15.03.2007

ENERJi ve EKOLOJi
Yüksek Mimar Çelik ERENGEZGİN


ENERJi ve EKOLOJi Konferansı

 

Şehrimizin değerli Mimarlarından Sn. Çelik ERENGEZGİN okulumuzda ENERJi ve EKOLOJi konulu konferansı düzenlemiştir.

Konferansa Okulumuzun Kalite Güvence Sorumlusu ve Yapı Ressamlığı Bölümü Bilgisayar Laboratuar Şefi Yüksel GÜNGÖR'ün doğal ekoloji ve insanın bu ekolojideki yeri ile konutlarımızın çevreye uyum içerisinde minimum enerji tüketecek şekilde tasarlanması bilgilerinde oluşan açılış konuşmalarından sonra Yük.Mim. Çelik ERENGEZGİN öğrencilerimize Enerji ve Ekoloji sunusu ile devam etmiştir. Yüksel GÜNGÖR'ün enerji tasarrufu ve okulumuzda ve evlerimizde enerji tasarrufunda dikkat edilmesi gereken hususlara değinmiştir.  Okul Müdürümüz İsmail BAŞARAN ile yapılan toplantıda da çevre ve insanın uyum içerisinde yaşaması ve enerji tasarrufunun Ülkemiz için vazgeçilmez olmazlarımızdan birisi olduğu müdürümüz tarafından vurgulanmıştır.

Değerli bilgilendirme konferansı için Sn. Çelik  ERENGEZGİN'e okulumuz adına teşekkür ederiz.

 

 

 Sn. Yük.Mim. ÇElik ERENGEZGİN'in Enerji ve Ekoloji ile ilgili yaklaşımları...

-----------------------------------------------------------------------------------

ENERJİ VE EKOLOJİ
EKOLOJİK OLMAK YA DA OLAMAMAK !..

“Dünya insanlara ait degildir, insanlar dünyaya aittir !.” “Insanoglu, varliklarin Tanrisi degil koruyucusu olmayi ögrenmelidir !.” diyorlar...

Ne kadar büyük laflar degil mi ?.. Ekolojik takilan çogu kisinin bayildigi özdeyisler nedense hep bu anlayista oluyor.. Daima bir “patron kim ?” tartismasi ve “suçlu insan !” arayisi var. “Ey insanoglu titre ve kendine dön !. Sen bir isçisin ya da aciz bir kulsun !. Çizmeyi asma !. Senin efendin ve isverenin dogadir.. Ona kazik atmaya kalkma !.. Yoksa, acisini fena halde çikarir..” Ya da “Tanri dedigin ceza verendir. Yok edicidir. Sen öyle olma, koruyucu ol e mi ?..”

Bu anlayisa göre; bulutlarin üstündeki tanimlanamayan yargiç baba mademki vardir, öyleyse suç da vardir. Suç varsa ceza haydi haydi vardir. Ceza verme eylemi de yargiç Tanriya pek güzel yakisir. Zaten insanlar sevgiden hiç anlamazlar ama cezadan ödleri kopar, derhal yola gelirler !??..

Yaratanin, öncelikle yarattigini sevmesi gerektigi aklimiza yatmaz bir türlü. Çünkü severek degil, döverek adam etme yöntemi, çaglar boyu egitimin, siyasetin, ticaretin, dinin ve ahlak anlayisinin temelini olusturmustur. Biz böyle isek, yaratan Tanri da böyle olsa gerektir !..

Artik gülmeye basladiginizi düsünüyorum.. Asirlar boyu insanliga asilanan, kolay yönetim amaçli bu düsüncelerin, su modern çagda bile kafamizi karistirabiliyor olmasina ben de hem üzülüyorum hem gülüyorum..

Insanlik tarihi boyunca, çok ender dönem ve farkindaliklar disinda Tanri ya da Tanrilarini, daima yargilayici, yönetici, ceza verici olarak tanimlayan insan, “aciz kul” ya da “zavalli varlik” portresini kendisine yakistirmistir. Günümüz insani bu resimden yola çiktigindan, ekolojinin tarifinde de fena halde yanilmakta.. Teba olmasi gerekirken, yöneten olmaya kalkan insan daima kinanmakta. Boyun egen, ne verilirse riza gösteren olmayi, uslu çocukluk sanmakta.. “Bozabilen” olmayi kolayca kabul ederken, ayni zamanda “yapabilen” oldugunu içine sindirememekte..

Ekolojik olmakla, elini hiçbir seye deymeden cennetlik olmayi ayni sey zannedenleri o yüzden fazla kinamamali !.. Ekoloji adina yarattiklari, tek yönlü tanimlamalara sigdirmaya çalistiklari insan yasami da, bu yüzden “hiçbir zaman gerçek anlami ile ekolojik olamama” tehlikesini tasimakta..

KİM KİMİN EFENDİSİ ?

Evet bizler doganin efendisiyiz.. Kainatin da hakimleriyiz.. Ne onlar bizim bir parçamiz ne de biz onlarin. Biz bir ayrilmaz bütünüz. O yüzden, ayni zamanda onlar da bizim efendimiz ve hakimimizdir..

Bu anlayis içinde, bizim de “efendi” oldugumuzu düsünemeyenler, bu davranisi kinayanlar, efendilik ile kabadayiligi yani dayatmaci düzen hevesini birbirine karistiriyorlar. Ki kabadayiligin bile derininde yatan, onu var eden anlam; koruyuculuktur.. Efendilik; ismi üstünde, efendi gibi davranmaktir. Korumak, kollamak, saygili olmak ve incitmemektir. Aldigi ile verdiginde denge aramaktir..

Doga ile iliskilerimizde tek tarafli mutlak hakimiyete inananlar, dogayi aga, insanlari maraba ya da yanasma sanarak insan hasletlerini körelttiklerini düsünmeliler.. Biz olmasak da onun var olacagina inanmak, tebasi olmadan kral olunabilecegini sanmaktir. Tanimlayanin var olmadigi bir tablonun yapilabilecegine inanmaktir. Içinde oldugumuz üçüncü boyutta doga; onu tanimlayan insana, insan; onu yücelten dogaya muhtaçtir.

Sahip olmak; gözetim altina almak, kollamaktir. Ilk akla gelen negatif anlami ile; biriktirmek, depolamak ve koklatmamak degil !. Ne zaman ki birlikte kurulan aileye sahibiyet duygusu kaybolur, o ailenin mutlulugu tehlikeye girer. Giderek; çalisilan sirketin veriminden hayir gelmez, içinde yasanan ülkenin de geleceginden.. Size ait olmayanin sorumlulugunu tasimak ancak dayatma ile denetlenebilir. Ki biz onlara; kanunlar ve yönetmelikler diyoruz.. Sahip olduklariniz içinse bunu seve seve yerine getirirsiniz. Sahip olan, sahibiyetin kurallarina ihtiyaç duymaz. Çünkü onu yasar.. Onunla “birlikte” yasar..

SEVEN VE İZİN VEREN !..

“Seven ve izin veren Tanri” kavramina bir türlü akil erdiremiyor, varolusun “birliktelik”, “birligi kavramak” oldugunu algilayamiyor, doga ile iliskilerimizin hiyerarsik yapida olmadigini kavrayamiyoruz.. Bunun bir birlikte varolma eylemi oldugunu anlayamayan bilimsel kardeslerimiz, doga adina talimatlar olusturup, “doganin sözünü dinle böylece ekolojik ol !” çagrisini evire çevire tekrarlamaktalar..

Bu anlayisin mikrokozmostaki sirin tekrari da sudur: “doktorunun sözünü dinle hastaliktan kurtul !..”

“Bedeninin sesini dinle ! saglikli ol” diyen ögretiler göz ardi edilmekte, böylece hastalikla doktor özdeslesmekte, biri digerini çagristirmakta, yani birlikte varolma süreci baslamaktadir.. Iste bu eylem de bir türlü; var edenin izni ile birlikte yaratimdir.

