Su ayıları, sakal hayvancıkları, Tardigrada, Yavaşadımlılar (Latince tardus yavaş; gradi adımlamak); ince segment ve kutikula bulunduran, 4 çift kısa bacağı olan omurgasız hayvanlar şubesidir. Mikroskobik canlılardır.Dünya'nın en küçük hayvanlarıdır.[kaynak belirtilmeli] Tatlısularda ve nemli alanlarda yaşarlar. Vücutları genel görünüşüyle silindir şeklinde, karın tarafları düzdür. Koni şeklinde uç baş sayılır, ayrıca bir baş oluşumu görülmez. Solunum organları yoktur. Ayrı eşeylilerdir. Vücut hücreleri sabittir. Yaklaşık 1,150 [1] türü bilinmektedir. Olağanüstü ortam koşullarına dayanıklıdır. Genlerinin incelenmesi sonucu, önce tatlı suda ortaya çıkan tardigrade'in yüksek adaptasyon becerisiyle toprak üzerine de sıçradığı anlaşıldı.Uzayda yaşayabildiği keşfedilmiştir.[2][3]
(Su ayıları, uzay ayıları, pudgy wudgies veya yosun yavruları olarak da bilinir) sekiz ayaklı, parçalı mikro hayvanlardır ] İlk kez Alman zoolog Johann August Ephraim Goeze tarafından 1773'de keşfedildi. Tardigrada adı ("yavaş adım" anlamına geliyordu) üç yıl sonra İtalyan biyolog Lazzaro Spallanzani tarafından verildi. Tepelik yağmur ormanlarından Antarktika'ya, dağlık alanlardan derinliğe kadar her yerde bulunurlardı. [9]
Tardigratlar bilinen en dayanıklı hayvanlardan biridir: bilinen diğer yaşam biçimlerine hızla ölümcül olan aşırı koşullardan kurtulabilirler. 1 K (-458 °F ila -272 °C) ila yaklaşık 420 K (300 °F; 150 °C) arasında değişen sıcaklıklara dayanabilirler, [10] en fazla okyanus siperlerinde yaklaşık altı kat daha fazla baskı uyguluyorlar, [ Zor koşullarda yaşayan Tardigratlar, bir insanın ölümcül dozundan yüzlerce kat fazla dozda Siklomorfoz.
Bununla birlikte,
Genellikle, tardigratlar tamamen yetiştirildikleri zaman yaklaşık 0,5 mm (0,02 inç) uzunluğundadır. [2] Kısa boylu ve dört çift ayaklı, hepsi de "diskler" olarak bilinen dört ila sekiz pençeli tombullar. [2] Dördüncü, gövde terminal segmentine yönlendirilir ve ilk olarak alt tabaka kavramak için kullanılır, ilk üç çift bacak yönlendirilir ve birincil lokomotif araçlardır. Tardigratlar yosunlarda ve likenlerde yaygındır ve bitki hücreleri, algler ve küçük omurgasız hayvanlar üzerinde beslenir. [18] Yukarıdakilere ilaveten, öğrenciler ve amatör bilim insanları için erişilebilir hale getiren çok düşük güçlü bir mikroskop kullanmak mümkündür.
Tardigrades, Ecdysozoa süperfilitesinin bir parçası olan Tardigrada filumunu oluşturur. Kambriyen dönemde, 530 milyon yıl önce fosiller bulunan eski bir gruptur. [19] Tardigratlar dünya çapında, Himalayalar [22] (6.000 m'den (20.000 ft) üzerinde), derin deniz (4.000 m'nin (13.000 ft) altında) ve kutup bölgelerinden ekvatora kadar çeşitli bölgelerde yaşamaktadırlar.
