10.05.2007
Çeşitli Yazılar 2

 

HEDEF BELİRLEME

Ergenlik döneminin zor geçmesinin nedenlerinden biri gencin bir yandan ""kendini bulma ve kendi olma"" savaşı verirken bir yandan da birçok seçim yapmak zorunda olmasıdır. Bu dönemde arkadaş seçme, hedef seçme, ilerde girilecek meslek alanını seçme gibi çok yönlü seçme zorunluluğu ortaya çıkar.

Seçimlerin en zoru hedef seçmedir ve günümüz ergenlerinin en zorlandığı konu da budur. Pek çok gencin ya hedefi yoktur ya da sık sık hedef değiştirmekte, seçtiği hedefe güvenememektedir.

"Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin önemi yoktur"  P.Drucker

Hedef Belirleme Kriterleri;

Hedef belirleme ile istek çoğu zaman karıştırılır. İsteğin hedefe dönüşmesi için eyleme geçmek gerekir. Eylem aşamasında küçük parçalara bölünmemiş hedefler, kişi için altından kalkılamaz bir yüktür. Bunun yük haline dönüşmemesi için hedeflerin;

·         Kısa vadeli hedefler (1 ay içersinde gerçekleşmesi planlanan hedefler)

·         Orta vadeli hedefler (1 yıl içersinde gerçekleşmesi planlanan hedefler)

·         Uzun vadeli hedefler (2 yıl ve sonrasında gerçekleşmesi planlanan hedefler)

şeklinde planlanması gerekir.

İngilizce sınavından 4, Matematik sınavından 3 almak, Cumartesi günleri 2 saat arkadaşlarla vakit geçirmek, her gün konu tekrarı yapmak gibi hedefler kısa vadeli hedeflerdir.
Yılsonunda doğrudan sınıf geçmek, İngilizceyi konuşma düzeyinde ilerletmek, alan seçimi yapmak, ÖSS’de hedeflenen üniversite ve bölüme girmek gibi hedefler orta vadeli hedeflerdir.

Hedeflenen üniversite ve bölümü 4 yıl içinde tamamlamak, ilgi alanına uygun işte çalışmak, kazancın yeterli olması, araba sahibi olmak gibi hedefler uzun vadeli hedeflerdir.
Görüldüğü gibi kısa-orta-uzun vadeli hedefler birbirini bütünleyen hedeflerdir. Bir basamak gerçekleşmeden diğer basamaktaki hedefe ulaşmak mümkün değildir. Bu basamakların doğru belirlenmesi ve adım adım gidilmesi çok önemlidir.

Hedef;
• Kişinin sahip olduğu yetenek ve güçlerle ulaşabileceği türden olmalıdır.
• Zaman ve nicelik açısından ölçülebilir olmalıdır. Genel ifadeler hedefe ulaşılıp ulaşılmadığını değerlendirmede güçlük yaratacaktır.

• Kişinin ne yapması gerektiğini değil, gerçekten ne istediğini yansıtmalıdır.
• Alternatifsiz olarak ifade edilmelidir. Araştırmacılar, hedefin ""şunu ya da bunu yapabilirim"" şeklinde ifade edildiğinde her ikisine de ulaşılamadığını göstermektedir.

• Kişiye, çevresine ve topluma zarar verici nitelikte olmamalıdır.

Hedef Belirleme Aşamasında;

Kendini tanıma, karar verme, sorumluluk alma, eylem planı oluşturma önemli ve veli desteğini kaçınılmaz kılan basamaklardır.

Kendini Tanıma

"Ne olduğumuzu biliyoruz ama ne olabileceğimizi bilmiyoruz" Napoleon

Bireyin yeteneklerine, ilgilerine uygun, sahip olduğu güçlerle ulaşacağı türden hedefler belirlemesi çok önemlidir. Bu doğrultuda hedefini belirleyen gencin ailesinin beklentileri önemlidir. Bu beklentiler gerçekçi değilse genç üzerinde gerginliğe neden olabilir.
Anne baba olarak;

• Gencin isteklerini, beklentilerini, sınırlarını yok sayarak, kendimiz, kendi amaçlarımız, kendi yapamadıklarımız doğrultusunda beklenti oluşturmamalı ve çocuğumuzun bu beklentilere uygun davranmasını beklememeliyiz.

• Gençten beklentilerimiz ""Senin için bunları bunları yaptım, karşılığını vermelisin"" tarzında bir senet haline dönüşmemelidir.

• Beklentiler açık şekilde ifade edilmelidir.

