Bu gezegen bir sahne şeklindeydi. Tarlalarda kırmızı koltuklar büyüyordu. Prens konuşacak birini bulmak için etrafına baka baka dolanıyordu. İleride bir perde gördü ve onun arkasında birinin olabileceğini düşünerek perdeye gidip perdeyi araladı. Birden kulakları yüksek alkış sesinden dolayı ağrımaya başladı. Hemen korku içinde perdenin arkasına geri girdi. Küçük bedeni tir tir titriyordu. Yutkunmakta zorlanırken biri ona bir şişe su uzattı. “Su iç” dedi. Prens korkusu hala üzerinde şişeyi alıp suyu bir dikişte bitirdi. “Teşekkür ederim” dedi prens. Güler yüzünü takınmaya çalışıyordu ama titreyen ağzı şekil değiştiremiyordu. “Su iç” dedi tekrardan prens ile aynı boylarda olan yabancı kişi. Elindeki su şişesini prense uzatıyordu. Prens bu şişenin nereden çıktığını anlayamadı. Demek ki cebinde bir şişe daha vardı diye düşündü. Prens bu şişeyi de tek dikişte bitirdi. “Su iç”. Prens bu sefer daha da korkmaya başladı. Karşısındaki kişinin hiçbir yerinde su şişesi varmış gibi durmuyordu ama hep su şişesi çıkartıyordu. Prens konuşabilecek duruma geldiğinde adını sordu. Yeni kişinin adı Kemal’di. Prens buranın neresi olduğunu sorduğunda Kemal uzun uzun anlattı. Burası bir sahne gezegeniydi. Perde tam da gezegenin ortasındaydı. O perdeyi geçtiğinde etraftaki her şeyden alkış sesleri geliyordu. Gezegendeki bütün canlılar sahnede olmak istediğinden izleyecek canlı kalmıyordu. Bu yüzden çözüm olarak eşyalara efektler eklemişlerdi. Konuşmalarının arasında Kemal, prense hep su şişesi uzatıyordu. Prens o kadar su içmişti ki midesinde büyük bir şişkinlik oluşmuştu. Prens Kemal ile birlikte kulise gidip provayı izledi. Herkes birbirinden farklı gözüküyordu. Ama sadece saç ya da yüz tipi olarak değil. Gerçekten hepsi farklı vücut şekillerine sahipti. İki tane kafası olan da vardı hiç kafası olmayan da. Provaya ara verildiğinde herkesin farklı bir iş ile uğraştığını gördü prens. Birileri eline kâğıt kalemi alıp yazarken birileri de müzik aletlerine koşmuşlardı. Provaların sahneye yansımasını çok beğenen prens, Kemal’le konuşup bir sonraki sahnelerinde oynamak istedi. Prens birden çok şaşırdı. Bu ana kadar gördüğü sevimli yüze sahip olan arkadaşı Kemal birden yönetmen Kemal görünümüne geçmiş ve çok sert bakmaya başlamıştı Prens’e. Prens birden büyük bir sorumluluğa girdiğini fark etti ve geri çekilmek istedi ama o kadar sert bir yüze sahipti ki arkadaşı vazgeçmek istediğini söyleyemedi. Prens uzun uzun provalar aldı ama o kadar tedirgindi ki, her sahneye çıktığını hayal ettiğinde bacaklarının üzerinde duramayacak kadar titriyordu. Prens konuşmak için ekipte sevdiği diğer kişinin yanına gitti. Gaita aralarında en garip görüneniydi. Ona bu durumu anlatmak istiyordu. O belki yönetmen ile konuşursa, yönetmen prense çok kızmazdı. Prens Gaita’ya durumunu anlattı ve çözüm olarak ne yapabileceklerini sordu. Gaita o kadar yavaş konuşan biriydi ki bir cümleyi kurması dakikaları buluyordu. Gaita önce prensi ikna etmeye ve sahneye çıkması için onu cesaretlendirmeye çalıştı ama hiçbir işe yaramadı. Artık pes edip prense bir mektup yazmasını ve gizlice buradan gitmesini söyledi. Prens bu şekilde bu gezegenden ayrılmak istemiyordu ama yapabileceği başka bir şey de aklına gelmiyordu. Hemen bir kalem kâğıt alıp içindekileri satırlara doldurdu. Ardından da herkesin uyuduğu bir saatte gözünde yaşlarıyla gezegenden ayrıldı. İlk defa bir gezegenden mu kadar üzgün ayrılıyordu. Elindeki poşeti gemisine güzelce yerleştirdi. Bu poşeti ona Gaita vermişti. İçinde yılanları çok mutlu eden bir yiyecek vardı. Gaita prense bunu verirken “Bir yılan görürsen bunu ona ver, o zaman yılan seni çok sever ve seninle arkadaş olur” demişti. Arkadaş zaten prensin en çok istediği şeydi.
Prens gitmeden yazdığı mektubu prova odasındaki masaya koymuştu ve üzerinde de hayatın denk düşürdüğü güzel dost yazıyordu. Kemal bu mektubu eline alır almaz gözleri doldu. İçindekinin bir veda mektubu olduğunu hemen anladı.
Hiç beklenmedik bir anda, her şeyin kötüye gitmeye başladığı, iyi bir şeylerin olması için her an dilek dilediğim bir zamanda senin gibi biriyle karşılaşmış olmak ne kadar güzel bir duygu bunu sana kelimelerle ifade edemem. Sen benim herkese anlatabileceğim muhteşem bir denk geliş hikayemsin. Çok kısa sürede senden öğrendiğim onlarca bilgiyi hiçbir zaman unutmayacağım. Neredeyse her alanla senden yeni bilgiler öğrendim. Senin sayende artık daha fazla balık türü biliyorum. Bir de bahsettiğin bir hayvan daha vardı adını unuttum, mamutun bir önceki atasıydı galiba, o en sevdiğim bilgi oldu. Hem bir yetişkin olup hem de hala yeni şeyleri merak ediyor olman çok şaşırtıcı benim için. Bana çizdiğin resimler de hep gemimin en güzel yerinde olacak. Yetişkinlerin donuk fikirliliğine, tek yönlü bakış açılarına ve kendi gibi olmayanları küçümseyişlerine sahip olmadığın için seni çok sevdim. Sen hem benim kadar çocuk hem de benim hiç olamayacağım kadar yetişkinsin. Sen bana kısa sürede her şeyi yapabileceğim bir dost olduğunu hissettirdin. Sen bana hep yanımda olduğunu hissettirdin. Sen bana hep güzel şeyler hissettirdin. Senden seni ve senin tarihini dinlemek hiçbir zaman bıkmayacağım bir şey. Umarım ileride o bahsettiğin Türklerden biriyle karşılaşırım.
Güzel dostum, kitaplarının hepsini bir gecede okudum ve yanıma da hepsinden birer tane aldım. Bu güzellikleri almasam çok pişman olurdum. İçten ve güzel şeylerle dolu kitapların. Üzerlerine alacağım notları keşke sen de görebilsen. Seni her özlediğimde kitaplarını okuyacağım. Sana da benden bir şeyler bırakmak istedim. Kalbim hep seninle olacak.
Copyright © 2023 Tüm Hakları Saklıdır. Tanıtım için kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.
© 2023, Sanrı Yapım
Yorumlar
Yorum Ekleyebilirsiniz!