HAKKIMDA

    GEZİNME MENÜSÜ

    En son site faaliyeti

    Bektaşi Fıkraları

    Aralık 07, 2008 
     CUMHURİYET, İLHAN SELÇUK

    Siyasal iktidara lök gibi oturan Nakşibendilerin en meşhuru Fethullah Gülen…Peki, soyadı ‘Gülen’ olan Feto’nun siz hiç güldüğünü gördünüz mü?..
    Gülmek, gülümsemek, mizah, espri, nükte Bektaşilikte ne kadar içleniyorsa Nakşilikte o ölçüde dışlanıyor…
    Dincilik egemenleştikçe ortalık o oranda kararıyor…

    ***

    Alevi-Bektaşi mizahı Enelhak felsefesine dayandığından dünyada bir eşine rastlanmayan esprilerle haşır neşir bir gülmeceyi yaratmıştır…
    Ne Batı’da ne Doğu’da böylesine bir mizaha rastlamak olanağı var…
    1.5 milyar nüfuslu İslam dünyasında tek laik ülkenin Türkiye olması rastlantı değil…
    Tarihsel mirasın Atatürk devrimiyle Aydınlanma’ya dönüşmesi Enelhak felsefesi sayesinde doğal karşılandı…
    Enelhak mizahı, insan ruhunun aklın imbiğinden geçerek zekâyla türetilmesinden oluşuyor…

    ***

    Bektaşi Babası’na sormuşlar:
    - Allah var mı?..Baba Erenler:
    - Elbette var, demiş, seksen yıldır boğuşuyoruz, hep O’nun dediği oluyor…

    ***

    Bektaşi bir yoksul köyden geçiyormuş, görmüş ki insanlar aç çıplak, güttükleri koyunlar kürklü tüylü…Başını yukarıya doğru kaldırıp ellerini açmış:- Bre Allahım, demiş, koyunların yerine şu çıplakları giydirseydin ya…

    ***

    Bektaşi borçlanmış, çaresiz kalınca camiye gitmiş…- Bana bak, demiş, ilk kez evine geliyorum, borcumu ödeyecek kadar para ver, bir daha uğramam; bu çevremdekiler gibi günde beş kez gelip seni taciz etmem…

    ***

    Bektaşi’ye sormuşlar:
    - Dünya neden böyle inişli yokuşlu, taşlı sarplı, kayalı uçurumlu…
    Bektaşi:
    - Ulan, demiş, altı günde yaratılan dünya işte bu kadar olur…

    ***

    Avcı Sultan Mehmet bir gün ava çıkarken yolda Bektaşi’ye rastlamış; ama, o gün şansı yaver gitmemiş, hiçbir şey vuramayınca öfkelenmiş; akşama döndüğünde burnundan soluyarak:
    - Uğursuzluk Bektaşi’de, demiş, yakalayıp kellesini vurun…Bektaşi’yi yakalayıp huzura çıkarmışlar, icabına bakacaklar…
    Bektaşi, Sultan Mehmet’e demiş ki:
    - Padişahım, sen beni gördüğün için bir keklik bile vuramadın, ben seni gördüğüm için kellem gidiyor; söyle bakalım uğursuzluk hangimizde?.. Sende mi, bende mi?..
    Padişah gülüp Bektaşi’yi bağışlamış…

    ***

    Bir mecliste Kuran’dan söz açılmış, kelâmullahın (Allah’ın sözü) güzelliği övülüyormuş, içlerinden biri demiş ki:
    - Kelâmullah bu kadar güzeldir de acaba hattullah (Allah’ın yazısı) nasıldır?..
    Toplantıda bulunan Bektaşi soruyu yanıtlamış:
    - Çok kötüdür..
    Merak etmişler:
    - Baba Efendi nereden bildin?..
    Bektaşi:- Alnımın kara yazısından…

    ***

    Çeşitli tarikatlardan müritler konuşuyorlarmış:
    Mevlevi:
    - Bizim şeyhimiz Mevlana güneş gibidir…
    Nakşi:
    - Bizimki nur gibidir…
    Rufai:- Bizimki yıldız gibidir…
    Kadiri:
    - Bizimki ay gibidir…
    Bektaşi susuyormuş, merak etmişler:
    - Ya sizinki Erenler?..
    Baba Erenler bakmış ki olmayacak…
    - Vallahi, demiş, bizimki de bulut gibidir…



     Buyurun cenaze namazına
     İçkinin şiddetle yasaklanmış olduğu bir zamanda, gizli meyhanelerden birinde demlenen Bektaşi, salına salına giderken, birdenbire  tanıdık bir çehre ile karşılaşmış. Hemen samimi bir tavırla elini o çehre sahibinin omzuna koyarak, sormaya başlamış:

    - İmanım! Seni iyice gözüm ısırıyor. Acaba nerede gördüm? Fener deki Çardaklı meyhanede mi?

    - Hayır.

    - Öyleyse, Tavukpazarındaki Küplüde.

    - Hayır.

    - Eh, o halde mutlaka Uzunodalarda.

    - Hayır.

    - Allah, Allah... bari söyle de meraktan kurtulayım.

    - Her halde sen beni selamlık ettiğim zaman görmüş olacaksın.

    Bektaşi, karşısındaki adamın Padişah olduğunu anlamış. Artık söyleyecek söz bulamamış. Hemen oraya sırt üstü yatarak:

    - Ey ahali... ben kalıbı değiştiriyorum. Buyurun cenaze namazına. Diye bağırmış.
     
    Soğuğu ananın karnında almışsın... 
        
     Bektaşinin bir komşusu varmış. Bu adam o derece sevimsizmiş ki, Bektaşi bu adamdan hiç hoşlanmazmış.

    Bu adam Bektaşiyi ne zaman görse nezleden şikayet edermiş.

    - Öyle bir soğuk almışım ki, diye söze başlarmış.

    Bektaşi, dayanamamış. Nihayet günün birinde:

    - Be imanım, bana kalırsa sen asıl soğuğu ananın karnında almışsın.

    Diyerek, sevimsiz komşusunun soğukluğunu yüzüne vurmak suretiyle yakasını onun elinden kurtarmış
     
    Ne kadar değişmişsin!  
       
     Bektaşi bir gün eski dostlarından birine rastlamış. Evvelce, pek kılık kıyafet düşkünü olan bu dostunu şimdi pek mükellef bir kılıkta görünce garipsemişse de, bir şey sormaya lüzum görmemiş. Yalnız, onunla konuşu konuşa evine gitmek için:

    - Azizim! Burada ne bekliyorsunuz? Buyurun, beraber gidelim. Hiç olmazsa eski günlerden konuşuruz, demiş.

    Fakat adam bu teklifi kabul etmemiş:

    - Beni affetseniz. Burada beklemeye mecburum.

    Diyerek cevap vermiş.