Hastaligin, disimizdaki mikrop yüzünden yaratildigini, yani bir anlamda kaçinilmazligini kader olarak kabul eden tibbin tek hedefi artik mikroptur. Mikrobu var edenin de zihin oldugunu fark etmesi, çok özel istisnalar disinda nerede ise imkansizdir. Çünkü bu, kendini inkar olur. Çünkü o gün, modern tibbin temelleri çatirdamaya baslar...

Ekolojik dengenin, insan eli deymemis denge oldugunu sanan uzmanlar da insani derhal, “ekolojik mikrop” olarak hedefe oturturlar. Artik tek beklentileri; insan sayisinin azaltilmasi ve kalanlarin da, basina saksi düsüp akillanmasidir !..

Sunu bilmeliyiz ki; içinde bulundugumuz, makrokozmos dedigimiz evren ve mikrokozmos beden, daima nasil olmasini istedi isek, hangi deneyimlere ihtiyaç duydu isek bize onu var etti ve yansitti. Yani bize ayna tuttu. Tipki insan olarak da birbirimize yaptigimiz gibi.. Ancak yeterli dersi aldigimizda, ya da yarattigimiz karanligin içinde isildayan mücevherin farkina vardigimizda o da farklilasacak.. Yani önce biz degistigimizde, çevremiz de birlikte degisecek...

Ne biz onun esiriyiz ne de o bizim.. Kimse önce ya da sonra degil..

Ortalama insan ömrünün doganinki ile karsilastirilamaz boyutlarda küçük görülmesinden kaynaklanan bir yanilgi var sadece.. Bunun bir ayrilik olmadigi, tersine bu birlikteligin varolusla basladigi ve sonsuza kadar sürebilecegi idrak edildiginde, kimsenin korunmaya ihtiyaci olmadigi anlasilacak. Ve ne zaman ki evrenin bizim için, bizim de evren için yaratildigimizin farkina varacagiz, o gün “patron kim” tartismasi son bulacak. Birligi anlamak için ayriligi deneyimledigimizi anlayacagiz. “Liyakat” yani “hak eden olmak” kaygisindan kurtulacagiz..

Doga; kullanma tarifesi olan, ona uyuldugunda mükemmel hizmet verecek bir makine degildir. “Su yakiti kullanmazsan, su emisyonu yaymazsan, su malzemeyi seçmezsen, su yönden sasmazsan, sagina soluna, biraz da çatina toprak tasirsan, Allah’in sebzesine “yenebilir peyzaj” adini takarsan en kral ekolojik sen olursun !” diyor bir çok dostumuz. “Önce talepleri ve beklentilerini degistirmelisin !” den yola çiksalar, tümüne katilacagim. Aksi takdirde bu tekerleme “ekolojik oldum abi !” adli rep ezgisine sarki sözü olur ancak..

Kirsal alanlarimizdaki yasam kosullarini yerinde iyilestirmeyi hedef edinmeyip, medeniyeti, zenginligi, adam yerine konmayi; sehirde bir apartman dairesinde yasama ön kosuluna endeksliyoruz. Bunun sonucunda, yer darligindan ve rant kavgasindan ötürü habire kat sayisi yükselen yapilasma da, birlikte yaratimimiz ve mahkumiyetimiz olmakta... Yani, bir ceza veren hakim ve uygulayan gardiyan yoktur ama talihsiz saydigimiz bir sonuç vardir maalesef !..

DOĞRU TANIMLAMA ..

18 katli bir apartmanin, balkonuna bile çikilmayan 48 numarali dairesinde atilan “ekoloji” naralarini sevgili dogamizin dikkate aldigini pek sanmiyorum. Olsa olsa benzer çigliklar ile degisim arayanlarin alkisini alacaktir bu gayretler. Yani klasik deyimi ile “yedi sagirlar, birbirini agirlar” tablosunu bir eksiksiz tamamlamaktayiz dostlar !..

Bu, çok genis kapsamli bir egitim sorunudur. Bir malzeme bilgisi, bir mimarlik bilgisi degildir. O yüzden, bu isin sebep ve sonuçlarini kendimizden menkul sanip “eko-mimarlik” platformu kurmaya çalisan meslektaslarima sevgilerimi yolluyorum. Gayretlerini takdir ediyorum. Aralarinda bulunmaktan da her zaman onur duyacagim. Fakat “eko-insanlik” platformu kurulup ekolojinin de köklerine inilmedikçe, beklenen degisimin gerçeklesmeyecegi öngörüsünü bilgilerine sunuyorum.

Çiçek sevmeyen birinin salonuna saksilari doldurmakla ancak çiçege karsi nefreti körüklersiniz sevgiyi degil.. O güne kadar elini degmemis birinin kucagina ativerdiginiz kedi de korku ve panige neden olur yalnizca.. Doga ise; kedi ile çiçek arasina sigdirilamayacak büyüklükte bir sevgi yelpazesidir. Bu sevgiler kulaktan akitilan bilgilerle dogmaz.. Yasam tarzi, inanç yapisindaki degisim ve bu evrendeki varligimizin bilgisi ile yapilan dogru seçimler sonucu filizlenmeye baslar ve ancak birkaç nesli göze alarak köklenir..

Erken verilen kararlara örnek olmak üzere; dogal kaynaklari kullaniyoruz derken, yeni bir doga yaratma gayretkesliginin vahim sonuçlarini gözden kaçirmamaliyiz. Vaktiyle, temiz enerji elde edecegiz zanniyla koskoca bir baraj gölü olusturmanin doganin canina okuyacagini degil, ona en iyi hizmet getirecegini sanan ünlü büyüklerimiz oldu.. Ayni anlayis, duragan bir suni gölün varligini olmazsa olmaz sayan son yillarin peyzaj düzenlemelerinde görülmekte.. Doganin özünde olmayani var etmeye çalismak, ünlü ekolojik-mimar Ken-Young’un kendi itirafinda oldugu gibi çok katli, bol yesillikli bir hamburgeri saglikli beslenme sanmaktir.

Sakal tirasi olmamis gökdelen görünümünde, kat aralarina yesil serpistirilmis binalar, dibine bir sera, tepesine bir büyük baca yapinca isitmasi havalandirmasi halloldu sanilan devasa yapilar sorgulanmalidir. Zeminde az yer kapladim, zannina ve yutturmacasina siginan yüksek yapilarin dogurdugu teknik ve statik sorunlarin, doganin ne kadar lehine oldugu arastirilmalidir. Binalari zeminde az yer kaplarken, bina izdüsümüne sigamayan araçlarin dogurdugu otopark betonlasmasini, zorla yaratilan kalabaliga ulasmak zorunda olan trafik yogunlugunun canina okudugu dogayi görmezden gelmek hiç de bilimsel ve duygusal degildir..

Yapilan psikolojik ve sosyolojik arastirmalar, ünlülerin sigindigi, henüz reklam degerini koruyan cam kulelerde, heves disinda, bir gökdelende yasama mutlulugu tespit etmemistir. Ama “gökdelen sendromu” deyimi tibbi literatürde yerini yillar önce almistir.

Bu demek degildir ki tüm alçak yapilar doganin ve insanligin hayrinadir ! Tek basina ne az katli konutlar ne kerpiç ne ahsap, ne saman evler ne de çatida günes panelleri bizi kurtarabilir dostlar !. Çünkü biz henüz neden kurtulmamiz gerektigini ve neye kavusmak istedigimizi dogru dürüst tanimlayabilmis degiliz.. Bunun için yapmamiz gereken; hayatimizda yarattiginiz her seyin sorumlulugunu üstlenmek, sonra da yargilamayi kaldirip, olani kutsamak ve yaratilmis duyguyu hissetmektir. Birakalim ilk ya da bilmem kaçinci insa eden olmayi. Kendimize güldürmeyelim. Su isi ilk dogru tanimlayan olmaya soyunalim !..

BİR BİLENLER ! ..

