Evden en son çıktığında tarih neydi hatırlamıyordu. Evin dışında yürüyor olmak ona kendini tehlikede hissettiriyordu. Ayakkabısı sanki yeni alınmış bir ayakkabı gibi kendisine garip hissettiriyordu. Evinin etrafı hala bıraktığı gibiydi. Demek ki çok da uzun süredir evde değildi. Evden çıkmak için belli başlı sebepleri vardır ama şu an hiçbirini hatırlamıyordu. Sadece yürümek için çıkmış olamazdı ama şu an yaptığı başka bir şey de yoktu. Yolun uzağında geldiği görünen arabalarda bile karşıdan karşıya geçmeyip bekleyecek kadar acelesi yoktu. Köpeklerin yanından geçerken korkacak kadar kendine değildi. Belki de yeni kendi bu korkudan arınmıştı. Neydi onu bu kadar değiştiren? Neyse. Sadece elleri dışarda sallanmasın da cebine sokabileyim diye giydiği hırka onu fazlasıyla bunaltmaya başlamıştı. Hava çok sıcaktı. O en son dışarıya mont ile çıkıp üşümüştü. Ankara soğuktu. “Artık ben Ankara’dan da soğuğum. Kendi kendime bile bu kötü edebiyatı kaldıramıyorum. Açık hava iyi gelmedi. Rota belirlendi: Ev.”
Eve gitmek için arkasını dönecekken vazgeçip bir sokak ileriden dolanmaya karar verdi. Bu sokaktan dolanmak istemesi bu sokağın içindeki eski bir kafeydi. Orta oturup soğuk bir limonata içmeyi çok severdi. Bu kafe kapanalı yıllar oluyordu ama tekrar oradan geçerek sanki içmiş gibi hissetmek istiyordu. Elleri cebinde yürürken aklında geçen hayal o sokağa dönünce yıllar öncesine geri dönmekti. Kafe orada olacaktı ve o da çantasındaki kitabını okumak için bir masaya oturup limonatasını söyleyecekti. Kitabın en akıcı yerlerinin birinde içeriye öyle biri girecekti ki, gözlerini kitaptan ayırmadan bile büyülenecekti karşısında. Yüzüne daha fazla bakmaktan utanıp gözlerini ellerine indirdiğinde elinde şu an en sevdiği ama o zaman hiç okumadığı bir şairin kitabını görecekti. “Bir kahve alabilir miyim? Bir de küllük” Hayalinde küllük canlanınca canı sigara çekti ve bir sigara yaktı. Zihninde canlanan hayallerin bitmesine az kalmıştı çünkü sokağa yaklaşıyordu, o yüzden oturup hem dinlenmek hem de hayalini uzatmak istedi. Hatıralar mı daha ağır yoksa yaz sıcağında güneşin altında sigara içmek mi diye düşündü. Kendi kendine gülümsedi, bilekliğine baktı, gözleri doldu ve bir sigara daha yaktı. “En sevdiğim şairi okuyorsunuz, en sevdiğiniz şiiri hangisi oldu peki? Bu arada ben Korkut.” Yalan söylemişti ve bunun tedirginliğini yaşıyordu içinde. O hangi şiiri sevdiyse Korkut da o şiiri sevecekti. “Ölen sevgilinin gölgesi, … Ben de.” Bu saatten sonra diken üstündeydi ama konuşmak için aklına başka bir yol gelmemişti. Hayal ve anı arası düşünceleri bir korna sesiyle bölündü. Elindeki sigara çoktan bitmişti ve önünde neredeyse bir kaza gerçekleşecekti. Kalkıp yoluna devam etti ve sokağın girişinde gözlerini kapatıp birkaç adım attı. Gözlerini açtığında istediği şeyin gerçekleştiğini sanmaması imkânsızdı çünkü kafenin bahçesinde insanlar oturmaktaydı. İçindeki heyecanı bitiren şey kafenin tabelası oldu. İstekleri gerçekleşmemiş sadece başka birisi buraya yeni bir kafe açmıştı. Kafe yeni olsa bile Korkut insanların önündeki limonata bardaklarını görünce gülümsemeye başladı. Bahçedeki boş olan tek masayı gözüne kestirip yürürken birden içinde bir sancı hissetti ve masaya doğru gitmekten vazgeçip eve doğru yürümeye devam etti. “Nerede, neye, kime takılıp kaldıysa” demişti Küçük İskender. Korkut da kafeye giremeyince bu mısraları düşündü. Nerede? kafede, neye? Hayatının en güzel tanışmasına, kime? … . O zaman bilmedi halde biliyormuş gibi yaptığı şiiri şu an ezbere biliyordu. Hatta o gün elindeki kitabı tamamen ezbere biliyordu. Başına giren ağrı gözlerinin karartıyordu. Şiiri içinden üçüncü tekrarlayışıydı ve gözlerine fazlasıyla toz kaçmıştı. Şu an tam bir Gaita’ydı. Hayalinin içinde miydi? Gerçek miydi? Anlamakta zorlanıyordu. Gaita ile kendisi arasında ayrım yapması bazen çok zorlaşıyordu. Okuduğu kitaplarla alakalı bazı düşünceleri gerçekten o kitapta olan şeyle mi alakalıydı yoksa Gaitanı yaptıklarını mı gerçek sanmaya başlamıştı. Bu şiirdeki sevgilinin ölme sebebi de Gaita mıydı? Peki ya kendi sevgilisi? Onun da olmama sebebi o muydu? “Gaita geldi ve benimle konuştu, ben de gidip onunla konuştum ama o tekrar gelip benimle konuşmadı. Gaitayı diğer kitapların içine göndermeseydim benim hayatımın içinde felaketler oluşturmaya devam edecekti.” Mırıldanarak evin yolunu yarılamıştı. Kendi de bu yolculukla yarım kalmıştı. Ya da sahip olduğu yarımlıkla yüzleşmişti. Belki ilk defa belki de tekrardan. “Ee Gaita, nerede sevgilimin defteri?” “Hangi defteri efendimiz?” “Rol yapma Gaita.” “Size hiç göstermediği defter mi?” “Kendi sağlamsa da ruhu buruşmuş”
Copyright © 2023 Tüm Hakları Saklıdır. Tanıtım için kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.
© 2023, Sanrı Yapım
Yorumlar
Yorum Ekleyebilirsiniz!