    Bektaşi nasılsa bir meraka kapılmış. Sormaya başlamış:

    - Birini mi bekliyorsun, azizim?

    - Evet. Eşeğimi getireceklerdi.

    - Eşeği ne yapacaksın?

    - Vallahi dostum, şimdi üç adım bile yaya gidemiyorum.

    - Yaaa! Demek ki sen, eşek olmayınca üç adım bile gidemiyorsun, ha? Vah, vah, vah. Meğer ne kadar değişmişsin.
     



    Onu da yarın yapırım! 
        
     Meşhur Kuyucu Murat Paşanın türbedarı gayet keyfin düşkün bir Bektaşi imiş. Zevk aldığı keyif verici şeylerin vaktini bir dakika bile geçirmezmiş.
    Bir bayram arifesinde, akşama doğru Bektaşi türbedar keyif verici içeceklerini hazırlamış. Rakısını, esrarlı sigarasını ve macun hokkasını önündeki sofraya sıralamış. Tam sofraya oturacağı zaman içeriye saray adamlarından biri girmiş:
    - Aman! Şevketli efendimiz türbeyi ziyarete geliyor, demiş.
    Bunu duyan Bektaşi canı fena halde sıkılarak yerinden kalkmış, hazırladığı şeyleri bir tarafa kaldırarak el pençe divan durup Padişahı beklemeye başlamış.
    Biraz sonra, muhteşem bir alayla  Sultan Mahmut gelmiş, türbeye girmiş. Adet olduğu şekilde üç İhlas bir Fatiha okunduktan sonra Padişah oraya buraya göz gezdirmeye başlamış. Türbedara dönerek :
    - Her tarafı bakımsız buluyorum.
    Dedikten sonra, emirler vermeye başlamış:
    - Şu perdelerin tozunu al.
    Türbedar derhal bir merdivene tırmanmış, perdelerin tozlarını almış.
    - Şuralarda da örümcekler var.                      
    Türbedar derhal tavan süpürgesine sarılmış, örümcekleri de almış.
    - Mübarek zatın sandukası üzerindeki örtüler pek de karmakarışık. Şunları da düzelt.
    Türbedar derhal sanduka üzerindeki örtüleri indirmiş. Yeniden sermiş.
    - Bu muhterem vezirin kavuğu da berbat bir halde. Çabuk, sarığı çöz de yeniden sar.
    Alışkın olduğu keyif saatini geçirmiş. Fena halde sersemlemiş olan Bektaşi türbedarın, artık sabrı tükenmiş ve demiş ki:
                - A benim şevketli Hünkarım! Bu herif de yarın bayram selamlığına yetişecek değil ya onu da yarın yaparım
      Doğru Söz!  
       
     Bektaşi içiyordu. Kendisine:

    - Sarhoş olmaktan korkmuyor musun, dediler. O:

    - Hayır, benim sarhoşluğumdan kimseye bir zararım dokunmaz ki. Siz asıl içmeden sarhoş olanlardan çekinin.

    - Kim onlar?

    - Bunlar bir takım sonradan görmelerdir ki, ellerine dünya malı geçtiği için ne oldum delisi olurlar.
     
    Allah, affeder. Fakat...  
       
     Bir gün Bektaşiye sormuşlar:

    - Baba erenler, niçin oruç tutmazsınız?

    - Vallahi tutmak isterim ama halim mecalim yok.

    - İftara çağırsalar gider misin?

    - Aaa... doğrusu ne yapar eder giderim.

    - Canım, bu nasıl olur? Allah’ ın emrini dinlemiyorsun da kulların davetine icabet ediyorsun.

    - Bunda şaşılacak ne var? Bilirsiniz ki Cenabı Hak merhametlilerin merhametlisidir. Bir eşref saatine gelirse kulların günahını derhal affedebilir. Fakat insanlar böyle midir ya? Onlar, en küçük bir sebepten güceniverirler. Bunun için davetlere derhal icabet etmek gerekir.
     


    Ben çaktım, O çaktı! 
     
         Bektaşinin birine sormuşlar:

    - Erenler, dün gece ne iş gördün. Bektaşi:

    - Hava açıktı. Tepsiyi alıp bahçeye çıktım, derken gökyüzü bulutlandı. Ben çaktım, şimşek çaktı, ben çaktım. Sonra ben sızmışım. O ne yaptı bilmem
     
    Ali YAMAN


    HER ŞEY ALLAH'TAN

    (Bir tren kazasının "Takdiri ilahi" , "Her şey Allah'tan" şeklindeki yaklaşımlarla açıklanmasını eleştiren birinin, guruptaki Avni Anıl'a ne düşündüğünü sorması üzerine, Avni Anıl'ın anlattığı fıkradır.)

    "Bektaşi'nin biri her gün kasabada 'Her şey Allah'tan', 'Her şey Allah'tan' diye mırıldanarak dolaşır dururmuş. Bir gün kasabanın serseri delikanlılarından biri yine böyle mırıldanarak dolaşmakta olan Bektaşi'ye arkasından sessizce yaklaşmış, ensesine okkalı bir şaplak atmış. Canı fena halde yanan Bektaşi'nin pür hiddet dönüp kendisine ters ters baktığını görünce;

    - Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah'tandı.

    - Tabii demiş Bektaşi, her şey Allah'tan da ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum."

     HANGİSİ SARI, HANGİSİ KIRMIZI

    (İlhan Selçuk'un bir köşe yazısından alınmıştır.)

    Bektaşi -ya da Alevi- iki öküzüyle tarlasını sürermiş; kırmızı öküz az yem yiyip, çok çalışırmış; sarı öküz lanet mi lanetmiş!.. Hem çok yermiş, hem tembelmiş!.. Bir gün öfkelenmiş Bektaşi:

    - Ey Allahım, demiş, şu sarı öküzün canını al da kurtulayım..

    Baba Erenler ertesi sabah ahıra girince ne görsün, kırmızı öküz sizlere ömür, sarı lanet capacanlı... Dışardan bir çocuk çağırmış Bektaşi, öküzleri göstermiş:

    - Ulan, demiş, bunların hangisi sarı, hangisi kırmızı?.. Çocuk göstermiş:

    - Bu sarı, bu kırmızı!.. Bektaşi gözlerini göğe çevirmiş:

    - İmanım, demiş, bacak kadar çocuk renkleri biliyor da, sen ayıramıyor musun?..


    ORASINI ALLAH BİLİR

    Şarap yapmak yasaklanmış; sıkı bir kontrolle, şarap yapan yakalandığında kellesi vuruluyordu.

    Bağ bozumu vakti geldiğinde, Bektaşi üzümlerin suyunu küplere doldurdu. Durumdan haberdar olan hükümdar, Bektaşinin küpleri başına geldiğinde, hiddetle sordu:

    -Üzüm suyu küplere ne için dolduruldu?