“Sen neymissin be abi !” madalyasina göz dikmedi isek, artik “ben her seyi denedim !” bilmisliginden kurtulmaliyiz. Ekolojiden bahsederken, “o bunu demis bu bunu demis”den baska söz etmeyen, naklen yayin araci kilikli makalelerden vazgeçmeliyiz.. “Peki senin fikrin ne ?” sorusuna yanit verebilen, dedikodu tavrini asmis, isin özüne inme gayreti gösteren gerçek arastirmalara hasret kaldik..

Kendimizi, bu yönde uzun vadeli ve genis kapsamli bir halk egitimine adamaliyiz. Basinda ya da içinde “bahçe” “ country” yada “kent” sözcügü geçen her olusumu; doga ile kucaklasma, dogaya dönüs sanan saf yüreklerden olmayalim. Yasam biçimimizi, “akilli sanilan !” konserve kutularinda, “güvenli sanilan !” bir sürece sigdirmayip, doganin bagrinda her türlü deneyime açacak yürekliligi sergiledikçe hedefe yaklasacagiz. Yoksa mesleki tartismalarin hir-gürü içinde; “Beni niye anlamadi bu jüri ?. Neden kaynak yaratmadi bürokratlar ?. Niçin ne dedigimi zor anliyor ögrenciler ?” der dururuz.. Yani; inandirici olmamiz zorlasir, sonuç almamiz güçlesir..

ENERJİ VE EKOLOJİ

Simdi gelelim “önce ekoloji” diyenlerin önceligindeki haklilik payina.. Bana göre, ekoloji bir temel deger degil bir sonuçtur. Ezelden beri var olanin degil, birlikte yarattigimiz bir çevrenin bilimidir. Temelde yatan, sadece ve sadece enerjidir.

Burada, biraz aykiri gelecek bir açiklamaya ihtiyaç oldugunu düsünüyorum: Çevremizdeki tüm radyasyon, mikro dalga ve elektromanyetik enerjilerin kötü olduguna inandigimiz sürece onlar öyle olacaklardir..

Elbette, mevcut varolus biçimimizde bedenimizi onlarla asiri yüklemememiz daha uyumlu ve dogru bir seçimdir. Bunu yadsiyor degilim. Çünkü henüz zihinsel kabul noktasina gelmemis genis kitlelerin bütün bunlardan negatif yönde etkilenecekleri kusku götürmez.. Dolayisi ile enerjimizi elde etmenin, kullanmanin ve saklamanin bilimi gerçekten çok yararlidir. Fakat bilmeliyiz ki, bütün bunlar nihai amaç degildir.

Enerji dalgalarindan olusan evren ve onun küçük bir parçasi olan dünya, bir enerji dengesidir. Tüm renklerin ve sekillerin, tüm seslerin ve boyutlarin dengesidir. Sadece Yesil-gri ya da kahverengi-siyah dengesi degil.. Bu dengenin son sayfasinda yazan “ekoloji” terimi aydinlarimizin pek hosuna gitmistir. Diger sayfalara ugramadan geçip, onun kör kütük savunucusu olmayi entellektüelligin ön kosulu sanmislardir.. Bence bu is, bir futbol takimini sevmek ve desteklemek yerine, topa asik olmaktir.. Halbuki nihai hedef; hayatimizdaki aciyi dönüsüme ugratmak, sevgiyi yaratmaktir. Nihai amaç; enerji titresiminden ibaret olan kendimizi kabul ve tasdik etmemiz ve sevmemizdir.

Önce zihinsel, sonra kimyasal ve fiziksel ve nihayet biyolojik düzeyde biçimlenen enerjinin, son yaratimidir ekolojik çevre. Baska bir sey degil !.. Bu olus sirasi kavrandiginda, ayni yolla sonuçlarin degistirilebilecegi anlasilir. Yoksa, ne ozon tabakasindaki delige yama bulunur ne de artan isinin dogurdugu sellere çare..

Ne var ki, bu deligi de, mevsim normallerinden sapan hava durumunun sonuçlarini da korku ve hiddetle anmamaliyiz. Buna neden oldugunu varsaydigimiz tek disi kalmis medeniyeti kinamamaliyiz. Çünkü bunlarin hepsi ortak yaratimdir. Toplumsal bilincin sahneye koydugu bir senaryodur. Ve olanlar, bizim ögretmenlerimizdir. Dersimizi ögrenmeden bir üst sinifa geçme sansimiz yoktur. Ögrenmemekte direttikçe deney tekrarlanacaktir.. Isin aslinda ise sinif minif ta yok, sadece “deneyim” vardir.. Ve deneyimin farkindaligi..

Bizim yapabilecegimiz, sadece bu deneyimi analiz edip sonuçlarini anlasilabilir kilmaya çalismak, felaket sanilan seyin ortasinda isildayan mücevheri, karanlik yaratmaya gerek kalmadan, aydinlikta da görülebilir kilmaktir..

Ne zaman ki, sesin de, rengin de, sekillerin de, bedenimizin de, ruhumuzun da, bir enerji oldugunu ögrenir, çevremizi, bu enerjinin serbestçe akabilecegi devinime kavusturabiliriz, belki o gün gerçek mimarliktan, mühendislikten ve ekolojiden söz etmeye baslayabiliriz..

Bu enerji akisi, Feng-Shui denilen, tarifeli ve yönlendirici, yani bir anlamda kisitlayici “enerji dolasiminin kullanim kilavuzu !” basitligine indirgenemeyecek kadar kapsamli bir bilgidir. Bir fizikçinin, kimyacinin, matematikçinin, ve doga bilimcilerinin katkisi olmaksizin yerine oturtulacak bir mimari detay hiç degildir.. Yani kestirme bir yolun basinda degiliz. O yüzden uzun soluklu olmak ve kendimize zaman tanimak zorundayiz. Insanlarin en güçlü silahi olan “niyet”e sahipsek, bu yolculugu basarmamak için de hiçbir neden yoktur..

“Ekolojik olmak aslinda her zaman söyledigimiz gibi dogaya uyumlu ve böylece bir anlamda ekonomik olmaktir. Dolayisi ile “su an gerektigi kadar enerji harcamaktir”.

Bir baska tanima göre de “Enerjinin döngüsünü saglamak, daha fazla enerji yaratmanin tek yoludur !”. Yani içinde bulundugumuz “an” yaratabildigimiz sevgi ve onun sonucu olan enerji döngüsü, gelecekte lazim olani zaten saglayacaktir. Bundan on ya da yirmi sene sonrasi için yapmamiz gereken; önce yarinlara korku pompalayip, sonra muhtemel felaketten kurtulmak için “su yil sunu, su yil bunu yapmaliyiz” biçiminde gelecege dönük baglayici kararlar almak degildir. Onun yerine, bugünün enerji akisini saglayacak mutlulugu üretmektir..

Bu demek degildir ki; her türlü plandan vazgeçelim !.. Plan, bir anlamda niyettir, hedeftir.. Fakat “yazili kader” degildir.. Yapmamamiz gereken; bu planin at gözlügü olusturmasi ve tek seçenek sanilmasidir.. Evrensel enerji daima akmak ister. Tarife, kaliba hiçbir zaman tam uymayacaktir. Çünkü o daima, güncel taleplerin ve olanaklarin yeniden biçim kazandirdigi, bir anlamda her gün bastan yazilan bir plandir..

Basima düsen son saksinin yarattigi kivilcim sayesinde “Ekolojik Mimarlik” gibi dar çerçeveli bir baslik içinde sorunlarimizi çözemeyecegimizi sezip “Enerji Mimarligi” ve daha da genisleterek “ Enerji; Yasamin Çekirdegi” kavramina açilim yapmaya çalismamin nedeni simdi daha iyi anlasiliyor sanirim..