Beklentiler bu kriterlere uymadığında çocuklar kendi gelecekleriyle ilgili hedef belirleyememekte, aile bu sürece baskı yoluyla müdahale etmektedir. Hedefini kendi belirleyemeyen genç ya bunu kabul etmeyerek ailesiyle çatışmaya girecek ya da hayatını kolaylaştırmak için sorgusuz kabul yoluna giderek, seçme hakkından vazgeçecektir.
Seçme hakkından vazgeçen genç hayatı boyunca her sorununda ailesinin sorumluluk üstlenmesini isteyecek, kendi kararlarıyla hayatını yönetmekten vazgeçecektir.
Karar Verme – Sorumluluk Alma

"En uzun yolculuklar bile küçük bir adımla başlar"

Karar verme, ""sorumluluk alma"", ""plan ve program yapma"", ""güçlükleri göze alma"" gibi etkenlerin de rol aldığı karmaşık bir süreçtir. Genci karar sürecinin karmaşasından koruma amacıyla anne babanın kararları vermesi ve kararların sonuçları ile ilgili sorumluğu da anne babanın üstlenmesi genel eğilimdir. Aileler ""ama biz yönlendirmezsek o hiçbir şeyi seçemiyor"" demektedirler. O kadar uzun bir süre gençlerin yerine büyükler karar vermişlerdir ki gençler karar vermeyi öğrenememiş, bunun yerine başkalarının verdikleri kararlara uyma kolaylığını yeğler hale gelmişlerdir.

Gençlerde karar verme becerisi ve sorumluluk bilinci oluşturabilmek için;
• Yaş dönemine ve gelişimsel düzeye uygun sorumluluklar vermek,

• Kararları onun vermesini istemek, onu bu yolda desteklemek,

• Sonuçları düşündürmek, değerlendirmek, eleştirmek ve onun bunu yapmasını sağlamak,

• Yanlışlarını görmesine, yanlışlarını kabul etmesine yardımcı olacak analiz gücünü kazandırmak gerekir.

Hedeflerini belirleyen ve bu hedeflere ulaşma konusunda harekete geçme sorumluluğu olan gencin ilk yapacağı bir plan oluşturmaktır.

Eylem Planı Oluşturma

"Planlamaya ayrılan on dakika uygulamada bir saat kazandırır" Japon Atasözü

Plan yapmak pek çok kişinin gözünü korkutur. Çünkü planın özgürlüğü kısıtlayacağına dair yanlış bir inanış vardır. Özgürlüğüne aşırı düşkün ergen için plan yapmak tehlike anlamına gelmektedir. Oysa doğru hazırlanmış bir plan zamanı istekler ve zorunluluklar arasında dengeli olarak dağıtır.

Pek çok kişi çeşitli alanlarda plan yapmış ancak uygulamakta sıkıntı yaşamıştır. Bu şaşırtıcı değildir. Çünkü herkese uyan standart bir plan yoktur.

Plan;
• Kişisel olmalıdır. Bireysel özellikleri, ihtiyaçları, beklentileri, zorunlulukları dengelemelidir.

• Uygulanabilir olmalıdır. Olması gerekeni değil yapılabilecek olanı yansıtmalıdır.

• Sınırları olmalıdır. Genel ifadeler yerine özel hedefleri ifade etmelidir (Matematik çalışmalıyım yerine asal sayıları çalışacağım gibi.)

• Esnek olmalıdır. Uygulama aşamasında yaşanabilecek aksaklıklara karşı ek zamanlar belirlenmelidir.

• Değerlendirme aşaması göz ardı edilmemelidir.

• Mükemmel bir plan olmadığı unutulmamalıdır. Planlar hata yapmamak için değil daha az hatta yapmak için oluşturulur.

 

Kaynak: Erdal Atabek (Kişisel Gelişim)

 

-----------------------------------------------------------------

 

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA TEKNİKLERİYLE OKUL HAYATINIZDA ZİRVEYE ÇIKIN!

Öğrenmeyi Öğrenmek

Ders çalışırken de, zamanınızı planlarken de kendinizi tanımanız, nasıl daha iyi öğrenebildiğinizi bulmanız çok önemlidir. Örneğin, tek başınıza mı yoksa grupla birlikteyken mi daha iyi anlıyorsunuz? Sınıfta dersi dinlemek size yetiyor mu, yoksa sonradan özet çıkarmanız mı gerekiyor? Verdiğiniz yanıtların doğrusu ya da yanlışı yoktur, onlar öğrenme alışkanlıklarınızı gösterir. Öğrenmede bilgiyi kendiniz için anlamlı kılmaktır. Bu süreçte ilgi çok önemlidir, her derse aynı ilgiyi duymanız beklenemez.
Bilgiyi öğrenme şekliniz başarınızı etkileyebilir. Örneğin, çok çalışıyorum ama bu çabam notlarıma yansımıyor diyorsanız bunun bir nedeni öğrenme düzeyi olabilir.

Öğrenme sürecinde bilgileri derin ve yüzeysel olmak üzere iki şekilde öğreniriz. Yüzeysel öğrenmede, gerekli ve gereksiz bilgi karışık parçacıklar halindedir, ezberlenmiştir. Aralarındaki bağın öğrenilmediği bu bilgi parçacıkları kullanılamaz. Sınavda çıkar düşüncesiyle belirli bir konuyu çalışıp, özü kavrayamamak bu yüzdendir. Derinlemesine öğrenmede ise genel kavramlar ve bütünsel resim edinilir.