Irukandji denizanaları dünyadaki en küçük ve en zehirli kutu denizanalarıdır. Irukandji denizanaları Avustralya denizlerinde yaşarlar ve iğnelerini kurbanlarına fırlatarak Irukandji sendromu olarak bilinen semptomlara yol açabilirler. Yaklaşık bir santimetre küp büyüklüğündedirler . Bilinen beş Irukandji türü vardır: Carukia barnesi, Malo kingi, Mala maximus, Malo filipina ve Malo bella.[1][2]
Irukandji sendromunun belirtileri ilk defa 1952 yılında Hugo Flecker tarafından belgelenmiştir.[3] Adını Cairns şehrinin kuzeyinde bulunan kıyı şeridinde yaşayan Irukandji halkından almıştır.[4] İlk Irukandji denizanası, Carukia barnesi, 1964 yılında Jack Barnes tarafından bulunmuştur. Denizanasının Irukandji sendromuna sebep olduğunu kanıtlamak için küçük denizanasını yakalamış, kendisinı, oğlunu ve bir cankurtaranı sokmasına izin vermiş, ardından da etkilerini gözlemlemiştir.Bulunduğu Bölge[değiştir | kaynağı değiştir]
Irukandji denizanalarının sadece Avustralya'nın kuzeyindeki denizlerde bulunduğu sanılıyordu. Bir National Geographic belgeseline[7] göre bu tür Britanya Adaları, Japonya ve Florida gibi yerlerde de bulunmuştur.[8] Malezya kıyılarında da Irukandji denizanası yaralamaları kaydedilmiştir.
Irukandji denizanalarının gövdeleri 5 mm ile 25 mm arası genişliğindedir ve 1 santimetre ile 1 metre arasında uzunlukta 4 dokunaca sahiplerdir.[9] İğneleri gövdelerinden başlayıp dokunaçları boyunca devam eden küçük kırmızı noktalar olarak görülür. [9]
Irukandji denizanasının yaşam evresi ve zehri hakkında çok az bilgi vardır. Zehirleri oldukça güçlüdür. Araştırmacılar zehrinin küçük ve hızlı balıklardan oluşan avını anında sersemletebilecek kadar güçlü olduğunu düşünmektedirler. İstatistiklere bakıldığında Irukandji sendromuna farklı denizanası türlerinin de neden olabileceği düşünülmektedir fakat sadece Carukia barnesi ve Malo kingi' nin bu sendroma sebep olduğu kanıtlanabilmiştir.[10]
Çoğu denizanasının sadece dokunaçlarında iğneleri vardır fakat Irukandji denizanaları gövdelerinde de birçok iğne bulundurur. Biyologlar bu benzersiz özelliğin amacını hala keşfedememişlerdir. Bu özelliğin denizanasının küçük avlarını yakalama ihtimalini arttırdığı hipotezini öne sürmüşlerdir.
Irukandji denizanaları iğnelerini fırlatıp zehirlerini enjekte edebilmeleri yönlerinden dolayı diğer kutu denizanalarından farklılardır. Bu özelliklerinin bir amacı olup olmadığı bilinmemektedir.[11]
Irukandji denizanası sokması o kadar şiddetlidir ki ölümcül beyin kanamalarına yol açabilir ve yıllık ortalama 50-100 insan Irukandji denizanası sokması sebebiyle hastaneye yatırılır.[12]
0 sıfır acı olmak üzere ve 10 hayal edilebilecek en şiddetli acı olmak üzere, Dr. Jamie Seymour Irukandji denizanasını sokmasının acısının on üzerinden on iki olduğunu söylemiştir.
Irukandji sendromu küçük bir miktar zehir yüzünden ortaya çıkar. Uzuvlarda kramplara, sırtta, böbreklerde aşırı acıya, deride yanma hissine, baş ağrısına, mide bulantısına, terlemeye, kusmaya, kalp atış hızında artışa, kan basıncında artışa ve kötü bir şeyler olacağına dair bir his oluşturan bir psikolojik fenomene neden olur.[13] Sendrom vücutta katekolamin salınımından dolayı ortaya çıkar[9].
Sokmanın acısı orta derecede rahatsız edicidir. Aşırı acı sokmadan sonra 5 ila 120 dakika arasında başlar. Sendromun belirtileri saatler hatta haftalar bile sürebilir ve hastaların genellikle hastaneye yatırılması gerekir. Diğer kutu denizanası sokmalarında olduğu gibi sirke derideki iğnelerden kurtulmada yardımcı olur fakat çoktan vücuda giren zehre bir etkisi olmaz.[14] Tedavi antihistaminik ve anti-hipertansif ilaçlar yardımıyla ve acıyı kontrol etmek için de morfin ve fentanil gibi ilaçlar kullanılarak semptomatik olarak yapılır.[14]
pangolinler ya da pullu memeliler (Pholidota) takımının pangolingiller (Manidae) adlı tek familyasının Manis adlı tek cinsinde toplanan memeli hayvanlardır. Vücutları, kiremit gibi dizilmiş büyük keratin pullar sebebiyle, kozalaksı görünümdedir. Vücudun yalnızca üst bölümünde olan bu pullar kuyruğun tamamında bulunur. Vücudun pulsuz olan alt kısmı ve bacakların iç tarafı ise kıllıdır. Pullar arasında da kıl vardır.