Ikinci bölümde, bu anlayisin ürünü olan, anlatilanlari bir yasam bilgisine dönüstürebilecek okul modelini tanimlamaya çalisacagim. Çünkü, bu isin temelinde zihinsel talep ve kabullerimiz yatiyorsa onlara yönelik en etkili girisim; egitimdir.. Sebepleri degistirmeden sonuçlari degistiremeyiz. Ancak modern tibbin zaman zaman yaptigi gibi agrilari geçici olarak dindirir, ya da problemli organi tümü ile ortadan kaldirip bir de estetik dikis yaptigimizda sorunu çözdüm saniriz. Ekoloji, bir neden degil sonuçtur.. Begenmedigimiz sonuçlar varsa gelin bundan böyle nedenlere göz atalim..

 ÖNCE VE SONRA EĞİTİM !..

“ENERJI VE EKOLOJI 1” de, açmaya çalistigim, “ekolojik olmak ya da olamamak” diye baslayan tartismanin, sadece bir bakistan ibaret kalmamasi için, egitim tabanli bir eyleme ihtiyaci oldugunu söylemistim. Yoksa, manifesto tavirli bu söylemin, “ayaklari yere basmiyor” suçlamasi ile antika fikirler rafina kaldirilmasi önlenemezdi.. O yüzden simdi, düsünsel ayaklari birer birer ele alip, saglam zeminlere bastirmaya çalisacagim. Önce, neden bir “yapi”dan yola çiktigimizi açiklayayim dilerseniz..

Halen sürdürülen klasik müfredatin kisir döngüsü ve çikmaz sokaklari akla geldiginde, bu açidan yenilenmenin güçlügü yadsinamaz. “Enerji ve Ekoloji” altyapisi üzerinde kurgulanmis yeni bir müfredatin, yapi ile birlikte hayata geçmesi ideal bir çözüm olmakla birlikte, uzun vadeli bir girisim olacaktir diye düsünüyorum. Fakat, burada tüm anlatilanlari, dolayli gibi gözüken, gerçekte en kestirme yoldan, yani “içinde yasarken” ögreten bir okul projesi ise, daha kisa vadede gerçeklestirilebilecek ve mesajini insa edildigi günden itibaren vermeye baslayan bir pencere açacaktir enerji ve ekolojiye...Yani ise baslarken, yapiya öncelik verip, içinde eski tarz egitimin sürdürülmesine göz yummaliyiz.. Çünkü beklenen degisim, okulun sundugu yasam biçiminin etkilemi ile belli bir zaman boyutunda zaten gerçeklesecektir..

Iste buna “önce egitim” ya da “egitim öncesi” demek istiyorum. Bir baska deyisle “ön egitim”.. Hatta mizahi yaklasimla “çaktirmadan egitim !”..

Sonrasini, okulun yapisal içerigine uygun müfredata ulastigimizda tamamlayacagiz.. Bu okullardaki egitimin ayrilmaz bir parçasi olmasi gerektigine inandigimiz, “hayati insanca sürdürme” ya da “yasam bilgisi dersi” nasil bir içerige sahip olmalidir konusunda birçok gönüllü ve uzman arkadasimin katkilari ile bir çalisma sürdürmekteyiz.. Bu okullarda, bu müfredatla yetisen ögrencilerin elde ettikleri bilgileri ve edindikleri yasam tarzini egitim sonrasina tasimalari halinde “sonra egitim” ya da “egitim sonrasi” dedigimiz süreç yasanacaktir. Bu dönemin, bireysel ve toplumsal, köklü yasamsal degisimlere neden olacagi kusku götürmez..

Sanirim, ancak, içindeki egitimin basarisi, yapilis amacini ve mimari marifetini geçtiginde önem kazanacaktir bu yapi.. Yani, böyle bir yapinin içinde egitim görmekle, doga ile bütünlesebilen, her dogal eylemi gözlemleyebilen, sonuçlarini ölçebilen ve hayatina katkisini irdeleyebilen ögrenciler yetistirebildigimiz gün aydinlanacak yüzlerimiz..

Bu okulda ekoloji; bir yemek reçetesi olmaktan çikip bir yasam biçimine dönüsecektir.. Enerji tabanina inebilmeyi ise yine ancak egitim sistemimizin dogru analizler yapabilen ve sentez üretebilen gücüne emanet edecegiz. Fakat bu mekanda, büyük ölçüde gözlemi tesvik eden yasam ve yapi biçimi, bu analizi yapmak için temel sart olan; “dogru sorulari sormayi” küçük zihinlerde tesvik edecektir..

Uygulamaya, kendi enerjisini üretebilen ev yerine, ilkögretim okulundan baslamak onun için bana çok anlamli geliyor. Bu konudan baslama cesareti veren Eski Milli Egitim Bakanimiz Sayin Erkan Mumcu’ya tesekkür borçluyum. Kendisi ile, Turizm Bakanligi zamanindan baslayan enerji dostlugumuz, burada takdim ettigimiz okul projesinin tasarim cesaretini atesledi. Her ne kadar yine eski bakanligina, kültür sorumlulugu ile birlikte geçecek gibi görünüyorsa da, bu beni fazla etkilemiyor. Çünkü, bu güne kadar aldigim son derece olumlu tepkilere bakarak, siyasetin kaygan zeminine endekslemekten kaçindigimiz projemizin, halkimizin sahiplenme duygusu sayesinde hayata geçecegine artik eminim.

Uzun vadede, böyle bir okul için gerekli olacagini düsündügümüz egitim kadrosunun nasil yetisecegine gelince.. Ilkögretim seviyesinde, özel uzmanlik gerektiren konular olmamasina ragmen, buradaki farkli hayat görüsüne adapte olmayi kolaylastiracak ön egitimden geçmis kisilerin daha basarili olacaklari su götürmez. Bizzat okulun kendisinin de bu egitim sürecini destekleyecegini, ögrencilerle ögretmenlerin, enerji ve ekoloji gözlügü ile dünyaya bakmayi birlikte pekistireceklerini düsünüyorum..

Ama sanirim kalici ve bilimsel olani, “Enerji ve Ekoloji Meslek Lisesi” basliginda kurgulanmis yapilar içinde özel bir egitim saglanmasi ve burada en azindan kisa bir dönem egitim alan ya da bundan böyle staj yapmasi zorunlu olan ögretmenlerin gerekli bilgileri edinerek ise baslamalaridir..

Bu teknik lisenin, burada sözünü ettigimiz tarzda yapilacak yeni okullarda görev alacak ögretmenlerinin yetismesine de katkisi olacagini düsünmek gerekir.

Bu meslek liselerinin hangi yüksek egitime ögrenci yetistirecegi de hakli bir sorudur. Lise seviyesindeki bilgilerin bile hayatimiza çok önemli katkilari olacagi, bence “çagin meslegi” haline gelecek olan “enerji ve ekoloji uzmanligi” alaninda gerekli teknik eleman açigini karsilayacagi beklenir. Fakat arastirmaya devam edip bir üst basamaga tirmanmak isteyen gençlerimizin de önlerini açmaliyiz.

Bazi üniversitelerimizde, bu ise gönül vermis ve uzmani olmus, 40-50 yakin dostumuzun bireysel gayretleri ile “enerji” ana bilim dallari açilabilmistir. Ama gönlümüzden geçen, bu konunun sadece makine fakültelerinin inhisarinda kalmamasidir. Ülkemizin acil ihtiyaci olduguna inandigimiz, “Enerji ve Ekoloji” fakültesi basliginda, konuyu genis bir yelpazede arastiran ve uzman yetistiren bölümlerin açilmasidir. Giderek, böyle bir konuda dünyaya öncülük eden ülke olmamiz, hak etmedigimiz bir hayal midir ?..

VE OKUL ..

“Iki katli, 18 derslikli , kendi enerjisinin tamamini, yani isitma, havalandirma, sicak kullanim suyu ve elektrigini kendisi üreten ahsap bir ilkögretim okulu.” Sistem; prefabrik panel ahsap oldugundan, yapisi “en fazla üç ayda” bitebilen bir okul !. Teknik donanimi ile birlikte alti ayda hizmete hazir.. Santiye sorunu yasamayan, dolayisi ile bölgesel iklim kosullarinin yapi sürecini hiç etkilemedigi bir teknoloji. Kesinlikle betonarmeden pahali degil.. Yillara sarkan bir ihale-yapim süreci içermiyor. Ahsap oldugu için deprem riski tasimiyor. Dolayisi ile ayni zamanda, yakin çevresi için olasi bir depremde siginilacak güvenli mekani olusturuyor. Ve Bakanlik artik bu okulun enerji giderlerini bütçeye koymuyor.. Çünkü böyle bir gider yok !.. Hayali, cihan deger degil mi ?..