Çevrenizde bir çok arkadaşınızdan şu yakınmayı duyuyor olabilirsiniz: Ders çalışamıyorum! Ders çalışamamanın çeşitli nedenleri olabilir. Bazıları zamanını iyi değerlendiremez, bazıları odaklanıp dersi dinleyemez, bazıları dinlerken not almada zorlanabilir, bazıları ise çok çalışır ancak duyduğu yüksek kaygıdan bilgisini gösteremez.
Zamanınızı Çalanlar

Günlük zamanınızı nasıl geçiriyorsunuz? Belki bir günlük çizelge hazırlayarak zamanınızı nasıl geçirdiğinizi bulmalısınız.

Çoğumuz yapmamız gereken bir işi elimizden geldiğince ertelemeye çalışırız. Oysa son ana bıraktığımız bu işler bizi sıkıntıya sokar. Son ana ertelemenin tek olumlu tarafı sağlayabildiği şu avuntudur: “Eğer son anda birkaç saat çalışmakla bu notu alabildiysem daha çok çalıştığımda çok daha yüksek bir not alabilirim.” Bu, bize kötü sonuç için önceden hazırlanmış bir bahane gibidir.

Zamanı verimli değerlendirememenin önemli nedenlerinden biri başarısızlık korkusudur. “Ya başaramazsam” düşüncesiyle kafamızda kurguladığımız kötü senaryolar çoğu zaman bizi sıkıntıya sürükler. Mükemmeliyetçilik de, aslında kendi kafamızda yarattığımız bir kalıba kendimizi uydurmaya çalışmaktır. Korku ve mükemmeliyetçiliğin bizi sürükleyebileceği depresyon, aşırı kaygı gibi sorunlarınız yüzünden yaşamınız sekteye uğruyorsa bir uzmandan yardım isteyebilirsiniz.

En çok duyulan yakınmalardan bir de şudur: “Çalışmam gereken o kadar çok şey var ki hangisinden başlayacağımı bilmiyorum.” İşe küçük ama ulaşılabilir hedefler koymakla başlamak sizi rahatlatacaktır. Herkesin kendisini daha iyi, zinde hissettiği zamanlar vardır. Bazen sabah, bazen de gece saatleri olan bu zamanlarda çalışmakta yarar vardır. Çalışmaya sevmediğiniz ya da zor olan konulardan başlayarak sizi daha fazla zorlayacak olan bu konularda ilk enerjinin gücünden yararlanmış olursunuz.

Daha İyi Notlar İçin

·         Derse hazırlıklı girin. Okunması gereken kısımları okumuş, başlıklara, çizimlere gözatmış olun. Dikkatli dinleyin.

·         Odaklanmayı sürdürmek için öğretmeni görebileceğiniz bir yere oturun.

·         Farklı dersler için farklı dosya, kalem, defter kullanın.

·         Kağıdın solunda anahtar sözcükleri, sorularınızı ya da daha sonraki notlarınızı yazmak için biraz boşluk bırakın.

·         Yazabildiğiniz kadar yazmaya ve okunaklı yazmaya çalışın. Örnekleri not alın.

·         Notlarınızı dersten sonra düzenleyin, özet çıkarın. Ancak notları temize geçirmek vakit kaybıdır.

·         Kısaltmalar ve çeşitli işaretler (maddeleme, paragraf, neden-sonuç ilişkisi vb.) kullanın.

·         Arkadaşlarınızla karşılaştırmalar yapın.

·         Öğrendiklerinizi pekiştirmek için dersten sonraki 24 saat içinde tekrar edin.

·         Birinci günde öğrendiğiniz bir şeyin %50''sini 2.gün unutursunuz, 7 gün sonra ise bu bilginin yalnızca %20''si aklınızda kalır. Oysa birinci günün sonundaki 10 dakikalık günlük bir tekrar aklınızda kalan bilgi oranını %90''a çıkarabilir. Bu 10 dakikayı her gün ayırmamanız daha sonra saatlerinize mal olabilir.

·         Tekrar sırasında aldığınız notların altını çizerek, gerekli bilgileri ekleyerek, aklınıza takılan soruları cevaplayarak notlarınızı gözden geçirin.

·         Çalışacağınız konuyu alt başlıklara ayırın. Çalışmaya her oturuşunuzda en azından bir basamağı tamamlayın.

·         Günü iyi değerlendirin. Dersler arasındaki boşluklar için okul içinde kalıp çalışabileceğiniz bir ortam bulun.

