından bakarken sinsice gülümsedi.
"Kim bilir..."
"Dün gece tek kelime etmeden giden adamın sabaha kadar nerede kaldığını biliyor musun? Garip bir şekilde, aynı koku o adamdan ve yatak odasından da geliyordu."
Başını öne eğip burnunu çekti. Kwon Taek Joo'nun kulaklarında rüzgar sesi gibi bir şey duyulmuştu; Olga'nın yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.
"Bu koku."
"...İyi bir burun aileden mi geliyor?"
"Kokulara karşı duyarlıyım. Ajinoki'de buluştuğumuzda, Taek Joo o adam gibi kokuyordu, bu yüzden ikinizin uzun süredir birlikte olduğunu anladım."
"Birlikte kalıyorduk..."
"Ama eğer böyle şüpheli bir koku ile bir gecelik bile ayrılamıyorsanız, neden birlikte yaşamıyorsunuz?"
Kwon Taek Joo'nun annesinin önünde söyleyemeyeceği hiçbir şey yoktu. Rusya'da nezaket veya edep kavramı yok muydu, yoksa sadece Bogdanov kardeşleri mi böyleydi?
Tam o sırada, otoparka varmışlardı; Kwon Taek Joo arabayı hızlıca park etti.
"Neredeyse geldik, in."
"Aman Tanrım! Utandın mı, bu şaşırtıcı."
Olga kahkahalarla güldü. Annesi de nedensizce gülüyordu. Kwon Taek Joo onun kendi tarafında olmadığını hissetti.
Aracını park ettikten sonra, bir çiçek sepeti ve şarapla mezarlığa gitti. Olga yavaşça takip etti ve çevreye bakındı.
"Burası mezarlık mı?"
"Benzer. Görev sırasında ölenlerin defnedildiği yer."
"Ah. Taek Joo'nun babası askerdi, değil mi? Kardeşi de? Kesinlikle onurlu bir ölüm."
"Onurlu ölüm diye bir şey yok."
Kwon Taek Joo ciddi bir yüz ifadesiyle sözünü kesti. Olga başını eğip, "Öyle mi?" dedi.
"Taek Joo'nun da onurlu yaşamak ve onurlu ölmek için bu işi yaptığını sanıyordum."
"Ben sadece yapmam gerekeni yapıyorum. Olaylar bu şekilde gelişti. Artık bunun dışında ne yapacağımı bilmiyorum."
"Hmm. Kader gibi, bazen kaçmak imkansız."
İşte bu. İnsanlar ona neden böyle tehlikeli bir iş yaptığını sorduğunda, Kwon Taek Joo yanıt veremiyordu; çünkü gerçekten nedenleri hiç düşünmemişti. Bunu doğal olarak kabul etmiş ve şimdi yemek ve uyku gibi bir alışkanlık haline gelmişti. Yemek ve uyku olmadan yaşayamayacağı gibi, işten de ayrılması mümkün görünmüyordu.
Sohbet ederken babasının mezarına geldi. Kwon Taek Joo, mezar taşının önüne bir kadeh şarap döktü ve çiçek sepetini bıraktı. Annesi, mezar taşını temizlerken babasıyla konuştu. Olga bir an izledi ve sonra konuştu.
"Baban hayattayken annenle ilişkisi çok iyiydi, değil mi?"
"Normal değil mi?"
"Ölmüş olmasına rağmen böyle birini özlemek normal mi? Bunun sadece romanlarda olan bir şey olduğunu sanıyordum. Ailemde böyle bir şey asla olmaz."
Olga başını salladı ve beklenmedik bir hikaye anlattı.
"O, Rusya'ya döndüğünde, annesinin ölüm yıldönümüydü."
"Ne...?"
Bu, Kwon Taek Joo'nun ilk kez duyduğu bir şeydi. Zhenya, Rusya'ya iş için döndüğünü söylemişti ama annesinin ölüm yıldönümü hakkında hiçbir şey dememişti. Geri döndüğünde ise yalnızca nişan hakkında konuşmuştu.
"Bilmiyor muydun? Evet, o genellikle kendinden bahsetmeye eğilimli değil."
"Annen zaman öldü?"
"Annem mi?"
Olga, garip bir soru almış gibi kafasını eğdi. Sonra konuşmayı geriye döndürüp iç çekti.
"Ah, demek Taek Joo hiçbir şey bilmiyor? Benim ve kardeşlerimin farklı anneleri var. Onun annesi, ben doğmadan önce vefat etti; sonra babam yeniden evlendi, benim annemle. Bu yüzden aramızda böyle büyük bir fark var."