18 derslik ve iki kat, örnek olarak seçilmistir. Planlama, her türlü varyasyona açik olacaktir. Ilk uygulama için katkida bulunacak uzman firmalar, örnek çalisma için kar ve isçilik ücreti talep etmeyecekler. Yani hayli düsük bir nakit ihtiyaci ile bu okulu ayaga kaldirabilecegiz.. Finansörlügün tek bir kisiye degil, bir gruba mal edilmesi bize dogru geliyor. Çünkü ülkemizin gelecegi için son derece hayati bilgiler içerecek bu okulun genis bir kitle tarafindan sahiplenilmesinden yarar umuyoruz.. Sözgelimi 50 ser 100’er dolar ile katilmis, orta halli mahalle sakinleri ya da bir meslek odasi mensuplari gibi..

Parayi toplayan mahallenin kendi ihtiyaci yoksa, bu okulu bir kardes mahalle ya da köye yaptirmasi tabii ki olasidir. Simdiden, uygun bir arsa bulduk gibi. Ilkögretim okullari uygulamasindan sonra terk edilen, Bursa-Bademli Köyü Ilkokulunun arsasi.. 6-7 dönümlük, harika bir arazi muhtarliga devredilmis durumda. Muhtar da bu ise çok hevesli.. Gerekli kanuni girisimler pek yakinda baslayacak..

Ilk yapilacak örnegi kolaylastirmak için, yapisal ve teknik anlamda katkida bulunacak tüm firmalarla yaptigim görüsmelerde, agiz birligi etmisçesine herkes sunu söyledi: “Disariya ödememiz gerekenler disinda, bu isin yapimi için isçilik ve kar adi altinda para talep etmeyecegiz !.”

Bu demektir ki, ilk örnegi ayaga kaldirmanin maliyeti en az yariya düsecektir..

Projelendirme çalismalarina baslamadan, Bursa Milli Egitim Müdürlügü ve Bayindirlik Müdürlügü ile temasa geçtim. Bu güne kadar yapilmis projeleri edindim. Maalesef çogunun yeterli mimari düzeyde olmadigini ve pedagojik özellikler içermedigini gördüm.. O yüzden mimari açidan da yeni bir yaklasim sergilemeye çalisiyorum.

“Peki projeyi ne zaman görecegiz ?” mi diyorsunuz.. Inanin ben de merak ediyorum. Bir dahaki sayiya yetisebilirse en çok ben sevinecegim.. Sizlerden bekledigim, burada sunmaya çalistigim düsünsel altyapiya katkida bulunmaya yarindan tezi yok baslamanizdir.. Her türlü elestiriye açigiz. Çünkü bu okul ne benim ne Bursa’nin ne de yapimina katki koyanlarin olacaktir. Bu düsünceye katiliyorsaniz, Türkiye’nin gelecegi böyle okullarda saglikla biçimlenecektir. Eger sahiplenirseniz, bu okul sizin, bizim ve çocuklarimizin, “gelecegimizin” okulu olacaktir..

EKO - OKUL PROJESİ

Okulumuzun kurgusal özelliklerine geçmeden önce, “kardes proje” olarak anmak istedigim bir girisimden söz etmek istiyorum. Burada anlatmaya çalistigim seyleri genel kapsami ile çagristiran “Eko-Okullar Projesi”, orijinal adi ile Eco-Schools, 23 Avrupa ülkesi ve Güney Afrika’dan yaklasik 7000 okulda uygulanmakta imis. Projenin koordinasyonunu, Uluslararasi Çevre Egitim Vakfi yürütmekte. Türkiye’deki vakif, uluslararasi vakfin üyesi olarak bu projeyi 1995 yilinda baslatmis. Bugün; Ankara, Antalya, Aydin, Bursa, Eskisehir, Giresun, Istanbul, Izmir ve Van illerimizden toplam 104 ilkögretim okulunda uygulama yapildigi söyleniyor.

Fakat bizim ülkemizde, bu okullarin hiçbirisi kendi enerjisini üretmeye yönelik düzenege sahip olmadigi gibi, nerede ise tamami, ekoloji adina ne kadar yanlis varsa içeren, klasik anlayisla planlanmis betonarme binalardir. Yani bu okullar, yasayarak degil, sözel iletisimle zoraki eylem yaratmaya çalisarak, “ilaveten” ekoloji bilinci dogurmaya gayret gösteren klasik okullardir. Buradaki egitime bina katkisi söz konusu degildir. Enerji ve ekoloji adina müsterek özellikleri; sadece, seçilmis ya da gönüllü pilot okul olmalaridir.

Bu okullar üzücüdür ki, bir konunun ayristirilarak ancak dar bir çerçeve içinde ögretebilecegine inanma eksenlidir. Çalismalar; çöp ve atik su, enerji, geri dönüsüm gibi temel çevre konularindan biri ile baslatilmakta. Diger konular daha sonra yine teker teker ele alinarak islenmekte.. Yani bütünleyici ve yasamsal ögretim yerine, klasik bilimin “bilgiyi bölme” yanlisina düsmekte.

Bu da bir yaklasimdir ve iyi niyetinden kusku duymak dogru olmaz. Ne var ki “iste ekolojik egitim böyle olur !” tanimlamasini topluma inandirdiginda, disindaki gayretlerin önünü tikayabilecek gizli bir tehlikeyi içermektedir. Yani, yapiyor gibi olmakla gerçekten “olmanin” ayrimini bulandiracak ögeler tasimaktadir.

Söz konusu eko-okullarin programinda ilan edilen asagidaki beklentilerin altina imza atmamak mümkün degildir. Deniyor ki bu okullardaki ögrenciler:

- Bir grup üyesidir ve yeni bir kimlik gelistirir
- Grup çalismasina alisir katilimci bir yapi olusturur,
- Sorunlari tanima, çözüm üretme, ve tartisma becerisi gelistirir,
- Inisiyatif kullanma, karar verme yetenegi gelisir,
- Plan yapma, rapor yazma becerisi gelisir,
- Tüketim aliskanliklari degisir, savurganlik önlenir,
- Dogal kaynaklari koruma bilinci gelisir.

Yine ayrica deniyor ki : Proje okula da katki saglar:

- Temizlik ve düzenini sürekli kilar,
- Su ve elektrik tasarrufu ögrenci eliyle saglanir,
- Okul, ögrencilerce sahiplenilir,
- Okul, bulundugu bölgenin merkezi durumundadir,
- Yerel, ulusal, hatta uluslararasi boyutta taninir,
- Isterse vakfin iletisim agi kanaliyla ulusal ve uluslararasi düzeyde etkilesir.

Tümüne eyvallah.. Yani temel beklentilerde ayrilmiyoruz. Sadece yöntemde ve egitimin kurgusunda farklar söz konusudur. Amacimiz bu farklari kalici kilip, yollari ayirmak degildir. Gönül ister ki 18 yillik iyi niyetli birikimin yapisal gereksinimine katkida bulunmamiz mümkün olsun. Öncelikli niyetimiz bu güzel girisimin desteklenmesi ve birlikte hareket edilebilmesidir.

Ne var ki “Eko-Okullar Avrupa ölçeginde tasarlanmis bir proje olup, çevre için yapilan bütünsel bir okul aktivitesini yüreklendirir ve onaylar” diyerek yola çikilip, talimatlarla olusturulmaya çalisilan çevre sevgisi ve yapisal bütünlükten bihaber bir aktivitenin, “dostlar alisveriste görsün” eylemine dönüsme tehlikesi göz ardi edilemez. Nitekim, bu çalismaya dahil oldugu söylenen okullarda yapilan basit bir söylesi ve gözlem, bu niyetlerin sadece temennide kaldigini göstermektedir. Okulun kazanma hedefi olan yesil bayragi bile 10 Euro ödeyerek Hollanda’daki merkezden satin almak zorunda olmasi, bu vakfin perde arkasini merak ettirmektedir..

