Yunan Mitolojisi'nde yarı insan ve yarı at bedenli düşsel varlıktır. Centaur Gandharvarlar gibi, Hint-Avrupa kültürlerine özgü olan, bulutlar ve dağlardan gelen sularla ilgili cinle aynı köktendir. Yunanlara göre centaurlar (sentorlar) İksion'un oğullarıydı. Homeros'a göre ise Tesalya'da yaşayan karşı koyulmaz bir güce sahip olan vahşi bir kavimdir. Genellikle kaba ve kötü yaratıklar olarak bilinirler. Efsaneye göre; Hippodameia ile evlenirken Lapithai kralı Pirithoos, onları düğününe çağırmış, şölenin ortasında centaurlar nişanlı kızı kaçırmak ve oradaki kızların ırzına geçmek istemişlerdir. Sentor efsanesi at sırtında savaşa giden savaşçılardan gelmektedir. Sentorun sureti görenlere çok farklı ve ürkütücü gelmektedir. İnkalar'ın, Pizarro ve adamları 1533 'de at üstünde geldiklerinde yanılmış olmaları muhtemeldir. Çünkü inandıkları at ve insan birleşimi canlının gerçek olduğu fikri onları o sırada çok korkutmuştur. Sentorların varolup olmadığı ile ilgili tartışmalarda varlığı yönündeki en önemli kanıt yine Yunan kaynaklarından gelmektedir. Sentorların; Türkler olduğu konusunda bir dizi araştırmalar yapılmıştır. Mitolojik efsanelerin anlatıldığı dönemde atın evcilleştirilmesi ve hakimiyeti konusunda Orta Asya halkları oldukça üstünlerdi, Türklerin Orta Asya'dan Batı'ya gerçekleştirdikleri seferlerde bu yakıştırmalara haiz olmuşlardır. Türklerin olağanüstü at binme yeteneklerinin yanında at binerken kılıç kullanma, isabetli ok atma yetenekleri bunun sebeplerindendir. Atın hızlı hareketi sırasında at kafasını mümkün olduğunca öne eğer, uzaktan sadece atın bacakları ve üzerinde savaşan er görünürdü. Bu da mitolojide sentorların doğuşunda etken olmuştu, Yunan mitolojisinde sentorlar savaşçı, savaş yetenekleri gelişmiş, güçlü yaratıklar olarak tasvir edilmiştir.
Kanatlı atların soyundan gelen Testraller, iskelet gibi bir gövdeye, sürüngenlere özgü bir yüze ve bir yarasanınkini andıran geniş kanatlara sahiptir. Son derece nadir oldukları gibi, Sihir Bakanlığı tarafından da oldukça tehlikeli olarak nitelendirilmiştir.
Yalnızca hayatlarında ölüme şahitlik etmiş insanların görebildiği Testraller, pek çok büyücü tarafından haksız yere uğursuz ve saldırgan olarak addedilmiştir. Bir hayalet gibi bazı görünürlük problemleri yaşamaları, gaddar bir yüze, devasa kanatlara ve elle sayılabilen kemiklere sahip olmaları da kuşkusuz bu konuda onlara pek de yardımcı olmamıştır.
Bununla birlikte Testraller XXXX ile sınıflandırılmıştır. Bu da yalnızca deneyimli bir büyücüyseniz (ya da Hagrid iseniz) onlara yaklaşmanız mantıklıdır, anlamına gelmekte. İngiltere’de sadece Rubeus Hagrid’in bir testral sürüsünü evcilleştirebildiği söylenmektedir. Bu hayvanlara sahip olmak kadar yetiştirmek de caydırıcı olabilir hatta Bakanlık izni olmadan yasadışı olarak kabul edilir; aslında, Mugglelara karşı korunmayan yerlerde yaşayan büyücüler kanun gereği Testralleri üzerinde devamlı Hayalbozan Büyüsü yapmak zorundadır.
Hogwarts’ta arabaları çeken Testraller ile ilk defa Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı kitabında karşılaşıyoruz.