"Yani annesi o küçükken mi öldü?"
"Evet, öyle."
"Peki..."
Kwon Taek Joo, Zhenya'nın bu eksiklik nedeniyle mi "Psikh" olduğunu merak etti.
"Bu ne anlama geliyor?"
"Küçükken muhtemelen bir anneye özlem duydu. Ayrılmaktan nefret eder."
"Hmm... öyle mi? "
"Kardeşlerimin hiçbiri annesinin dokunuşunu hissetmedi. Hiçbirinin annesinin güçlü bir anne sevgisi yoktu. Taek Joo'nun bildiği gibi ailemiz nesillerdir görücü usulü evlilikler yapıyor. Kardeşlerimin anneleri de aynısını yaptı. Bağımsız bir insan olduğu için sevgisiz bir evliliğe ya da sevgisiz kurulan bir aileye bağlılığı yoktu. Bu yüzden her zaman evde olmuyordu ve sanırım ailesiyle vakit geçirmektense yalnız kalmayı tercih ediyordu. Babamla onun annesinin, üç oğulları olursa evlilik yükümlülüklerini yerine getireceklerine dair söz verdiğimizi duydum. Aslında o doğduktan kısa bir süre sonra vefat etti. Bir yat gezisi sırasında denizde. Cenazeyi dahi bulamadıkları için ayrı bir mezar yapamadıklarını söylüyorlar. Bundan kısa bir süre sonra babam annemle yeniden evlendi. Etrafta çok fazla konuşma vardı. Acaba babam annemle evlenmek için kardeşimin annesini mi öldürmüştü? Başka bir görücü usulü evlilik sayesinde muazzam bir zenginliğe ve güce kavuştu."
Omuzlarını silkerek bu tür söylentilerin güvenilir olmadığını belirtti. Hem Zhenya hem de Olga, hikayelerini anlatırken, sanki başkalarının hikayesiymiş gibi kayıtsızdılar.
"Her ne kadar övünülecek bir şey olmasa da, babam kadınlar konusunda oldukça düzgün biridir. Ancak, soy konusunda çok katıdır bu yüzden her doğduğumuzda babalık testine tabi tutulmak zorundaydık. İki resmi eşinin dışında, başka bir kadınla çocuk sahibi olmamış. Yani, gayrimeşru kardeşlerim yok."
Kwon Taek Joo dinledikçe daha da şaşırıyordu. Bu yüzden mi Zhenya ailesine bağlılık hissetmeden büyümüş, dağınık bir cinsel yaşam sürmüş ve yalnız kalmayı sevmişti? Tüm kardeşler böyle değildi bu yüzden kişiliği kısmen doğuştan, ama eğer biraz normal bir ailede büyümüş olsaydı, "Psikh" olarak anılmazdı.
Kwon Taek Joo, Zhenya'nın kendisine "Ana kuzusu" dediğini hatırladı. Kwon Taek Joo'nun annesine karşı olan sorumluluğu, yükümlülüğü ve suçluluğu karşısında şaşırmış ve annesinin yalnızca Kwon Taek Joo için yaşadığını tuhaf bulmuştu. Zhenya'nın aile hayatı da Kwon Taek Joo için hala garipti.
"Bilmiyordum, hiçbir şey söylemedi."
"Eh, bu iyi bir hikaye değil. Babam ölüm yıldönümüne pek önem vermiyor. Diğer çocuğunun ne yaptığını bilmiyorum. Her yıl o sıralarda o, işini bırakır ve kendini Ajinoki'ye kapatırdı. Bunu ölen annesini onurlandırmak için mi, yoksa üzgün hissettiği için mi yaptığını bilmiyorum."
Kwon Taek Joo, Zhenya'nın düşüncelerini tahmin edemediği halde, annesinin ölüm yıldönümündeki karmaşanın ve bu duyguyu isimlendirememiş olmasının acı olduğunu hissetti.
"Babam bizi yarış atı gibi görüyor. Bu ölüm yıldönümünde onun Rusya'ya döneceğini biliyordu bu yüzden bir nişan töreni düzenledi. Bunun hakkında daha önce konuşmadı mı?"
"Kısaca duydum."
Olga kafasını eğerek açıkladı.
"Taek Joo'nun bildiği gibi herkes onu kötü şöhretli biliyor. Hangi aklı başında kişi onu damat olarak ister ki? Bu yüzden nişan veya evlilik hikayesi uzun süre ortaya çıkmadı. Ama bu sefer uygun bir eş bulmuş gibi görünüyor.