Başları uzun yapılıdır. Zygomatic yay ortadan kalkmış ya da körelmiş; ptygoidea ise iyi gelişmiştir. Alt çene, basit iki kemik köprü kalacak biçimde körelmiş; angular ve articular çıkıntı yoktur. Bel omurları eklem çıkıntılarından yoksundur; köprücük kemiği oluşmamıştır. Kısa yapılı ön üyeleri kazmak için kuvvetli kazıcı tırnaklar taşır; ön ve arka ayaklar 5 ışınlı ve parmakları tırnaklıdır. Dişleri yoktur; dilleri uzun ve solucan şeklindedir. Tükürük bezleri iri yapılı; mideleri çok kaslı ve öğütücü mide dişleri vardır. Beynin koklama lobu büyük; büyük beyin ilkel yapılıdır. Midenin iç çeperi keratin çıkıntılıdır.
Pangolin, çoğunlukla Uzak Doğu’da görülen pullu memeli bir hayvandır. Gececil olan bu hayvanlar, gündüzleri kazdıkları çukurlarda, ağaç ve kaya kovuklarında saklanırlar. Pangolinler “canlı çam kozalakları” olarak adlandırılırlar. Pangolin, baş, sırt, kuyruk ve bacakları kaplayan, birbirinin üstüne binen iri, kahverengi pullardan oluşur.
Uzun ve yapışkan dokulu dil yapısı vardır. Genellikle termit, karınca, pupa, larva, yumurta, kısacası yuvada ne varsa diliyle zorlanmadan toplayarak yer. Yavrular anne tarafından vücut üzerinde taşınırlar. Tehlike anında tostoparlak olurlar. Karınca ve termitlerin bünyelerinde bulunan asitler, midesinin kalın kaslı çeperli olması nedeniyle zarar veremezler. Nesli tükenmekte olan pangolinler, kendilerini korumak için top haline geldikleri anda yakalanıp poşetlere koyulup, vakumlanarak öldürülüyorlar.[1]
Pangolinler böcekçildirler. Besinlerinin önemli bir bölümünü karınca ve termitler oluşturur. Doğadaki termit popülasyonunu kontrol etmede önemli bir regülatör görevi üstlenirler.[2] Görme yetileri sınırlı olduğundan avlarını koku ve duyma yetileri ile yakalarlar.[3]
KAYNAKÇA:WİKİPEDİ
Narval veya diğer adıyla denizgergedanı (Monodon monoceros), balinalar (Cetacea) takımının Monodontidae familyası içindeki Monodon cinsinin tek türüdür. Yaşam alanı arktik denizler olan bu deniz memelisi, 70° K enleminin güneyinde nadiren görülür. Narval, ilk olarak 1758'de Carl Linnaeus tarafından tanımlanmıştır. Monodontidae familyasını, kendisinin Monodon cinsinin tek türü olması gibi, Delphinapterus cinsinin tek türü olan beyaz balina (Delphinapterus leucas) ile paylaşır. Bir dönem, kısa burunlu yunus (Orcaella brevirostris) için de aynı familya uygun görülmüşse de yakın tarihli genetik kanıtlar ile bu canlının yunusgiller (Delphinidae) familyasına dahil olduğunu belirlenmiştir. Narvalın üst kısmının derisi çoğunlukla alacalı gridir ve bu görünüm yanlara doğru açılarak, karın bölgesinde oldukça beyaz bir hale gelir. Boyun, baş, göğüs yüzgeçleri ve kuyruk kanatları ise neredeyse siyahtır. Erişkin bireylerin rengi, genellikle, genç bireylerden daha canlıdır.