Daha İyi Dikkat Toplayabilmek İçin

Odaklanma ya da dikkati toplama, zihinsel enerjinizi istediğiniz bir şeye verebilmenizdir. Kişilere ve konulara göre farklılaşabilse de bu beceri herkeste vardır. Dikkat şu yöntemler kullanılarak zamanla geliştirilebilir:

Ders çalıştığınız yeri gözden geçirin. Sizi uyarabilecek dış etkenlerden uzak durmaya çalışın. İlginizi yalnızca yaptığınız işe verin. Uyanık olduğumuz zamanların üçte ikisi dinlemekle geçer. Dikkat bu yüzden zaman zaman dağılır. Beynimiz konuşma sırasında dakikada 600 sözcük anlayabilir. Ortalama bir insan ise dakikada 100-140 sözcük konuşur. Geriye kalan zamanda beyin dış etkenlere açıktır. Bu dış etkenler; fiziksel ortam olabilir. Örneğin, bedene uykuyu çağrıştıran yatakta çalışmak işinizi biraz zorlaştırabilir.

Çalışırken 30-45 dakikada bir 10 dakika ara verin. Bu molalarda hoşlandığınız etkinliklerde bulunabilirsiniz.

Ders sırasında ya da ders çalışırken etkin olun. Söylenen şeyleri dinlemeyi amaçlayın, zihni canlı tutun, notlar alın. Konuşanın sesine, hareketlerine, konuşma hızına, tekrar edilen konulara, bağlantılara dikkat edin. Özet çıkarın, kendinize sorular sorun.

İç etkenleri denetim altına almaya çalışın. Sıkıntılarınız yüzünden sürekli düşüncelere dalıp odaklanamıyorsanız hergün kendinize 15 dakikalık zamanlar ayırın. Bu önceden belirlediğiniz süre içinde yalnızca sıkıntılarınızıdüşünün. Arada sıkıntı hissettiğinizde bir sonraki 15 dakikalık “sıkıntı molası”nı bekleyin ya da her zihin dağılışında bir kâğıda işaret koyun. Hedefiniz bu işaretleri azaltmak olsun.

İlginizi okuduğunuz şeyde tutmanın ve bilgileri hafızanıza kaydetmenin en etkin yollarından biri de sesli okumaktır.

Büyük hedefler koyup onları karşılayamadığımızda kendimize karşı eleştirel oluruz. Bu nedenle, küçük hedefler koyarak çalışmaya başlamak daha olumlu sonuçlar yaratır. “10 dakika oldu hala bir şey anlayamadım” yerine “ Bakalım neler var, bir anlamaya çalışayım” demek daha olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Uyarıcı oldukları için kafeinli içeceklerin tüketimine dikkat edin.

İyi bir şekilde çalıştıktan ve hedefinize ulaştıktan sonra kendinizi ödüllendirin.

 

-----------------------------------------------------------------

 

ÇOCUKLARA OKUMA ALIŞKANLIĞI NASIL KAZANDIRILIR?

Okuma alışkanlığı kişinin bir gereksinim olarak algılaması sonucu okuma eylemini, yaşam boyu sürekli ve düzenli biçimde gerçekleştirmesidir. Kişilerin okumayı öğrendikten sonra bu eylemi zevkle yapmalarını sağlamak için kazanmaları gereken önemli bir beceridir. Okuma alışkanlığının, temelinin aile içinde atıldığı ve devamının eğitim sisteminde öğretmenler tarafından öğrenciye kazandırıldığı düşünülürse bu alışkanlığın kazanımında aile ve öğretmenlerin rolü büyüktür.

Çocukların ilk alışkanlıklarını kazandığı ve ilk öğrendiklerinin ailede gerçekleştiği düşünülürse çocuğun önünde ebeveynlerin sergilemiş olduğu tutum ve davranışlar, ileride çocuğun okuma alışkanlığını önemli ölçüde etkiler.

Okumayan, çocuklarının okumasına destek olmayan ebeveynlerin çocuklarının gerçek anlamda okuma alışkanlığına sahip olması beklenemez. Aksine ebeveynin bu konuda çocuğuna karşı göstereceği ilgi ve vereceği destek çocuğun okuma eğiliminin sürekli, düzenli biçimde ve eleştirel bir içerikte gerçekleşmesini, sağlayacaktır. ""Çocukların aile üyeleriyle olan ilişkileri, diğer bireylere , nesnelere ve tüm yaşama karşı aldığı tavırların, benimsediği tutum ve davranışların temelini oluşturur"" (Yavuzer 2002:132). Ayrıca ebeveynlerin eğitim düzeyi, mesleği ve ekonomik düzeyi bu alışkanlıkların kazandırılmasında etkilidir.

Çocuklara okuma alışkanlığının kazandırılması için anne-babalara önemli görevler düşmektedir.

Bu alışkanlığı kazandırmak için :

Küçük yaşlarda, çocuğa özel zaman ayırarak, onun ilgi düzeyi ve yaşına uygun öykü, masal kitaplarını okuyarak temeller atılabilir.

Evde hem aile fertlerinin hem de çocukların ulaşabileceği bir yere farklı türde kitapları içeren bir kitap köşesi oluşturulabilir. Eğer evde sürekli televizyon seyredilip hiç kitap okunmuyorsa çocuklarında kitap okumasını beklemek gerçekçi olmaz.

