Üzerimizde bıraktığı psikolojik etkilerin yanı sıra travma, bedenimizi de fazlasıyla etkileyen bir durumdur. Travma nedir, psikolojik ve fizyolojik etkileri nelerdir, travmaya verdiğimiz ilk tepkiler nelerdir gibi soruları merak ediyorsanız, yazıyı okumaya davetlisiniz. Çünkü tam da bunları ele alıyor olacağız.
Amerika Birleşik Devletleri'nde yetişkinlerin %90'ının hayatlarında en az bir kez travmatik bir olay yaşadıkları tahmin edilmektedir.
8 milyon kişi Travma Sonrası Stres Bozukluğu'nu (TSSB) deneyimlemiştir.
Yetişkinlerin %7-8'i, yani yaklaşık olarak her 13 kişiden biri, yaşamları boyunca TSSB geliştirme ihtimaline sahiptir.
Erkeklerde TSSB görülme sıklığı %4 iken, kadınlarda bu oran %10'dur.
Konu travma olduğunda, yaşanmış herhangi iki olay asla birbiriyle aynı değildir. Travma; savaş ortamında bulunmak, cinsel saldırıya uğramak ya da doğal afete maruz kalmak gibi kritik yaşam olaylarının ardından ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, duygusal veya fiziksel istismar içeren bir çocukluk dönemi gibi daha yaygın deneyimler de travmatik etkilere neden olabilir.
Travmaya verdiğimiz ilk tepkiler; tükenmişlik, kafa karışıklığı, üzüntü, kaygı, ajitasyon, hissizlik, kopukluk ve aşırı uyarılma şeklinde görülebilir. Bu belirtilerin bazılarını ya da tamamını deneyimleyebiliriz.
Ne kadar endişeli ve stresli olursak kaslarımız da o kadar gergin olur. Bu gerginlik zamanla artan bir yorgunluk hissine yol açar. Kaslar uzun süreli gerginlik nedeniyle yorulabilir ve işlevlerini eskisi kadar etkili yerine getiremeyebilir.
Travmatik bir olaydan ya da tekrarlayan travmalardan sonra herkesin verdiği tepki farklıdır. Çok çeşitli fiziksel ve duygusal tepkiler yaşanabilir. Düşünceler, duygular ve travmatik tepkiler söz konusu olduğunda doğru ya da yanlış bir tepki yoktur. Bu nedenle ne kendi tepkilerinizi ne de başkalarının yaşadıklarını yargılamak doğru bir yaklaşım olmayabilir.
Travma, vücudun merkezi stres yanıt sistemlerinden biri olan hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) aksını hassaslaştırır. HPA aksı, sinir sistemi ile endokrin sistem arasındaki iletişimi sağlayan önemli bir mekanizmadır. Bu sistem travma sonrasında strese karşı daha duyarlı hâle gelir ve kortizol gibi stres hormonlarının daha fazla salgılanmasına neden olabilir.
Kortizol, kısa süreli stres durumlarında vücudun hayatta kalmasına yardımcı olan önemli bir hormondur. Kan dolaşımındaki glikoz miktarını artırarak beynin enerji ihtiyacını karşılar ve vücudun kendini onarmasını destekleyen mekanizmaları harekete geçirir.
Ancak kortizol düzeyinin uzun süre yüksek kalması sağlık açısından çeşitli riskler oluşturabilir. Kronik stres; depresyon, kalp-damar hastalıkları ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi birçok fiziksel ve ruhsal sorunla ilişkilendirilmektedir.
Strese neden olan olay sona erdiğinde hormonların da normale dönmesi beklenir. Fakat travma yaşayan kişilerde durum her zaman böyle olmayabilir. Travma sırasında aktive olan stres sistemi, tehlike ortadan kalkmış olsa bile uzun süre yüksek alarm durumunda kalabilir. Bunun sonucunda beden, gerçek bir tehdit yokken bile tehlike varmış gibi tepki vermeye devam edebilir.
