Emir, şer' ve kader kavramlarının açıklanması

     Burada kuşkuya neden olan şey, kader kavramının ifade ettiği anlamdır.

Kader, emir ve şer’ gibi kelimelerle masdar anlamı kast edildiği gibi, mef’ul anlamı da kastedilebilir. Dolayısıyla:

“Allah’ın emri mutlaka yerine gelecek...” (Ahzab, 38) ifadesinde emredilen ve güç yetirilen emri kast ediliyor ve bu da mahlûktur.

“İşte bu Allah’ın size indirdiği emridir.” (Talak, 5) ayetinde ise, emir kelimesiyle Allah’ın kelâmı kast edilmiştir. Çünkü bize, yerine getirmekle yükümlü olduğumuz filler indirilmemiştir.

Bilakis bize Kur’an indirilmiştir. Bu tıpkı şu ayete benzemektedir:

“Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi emreder.” (Nisa, 58)

İşte bu ayette geçen emir Allah’ın kelâmıdır.

 Allah’ın emrini, mahlûkattaki bir hal şeklinde tevil eden Cehmiyeci,

“Allah’ın emri mutlaka yerine gelecek...” ayetini kanıt olarak ileri sürse, ona şu karşılık verilir:

Burada emirle kastedilen, emredilen şeydir. Aşağıdaki ayette de aynı anlamda kullanılmıştır:

“Allah’ın emri gelmiştir.” (Nahl, 1)

Nitekim yüce Allah’ın meydana getirdiği hadiselere:

Bu büyük bir iştir (emirdir), denir.

Allah’ın sıfatlarını O’nun zatına mukarin gören ve mahlûkata hulul ettiğini savunan Hululiyeci bir kimse:

“Allah’ın emri mutlaka yerine gelecek...” ayetini kanıt gösterse ve:

Fiiller Allah’ın kaderi ve emridir. O’nun emri ise mahlûk değildir. Kaderi de mahlûk değildir, dese, ona denir ki:

Dilemesi ve kelâmı gibi O’nun emri de bir sıfat olarak mahlûk değildir. Fakat yerine getirilen ve güç yetirilen kader olarak emri ise mahlûktur. Çünkü güç yetirilen bir şey mahlûktur. Emredilen şey de mahlûktur. Bunlar emir ve kader adı verilmiş olsa da.

Sonra bu sapıklara denir ki:

Diyelim ki emredilen şeye emir ve şeriat adı verilir. Fakat nehyedilen şey, emredilen olmadığı gibi meşru da değildir. Bilakis o, emre ve şeriata aykırıdır. Peki, küfrü, fıskı ve günahı nasıl şeriat olarak isimlendireceksiniz, şeriat olmadıkları halde?

Bilakis, bunlar şeriatın yasakladıkları şeylerdir. Ayrıca bir ayette yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Sonra da seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık.” (Casiye, 18) bu şeriatın kapsamına, küfür, fısk ve günah da girer mi?

Peygambere buna tabi olmak mı, bundan sakınmak mı, bundan uzak durmak mı emredilmiştir?

Soruyu soran kişinin:

Kulların hareketlerden ve başka şeylerden oluşan fiilleri, göklerin ve yerin yaratılmasından önce belirlenen kaderin kapsamındadırlar, diyenlerin kanıtı nedir? şeklindeki sözlerine karşı şunu söyleyebiliriz:

Bu sözü söyleyen kimse, güzel söylemiş ve isabet etmiş olur. Ona karşı kanıt göstermeye de gerek yoktur. Hatta bununla kastedilenin aleyhine kanıttır. Çünkü Sahih-i Müslim’de Abdullah b. Ömer aracılığıyla peygamberimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edilir:

“Allah gökleri ve yeri yaratmazdan elli bin yıl önce mahlûkatın kaderini belirlemiştir.” (Müslim, Kader, 16)

Allah mahlûkatın amellerini, rızıklarını, şekillerini ve renklerini takdir etmiştir. Bunların tümü de mahlûkturlar. Bu da gösteriyor ki, ameller, mahlûk takdirin kapsamına girmektedir. Akıl sahibi bir kimse, kulun amelinin, kendisinin varlığından önce var olduğunu söyleyebilir mi?

Kulun ameli, kendisinden sadır olan hareketidir. Bu hareket, kendisinden önce nasıl var olabilir?

Bu sözü açıklayıp, biz hareketi kast etmiyoruz, fakat hareketin sevabını kast ediyoruz, diyenlere de şöyle denir: Allah’ın dışındaki her şey mahlûktur. Bu şeylerin konuşmaları ve sıfatları da müsemmalarının dışında değildirler. Bilakis kelâmları da isimlerinin müsemmasının kapsamındadırlar.

Biri: Allah’ın dışındaki her şey ve bu her şeyin sıfatları mahlûktur, dese, bu kuşku ortadan kalkmış olur. Çünkü sahih bir anlam kast etmiş olur. Aynı şekilde- Selef ulemasının dediği gibi-, Allah yaratıcıdır, O’ndan başkası da mahlûktur, Kur’an hariç, dese, bu söz de doğru olur. Çünkü Kur’an Allah’ın indirilmiş sözüdür ve mahlûk değildir. O’ndan gelir ve O’na döner. Selef ulemasının Kur’an’ı istisna etmelerinin nedeni, bazılarının indirilmiş Kur’an’ın mahlûk olduğu vehmine kapılmasını önlemektir. Cehmiye'nin görüşü, selefin cevabı

Comments