Kitaplar çocukların ilgi alanlarına göre ve çocukla birlikte seçilmelidir.-Anne babalar, çocukla birlikte alışverişe veya gezmeye gittiklerinde, bir kitapçıya ya da kitap-dergi reyonuna uğramayı ihmal etmemelidirler.

Kitap okuma alışkanlığının kazanılmasında kütüphane kullanımının etkisi büyüktür. Bu nedenle çocuklar için çevre kütüphanelerin tanıtılmasına yönelik gezilerin yanında okul kütüphanesinin aktif kullanımı için yönlendirilmeleri gerekir.

Anne babaların ödül listesinde mutlaka kitap olmalıdır. Çocuğu sürekli okuması yönünde uyarmak yerine, kitap okuduğunda onu destekleyerek motive etmek daha doğru olur.

Yaşına uygun bir dergiye abone olması ya da düzenli bir şekilde takip etmesi için yol gösterilebilir.

Bu konuda araştırmaları bulunan Baumberger’in (Baumberger 1990 : 45) ebeveynlere önerileri ise aşağıda sıralanmıştır ;

Ebeveynler çocuklarına yüksek sesle ve sıkça hikâyeler okuyabilir ve anlatabilirler.

Çocukların gereksinimleri ve yaşına göre ebeveynler evlerinde kitaplık oluşturabilirler.

Ebeveynler ailece belli zamanlarda, belli bir sürenin okumaya ayrılmasını sağlayabilirler

Ebeveynler çocuklarına okudukları şeylerin önemini anlatabilirler

Ebeveynler, çocuklarını verdikleri harçlıkların bir kısmını kitap almak için harcaması konusunda eğitebilirler.

Çocukların okuma alışkanlığı kazanmasında aileden sonra öğretmenlerin de çok önemli rolleri vardır. Öncelikle iyi bir okuyucu olarak öğrencilere örnek olan öğretmenler aynı zamanda temel okuryazarlığın okuma alışkanlığına dönüşmemesi halinde bir anlam ifade etmediğini, kitap okumanın öğrenim sürecinin bir parçası olduğunu ve yaşam boyu sürmesi gerektiğini öğrencilere sürekli ifade ederler.

Öğretmenler bu konuyla ilgili çeşitli faaliyetlerde bulunurlar;

İlk öğretimin ilk sınıflarında sınıf kitaplıkları oluştururlar. Sınıf panosunda öncelikli okunması gereken kitaplar sergiler ve öğrencilerin kitapla iç içe olmaları sağlarlar.

Sınıf öğretmenleri imkan varsa okul kütüphanesinde yoksa sınıf içinde serbest okuma saatleri düzenleyerek, çocukların kendi seçtiği kaynakları okuması için ortam hazırlarlar.

Okulda kitap okumanın önemini anlatan bir duvar gazetesi oluşturup, öğrencilerin okudukları kitaplarla ilgili yazıları bu gazetede sorgularlar.

Velilerle görüşmeler yaparak onları çocuklarına okuma alışkanlığı kazandırabilmeleri için neler yapmaları gerektiği konusunda bilgilendirirler.

Öğrencilerin sırf roman hikâye türü kitaplar değil, biyografi, gezi, hatıra, kişisel gelişim, araştırma vb. kitaplara da yönelmesini sağlarlar.

Öğrencileri okul kütüphanesini kullanmaları için yönlendirilebilir ve birlikte çevre kütüphanelere geziler düzenleyerek çocuklara kütüphane kullanma alışkanlığı kazandırırlar.

    

     Ebeveynin çocuğuna göstereceği ilgi ve vereceği destek çocukların bu gün ve gelecekte okuyan ve ne istediğini bilen bireyler olmasını sağlayacaktır.

 

-----------------------------------------------------------------

 

BAŞARININ ANAHTARI TAKIM ÇALIŞMASINDA MI?


Günümüz dünyasında bir şeyler başarmak için ekip çalışması tam bir zorunluluk oldu. Yönetim görevleri bir dahi veya "harika çocuk" da olsa tek bir kişinin altından kalkamayacağı kadar karmaşık hale geldiği için, ancak iyi ekiplere sahip olan şirketler varlıklarını sürdürebiliyor. Karar verirken çok sayıda faktörü, arkası hiç kesilmeyen bilgi bombardımanını dikkate almak gerekiyor.


Yetenekli liderler artık karizmasına veya kendi dehasına değil, çevresindeki ekiplere güveniyor. Ülke ve kurum yönetimlerinden futbol takımlarına kadar her alanda gerçek anlamda bir ekip çalışmasına gerek duyuluyor. Firmalarda değişik bölümler, bir ekip gibi örgütleniyor.