    Bektaşi, yakalanmışlığının telaşı ile cevap verir:

    -Dolduruyorum ki, orada sirke olsun.

    Hükümdar, biraz yumuşayarak yeniden sordu:

    -Sirke dersin ama, ya şarap olursa!

    Hükümdarın yumuşadığını gören Bektaşi:

    -Orasını Allah bilir,dedi.

    İTİBAR

    Softanın biri Bektaşinin önüne geçti:

    -Ey Erenler; iyisin, hoşsun, ilim irfan sahibisin; bir de oruç tutup, namaz kılsan, bizim nazarımızda da itibarın olur o zaman, dedi.

    Bektaşi gülümseyerek:

    -Sizin nazarınızda itibar kazanmak için, Tanrı önündeki itibarımı zedeleyemem, dedi.

    ALDATMAK

    Meyhanelerden çıkmazdı hiç. İçkisini içer, geç vakitte naralar atarak evinin yolunu tutardı. Ne çocuğuna, ne eşine, ne anasına,babasına ve ne de çevresine hayrı dokunmamıştı. "Ayyaş Hamdi" böyle bir yaşamın sonunda rahmetli oldu.

    Cenaze namazı kılındıktak sonra İmam sordu:

    -Merhumu nasıl bilir siniz?

    -İyi insandı... Kimseye kötülüğü olmadı... Toprağı bol olsun... ve benzer cevapları duyan Bektaşi sabredemedi ve yanındakinin kulağına fısıldadı:

    -Bizi neyse de, Allahı da aldatmaya yelteniyorlar.



    BİR DE SENİN KULUNA BAK

    Bektaşi Baba İstanbul'da gezinirken, Padişahın Sarayı olduğunu zannettiği görkemli bir binanın yakınından geçmekte idi. Binanın önünde şatafatlı bir fayton durmakta idi. Binadan sırmalı elbiseleri olan adam çıkınca, muhafızlar selama durdu. Adam faytona binerken, Bektaşi meraklalandı ve muhafızlardan birinin yanına sokularak sordu.

    -Faytona binen padişahmıdır?

    -Hayır  padişahın bir kuludur. Cevabını aldı.

    Bektaşi, tepeden tırnağa önce faytondaki adama baktı. Sonrada kendi haline baktıktan sonra, ellerine açarak:

    -Tanrım, bir padişahın kuluna bak! Sonra, bir de senin kuluna bak! Diye söylendi.



    KABAHAT TARLAYI GÖSTERENDE

    Köylü yağmur duasına çıkıyormuş, Bektaşi'ye ''sen de gel'' demişler. Baba Erenler kalabalığa katılmış, yolda küçük tarlasının yanından geçerken elindeki sopayı tarlaya dikmiş, göğe bakarak:

    - Bizimki de, demiş, burası!..

    Duadan sonra bir yağmur bir yağmur, ortalığı seller basmış, Bektaşi'nin tarlasında ne varsa sular almış götürmüş. Bu manzarayı gören Bektaşi, ellerini yukarı kaldırmış:

    - Ulan, demiş, kabahat sende değil, bu tarlayı sana gösterende..



    AKŞAMDAAAAAN, AKŞAMA

    Zaptiyebaşı yolda çakırkeyif rasladığı Bektaşi'yi çevirmiş ve kükremiş:

    -Söyle bre zındık, namaz vakti cami mihrabında secdeye vardığın olur mu?

    Erenler çok hızlı ve çok vurgulu bir biçimde cevaplamış:

    -Her bayram, her bayram.

    Zaptiyebaşı bu kez:

    -Peki ey kafir, şarap zıkkımlanır mısın? diye sormuş.

    Bektaşi suçüstü yakalanmış olmasının ürkekliği ve yalana başvurmanın faydasının olmadığının farkına vararak, eliyle küçümseme işareti yaparak yanıt vermiş:

    -Eh, akşamdaaaaan akşama.

     


     SIRAT KÖPRÜSÜ

    Bektaşi kafayı çekmiş. Ayakları birbirine dolana dolana, sağa sola yalpalayarak giden Bektaşi’yi gören komşusu dayanamayıp laf atmış:

    -Hey baba erenler, bu halle sırat köprüsünü nasıl geçersin ?

    Bektaşi istifini bozmadan komşusunu cevap vermiş:

    -Sanki karşı tarafta mor sümbüllü bağlarım varda!

    OLMAYAN ŞEY

    Yolu camiye düşen Bektaşi namazdan sonra:

    - Ey ulu tanrım, bana bol bol şarap ver. Diye dua etmiş.

    Yanında namazı bitiren kişi de ellerini kaldırmış:

    - Rabbim bana iman ver. Diye dua etmiş.

    İki duayı da işiten hoca Bektaşi'ye dönmüş:

    - Bak herkes iman istiyor tanrıdan sen de şarap istiyorsun. Utanmıyor musun? demiş.

    Bunun üzerine Bektaşi hocaya dönüp:

    - Ne yapalım hoca efendi herkes kendisinde olmayanı ister. Demiş.
     

    KAYIK KÜÇÜK

    Bektaşi kiraladığı kayık ile Eminönü’nden Üsküdar’a giderken, deniz dalgalanmaya, kayık sallanmaya başlar.

    Dalgaların, büyük bir fırtınanın başlangıcı olduğunu sezen Bektaşi’nin telaşlandığını gören kayıkçı:

    -Ne korkuyorsun yolcu? Korkma. Allah büyüktür! Diye Bektaşi’yi sakinleştirmek ister.

    Kayıkçının bu sözüne içerleyen Bektaşi şu yanıtı verir:

    -Allah büyüktür amma, kayık küçük!

    ALLAH’IN KELAMI

    Bir mecliste Kuran’ı Kerim'den söz açılıp, sohbet koyulaşmıştır.

    Kuran'ı Kerim’in eşsizliğinden ve olağanüstülüğünden bahsedilirken, odanın bir köşesinde kendi halinde çubuğunu içmekte olan bir Bektaşi söze karışır:

    -Evet, Allah’ın kelamı cidden eşsizdir. Amma, yazısı biraz karışıktır!... der.

    Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar:

    -Karışık mıdır? nerden biliyorsun?

    Bektaşi sakin bir tavırla cevap verir:

    -Alnımın yazısından!

    CAMİDE VAAZ

    Bektaşi’nin yolu camiye düşmüştür. Cami imamı o gün ki vaazında içkinin kötülüklerinden bahsetmektedir. Cami imamı uzun bir vaazdan sonra cemaate birde örnek verir:

    -Ey cemaat eşeğin önüne bir kova su, bir kova da rakı koyun hangisini içer? diye sorar.

    Bektaşi elini kaldırarak cami imamının sorusunu yanıtlar:

    -Hocam suyu içer.

    İmam:

    Tabi ki suyu içer, peki neden suyu içer? Diye sorunca, Bektaşi cevaplar:

    -Neden olacak hocam, eşekliğinden!
     