Gerçek ödül; kazanilan yeni bir yasam tarzi olmasi gerekirken, çevre andini ezberlemek ön sarti ve bol yesilli sözel basariya bagli olarak verilebilen 10 Euro’luk etikete dönüsmüstür. Bu hali ile, araba kullanmadan verilen bir ehliyet kadar yasam disi kalmaya mahkumdur.

Içerigi bosaltilmis böylesi girisimlerin eksikleri, uygulayici ülkeler tarafindan doldurulmalidir. Aksi takdirde, bir seyler zaten yapiliyormus zanni uyandirip bilmeden ataleti tesvik edeceklerdir. Bu sakincalari giderilmemis girisimlerin, ülkeye sadece vakit kaybettirecegi tehlikesine tekrar dikkati çekmek istiyorum.

SONUNDA DİKKATİM ÇEKİLDİ.

Bu satirlari yazdiktan kisa bir süre sonra, Eko-Okullar Vakfinin Maltepe Üniversitesinde düzenledigi seminere konusmaci olarak davet edildim. Türkiye’nin çesitli yörelerinden gelen üye okul temsilcileri ve vakif yöneticileri ile bir arada olma firsatini yakaladim. Bu sirada, üniversitenin bünyesindeki, söz konusu vakfa üye ilkögretim okulunun “çevre etkinligi” adi altindaki sergisini izledim. Bu konuda en basarili ögrencilerden birisi, bilinen bir Türkçe metni Ingilizce’ye çevirmis, digeri, internetten indirdigi metni Türkçe’ye çevirerek altina ismini yazarak sunmustu. Aynen aktardiklari metinlerde anlatilanlari bile anladiklari çok süpheli olan çocuklarin, bundan böyle “çevreci” olarak anilmalari ve ekolojik görevin böylece yerine getirildigini sanmalari ise, dikkat çekme gayreti gösterdigim tehlike konusunda hakli oldugumu belgeliyordu adeta..

Seminerdeki konusmamin özeti yine; içerigi bosaltilmis böylesi girisimlerin eksiklerinin, uygulayici ülkeler tarafindan doldurulmasi istegi idi.

“Bizden ne istiyorsunuz ? Lütfen bir talep yazisi ile bildiriniz” demislerdi. Sözünü ettigim sorunlari özetledikten sonra dilekçemizi söyle bitirmistim:

“Görüldügü gibi, vakfinizdan dogrudan bir talebimiz yok gibi görünse de, birlikte hareket edebilmenin özlemini dile getirmekten de kaçinmamaktayiz. Eger birbirimizin ayagina basarak, ülke yararina girisimleri desteklemek yerine engelleyecek isek, sizlerden beklentimiz “gölge etme baska ihsan istemem” den ibarettir. Yok eger çalismamizi uygulamaya deger bulup, sadece dis merkezli bir vakfin tavsiyeleri istikametinde degil ülkemiz menfaatleri açisindan güçlerimizi ve bilgilerimizi birlestirecek isek, evet size isbirligi teklif ediyoruz..”

Daha sonra katilimcilardan bana ulasan, birkaç sevgi dolu e-postanin yaninda, organizasyonu yapan kisiden gelen asagidaki mesaj çok anlamli idi : “Sunumunuz gerçekten çok faydali oldu bence. Farkli oldu, yeni pencereler açti, elestirmeye yöneltti. Eminim katilimcilarin kafasinda biraz soru isaretleri olusmustur yaptiklarina dair !...”

Birkaç gün sonra ayni kisiden gelen asagidaki mesaj ise, isbirligi teklifimize karsi, uluslararasi vakiflarin ülkemizdeki islevlerini ve anlayislarini sergileyen son ve çarpici belge oldu: “Ne yazik ki vakfimiz sizin projenizde yer almak istemiyor. Güzel bir proje, gerçekten yer almak isterdim. Yine de yardim edebilecegim bir nokta olursa kendi adima yaparim. Iletisim kanallarimi kullanabilirim.”

Ünlü vakif kendince son noktayi koydu.. Sanirim, daha fazla vakit kaybetmemek için yolumuza kendi olanaklarimizla devam etmeliyiz..

YAŞAMSAL EÜİTİM VE 4E..

Gelelim, dogayi yasayarak izlemenin, onunla bir olmanin, yani “inter-aktif” denilen etkilesimli ögrenmenin yapisal kurgusuna.. Bu egitim sistemi; tüm yapisal planlamasi enerji ve ekoloji ilkelerine göre yapilmis bir okulda uygulanmakla, diger sistemlerden temel farkini ortaya koyar. Sadece yanlisi tespit eden, sikayet eden degil, paylasimci ve çözüm üreten bir anlayisin ürünüdür.

Enerji tabanindan yola çikip, ekolojik bir çözümle, yasamsal ekonomiyi yakalayan bu egitim sistemine bir “4E PROJESI” demek mümkündür. Böylece, benzer amaçla yola çikan çevre merkezleri ile paralelligi vurgulanmis ve zihinlerde kolay çagrisim yapan bir simge elde edilmis olur..

1- Yapi sistemi :
Okulun yapisi ahsaptir. Çünkü ahsap, dünyadaki yegane dönüsümlü ve kendini yenileyebilen yapi malzemesidir. Ahsabi yapi sektöründe % 90 oraninda kullanan, basta Amerika ve Kanada olmak üzere bütün ülkelerde ormanlar yok olmamakta, tersine bilinçli yaklasim ve üretim sonucu çogalmaktadir..

Ahsap, statik degerleri yönünden beton ve çeligin sinirlarini asabilen güçtedir. Dünyada büyük açiklikli toplanti salonlarinin çatilari, yangin emniyeti ve statik avantaji yüzünden ahsaptan yapilmaktadir artik.

Ülkemiz için çok önemli bir faktör olan depreme karsi tasidigi risk; sifirdir. Yangin emniyeti çelige göre bes kat daha fazladir. Yangin sonrasi, çelik yapi hurdaya dönmekte, betonarme bir yapi, yasam riski yüzünden tekrar kullanilamamakta, ahsap yapi ise kolayca yenilenip fonksiyonunu sürdürebilmektedir.. Betonun bilimsel ömrü 60 yil, çeligin bakimi zor ve masraflari agir iken, dogru planlanmis bir ahsap yapinin ömrü 100-500 yil arasindadir. Ülkemizde 7 ilimizde, halen kullanilan 600-700 yasindaki ahsap camilerin ve 100-300 yasindaki ahsap konutlarin varligi bunun en önemli kanitlaridir. Atamizin, dedemizin çok iyi bildigi fakat son 50 yildir bize unutturulan bu teknoloji, çagdas bir yapi teknigi olmasinin yaninda, ayni zamanda kültür mirasimizdir.

Yapinin ahsap olmasi, daha isin basinda diger malzemelere göre çok büyük bir isi koruma avantaji saglamaktadir. Ayrica ahsabin, bizle birlikte nefes alan organik yapisi ile mekana fiziksel katkisi son derece olumludur.

2- Izolasyon karsilastirmalari:
Okul duvarlarindaki ahsabin, izolasyon malzemelerinin ve iç kaplamanin sonucu elde edilen isi degerinin karsilastirilmasi için, okuldaki mekanlardan birinin dis duvarinda, 60cmx60cm bir ahsap karolaj içinde; beton, dolu tugla, delikli tugla, tas, ytong, metal, cam, cam tugla, kerpiç, saman, kamis, perlitli plak gibi farkli duvarlar uygulanacak ve iç yüzlerine yapistirilan derecelerden, dis-iç isi farklari sürekli olarak izlenebilecektir.