Kurulan ekiplerin, kendi çevresinde ve ülkesinde başarılı olması da yetmiyor. İnsanların gözünü ancak dünya standardında performans ve başarı parlatabiliyor. Yerel kazanımlar giderek sıradanlaşıyor. İş dünyasında ve yönetim kitaplarında sınır tanımadan başarıya amaçlayan "yüksek performanslı ekip"lerin tanımları yapılıyor.

Ekip yaklaşımının yararları

Yeni dönemde, bir soruna farklı açılardan yaklaşmak ve en az beş farklı çözüm yolu bulmak gerekiyor. Bu fikir ve çözüm zenginliği ancak dengeli bir şekilde oluşturulan ekiplerle sağlanabiliyor. Ekiplerin önüne somut hedefler konması ve gerektiğinde yapılacak iş için bir vade verilmesi işleri hızlandırabiliyor.

Bazı büyük şirketlerde görülen hantallığın giderilmesi da yine ekip çalışması ile kolaylaşıyor. Hiyerarşinin katı ortamı içinde oluşturulan ekip adacıkları ve bunlara belirli bir özgürlük tanınması, şirketin yenilikçilik ve yaratıcılık düzeyini yükseltiyor.

Ekipler üst düzey yöneticilerin yeni iş fikirlerinin denenmesini sağlıyor ve şirketin yeniden yapılanmasına katkıda bulunuyor. Çoğunlukla proje yaklaşımı ile çalışan ekiplerin aldığı olumlu sonuçlar, daha sonra şirketin tümünde uygulanabiliyor. Yenilikçi ekipler, bir ağaca yapılan “aşı” gibi şirketin tümünü canlandırabiliyor.

Ekiplerin oluşması

Oluşturulan bir ekibin değeri, ekip elemanlarının tek tek değerlerinin toplamından daha yüksek olduğu takdirde "gerçek" bir takımdan söz etmek mümkün olur. Bu amaca ulaşmak için atılacak ilk adım ekip için en uygun elemanları seçmektir. Bu seçim akıllıca yapıldığı takdirde sinerji sağlamak kolaylaşır ve verim hızla yükselir.

Ekiplerde farklı mesleklerden kişilerin bulunması tablonun bir bütün olarak görülmesine katkıda bulunur. Teknik-fonksiyonel bilgiye, problem çözme ve karar verme deneyimine ve insanlar arası ilişki kurma becerisine sahip elemanları seçerek ekibi dengeli bir şekilde kurmak gerekir. 15 kişiyi aşan ekiplerin koordinasyonunun çok zor olduğu da dikkate alınmalıdır.

Ekiplere eleman seçerken, sıra dışı düşüncelere sahip ve herkesin göremediğini görebilen kişileri tercih etmek yararlı olur. Bu kişilerin bulunduğu ekiplerin yönetimi biraz zordur ama en başarılı sonuçlar da bu tür ekipler tarafından alınır.

Ekip çalışması son 30 yılda gelişmiş ülkelerde yaygın bir şekilde kullanılıyor. Ancak ekiplerin oluşturulması ve çalışması sırasında bu ülkelerdeki ilke ve kuralların aynen kopya edilmesi zararlı sonuçlar verebilir. Bireyciliğin egemen olduğu ülkelerdeki ekip çalışması ilkeleri ile Türkiye gibi toplulukçu bir kültüre sahip ülkelerdeki ilkeler, muhakkak farklı olmak zorundadır.

Takımların sorunları

Ekipler olmadan firmaların, kurumların yeniden yapılanması çok zor. Ancak ekiplerin oluşması ve verimli çalışması sürecinde birçok soruna da hazırlıklı olmak gerekir. Bu sorunlar şöyle sıralanabilir:

Başarı geciktikçe ekip içinde tartışmalar başlayabilir ve ekip kendi kendini yiyip bitirir.

Ekip dışındaki diğer çalışanlar, bu seçkin gönüllüler mangasına soğuk bakar. Bazı ekiplerin “beyin takımı” veya “rüya takım” olarak adlandırılması, ekip dışındaki kişileri incitebilir.

Şirket üst yönetiminin, ekibi yönetmek yerine manipüle etmeyi amaçlaması ve ekibin her işine karışması zararlı sonuçlar verir. Ekibin içinde bulunduğu şirket veya örgütten kopması da aynı ölçüde zararlıdır.

Zor görevler için oluşturulan seçme ekiplere, bir serada yetiştirilen nadide bitkiler gibi bakıldığında beklenen verim alınamaz. Yüksek verim için bu ekibin, diğer çalışanlarla, müşterilerle ve dış dünya ile bağlantılarının güçlü olması gerekir. Aksi takdirde geliştirilen yeni önerilerin ve projelerin hayata geçirilmesi zorlaşır.