     
    İNEĞİDE KURBANA SAYMAZSAM!

    Bektaşi bulgurunu kaynatıp, kuruması için sermiş, bir yandan karıştırırken bir yandan da dua edermiş:

    -Allah'ım bulgurlarım kurumadan yağmur yağdırma!

    Bulgurlar tam kurumaya yüz tutmuşken yağan yağmur, Bektaşi’nin bulgur sergisini su içinde koymuş. Bu zor durumunun üzerinden bir hafta geçmeden, ineğini de ahırda ölü bulan Bektaşi, üst üste gelen kötü olayları kabullenmekte zorlanmış.

    Ramazan ayının geldiğini fırsat bilen Bektaşi oruç tutmaya niyet etmiş ve Ramazanın ilk günü, iftara beş dakika kala sigarasını yakmış. Sigarasından içine çektiği dumanı büyük bir keyifle gökyüzüne  üfleyerek:

    -Nasıl, illet oluyorsun şimdi bana değil mi? Diyerek kendi kendine söylenmeye devam etmiş:

    -Ölen ineği de kurbana saymazsam şerefsizim!

    BİTSİN BU DAVA

    Gelecek konuklarını nasıl ağırlayacağını kara kara düşünen Bektaşi’nin gözü, Yahudi olan komşusunun keçilerine takılmış. Keçilerden birini çaktırmadan alıp kesmiş. Durumu fark eden Yahudi; "Kadıya gitsem… Kadı da Bektaşi’de Müslüman, ben Yahudi’yim. Davayı kazanamam. Hadi kazandım, Bektaşi’nin nesi var ki, hakkımı alabileyim!... Biz artık Allah’ın huzurunda hesaplaşırız...” düşüncesi ile şikayetçi olmamış.

    Gel zaman git zaman her ikisi de rahmetli olmuş. Yahudi, ahrette Bektaşi’den davacı olmuş. Mahkeme kurulmuş ve Bektaşi’ye sormuşlar:

    -Sen Yahudi komşundan habersiz keçisini kesmişsin!

    -Kesmedim, demiş Bektaşi.

    -Ben gözlerimle gördüm demiş, Yahudi.

    Bektaşi “Bir mahkemede bir adam hem şahit, hem davacı olamaz.” Diye itiraz etmiş.

    -Haklısın ama, günahların arasında keçiyi kestiğinde yazılı, demişler.

    Bektaşi bu kez, “Mahkeme hakimi aynı zamanda şahitlik yapamaz.” Diye itiraz etmiş.

    -Gene haklısın; o zaman getirin keçiyi ona soralım... demişler.

    Bektaşi son bir çaba ile çözüm yolu önermiş:

    -Ne!... Keçi burada mı?..... Verin keçiyi o zaman bu Yahudi'ye...Bitsin bu dava!
     

    FAKİRE CAN GELDİ

    Oruç tutan Bektaşi pek fena susamış. Gürül gürül akan çeşmeyi görünce de dayanamayıp ağzını dayayıp kana kana çeşmeden su içmiş. Bu sırada oradan geçen komşusu seslenmiş:

    -Aman erenler ne yaptın? Oruç gitti!

    Bektaşi, ağzının iki yanından süzülen sular bağrına doğru inerken cevap vermiş :

    -Oruç gitti ama fakire de can geldi!
     

    BİR GÜN FAZLA TUTMUŞ

    Adama sormuşlar :

    -Kaç gün oruç tuttun?

    -Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim! Demiş.

    Aynı soru, orada bulunan Bektaşi’ye sorulunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş :

    -Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!
     

    PEŞİN NAMAZ

    Hoca ile Bektaşi birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca:

    -Namaz saati! demiş, başlamış kılmaya.......

    Rekat üstüne rekat, selam üstüne selam... Bektaşi’nin beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş :

    -Yahu bu ne uzun namaz böyle?

    -Kazaya kalmış namazlarım vardı, onlarıda kıldım! Demiş hoca.

    Yola koyulmuşlar, bir müddet sonra mola verdiklerinde bu kez namaz kılmak için Bektaşi müsaade istemiş ve başlamış namaza...

    Ama ne namaz, bitmiyor! Sonunda hoca dayanamamış :

    -Erenler, senin namaz da uzun sürdü!

    -Önümüzdeki haftanın namazını kıldım! Diye cevaplamış Bektaşi.

    Hoca şaşırmış:

    -Yahu olur mu böyle şey?

    Bektaşi gülmüş :

    -Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmesin?
     

    SEN NE İŞE YARADIN

    Hoca ile Bektaşi içki içerken yakalanırlar ve Kadı’nın huzuruna çıkarılırlar.

    -Şeytana uyduk kadı efendi. Diye af dileyen hocayı, kadı affetmez ve idam cezası verir.

    Sıra Bektaşi’ye geldiğinde savunmasını yapar:

    -Kadı efendi ben gayri-müslümüm, bana oruç farz değildir.

    Kadı Bektaşi’yi serbest bırakır. Bektaşi Kadı’nın huzurundan ayrılırken sorar:

    -Kadı efendi, ben de şahadet getirip Müslüman olsam, arkadaşımı da bağışlar mısın?

    Kadı efendi düşünür, bir kişiyi Müslüman yapmanın sevabını hesap eder ve Bektaşi’nin teklifini kabul eder, Hocayı da affeder.

    Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra hoca Bektaşi’ye kızgınlıkla sorar:

    -Sen ne biçim adamsın be, bir Hıristiyan bir Müslüman oluyorsun! Sen de hiç iman yok mu?

    Bektaşi gülerek cevaplar:

    -Gavur oldum kendimi, Müslüman oldum seni kurtardım. Peki sen ne işe yaradın?
     

    HALİM MECALİM YOK

    Sohbet sırasında Bektaşi’ye sormuşlar:

    -Baba Erenler niçin oruç tutmazsın?

    Bektaşi’de mazeret hazırdır:

    -Vallahi tutmak isterim ama halim mecalim yok.

    Bektaşi’yi zorda bırakmak için bir soru daha sorarlar:

    -İftara çağırsalar gider misin?

    -Doğrusu ne yapar eder giderim.

    Bektaşi’nin bu cevabına itirazlarını bildirirler:

    -Bu nasıl olur? Allah’ın emrini dinlemiyorsun da kulların davetini kaçırmıyorsun!
    Bektaşi’nin cevabı hazırdır:

    -Bunda şaşılacak ne var? Bilirsiniz ki Cenabı Hak merhametlilerin merhametlisidir ve affedicidir. Fakat insanlar böyle midir ? Onlar, en küçük bir sebepten güceniverirler. Bunun için kulların davetlerini kaçırmamak gerekir.
     