Bunu sadece aramızda olduğu için söylüyorum ama o aile de kolay değil. Nişanlı olarak bahsedilen kişi de oldukça korkutucu biri."
Ne kadar korkutucu, ne tür biriydi? Eğer nişanlanacaksa, muhtemelen bir kadındı. Zhenya ile aynı yaştalar mıydı?
Kwon Taek Joo'nun birçok sorusu vardı ama tek bir kelime sormadı, ilgi göstermek istemiyordu. Hayır, bunu kendine bile itiraf etmek istemiyordu.
"Onun ne yaptığını ve nasıl tepki verdiğini merak etmiyor musun?"
"Ne...?" "Hmm. O kişinin, babasını dinlemesinin hiçbir yolu yok;
ne derse desin, yapmazdı. Bu yüzden herkes onun doğal olarak itiraz edeceğini düşünüyordu ve onun anlayışla karşılayacağını beklemiyorlardı! O, ailenin isteklerini mütevazı bir şekilde nasıl kabul edebilirdi? Hayır, o her şeyi planlamıştır."
"Plan mı? Ne..?"
"Babam, o kişi fikrini değiştirirse diye nişan törenini aceleyle hazırladı. Ama nişan töreninin olduğu günde, iki taraf da ortada yoktu. Sonunda partiye gitmeye hazırlanırken, dışarıda aniden gürültü oldu. Dışarı çıktığımda, iki kişi gelmişti ama birbirleriyle kavgaya tutuşmuş gibiydiler. Arabaları o kadar ezilmişti ki nasıl devrildiği belirsizdi; ama trafik polisi de onlarla birlikte ortaya çıktı. Sonra sokaktaki CCTV'yi kontrol ettiğimde, birbirleriyle neredeyse çarpışan araba oyunu oynadıklarını gördüm. Aslında, ikisi çok küçükken tanışmıştı çünkü aileleri tanıdıktı ve kişilikleri tamamen benzer olduğundan, iyi anlaşamıyorlardı; neredeyse düşmandılar."
Kwon Taek Joo, diğer nişanlı hakkında daha fazla merak etmeye başladı. Zhenya'nın bir kadını mı? Sadece düşünmesi bile kafasını ağrıtıyordu.
"Burada bitmedi. O deli adam dinamitle geldi ve havai fişek patlatmak için güzel bir gün olduğunu düşündüğünü söyledi. Yetişkinlerin yüzlerindeki ifade görülmeye değerdi. Sana gösteremediğim için üzgünüm."
Bu gerçekten pişmanlık dolu bir ifadeydi. Zhenya'yı deli olarak adlandırmaktan çekinmiyordu ve davranışlarını eğlenceli buluyordu.
"O, babam bir daha istediğini yapmaya çalıştığında havai fişek patlatacağını söyledi. Sadece ne isterse onu yapacak; muhtemelen bir yerlerde bir füze hazırlamıştır. Hmm... İşte bu şekilde nişan hikayesi unutuldu."
Kwon Taek Joo sessizce dinledi ve gözlerini elleriyle kapadı. Zhenya'nın, Kwon Taek Joo yüzünden bu rahatsızlığa neden olduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktu; bu yalnızca zoraki evliliği reddeden birinin örneğiydi.
Bunun böyle olması gerekiyordu ama Kwon Taek Joo'nun kulakları birden sıcak hissetmeye başladı. Bunu bilmeden, çok şey düşündü. Kwon Taek Joo, Zhenya'nın nişan konusunu yüzeysel bir şekilde ele almasının ve geri döndüğünde kendisiyle iletişim kurmamasının kendisini üzmesinin sebebini düşündü.
"Neredeyim, kiminle buluşuyorum, ne yapıyorum? Eğer takıntı haline getirmek ve beni bağlamak istiyorsan bunu yap."
"Nişan veya evlilik benim için önemli değil. Eğer istemiyorsan, neden doğrudan söylemiyorsun; en azından seni sevimli bulurum."
Sessizce mutlu olan çocuğun yüzü Kwon Taek Joo'nun aklında belirdi; birden kendisini utanç içinde buldu.
"Taek Joo. Buraya kadar geldim, sadece benim için bir fotoğraf çek."
Olga telefonunu uzattı. Kwon Taek Joo, farkında bile olmadan Olga, elinde bir dantel şemsiye tutarak fotoğraf çekilmeye hazırlanmıştı.