EKİP ÇALIŞMASINDA BAŞARININ KOŞULLARI

Her biri farklı kişiliklere sahip insanların uyum içinde çalışması kolay değil. Her biri ayrı bir iç dünyaya sahip, farklı özlem ve duyguları olan insanların aynı doğrultuda çalışma yapmaları ancak aşağıdaki ilkelere uydukları takdirde mümkün olabilir:

Paylaşılan vizyon ve hedefler: Ekibin tüm üyelerinin kavradığı ve desteklediği bir vizyon başarının ilk şartıdır. Paylaşılan ortak vizyon ve hedefler, ekibin çimentosu gibidir. Gelecekteki hedefi somut bir şekilde görmek ve başarıya odaklanmak ekibin performansını yükseltir. "Durumu veya pazar payını korumak" gibi "defansif" hedefler yerine "kazanan vizyon"ların belirlenmesi, ekip üyelerini heyecanlandırır ve yüksek verim için esin kaynağı olur.

Ortak dil: Ekip üyelerinin zamanla ortak bir dil oluşturmaları, aynı frekanstan iletişim kurmaları kısa devrelerin ortaya çıkaracağı kargaşa ve gecikmeleri önler. Birbirini anlayan ve ortak değerlere sahip bir ekip başarıya daha kısa sürede ulaşabilir. Belirli ilkeler, kelimeler ve sloganlar, farklı yerlerden gelen ekip üyelerinin birbirleri ile daha kolay iletişim kurmalarını sağlar. Ortak değer ve beklentilerin oluşturulması yolu da ortak dilden geçer.

Yardımlaşma ve dayanışma: Ekipteki bir kişinin diğerlerine yardım etmesi, elde ettiği bilgiyi paylaşması, dayanışma duygusunu ve "takım ruhu"nu güçlendirir. Dayanışmanın yarattığı fazladan güç ekibin performansını sürekli olarak iyileştirmesini sağlar. Arkadaşlığın iş saatleri dışında da sosyal aktivitelerle devam etmesi yüksek performansa katkıda bulunabilir.

Kendi kendini yönetim yetkisi: Üst yönetim ekipten "ne" istediğini belirttikten sonra, görevin "nasıl" yerine getirileceğini ekip lideri ve üyelerine bırakmalıdır. Şirket üst yönetiminin, ekibi yönetmek yerine manipüle etmeyi amaçlaması ve her işine karışması zararlı sonuçlar verir. Yukarısı, nasıl yapılacağı konusunda da talimat verdiğinde çalışmalar rutinleşir. Ekibin içinde bulunduğu şirket veya örgütten tamamen bağımsız hareket etmesi ve kopması da aynı ölçüde zararlıdır.

Sınırsız tartışma, oy birliği ile karar: Ekip içindeki tartışmalar kalıcı ve doğru çözümün bulunmasını kolaylaştırır. Karar alma sürecinde tüm üyelerin görüş birliğinin aranması ekiplerin dinamizmini geliştirir. Kararın oluşmasına katılan kişi uygulanmasına da tüm gücüyle katkıda bulunur. Tartışmalar üretken ve öğrenme sürecine yönelik olmalı ve çatışmaya dönüşmemeli. Klikleşme ve hizipleşme ekibi eritir.

Kolaylaştırıcı lider: Bugünün ekiplerinde lider, bildiğimiz "müdür" tipinden çok farklı. Ekibin başı, sert bakışlı bir yönetici gibi değil bir "oyun kurucu" gibi çalışıyor. Ekiplerin çağdaş liderleri, bazı kararlar verip masasında oturmakla yetinmiyor, kendi payına düşen işi de gerçekten yapıyor. Dinamik ekiplerde iş eşit olarak dağıtılıyor ve kimse kollanmıyor. Lider, çalışmaları kolaylaştırmak bazı kuralları koymak ve üst yönetimle ilişkileri düzenlemekle görevli tutuluyor.

Bireye saygı: Ekip üyelerinin aynı tornadan çıkmış gibi birbirine benzemesi gerekmez. Ekibin, üyelerini bir potada eritmesi ve sanki tek bir kişiymiş gibi davranması da artık makbul tutulmuyor. Kendi kendini aşma çabasında olan bireylerin ortak bir hedef doğrultusundaki işbirliği ise daha iyi sonuçlar veriyor.

TAKIM OLMANIN BEŞ AŞAMASI

Bazı yöneticiler ekip kurarken, kendi alanlarında başarılı olmuş kişileri bir araya getirir ve bu kişilerden çok kısa sürede büyük başarılar bekler. Ancak ekipleşme süreci tamamlanmadan, belirli bir amaç için bir araya gelmiş kişilerin başarılı olmaları çok zordur. Belirli bir amaç için bir araya gelen her topluluğu ekip veya takım olarak adlandırmak doğru değildir. Ekip üyelerinin arasındaki görünmez bağ ve manevi çimento ne kadar güçlüyse ekipleşme de o kadar mükemmel olur. Ekipleşme süreci ancak aşağıdaki aşamalardan geçildikten sonra tamamlanır:

Çalışma grubu: Rutin işlerin yapılması için bir araya gelen kişilerden oluşur. Gruptaki her kişinin ayrı bir işi ve görevi vardır. Bu kişiler belirli zamanlarda bir araya gelerek, kendilerine verilen görevi yapmayı amaçlar ama herkesin aklı kendi esas işindedir. Kişilerin “geçiyorken uğramış” gibi katıldıkları bu tür ekiplerden iyi sonuçlar alındığı nadirdir.