    ALTI ÜSTÜNDEN İYİDİR

    Adamın biri, sohbetlerinde gündelik yaşamdaki olumsuzluklardan örnekler vererek:

    -Böyle giderse kıyamet kopacak, dünyanın altı üstüne gelecek.....diyerek hiç durmadan çevresindeki insanları karamsarlığa itiyormuş. Bu konuşmalardan birisini duyan Bektaşi dayanamayıp cevap vermiş:

    -Gelsin imanım demiş, şu dünyanın haline bak, belki altı üstünden iyidir.
     

    KERAMET ALÇAK GÖNÜLLÜLÜKTE

    Sofunun birisi Bektaşi’yi denemek ister.

    -Baba Erenler, sizler için kerametli diyorlar. İsterse Ağacı bile ayağının yanına getirir diyorlar. Bize de gösterinde bizde görelim, der.

    Baba Erenler, kendisi ile alay edilmek istendiğini fark ederek, Sofuya bir ders vermek gerektiği düşünür ve ağacı çağırmaya karar verir:

    -Ağaç gel der, fakat ağaçta hareket yok.

    -Ağaç gel der, fakat yine gelmez.


     ALLAH'IN KEMALİ                                                           
    Bir mecliste Kuranı Kerim'den söz açılmıştı .Kuran'ın eşsizliğinden ve olağanüstü bir eser olduğundan bahsedilirken, odanın bir köşesinde kendi halinde çubuğunu içmekte olan bir Bektaşi söze karışarak :
    -Evet, Allah'ın kelamı cidden eşsizdir. Ama, yazısı biraz karışıktır!,...der.
    Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar :
    -Karışık mıdır, nereden biliyorsun? 
    Bektaşi acınacak bir tavırla cevap verir :
    -Alnımın yazısından! 
     

      ALLAH ŞİMDİ NE YAPIYOR?                                             
    Bir gün yolda yaya giden bir Bektaşi'nin önüne bir atlı çıktı :
    -Baba, dedi, bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın? 
    Bektaşi yanıt verdi :
    -Elimden gelen bir şeyse, hay hay, oğlum. 
    -Şunu öğrenmek istiyorum : Şu anda Allah ne yapıyor? 
    Sualin münasebetsizliğine içerliyen derviş, hic belli etmemiş :
    -Yanıt veririm ama, bir şartla, sen o attan in, ben bineyim. 
    -Neden? 
    -Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan! 
    Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş.
    Adam:
    -Hadi, demiş söyle bakalım. Allah şimdi ne yapıyor? 
    Bektaşi :
    -Ne yapacak, demiş, atı senin gibi budalanın elinden alıp, benim gibi akıllıya veriyor, deyip atla uzaklaşmış.


     
     BAYRAMDAN BAYRAMA 
    Bektaşiye sormuşlar :
    -Rakı içer misin?
    -Akşamdaaaan akşaaaama...
    -Namaz kılar mısın?
    -Bayramdan bayrama, bayramdan bayrama...

      BEKLİYORUM 
    Canlardan birine, Ramazanda sormuşlar :
    -Erenler kaç tane oruç tuttun?
    -Henüz nasip olmadı.Tuzak kurdum bekliyorum.

      BEKTAŞİ BU YA...
    Müthiş bir fırtına patlamıştı.Yolcuların hepsi perişan durumdaydı.Bunların arasında bir de Bektaşi vardı.
    Baktılar, Bektaşi, Allah'a yalvarıp yakarmaya başlamıştı :
    -Adını bilmediğim bir evliyaya bir koç adıyorum.Yeter ki fırtına dinsin... 
    Bektaşi'nin yakarması kaptanın tuhafına gitmişti :
    -Hayret! Hiç adını bildiğin bir evliya yok mu? 
    -Yok olur mu, elbette var! diye cevap verdi Bektaşi.Var da, hepsini birer kez aldattım...

      


                                        

    BEKTAŞİ VE SOFU                                         
    Koyu sofu bir adamcağızla Bektaşi, bir başka kente gitmek üzere bir kervana katıldılar. Sofu, ikindi üzeri namaz kılacağını söyledi. Bektaşi :
    -Geç kalırsan kervanı kaçırırsın ; onun için sünneti bırak da yalnız farzı kılıver, diye öğüt verdi.
    Bektaşi'nin sözüne uydu adam. O gece bir yerde konakladılar. Ertesi sabah sofu, Bektaşi'ye sitem etti.
    -Dün bana sünneti kıldırmadın, gece rüyama Peygamber Efendimiz girdi. 
    Bektaşi adamın sözünü ağzına tıkadı :
    -Daha ne istiyorsun! Farzı da bırak rüyana bu kez Tanrı girsin!

      BİRBİRİNE KARIŞTIRDIN
    Bektaşi'nin bir uyuz eşeği ile besili bir ineği varmış...İnekten süt sağıp satıyor, kazandığı paranın yarısıyla uyuz eşeğe arpa alıyormuş.Eşek bir işe yaramıyormuş.Bir gün dayanamayıp dua etmiş :
    -Ey yüce Allahım, beni şu eşekten kurtar!
    Ertesi sabah ahırın kapısını açmış ki ne görsün?İnek ölmüş eşek kalmış...
    Bektaşi o hırsla sokağa fırlayıp milleti başına toplamış :
    -Ey ahali şu yerde yatan nedir?
    -İnektir!
    -Ya şu ayakta duran uyuz?
    -Eşektir!
    Bektaşi açmış ellerini yukarıya :
    -Ey ulu Allahım, sana kırk yılda bir ricada bulunduk, onda da eşekle, ineği birbirine karıştırdın!

      BİR GÜN FAZLA TUTMUŞ 
    Adama sormuşlar :
    -Kaç gün oruç tuttun?
    -Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim!
    Aynı soruyu, orada bulunan Bektaşiye sorunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş :
    -Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!

      BİTSİN BU DAVA                                                
    Bektaşi'nin birine konuk gelecekmiş. Bektasi konuğu nasıl ağırlar..Elde yok, ayakta yok.. Mahçup olmak da istemiyor...Komşusu Yahudi'nin bir sürü keçisi varmış...Onlardan birini çaktırmadan alıp kesiyor...Ama çaktırmadığını sanan kendisi...Yahudi, ağacın arkasından gözlermiş durumu...Diyor ki kendi kendine, "Kadıya gitsem.. Kadı Müslüman, o Müslüman, ben Yahudi.. Davayı kazanamam. Hadi kazandim, Bektaşi'nin nesi var ki, ondan alıp bana versin...Biz artık Allah'ın huzurunda hesaplaşırız...Yillar geçiyor.Yahudi, Allah'ın huzurunda davacı oluyor, Bektaşi'den... Mahkeme kuruluyor..
    Allah :
    -Sen Yahudi kulumun keçisini kesmişsin, diyor Bektasi'ye...
    -Kesmedim, diyor Bektaşi...
    -Ben gözlerimle gördum diyor, Yahudi..
    -Allahim, diyor Bektaşi... Bir mahkemede bir adam hem şahit, hem davacı olamaz. 
    -Haklısın ama, diyor, Allah Ben her şeyi görürüm. Ben de gördüm, kestiğini... 
    -Allahım, diyor Bektaşi...Aynı mahkemede, hem şahit, hem hakim olunmaz... 
    -Gene haklısın, diyor Allah... O zaman getirin keçiyi ona soralım... 
    -Ne!... diyor Bektaşi... Keçi burada mı?...Ver onu o zaman bu Yahudi'ye...Bitsin bu dava..