Erişkin erkek narvaller 4,6 m, dişiler ise 4 metreye uzayabilir ve erkekler 1600, dişiler de 1000 kg ağırlığa ulaşabilirDenizgergedanlarının en dikkat çeken özelliği, erişkin erkek bireylerin üst sol çenesinden çıkan ve ileriye 3 metre kadar uzayabilen, sola dönüşlü helis sarmalı yapan, boynuz benzeri uzun bir diştir. Ağırlığı 10 kg'a erişebilen bu dişten dişi narvallerde nadiren çıkarken, 500 erkekten birinde normalde küçük olan sağ diş de uzar. Çok daha nadir olan bir durum, dişi bir narvalde iki dişin birden uzamasıdır (soldaki resim).
Bu kadar uzayan bir dişin ne işlevinin olduğu yoğun tartışmaların konusu olmuştur. İlk bilimsel teorilerde bu dişin narvalın Arktik Okyanus'taki yaşam alanını örten buzu delmek gibi bir işlevi olabileceği üzerinde durulmuşken, başka teorilerde de olasılıkla yankıyla yön bulmada kullanıldığına değinilmiştir. Daha yakın tarihlerdeyse, daha büyük dişe sahip erkeklerin daha yüksek olasılıkla bir eş bulabileceği görüşünden hareketle, bu dişin birincil işlevinin gösteriş ve baskınlık olduğu görüşü benimsenmiştir. Bu hipotezin öne sürülmesinin nedeni, "diş tokuşturma" (İngilizce'de tusking) olarak adlandırılan ve erkek narvallerin dişlerini birbirlerine sürttüğü etkinliğin gözlenmesi olmuştur.
Ancak güncel bir araştırma, doğada karşılaştırılabilecek başka bir örneğin olmadığı bu uzantının aslında bir duyu organı olabileceğini göstermiştir. Elektron mikroskopu ile yapılan incelemeler sonuncunda, yaklaşık 2,5 m uzunluğundaki bir narval dişinde, dişin merkezinde seyreden sinirden diş yüzeyine ince kanallar içinde uzanan 10 milyon kadar sinir bağlantısı olduğu belirlenmiştir. Böylece, bu uzantının çok duyarlı bir yüzeye sahip olduğu ve sudaki sıcaklık, basınç ve madde konsantrasyonundaki değişimleri algılayabileceği ileri sürülmüştür. Konsantrasyon değişimlerini algılayabilme yetenekleri, avlarını ya da suyun tuzluluk oranını hissetmelerini sağlıyor olabilir. Ayrıca, bu hassas uzantının dokunma duyusu da algılayabildiği ve diş tokuşturma davranışının bununla ilgili olabileceği de ileri sürülmüştür.
Fillerin dişleri gibi narvallerin dişleri de kırıldığında tekrar büyümez. Ancak, bu dişlerin kırılması görece zordur çünkü sert ve bükülmez gözükseler de oldukça esneklerdir: yaklaşık 2,5 m uzunluğundaki bir narval dişi, kırılmadan her yöne yaklaşık 30 cm kadar esneyebilir. Eğer kırılma dışı bir hasar görürse de belli ölçüde kendini onarabilir.Hızlı ve hareketli canlılar olan narvallerin temel gıdası, buz kaplı denizlerin altında yaşayan morina balığı türleridir. Bazı bölgelerde yaşayanlar ise beslenmelerine mürekkep balığı, karides, halibut, derin deniz kızıl balığı (Sebastes mentella) ve açık denizde sürüler halinde bulunan çeşitli balıkları da dahil edecek şekilde uyum sağlamıştır.
Narvaller genellikle 5 ila 10 üyelik gruplar halinde bulunur. Bazen, özellikle yazın aynı kıyılarda toplanıldığında, çeşitli gruplar bir araya gelebilir. Topluluk içindeki erkek narvaller, "diş tokuşturma" (tusking) olarak adlandırılan bir davranış dahilinde, zaman zaman dişlerini birbirlerine sürterler. Yukarıda da açıklandığı gibi, son araştırmalar ile bu dişlerin büyük olasılıkla bir çeşit duyu organı olduğu anlaşılmıştır. Diş tokuşturma davranışının ise bir anlamda diş fırçalamaya benzeyip, diş yüzeyine açılan sinir bağlantısı kanalcıklarının ağızlarından zamanla dişler üzerinde biriken kabuklu deniz canlılarını uzaklaştırmaya yaradığı düşünülmüştür.