''Sözde'' takım: Daha önce başarılı olmuş kişilerden oluşan bu takımda performansı sürekli artırma arzusu vardır ama kolektif performansa ve "takım oyunu"na ulaşma gayreti yoktur. Herkesin kendini göstermek istediği ve “bireysel” davrandığı bu tür ekipler, üyeleri birbirine bağlayan bağlar zayıf olduğu için bir süre sonra dağılır. Sonuçta bu "yıldızlar topluluğu" hiç bir zaman bir "yıldız takım" olamaz.

Potansiyel takım: Bu aşamadaki takımda ortak performansa önem verilir. Ancak bunun nasıl hayata geçirileceğine fazla kafa yorulmaz. Disipline uyum ve yardımlaşma yeterince güçlü olmadığı için elde edilen başarılar kalıcı olamaz.

Gerçek takım: Yetenek ve becerileri birbirini tamamlayan bu tür takımdaki herkes kendini ortak amaç ve hedeflere adamıştır. Her üyenin çalışma yöntem ve yaklaşımları diğerlerine uyumludur. İyi günün ödülü de, kötü günün sorumluluğu da paylaşılır.

Yüksek performanslı takım: Bu takımdaki bir kişi diğerlerinin kişisel gelişimi ve başarısı için de gayret gösterir. Bu gayret gerçek bir takımı süper performanslı bir takıma dönüştürür.

Araştırmalara göre bir ekibin performansının yüzde 75''i, verilen sürenin en sondaki yüzde 25''inde gerçekleştirilir. Bu nedenle ekibi ikide bir sıkıştırmak ve vitesi yükseltmelerini istemek çoğu kez başarısızlığa yol açar. Bu 75-25 kuralı sporda da geçerlidir: Galatasaray, 1996-2000 döneminde dört yıl Fatih Terim''le çalıştıktan sonra son yılda UEFA Kupası''nı aldı. Yeni bir teknik direktörden ilk yılda büyük başarı isteyen diğer büyük takımlar ise, bu sabırsızlıkları nedeniyle Avrupa’da başarılı olamadı. Siyasette ekonomide ve sivil toplum kuruluşlarında başarılı yönetim ekipleri de, ancak kendilerine zaman tanındığında performanslarını yükseltti.

TAKIM KİMYASI NASIL OLUŞUR

Takımın veya ekibin "kimya"sı oturmamışsa ve kimliği oluşmamışsa, üyelerin bilgili veya bilgisiz olması sonuç üzerinde etkili olmaz. Ayrı dünyalarda yaşayan ekip üyeleri işbirliğini geliştiremez. Kendini işine adamak, gücünü son noktasına kadar zorlamak, her an ve durumda yapabileceğinin azamisini sergileyebilmek takım kimyasının oluşmasında ilk adımdır.

Takımın verimli çalışması için şirket üst yönetimi ile ekip yönetiminin uyumlu çalışması ile mümkün olur. Aşağıdaki öneriler takımın kimyasının şirketin yapısı ile uyum sağlamasına katkıda bulunabilir:

Ekiplerde hiyerarşiden kaçının: Kurulan ekiplerde çeşitli yönetim kademelerinin bulunması verimi düşürür. Şirketin bir modeli gibi kurulan ekipler başarılı olamaz.

Üretken fikir çatışmasından korkmayın: Ekip içindeki tartışmalar kalıcı ve doğru çözümün bulunmasını kolaylaştırır. Tartışmalar üretken ve öğrenme sürecine yönelik olmalı ve çatışmaya dönüşmemelidir.

Başarıyı kanıksamayın: Yeni ve daha yüksek hedeflere yönelmeyen ekipte "donma" süreci başlar. Son görevde de başarı sağlanır ama sonraki dönemde sorunlar başlar.

Ödüllendirme adil olsun: Birlikte ulaşılan başarının ödülünün de adil bir şekilde dağıtılması gerekir. Adaletsiz ödül dağılımı, çatışmalara yol açar ve ekibi içten içe yiyip bitirir.

Korku ve belirsizliğe direnin: Çalışma ortamındaki istikrarsızlık, ekipteki negatif duyguları körükler. Belirsizlik ve moral bozukluğu, ekipteki negatif kişilerden olduğu gibi ekip şefinin davranışlarından da kaynaklanabilir.

Rekabet duygusunu geliştirin: Ekip şovenizmine kaçmamak koşulu ile "bizler" ve "onlar" ayırımının yapılması yararlı olur.

 

Kaynak: Faruk Türkoğlu
-----------------------------------------------------------------