      DAMIZLIK BEKTAŞİ 
    İkinci Mahmut, Yeniçeri ocağını kaldırdıktan sonra, Alevi-Bektaşi kesimi üzerinde terör estirmiş, kimilerini öldürmüş, kimilerini ise sürdürmüştü.İstanbul'da hiçbir Bektaşi ortaya çıkamaz olmuştu.Padişah bir gün Bahçekapı'dan geçerken korkmadan, göğsünü gere gere dolaşan bir Bektaşi babası görküş.Adamın rahat tavırları  padişahı etkilemiş.Çağırtılmasını buyurmuş.Baba gelince şöyle demiş :
    -Sizinkilerin tümü bir kıyıya kaçtı, gizlendi.Sen burada yalnız başına ne dolaşıyorsun?
    Baba çekinmeden yanıtlamış :
    -Sultanım, onlar gitti, beni damızlık bıraktılar!

      DOMUZUN SOFTASI
    Bir Ramazan günü köyün mescidine bir yaban domuzu dadandığını haber vermişler.
    Bektaşi hayret içinde sakalını sıvazlayarak :
    -Garip şey...Softanın domuzunu çok görmüştüm, ama domuzun softasını ilk defa işitiyorum, demiş.

      DÜNYAYA GÖMLEK YIKAMAYA MI GELDİK?
    Şeker bayramında herkes yeni ve temiz elbiselerini giyip, birbirleriyle bayramlaştıkları gün, bir fakir Bektaşi dedesi, üstü başı pis halde Beyazid Cami'nin önünden geçerken, bembeyaz sarığı, tertemiz cübbe ve latası ile bir hoca karşısına çıkıp :
    -Be adam, mübarek bayram günü bu pis gömlekle dolaşılır mı?Gömleğini yıka! deyince Bektaşi aldırmayarak :
    -Be hocam, yıkayayım ama kirlenir, demiş.
    Hoca :
    -Yine yıka, demiş.
    Bektaşi :
    -Yine de kirlenir, diye diretmiş.
    Hoca inatla :
    -Yine yıka, deyince Bektaşi'nin tepesi atmış ve şu cevabı vermiş :
    -Behey imanım.Biz bu dünyaya gömlek yıkamaya mı geldik? demiş.

      EŞEKLİĞİNDEN 
    Dostlarının baskılarıına dayanamayan Baba Erenler, camiye gitmiş, hocanın vaazını dinliyordu.Hoca, içkinin kötülüğünü anlatmak için aklına ne geliyorsa söylüyordu.Bir ara şöyle dedi :
    -Bir eşeğin önüne, bir kova su ile bir kova şarap koysanız, hangisin içer?Elbette ki su içer.Peki eşek niçin şarabı içmez?
    Bektaşi dayanamayıp seslendi :
    -Neden olacak, eşekliğinden...

      HAK                                                                             
    Nasıl ayin yaptıklarını soran bir Bektaşi'ye Mevlevi :
    -Hak, deyip döneriz!, demiş.
    Bektaşi su cevabı vermiş :
    -Yok azizim, biz Hak denilince dururuz!

      HAMURUMUZ TOPRAKLA YOĞRULMUŞ
    Softaların arasına düşen Bektaşi'yi neredeyse zorla camiye sokmuşlar.
    Herkes abdesini almış.Namaza durmuşlar.Softalardan birisi Bektaşi'ye çıkışmış :
    -Erenler, abdest almadınız!
    Bektaşinin yanıtı şöyledir :
    -İmanım, bizim hamurumuz toprakla yoğrulmuştur, pek su ile  oynamaya gelmez.

      HANGİ PEZEVENGİ KULLANDI?
    Bir Bektaşi, her ne olursa "Allahtan" dermiş.Bir gün külhanbeyin biri, bu Bektaşinin ensesine sultani bir sille aşketmiş.Bektaşi arkasına dönünce külhanbeyi ;
    -Baba efendi, ne bakıyorsun, Allah'tan, demiş.
    Bektaşi hiç düşünmeden şöyle seslenmiş :
    -Doğru be imanım!Ben de Allah'tan olduğunu biliyorum ama, hangi pezevengin eliyle yaptırdığını merak ettim de, ona bakıyorum.

      HARAM                                                                 
    Bektaşinin birini ramazanda içki içtiği için yakapaca kadıya götürürler.Çakırkeyif  Bektaşi'yi görür görmez kadı :
    -Behey kafir!Bu yaşta hala içiyorsun bu zıkkımı.Utanmıyor musun? Bilmiyor musun haram olduğunu?, der.
    -Sırtınızdaki ipek kaftan da haramdır, diye karşılık verir Bektaşi. 
    Kadı :
    -Bunun içine pamuk katarlar.
    Bektaşi :
    -Dünyada doğru adam mı kaldı, şaraba da yarı yarıya su katıyorlar...

    İŞİMİZ İŞ 
    Hocanın biri Ramazanda ;
    -Ey ümmeti Muhammed!Şarap içmek kesinlikle haramdır.Sakın içmeyiniz!İçenlerin boyunlarına yarın ahirette, içtikleri şarap şişeleri asılarak, mahşer halkına haftalarca teşhir edileceklerdir, diye vaaz veriyormuş.
    Dinleyenlerin arasında bulunan Bektaşi sormuş :
    -Hoca efendi!Şişeler dolu mu asılacak, boş mu?
    Hoca "Boş" dese, cezanın hafifleyeceğini düşünerek :
    -Hayır! Hiç boş olur mu? Dolu olacak, demiş.
    Bektaşi, gülerek şöyle bağırmış :
    -Desene hocam!Cennette de ya hey!

      İYİ DEĞİLİM!
    Bektaşi'ye sormuşlar :
    -Nasılsın?
    -Şükür edecek kadar iyi değilim! demiş...

      İYİ RÜYALAR 
    Mevlevi, Bektaşi ve Softa yemekten sonra ikram edilen bir tepsi baklava için rüyaya yatarlar.En hayırlı düşü gören baklavayı alacak. Öneri kabul edilir. Yatar, uyurlar. Sabah olunca Sofu :
    -Ne düş gördünüz anlatın bakalım?, der.
    Mevlevi sikkesini başına geçirerek :
    -Hayırdır inşallah göklere çıktım, der.
    Hoca da :
    -Ben ise düşümde cennete gittim, der.
    Bektaşi :
    -Erenler, ben de gece birinizin göklere uçtuğunu, diğerinizin de cennette gezdiğini görünce, artık bunlar fani dünyaya dönmezler diyerek kalkıp baklavayı temizledim!, der.