Narvaller derin dalıcılardır. Tipik bir dalışta, 2 m/s hızla 5 ila 10 dakika kadar dalan hayvan yaklaşık 1000 m'ye ulaşır ve burada muhtemelen birkaç dakika geçirdikten sonra yüzeye çıkar. Bugüne dek kaydedilebilmiş en derin dalış 1164 m'dir. Tipik dalış süresi yaklaşık 20 dakikadır ama nadir de olsa 25 dakikalık dalışlar kaydedilmiştir.Narvaller baskın olarak Arktik Okyanus'un Atlantik ve Rusya bölgelerinde bulunur. Hudson Körfezi'nin kuzeyi, Hudson Boğazı, Baffin Körfezi, Grönland'ın doğu kıyılarının açıkları ve Grönland'ın kuzey ucundan doğu yönünde Rusya'nın doğusuna (170° D) kadar uzanan bir şeritte narval bireyleri sıklıkla kaydedilir. Son sayılan şerit boyunca Svalbard, Franz Joseph Arazisi ve Severnaya Zemlya adlı bölgeler bulunur. Narvallerin bugüne dek görüldüğü en kuzey nokta ise Franz Joseph Arazisi'nin kuzeyinde, yaklaşık 85° K enlemindedir.
Nüfus hakkındaki tahminler Kanada'nın kuzeyi ile Grönland'ın batısındaki fiyort ve girintilerde yapılan gözlemlere dayanır. Havadan yapılan gözlemler yaklaşık 20.000, dalmış durumdaki hayvanların da göz önünde bulundurulması ise 25.000'i geçebilecek birey sayısı tahminini sağlamıştır.
Narvaller göçer hayvanlardır ve yaz aylarında kıyılara yakın hareket ederken, kış donlarının başlamasıyla birlikte kıyılardan uzaklaşır ve yoğun yüzer buzun arasında, buzdaki doğal açıklık ve yarıkları kullanarak yaşarlar. İlkbaharın gelişiyle birlikte buz yarıkları kanallara açılır ve bu canlılar da körfezlere geri döner.Kutup ayıları ve katil balinalar, narvallerin ana doğal düşmanıdır.
Narvaller, avlamaları yasal olarak serbest olan İnuitler için Arktik iklimde bulabilecekleri önemli bir besin kaynağıdır. Bu türden başka, diğer bazı balina türlerini ya da mors, deniz aslanı ve fok gibi yüzgeç ayaklıları da avlayan İnuitler'de, genellikle, bir av gerçekleştiren ekip avladığı hayvanın karaciğerini hemen avın arkasından ve hayvana saygıyı ifade eden eski bir tören ile yer. Grönland'da, zıpkınlama gibi geleneksel balina avcılığı yöntemleri kullanılırken, Kuzey Kanada'da sıklıkla hızlı tekneler ve av tüfekleri kullanılır.
Narvallerin öldürülmesi, PETA ve benzeri hayvan hakları grupları tarafından uzun süredir protesto edilmektedir. Tehdit Altındaki Türlerin Kırmızı Listesi'ndeyse, narvallerin korunmasına ilişkin en güncel değerlendime 1996 yılına aittir ve şu an için bu türün korunma durumu kategorisi "DD" (Data Deficient; Veri Yetersiz) olarak geçmektedir.
.
Aksolotl (Ambystoma mexicanum), kaplan semenderi grubuna ait Meksika köstebek semenderlerinin en tanınmışlarındandır.
Bu türün larvaları metamorfoz geçiremezler, bu sebepten yetişkinleri suda yaşar ve solungaçları vardır. Bu türün habitatı asıl olarak Meksika Chalco Gölü ve Meksika'nın dağ gölleridir.
Aksolotllar, vücutlarının çeşitli parçalarını ve uzuvlarını yeniden üretebilme yeteneğine sahip olduklarından, kolay üretilebildiklerinden ve embriyolarının büyük oluşundan dolayı bilimsel araştırmalarda yaygın olarak kullanılırlar. Birçok ülkede ev hayvanı olarak da yetiştirilmekteler.
tersiyer bir primat familyası. Güneydoğu Asya'nın adalarında yaşayan, küçük, gece faal hayvanlardır. Maki olarak adlandırılmalarına rağmen makimsilere dahil değildirler. Eski sınıflandırmalarda, makimsiler ile birlikte artık kabul edilmeyen önmaymunlar grubuna koyulurlardı. Güncel sınıflandırmada kuru burunlu maymunlar (Haplorhini) arasında yer alırlar.