Travmanın beden üzerindeki etkileri yalnızca biyolojik süreçlerle sınırlı değildir. Travmanın yol açtığı yoğun duygusal ve fiziksel yükle baş etmekte zorlanan kişiler, zaman zaman sigara, alkol veya diğer sağlıksız baş etme yöntemlerine yönelebilir. Bu davranışlar kısa süreli bir rahatlama sağlıyor gibi görünse de, çoğu zaman yalnızca duyguları geçici olarak uyuşturur ve travmanın hem beden hem de zihin üzerindeki etkilerinin daha uzun sürmesine neden olabilir.
Travmanın Psikolojik Etkileri
Travmanın psikolojik etkileri çoğu zaman ilk fark edilen belirtilerdir. Depresyon, kaygı, öfke, yoğun korku, travmatik anıların istemsiz şekilde yeniden yaşanması (flashback), aşırı tetikte olma ve çevreye karşı yoğun kuşku duyma gibi belirtiler kişinin günlük yaşamını önemli ölçüde etkileyebilir.
Travmatik deneyimler, kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünya hakkındaki temel inançlarını değiştirebilir. Kişi dünyayı artık güvenli bir yer olarak algılamayabilir; diğer insanları tehdit edici veya güvenilmez olarak değerlendirmeye başlayabilir. Bazı durumlarda bu değişimler Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) gelişimine zemin hazırlayabilir.
Amerikan Anksiyete ve Depresyon Derneği'ne (ADAA) göre TSSB belirtileri travmatik olaydan hemen sonra ortaya çıkabileceği gibi, aylar hatta yıllar sonra da görülebilir.
TSSB'nin yaygın belirtileri şunlardır:
Travmatik olayı istemsiz anılar, kabuslar veya geriye dönüşlerle tekrar tekrar yaşamak
Travmayı hatırlatan kişilerden, yerlerden veya durumlardan kaçınmak
Sürekli tetikte hissetmek, kolay irkilmek, uyku ve dikkat sorunları yaşamak
Düşüncelerde, duygularda ve ruh hâlinde kalıcı olumsuz değişiklikler yaşamak
Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve travmanın etkileriyle baş etmede psikoterapi birinci basamak tedavi yöntemidir.
Özellikle Bilişsel İşleme Terapisi (Cognitive Processing Therapy) ve Uzun Süreli Maruz Bırakma Terapisi (Prolonged Exposure Therapy), TSSB belirtilerini azaltmada etkinliği bilimsel araştırmalarla gösterilmiş kanıta dayalı yaklaşımlar arasında yer almaktadır. Yapılan çalışmalar, her iki yöntemin de yaklaşık 12 haftalık tedavi sonrasında belirtilerde anlamlı düzeyde azalma sağlayabildiğini göstermektedir.
Travmatik bir olay yaşayan herkes Travma Sonrası Stres Bozukluğu geliştirmese de, travmanın kişinin yaşamı üzerinde önemli etkiler bırakabileceği unutulmamalıdır.
Bununla birlikte iyileşme yalnızca belirtilerin azalmasıyla sınırlı değildir. Güven veren, istikrarlı ve destekleyici ilişkiler de travmanın iyileşme sürecinde önemli bir rol oynar. Bu noktada terapötik ilişki, kişinin yeniden güven duygusu geliştirmesine yardımcı olabilecek en önemli destek kaynaklarından biridir. Özellikle travmatik yaşantılar sonucunda dünya ve diğer insanlar hakkında oluşan "kimseye güvenilmez" inancının yeniden yapılandırılmasında psikoterapi güvenli bir alan sunabilir.
Bu yazı, Rubin Khoddam'ın Psychology Today'de yayımlanan "How Trauma Affects the Body" başlıklı yazısının çevirisidir.
Çeviren: Klinik Psikolog Ecem Coşar