      KABAHAT SENDE DEĞİL!
    Bir köyde yağmur duasına çıkarlar.Bektaşi de istemeye istemeye bunlara uyar, cemaatin arkası sıra giderken, eline geçirdiği bir ağaç dalını, kendi tarlasının bir köşesine saplayarak, başını yukarı kaldırıp, söylenir :
    -Bizim tarla da işte burası...
    Rastlantı bu ya, yağmur duası yapılır yapılmaz, bulutlar kendini gösterir.
    Kara bir bulutun kendi tarlası üzerine gittiğini gören Bektaşi sevinçle koşar.Bir de ne görsün, ceviz büyüklüğünde dolu, bütün ürünü berbat etmemiş mi?O vakit başını yukarı kaldırır; şöyle söyler ;
    -Kabahat sende değil, sana tarlayı gösteren pezevenkte!...

      KENDİNDE OLMAYANI                                        
    Bektaşi, camide namazdan sonra dua etmiş :
    -Ey ulu Tanrım, bana bir rakı parası ver! 
    Yanında namazını bitiren softa da, ellerini kaldırmış :
    -Rabbim, bana iman ver! 
    İki duayı da işiten hoca, Bektaşiye :
    -Bak, herkes ne isitiyor Tanrı'dan, sen rakı parası. Utanmıyor musun?, demiş.
    Bektaşi usulca :
    -Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister, demiş.

      NASIL BECERDİN 
    Bektaşi, evinde misafir olduğu için, karpuzcuya uğramış :
    -İyi karpuzun var mı?
    -Kurabiye gibi baba, güven bana!
    -Peki öyleyse iyi bir tane ver bakalım.
    Karpuzcu birini seçip vermiş.Baba erenler, almış ve eve gitmiş.
    Bektaşi, yemekten sonra, konuklarının önünde karpuza gururla bıçağı vurmuş.Fakat o ne?İlk bıçak darbesinden sonra etrafı koku salmış.Karpuz ikiye ayrılınca, foş diye çürüyen içi masaya yayılmış.Tabii her taraf berbat, Bektaşi ise mahçup olmuş.
    Baba, sabahı zor etmiş ve soluğu karpuzcuda almış :
    -Erenler, seni tebrik ederim?
    Karpuzcu şaşırmış :
    -Hayrola baba, beni niye tebrik ediyorsun?
    Bektaşi :
    -Ulan kesmeden, delmeden o karpuzun içine nasıl sıçtın, doğrusu şaşıp kaldım.Seni onun için tebrik ediyorum.

      NE DÜŞÜNÜYORMUŞ?                                               
    Bir Bektaşi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken karşıdan tüccar kılıklı iki adam peyda olarak :
    -Şu zındıkla alay edelim, diye Bektaşiye yanaşıp selam verince Bektaşi de durur, merkebi de.
    Tüccarlar işaretle :
    -Bu eşeğin ne düşünüyor? 
    -Odun tasımaktan yorgun düştü de, artık kasabada ticaret etmeyi düsünüyor!

      NERESİ OLACAK MEYHANE
    Bektaşiyi, rica minnet camiye götürmüşler.Hoca başlamış anlatmaya :
    -Bir yer vardır ki orada, zengin fakir ayrımı yoktur.Dertli giren neşeli olur.Oraya giren herkesin gönlü ferahtır.Bilin bakalım, burası neresidir?
    Bektaşi yanıt vermiş :
    -Neresi olacak, meyhane...

      ORUÇ GİTTİ AMA...
    Oruç tutan Bektaşinin biri pek fena susamış.Vakit geçirmek için kırda giderken bakmış gürül gürül akan bir çeşme...Adeta kendinden geçmiş bir halde ağzını dayayıp lıkır lıkır içmeye başlamış.Bu sırada oradan geçen biri görüp :
    -Aman erenler ne yaptın?Oruç gitti, diye seslenmiş.
    Bektaşi, ağzının iki yanından süzülen sular bağrına doğru inerken cevap vermiş :
    -Oruç gitti, ama fakire de can geldi!

      PEŞİN NAMAZ
    Bektaşi ile bir hoca birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca :
    -Namaz saati! demiş, başlamış kılmaya...
    Rekat üstüne rekat, selam üstüne selam...
    Bektaşinin beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş :
    -Yahu bu ne uzun namaz böyle?
    -Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları eda eyledim!
    Bektaşi :
    -Eh ben de bir namaz kılayım! demiş ve başlamış namaza...
    Ama ne namaz, bitmiyor, sonunda hoca dayanamamış :
    -Erenler, senin namaz da uzun sürdü!
    -Önümüzdeki haftanın namazını kıldım!
    Hoca şaşırmış :
    -Yahu olur mu böyle şey?
    Bektaşi gülmüş :
    -Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmesin?


                                      RAKI                                                             
    -Rakı helal midir, haram mı? diye sorulunca, Bektaşi şöyle yanıt vermiş :
    -Ağıza göre değişir!

      SON NEFESİNİ
    Bektaşiye sormuşlar :
    -Babaerenler, hangi nefesi seversin?
    -Sigaranın ilk nefesiyle, kaynanamın son nefesini, demiş....

      SENİNKİ PAMUK GİBİ 
    Paşanın biri, tanıdığı bir Bektaşi ile konuşurken sorar :
    -Baba, geçen gün bir kadınla gidiyordun, kimdi o?
    -Hanımım olurlar efendim...
    -Peki ama, pek pasaklı ve çirkin biriydi.Onun koynuna nasıl giriyorsun?
    Buna fena halde bozulan Bektaşi, lafı yapıştırır :
    -Sizin pamuk gibi karınızın koynuna herkes girer.Marifet bizim o pasaklı  karının koynuna girmekte, paşam!

      SENİN MELEĞİN BENİM GİBİ OLUR 
    Softa, namazını bitirmiş, selam vererken, komşusu olan ve onu yaptığı kötülüklerden iyi tanıyan, Bektaşi yanına iyice sokulup, "Aleykümselam" demiş.Softanın canı fena halde sıkılmış :
    -Be adam! Sen de nereden çıktın? Namazımı berbat ettin.
    -Selam verdin, ben de aldım.
    -Yahu ben sana değil, meleklere selam verdim.
    -Erenler, ben de meleğim.
    -Ulan defol git şuradan!...Senden melek mi olur?
    -Kızma birader!...Senin gibi Müslümanın benim gibi meleği olur...