Testralleri Görebilen Bazı Büyücüler, Nedenleriyle Birlikte:
Albus Dumbledore, kız kardeşi Ariana Dumbledore‘un ölümü nedeniyle
Rubeus Hagrid, babası
Neville Longbottom, büyük babası
Luna Lovegood, annesi Pandora
Harry Potter, Cedric Diggory
KAYNAKÇA:https://fantastikcanavarlar.com/
Basilisk Avrupa hikâyelerinde adı geçen bakışlarıyla öldürebilen ya da taşlaştırabilen efsanevi bir canavardır. Binlerce yıl yaşayabilen bir ejderha veya dev yılandır. Zehirli dişleriyle öldürür. Bakışlarıyla da öldürebilmesi efsanedir. Basilisk kelimesinin aslı Yunanca küçük kral demek olan βασιλίσκος basiliskos dur. Latincesi Basiliscus'tur.Bazı bilgilere göre Basilisk gerçektir çünkü İtalyanın Pompei şehrinde taştan insan bulunmuştur ama gerçek insanların olmasının nedeni donmuş ten olmasıdır.
Büyük Plinius'un Naturalis Historia kitabına göre, Basilisk oldukça zehirli küçük bir yılandır ve dişleri kadar bakışları da öldürücüdür.
Basilisk genellikle bir yılan bazen de başı horoz kuyruğu yılan şeklinde tarif edilir. Harry Potter ve Sırlar Odası kitabında yılan olarak betimlenmiştir. Yunanca adı "küçük kral" anlamına geldiği için Basilisk'e yılanların kralı denir. Ağzından ateş çıktığı ve sadece tıslamasıyla da öldürebildiği söylenir. Akrep gibi kuru iklimleri tercih eder. Isırığı kurbanını kuduz hale getirir.
Bazı efsanelere göre Basilisk'in horozun altında duran kara kurbağası yumurtasından veya bir yılan ya da kara kurbağası ile çiftleşmiş bir tavuk ya da horozdan geldiği söylenir. Bu nedenle Basilisk için ölümcül olanın horoz ötüşü olduğu hakkında bir söylence vardır.
Harry Potter serisinin ikinci kitabı olan Harry Potter ve Sırlar Odası'nda varlığı geçmiştir. Kitapta Basilisk'e birçok kişi dolaylı yoldan baktığı için taşlaşmıştır. Harry Potter kitabında yılan olarak kullanılmasının sebebi Harry'nin çatal dili bilmesi ve böylelikle filmin akışını sağlamaktı.
Mistik kuş Simurg Fars sanatında kuş şeklinde, kanatlı dev bir yaratık olarak resmedilmiştir. Zaman zaman köpek başına ve aslan pençelerine sahip bir tavus kuşu olarak da resmedilmiştir. Bazen insan yüzü ile de resmedildiği olmuştur. Bir bölümü memeli olduğu için yavrularını emzirirdi. Yılanlara karşı bir düşmanlığı vardı ve yaşadığı yer fazlasıyla sulaktı. Bir antik İran tanımında Simurg'un kendisini alevlerle kaplayana kadar 1700 yıl yaşar, daha sonraki tanım ve kayıtlarda ise onun ölümsüz olduğu ve Bilgi Ağacı'nda bir yuvası olduğundan bahsedilmiştir.
İran efsanesine göre, bu kuş o kadar yaşlıdır ki dünyanın yıkılışına üç kez tanık olmuştur. Tüm bu zaman boyunca, Simurg o kadar çok öğrenmiştir ki tüm zamanların bilgisine sahip olmuştur.
Sasani Persler Simurg'un yere bereket bahşedeceğine ve dünya ile göğün arasındaki birliği sağlayacağına inanırlardı. Yaşam ağacı, Gaokerena'da tünediğine ve her türlü şeytani şeyi tedavi eden, düzelten kutsal Haoma bitkisinin yöresinde yaşadığına inanılırdı. Daha sonraki İran geleneklerinde Simurg ilahiliğin bir sembolü haline gelmiştir. Ayrıca, Sên-Murv/Simurg Pers edebiyatında Homâ olarak tanımlanmış, Arapça'ya ise Rukh olarak girmiştir.
Simurg uçuşa kalktığında, bilgi ağacının yaprakları titrer her bitkinin tohumlarının dökülmesine neden olurdu. Bu tohumlar dünyanın her yanına dağılır gelmiş geçmiş her bitki çeşidinin kök almasını sağlar ve böylece de (bu bitkiler yoluyla) insanoğlunun tüm hastalıklarını tedavi ederler. Simurg'un tüylerinin bakır renginde olduğu söylenmiştir. Her ne kadar başlarda bir köpek-kuş olarak tasvir edilse de, daha sonraları sıklıkla bir insan veya köpeğin başıyla gösterilmiştir. Onun iyilik sever bir doğası olduğu ve kanatlarının bir dokunuşunun her türlü hastalık veya yarayı tedavi edeceğine inanılırdı.