Ayrica yapisal olmayan, salt izolasyon amaçli; kamis, talas, toprak, tas yünü, perlit, mantar, cam yünü, polistiren köpük ve poliüretanlar gibi malzemeler de yine standart tasiyici modüller üzerine uygulanarak karsilastirma olanagi saglanacaktir.

3- Isitma Sogutma :
Okulun isitilmasinda ve temizlik amaçli kullanilacak sicak su üretimi, farkli dogal kaynaklardan saglanacaktir. Yüksek verimli günes kollektörleri ilk kaynak olacaktir. Kis aylarindaki eksik miktar, bir isi pompasi sayesinde saglanacaktir.

Bina, kisin ve yazin günesten maksimum verimi alma prensibi ile tasarlanacaktir. Böylece, mekan aydinlatmasinda en tasarruflu çözümler bulunabilecektir. Diger yandan güney ve doguya bakan seralar olusturulacaktir. Pasif günes mimarisi denilen yöntemlerle okulun dogal olarak, hava sirkülasyonu ile isitilmasi mümkün olacaktir. Bu sirada olusan hava hareketini vurgulayan grafikler, okulun nasil isindigini ögrencilere anlatacaktir.

Sicak bölgelerdeki serinleme ihtiyaci, yine seralar arasi hava sirkülasyonu, hava bacalari, güney cephesindeki günes duvarlari ile büyük ölçüde giderilecektir. Bunlar yetersiz kaldiginda ise, akifer veya toprak, su gibi sabit isi kaynaklari dogrudan kullanilacak ya da isi pompasi araciligi ile devreye sokulacaktir.

4- Rüzgar ve günes ile elektrik :
Rüzgar 3m/sn yi geçtikten sonra verimli bir elektrik üretimine baslayan türbininin hareketi ve üretimi iç mekandan izlenebilecektir. Bu eylemi, mekanize eden ve anlasilir kilan, üç dört çocugun birlikte çevirebilecekleri pedalli bir dinamo ile, oyun kivaminda enerji üretimi ünitesi, egitimin tamamlayicisi olarak okulda yer alabilecektir.

Rüzgardan arta kalan elektrigi, fotovoltaik piller dedigimiz, günes panelleri karsilayacaktir. Bu paneller, bitmis bir yapiya sonradan takilarak
degil, ayni zamanda yüzey temin eden yapisal eleman olarak kullanilacaktir.

Okulda sadece enerjiyi verimli kullanan aletler çalisacaktir. Örnegin; az enerji harcayan buzdolabi, tasarruflu ve uzun ömürlü aydinlatma armatürleri gibi..

5- Havalandirma :
Havalandirma sorunlari yüzünden yüksek tutulmasi istenen tavanlarin, küçük bedenler üzerindeki olumsuz psikolojik etkisi yadsinamaz.
Akla gelen ilk çare olarak tavan yükseltmek yerine, kuzey ve güney seralari arasinda dogacak hava akimi, yatay kanallar ve bacalarla takviye edilip, okulun havalandirilmasi dogal yöntemle saglanacaktir.

6-Su temini ve kullanimi :
Son yillarin bilinen bir CIA raporuna göre 21. yüzyilda çikmasi muhtemel savaslarin en büyük sebebi su kaynaklarinin azalmasi ve paylasilmasindaki sorunlar olacaktir.

Halbuki su tüketimini azaltacak birçok düsük masrafli çözüm mevcuttur. Örnegin; sadece yagmur suyunun, kullanim suyu olarak basit bir ön filtreden geçirilmesi ile saglanan su, günlük yasamin birçok yerinde kullanilacak kaliteye sahiptir ve normal su tüketimini sanayi, konut, turistik tesislerde bu yolla %60-65 düsürebiliriz.

Ayni sekilde, tüm musluklara takilacak çok düsük maliyetli su tasarruf cihazlari, hava karisimi ile suyun basincini arttirmakta, buna karsilik su tüketimini %20-25 azaltmaktadir. Türk patentli özel aritim tesisleriyle kaynak suyu kalitesinde içme suyunu, kuyu veya deniz suyundan elde etmek mümkündür. Ancak, çok az insan bu teknolojilerin varligindan ve ekonomik sekilde uygulanabilirliginden haberdardir.

Okulun çatisindaki yagmur suyunu, oluklarinda toplayip deposunda biriktirirken, iç mekandan görülen seffaf seviye göstergesi, her yagmurdan sonra yükselen su miktarini hafizalara kaziyacaktir. Bu suyun filtre edilerek kullanim suyuna dönüsmesini saglayan cihazin da gövdesi seffaftir. Bu teknolojik süreç de izlenebilmektedir.

Sera bölümünde ve açik alanda, okulda üretilen gübre ve aritilan atik sularla organik tarim yapilacak. Kullanma suyu, yagmur suyunun birikmesinden, mevcut ise kuyu suyunun aritilmasindan elde edilecek. Sehir suyu, ancak bu kaynaklar yetersiz oldugunda kullanilacak. Denize yakin yerlerde, ters ozmoz ve ultrafiltrasyon sistemleri kaynak suyu
kalitesinde içme ve kullanim suyu elde edilecektir.

7- Atik kontrolü ve degerlendirilmesi :
Okulun tüm kati atiklari siniflandirilarak farkli renklerde kaplarda biriktirilecek. Çocuklar, çöp olarak atilan birçok seyi yeniden degerlendirmeyi ögrenecekler. Örnegin yogurt kaplari, kutu kolalar, süt ve su siseleri gibi nesneleri kullanarak ise yarar nesneler ve sanat ürünleri yapmayi deneyecekler. Bu konuda okullar arasi yarismalar düzenlenecek.

Ögrenciler, okulda kullanilan atik sularin aritilarak bahçe sulamada kullanildigini görecekler. Yemek atiklarini gübre olarak degerlendirecekler. Böylece bu okuldan gereksiz atik çikmayacagi gösterilmis olacak.

8- Yöresel bitkiler ve organik tarim :
Okulun bulundugu yöreye has bitkiler ve agaçlar okul bahçesinde yetistirilmeye çalistirilacaktir. Yöre bitkilerinin tibbi özellikleri ders konusu olarak incelenebilecektir.

Verimi arttirmak amaci ile topraga her türlü kimyasali katan insanoglu, sonunda topragin tamamen ölmesine neden olmaktadir Okul alaninda, organik tarim kosullarinin uygulandigi, ilaç ve suni gübre kullanilmadan ürün yetistirilen bir örnek bahçe olusturulacaktir. Bitkisel ve hayvansal atiklar, agaç kabuklari ve dökülen yapraklar ile kompost hazirlanarak sebze ve meyve yetistirilmeye çalisilacaktir. EKODER bu konuda gönüllü olarak yardimci olmaya hazir oldugunu bildirmistir.

Yörenin böcekleri, evcil ve vahsi hayvanlari izlenerek, resimleri yaptirilarak çocuklarin doga ile iletisim kurmalari ve yabancilik hissetmemeleri saglanacaktir. Hayvansal ve bitkisel doku hakkinda dokümanter film gösterilerine yöre halki da davet edilecektir.

9- Erozyon ve gaz ölçümleri :
Içeriden görülebilen, egimli bahçelerde, degisik kök yapisina sahip bitki örtüleri olusturulup, yagmur ve rüzgar erozyonu yasanarak izlenecektir.

Iç ve dis mekanlarda, bitkilerin bulundugu bölgelerde ve kent yasam alanlarinda O2 ve CO2 yogunlugunu ölçecek aletlere kavusuldugunda bu degerler de izlemeye alinabilecektir..

Izlenen degerler, periyodik olarak görsel raporlar haline getirilirken, bu sayede, ögrencilerin ilgileri aktif tutulacagi gibi, farkinda olmadan bilimsel inceleme ve bakis aliskanliklari edinecekleri kuskusuzdur.