    ŞEYTANA UYMUŞ 
    Canlardan biri, mahkeme reisliği yapıyordu.Bir gün, genç bir kıza tecavüz suçlamasıyla, orta yaşlı birini mahkemeye getirdiler.
    Hakim Bektaşi sordu :
    -Ne diye bu haltı işledin?
    Adam yanıt verdi :
    -Benim kabahatim yok.Şeytana uydum!Kafama girdi ve o işi yapmama sebep oldu.
    Bektaşi yargıç, biraz düşündükten sonra şöyle dedi :
    -Behey açıkgöz!Hazret-i Adem'e secde etmemek için, cennetten kovulmayı göze alan şeytanın işi yok da, sana pezevenklik mi yapacak?

      ŞİŞEYİ ATTIM 
    Hoca, camide içkinin kötülüğünden bahsediyormuş.Cemaat arasında bulunan Bektaşinin fena halde canı sıkılmış.Gitmek üzere kalkayım derken, koynundaki şarap şişesi kayıp yere düşmüş.Baba hiç istifini bozmadan şöyle konuşmuş :
    -Kör olasıcayı işte kaldırıp attım.Sizde varsa, tam zamanı, siz de  atın!

       


                

    UĞURSUZLUK                                                        
    Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber akşama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebini de, sabahleyin gördüğü bir dervişin uğursuzluğuna bağlar.Solaklara seslenir.Saraydan cıkarken, şu şu tipte, sivri külahlı, sırtı kambur birinin önünden geçtiğini ve hemen bu adamı bulmaları emrini verir. Tarife göre Bektaşi babalarından ayyaş Hamza Babayı yaka paça huzura getirirler.
    Sultan :
    -Bre uğursuz, nabekar!... Bugün sabahleyin karşıma çıktın. Bu yüzden akşama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur.Vurun kellesini... 
    Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dileğini açıklamak için söz alır :
    -A devletlum siz beni gördünüz bir keklik vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum.Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!...

      ÜZÜM SUYU                                                             
    Sultan Abdülmecid bir gün Boğaziçi'nde büyük bir bağın tam ortasındaki köşkünde oturan bir Bektaşi babasını ziyarete gitmiş. Bektaşi, o gün komşu bağdaki bir arkadasını ziyarete gitmiş.O dönünceye kadar padişah bağın hertarafını dolaşmış. Bektaşi dönünce karşılıklı konusmaya baslamislar.
    -Erenler bağın maşallah çok büyük.Üzümünü ne yapıyorsun? 
    -Müritlerle ve canlarla birlikte yeriz Sultanım. 
    -Buradaki üzüm yemekle biter mi? 
    -Yemediğimizi de sıkıp fıçılara basar, suyunu içeriz. 
    -Peki ama, sıkılmış üzüm şarap olmaz mı?  
    -Vallahi Sultanım, biz üzümü sıkıp fıçılara basarız. Allah ne isterse o olur. Üst tarafina karışmak haddimize mi?

      VIZIR VIZIR                                                             
    Softalar, Bektaşi'ye, Tanrı'nin büyüklüğünü öğretmeye calışıp duruyorlar.Anlatıp, anlatıp, sonunda da diyorlar ki :
    -Tanri isterse iğne deliğinden deve bile geçirir!
    Bektaşi :
    -Elbette, diyor.
    -Nasıl elbette?, diyor softalar. Bektaşi çözüyor düğümü :
    -Tabii ya! Onun yapamayacağı şey mi var? Canı ister, iğne deliğini büyütür veya canı ister, develeri küçültür, vızır vızır geçirir.

      VURMA ZAVALLIYA O HAYVANDIR
    Başıboş bir eşek nasılsa bir camiye girmiş, hoca eşeği döverek dışarıya çıkarmaya uğraşırken, oradan geçen bir Bektaşi babası bu hali görerek hocaya sormuş :
    -Eşeği niçin dövüyorsun be hoca efendi?
    Hoca hışımla cevap vermiş :
    -Gelmiş camiye girmiş.
    Bektaşi teskin etmek için şöyle demiş :
    -Canım hoca efendi, onun aklı erer mi?Hayvan olduğu için yapmış bir yanlışlık, girmiş camiye, bak ben giriyormuyum hiç?..

      
     YUKARDAKİ İLE ARAMIZ AÇIKTA                                    
    Bektaşinin yolu bir köye düşmüş. Bakmiş ki ortalıkta hiç erkek yok. Köylü kadınlara sormuş : 
    -Köydeki erkekler nereye gitti? 
    -Yagmur duasina gittiler. 15 keredir gidiyorlar hala yağmur yağmadı, demiş kadınlar. 
    Bu arada Bektaşi, gömleğini ırmak kenarında yıkamış ve bir dala asmış. İste tam bu sırada gök gürleyip şimşek çakınca Bektasi, kadınlara dönüp : 
    -Bu aralar yukaridakiyle aramız açık da, demiş.  
     

    -Ağaç gel der, üçüncü çağırışında da ağaçta hareket yoktur. Bunun üzerine, Bektaşi ağacın yanına gider ve derki:

    -Eğer ağaç bize gelmezse biz ağaca gideriz.

     Bektaşi Babası’na sormuşlar:
    - Allah var mı?..
    - Elbette var, seksen yıldır boğuşuyoruz, hep onun dediği oluyor…
    *
    Bektaşi’nin bir türlü ödeyemediği bir borcu varmış, camiye giderek duaya başlamış:
    - Ey Allahım, borcumu ödeyecek kadar para ihsan eyle!.. Ben bunlar gibi günde beş kez gelip seni taciz etmem, bir daha uğramam…
    *
    Bektaşi’nin evinin kapısını hırsız çalmış, Baba Erenler de mescidin kapısını söküp evine takmış…
    Komşuları öfkelenmişler:
    - Sen ne yaptın?..
    Bektaşi:
    - İşi Allah’a havale ettim, demiş, hırsızı yakalasın, benim evin kapısını bulup kendi evine taksın…
    *
    Bektaşi’ye sormuşlar:
    - Dünya neden böyle?..
    Hemen yanıt vermiş:
    - Altı günde yaratılan dünya bu kadar olur…
    *
    Mollanın biri Bektaşi’ye:
    - Sana günde beş lira vereceğim, ama, her gün namaz kılacaksın…
    Anlaşmışlar…
    Ancak Bektaşi’nin aptes almadan namaz kıldığını gören molla sormuş:
    - Erenler, neden aptes almadan namaz kılıyorsun?..
    Bektaşi:
    - İmanım, o senin dediğin sulu namazdır, beş liraya kılınmaz…
    *
    Bektaşi her cenazenin arkasından dermiş ki:
    - Yuh olsun gidene…
    Sonunda hastalanmış, yatağa düşmüş, çevresinde toplananlar sormuşlar:
    - Şimdi ne diyeceksin?..
    Bektaşi hemen yanıtını yapıştırmış:
    - Kalanlara yuh olsun…

    Comments