Sevimli görünüşlerinden dolayı Güneydoğu Asya'da ev hayvanı olarak da tutulurlar. tersiyerler çok küçük primatlardır. Uzunlukları 9 – 16 cm ulaşırken, kuyrukları 13 – 28 cm ile vücutlarının iki misli olur. Ağırlıkları 60 - 160 gram arası değişir. Postları kısa ve yumuşak, çoğunlukla gri, ama bazen gri-kahverengi veya kızıl kahverengi de olabilir. Vücut ölçülerine göre elleri büyük ve bacakları çok uzundur. Tüm maymun takımı içerisinde en uzun bacaklara sahiptir (vücut büyüklüğüne göre).
Uzun atlayışlarında uzun kuyrukları ile dengeyi sağlarlar. Dik duran bir dala tutunurken kuyruk destek olarak da kullanılır. Vücut ölçülerine göre tüm memelilerin arasında en büyük gözlere sahiptirler. Gözler hatta beyinden büyüktür. Hareket ettirebildiği kulaklarıda gayet büyüktür.
tersiyerler Güneydoğu Asya'nın adalarında yaşar. Sumatra'nın güneyinde, Borneo, Filipin'in güneyinde ve Sulavezi adasında yaşarlar
Çok farklı yaşam alanlarını feth etmişlerdir. Onlara yağmur ormanlarında, dağ ormanlarında, mangrov ormanlarında, bataklık bölgelerde ve bambu çalılıklarında raslamak mümkündür. Bazı türlere 1500 metre yüksekliğe kadar raslamak mümkündür. Cüce uzun bacaklı maki hatta sadece 1800 ila 2200 metre yükseklik arasında yaşar.gece faal hayvanlardır. Gündüzleri bitkilerin sık olduğu yerlere girip saklanırlar.[1] Gece yiyecek arayışında fazla yükseklere çıkmaz, daima yerden 2 metre yüksekliğin altında hareket ederler. Dik duran ince dallara tutunarak durmayı tercih ederler. Uzun bacakları sayesinde 5 metre atlayabilirler.[2]
Sunda ve Filipin tersiyeri Yalnız yaşarken, Sulavezi tersiyeri 4 ila 8 bireyden oluşan aile grupları içinde yaşar.
Uzun parmakları ile avlarını yakalarlar tersiyerler sırf etoburdur ve böylece tüm maymunlar takımı içinde hiç bitkisel beslenmeyen tek familyadır. Birçok farklı böcek türleri, kelebek, örümcek, yengeç, termit ve karınca ile beslenirler. Türden türe farklı derecede yakalayabildikleri, yarasa, kurbağa, kuş veya yılan gibi küçük omurgalılarıda yerler. Büyük parmakları ile uçan bir hayvanı havadan kapabilir veya aniden sıçrayıp av hayvanın üstüne atlayabilirler. Sonra o hayvanı ısırarak öldürdükten sonra bir dala çıkıp avı önce kafası ile başlayarak yerler.
Bu kadar küçük hayvanlar için gayet uzun sayılan 180 - 190 gün süren bir gebelikten sonra tek bir yavru doğar. Gebeliğin uzun sürmesinden dolayı yavru bayağı iyi gelişmiş, yetişkinlerin %33'ü büyüklüğünde dünyaya gelir. Doğduğunda vücudu tamamen post ile kaplıdır ve gözleri açık olur.
Yavrusu ile bir filipin cadı makisi
İlk haftalarda anne yavruyu ağzında taşır ve yiyecek arayışına çıkınca sık sık dalların arasında Yalnız bırakır. Ama kısa aralarla yavrunun yanına uğrar. Sulavezi tersiyeri hatta her gece yavrusunu 10 - 12 defa başka bir yere götürüp bırakır. 80 gün sonra emzirme süresi biter. Yavru 1 - 2 yıl içinde ergenleşir. Evcil bireyler 16 yaşına kadar varır ama doğada ömür uzunluğu bilinmemekte.
ingilizcesi: funnel-web
kaynakça:https://www.alemfm.com/