10- Ölçüm, izleme ve iletisim :
Günes isinlarinin yogunlugu ile rengi koyulasan cam bölüm, günes ile elde edilen suyun sicakligi ve elde edilen elektrik miktarini dijital olarak sürekli gösteren büyük bir tabela ya da bilgisayar ekrani, sera bölümündeki toplanma mekaninda bulunacaktir. Iç mekan sicakligi, seranin disi, içi, siniflar, kuzey, güney cephelerinin sicaklik farklari bu tabeladan sürekli izlenebilecektir.

Böylece ögrenciler, ögretmenlerin küçük bir açiklamasi ile hayatin rakamsal seyrini bir bilgisayar ekranindan izlemeyi ögreneceklerdir. Rüzgar, yagmur, kar, yer alti su seviyesi, örnegin 150 cm asagidaki topragin çok az degisen sicakligi gibi her türlü hava ve toprak ölçümünü bu ekrana tasimak mümkündür artik..

Benzeri okullar arasinda kurulacak internet agi ile bu bilgiler bir merkezde toplanabilecek ve elde edilen sonuçlar ve aktiviteler her birim tarafindan izlenebilecektir. Ayrica yine ayni yolla, dünya üzerinde bu amaçla arastirma yapan ve bilgi üreten kurum ve kuruluslarla iletisim saglanacaktir.

Sene sonlarinda klasik okullarla da karsilastirilmalar yapilarak aradaki enerji ve su tüketim farklari gözlemlenecektir.

11- Enerji ve Ekoloji bülteni :
Hava durumunu meteoroloji kolunun rutin eylemi olmaktan çikarip okulun temel mesaji haline getirilen bu eylem, dogal enerjilerin insana yansima sürecini anlasilir ve akilda kalir kilacaktir. Her okul, dönem sonlarinda bu ölçüm sonuçlarini ögrenci ödevi olarak rapor haline getirecek ve Milli Egitim Müdürlüklerine teslim edecektir. Bu okullar yayginlastiginda, Milli Egitim görevlileri, toplanan raporlari yillik “enerji ve ekoloji bülteni” olarak yayinlayacaklardir.

Bu bültende, ögrencilerin okulda ögrenimleri sürerken izledikleri süreci yorumlayan anlatimlar ve deneyler yer alacaktir. Böylece bu eylemler tesvik edilecek ve benzer okullar arasinda bilgi alisverisi saglanacaktir.

12-Sosyal etkinlik ve hedef kitle:
Okulun, o bölgenin sosyal etkinlik merkezi olmasini saglayacak organizasyonlar, okul idaresi ve bölge Milli Egitim Müdürlügü tarafindan organize edilebilir. Böylece hem bu yapinin daha çok islev kazanmasi, yani bir anlamda yatirimini hak etmesi saglanir hem de daha önemlisi bu yeni konseptin bölgede oturanlar tarafindan benimsenmesi gerçeklestirilerek bir halk egitiminin saglam temelleri atilir.

Islenen ve yasanan konularla ilgili açiklayici kurslar, yasam konforunu etkilemeden daha az enerji tüketmeyi, her evde alinabilecek dogru önlemleri ögreten uygulamali egitimler, okul sonrasi saatlerde programlanabilir.

Bu amaçla kullanilacak salona diger bölümlerden bagimsiz islev kazandirmak için, okul disindan ayri bir giris olanagi düsünülmüstür.

Bu yollarla, yöre halki ile egitim kurulusu arasinda, ayni dünyayi paylastiklarini fark ettiren bilinçli bir toplumsal iliski olusmaya baslatilacak, halkin da kendisini bu faaliyetin içinde hissetmesi ve katilimi saglanacaktir.

Okul tüm özelliklerini yakin çevresi ile paylasacak, konuyu ögrenen ögrencilerin önderliginde önce velilerle sonra yakin çevre ile bilgi alisverisinde bulunacaktir. Halkimizin karakteristik özelligi olan “görerek ve uygulayarak ögrenme” süreci, yakin çevre ile süren iletisim sirasinda kendiliginden gerçeklesecektir.

Bu uygulamali okulun hedef kitlesi 4-14 yas grubu çocuklar ve onlarin velilerinden baslayan yakin çevresidir. Okulun yapisi, bugüne kadar sürdürülen müfredati herhangi bir sekilde engelleyecek yapida degildir. Aksine, fiziki olarak destekleyecek ve yeni bir anlayisa açilim saglayabilecek özelliklere sahiptir. Ayrica planlamada; insaati etaplara ayirma ya da bir bölümünü yapim disi birakabilme olanagi saglanacaktir. Yani proje; eldeki olanaklarin en iyi kullanimina firsat verecek biçimde seçenekler sunacaktir.

BEKLENEN ! ..

Dogal kaynaklarimizin olaganüstü zenginligi ile, dünyanin en önemli ülkelerinden biriyiz. Fakat kendi gücümüzü ancak, bu kaynaklarin kullanimini yasayarak ögreten böyle bir egitim sisteminin içinde farkina varabilecegiz. Aksi takdirde, her zaman yaptigimiz gibi, disa bagimli olmanin kaçinilmazligina inanan karamsar bir toplum yaratmaya devam edecegiz.

Bu konularda bilgilenme olanagini reddedersek, kendimize oldugu gibi insanliga da hizmet firsatini kaçiracagiz. Dünya artik, bilginin en degerli meta oldugu günleri yasiyor. Bilgilerin en degerlisi ise “hayatta kalma” bilgisidir. 21.yüzyilin hizlandirilmis yasami, bu ögretiyi her türlü degerin önüne çikartacak, öncülük eden ülkeleri ödüllendirecek ve sükranla anacaktir. Bundan böyle ülkelerin refah düzeyini belirleyen; en fazla enerji tüketmek degil, enerjiyi en verimli kullanmaktir.

Elde etmesini ögrenmeden, satin almasini çok iyi ögrendigimiz enerji için, 16 milyar dolari dis ödeme olarak her yil 20 milyar dolarin üzerinde harcama yapmaktadir Türkiye. Ülkemizin tek kalemde bundan büyük yillik harcamasi yoktur. Bu okullar, dogru bir planlama ve akillica yatirim ile bu ödemenin kendi türünde sifira yaklasabileceginin ispati olacaktir. Yeni yapilarin dogru tasarlanmasi ve bitmis yapilarda alinabilecek önlemlerle, kisa sürede enerji harcamasi önce yariya inecektir. Sonra teknik destekle dörtte bire ve yeni projelerin basarisi oraninda sifira ulasacaktir.

Yasamin çekirdegi enerji ve onun ürünü olan ekoloji, içinde bulundugumuz çagin en önemli gündem maddesidir artik.. Çünkü, yasam konforunu arttirmasina ragmen, kendine yetebilen ve yenilenebilen kaynak kullanimini ögrenen insanlik, savaslarin temel nedenini de böylece ortadan kaldirmis olacaktir. Yani bu konuda elde edilecek basarilar, özlenen dünya barisinin da güvencesi olacaktir.

Yukaridaki hedefe yönelik çabalari; yapisal, sözel ve eylemsel bazda kurgulamaya yönelik bu okullarda yetisen çocuklarimizin elde edecegi çevre bilinci; önümüzdeki 20-30 yilda sanayi, turizm, konut ve diger ticari sektörlerdeki yatirimlarda enerji ve ekoloji faktörünün en üst seviyede dikkate alinmasina neden olacaktir. Böylece kabuk degistiren yapilasma ve bu süreçte deneyimlenen yeni çevre kavrami, “birlikte var olma ve var etme” anlayisina ulasacaktir.

Iste o gün, bu ne insanlarin ne de doganin tek basina kurtulusudur. Bu; evrensel dogrunun farkindaligi ve birlikteligin zaferi olacaktir...

Saygı ve sevgilerimle..

Y.Mimar Çelik ERENGEZGİN

ÇA+BA Tasarım Sanat Uygulama Ltd.Şti.

                    Ürünlü Köyü                 BURSA           

Tel       :      224 -  496 10 12

www.erengezgin.org

cabatasarim@turk.net

celik@erengezgin.org

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

PROJELERİ

http://www.erengezgin.org/ENERJi%20projeleri.htm