"Mezarın önünde fotoğraf mı çekmek istiyorsun?"
"Ben bir hastayım. Yarın ne olacağını bilmiyorum bu yüzden her anı yakalamalıyım."
Aniden garip bir suçluluk duygusu hissetti; başka seçeneği olmadığı için Kwon Taek Joo birkaç kez deklanşöre bastı ve telefonu geri fırlattı. Fotoğraf bulanık değildi ve yüzü normal görünüyordu ama Olga, onun fotoğrafı ciddiye almadığını söyledi.
Sonunda Kwon Taek Joo, sadece bir yerde onlarca fotoğraf çekti. "Elimden gelenin en iyisini yaptım ama kurtarılacak pek bir şey yok." dedi. Eğer kadın olmasaydı, ona yumruk atmak isterdi.
"Neyse, çok çalıştın bu yüzden sana bunu vereceğim."
Karşılık olarak, Olga çantasından bir şey çıkarıp ona verdi. Bir çocuğun fotoğrafıydı. Kwon Taek Joo bir göz attı ve yumuşak bir şekilde şaşırdı.
"Ah? Bu çocuk..."
Fotoğraftaki çocuk, sık sık rüyasında gördüğü çocuğa benziyordu. Kwon Taek Joo, bunun Zhenya olduğunu düşünmüştü ama çocukken ona ait bir fotoğraf görmemişti bu yüzden emin değildi.
"Zhenya mı?"
"Evet. Daha önce gördün mü?"
"...Hayır."
"Çok hoş, değil mi?"
"Ne..?"
"Hayatımda böyle güzel bir çocuk görmedim. Bu yüzden yanımda taşıyorum, özel bir anlamı yok."
Olga, "Garip düşünme." diyerek sınırı çizdi ve fotoğrafı Kwon Taek Joo'nun ceket cebine zorla soktu.
"Bu benim tek değerli fotoğrafım ama lütfen sakla."
"Tamam."
"Peki, sana verdiğimde al. Eğer o seni sinirlendirirse, buna bakıp sakinleşirsin; oldukça etkili."
Kesinlikle etkili olacağı garanti gibiydi; Kwon Taek Joo ne diyeceğini bilemedi ve gülmeye başladı.
Olga, yan yana dizilmiş mezarlıklara hızlıca döndü.
"Taek Joo'dan uzun yaşayamam çünkü her zaman ölüme bir adım daha yaklaşıyorum.
İnsanlar her zaman mutlu olmak isterler ve başlarına sadece iyi şeyler gelsin isterler ama gerçekten de durum böyle olsaydı hayat ne kadar eğlenceli olurdu? Bazen sıradan şansın ve mutluluğun ne kadar değerli olduğunu bilmek için üzüntüyü, depresyonu, acıyı ve acıyı deneyimlemek gerekir."
"Bu açıdan acınası bir durum" diye devam etti.
"O, duyguları olmayan biri. Bu dünyada yalnızca önemsediği şeyler ve önemsiz şeyler var; ama mutluluk, sevinç, üzüntü ya da acı yok. Aslında, uzun zamandır başka birine dikkat ettiği ilk sefer. Onun hayatı boyunca böyle yaşayıp öleceğini düşünmüştüm. Şimdi belki farklı olabilir."
"Bu kadar büyük olan ne?"
"Çünkü bu çok şaşırtıcı bir gelişme. Güzeli kurtarmaya giden kahraman Koschei tarafından yakalandı. Ama bu sonu sevdim. Biliyorum çok fazla şey istiyorum ama lütfen dikkatli ol. Bir taksi şoförünün bile o canavara sempati duymasını istiyorum."
Bu isteği tamamladıktan sonra, Olga, Kwon Taek Joo'nun annesiyle birlikte kardeşinin mezarına doğru gitti. O tek başına durdu ve fotoğrafı ceketinden çıkardı. Zhenya'nın ifadesiz yüzü, çocukken dahi, rüyasında gördüğü çocuğa benziyordu. Kwon Taek Joo, fotoğraftaki inatçı yanağını okşadı.
İstemeden bile olsa, Kwon Taek Joo, inanılmaz bir hüzünle doldu. Başka bir endişe ve pişmanlık duygusu mu vardı? Kendini bile anlayamadı.
Birden Zhenya'yı düşündü. Aniden aklıma bir fikir geldi. Arama yapmak için cep telefonunu çıkardı. O anda bir titreşim sesi duyuldu.
Zhenya. -
***