Ana Sayfa‎ > ‎Geçmişte İstisna‎ > ‎

Kur'an harflerinin Allah'ın kelamı olmadığı görüşü

 

Bu konuda açıklamalara yer verdik. Kur

’an ve diğer hususlar bağlamında insanların nasıl karmaşık fikirler ileri sürdüklerini ortaya koyduk.

Örneğin bazı insanlar:

“Kur’an’ın harfleri Allah’ın kelâmı değildir. Allah’ın kelâmı olan, bizzat kaim olan anlamlardır. Bunlar da emirler, yasaklar ve haberlerdir” demişlerdir. Bunlar normal aklın kabul etmeyeceği bozuk fikirler oldukları gibi, sahih nakle de aykırıdır. Çünkü tek başına bir anlam, bütün emredilenlere ilişkin emir, bütün haber verilenlere ilişkin haber olamaz. Tevrat’ın, İncil’in ve Kur’an’ın anlamı da bir olmaz. Onlar diyorlar ki:

Bu kelâm Arapça ifade edildiği zaman Kur’an, İbranice ifade edildiği zaman da Tevrat olur. Bu yanlış bir sözdür. Çünkü Tevrat’ın içerdiği anlamlar Arapça ifade edildiği zaman, Kur’an olmaz. Kur’an da İbranice ifade edildiği zaman, anlamları Tevrat’ın anlamları olmaz.

Bu görüşü ilk olarak İbn-i Kilab ortaya attı. Fakat o ve Eş

’arî gibi ona tabu olanlar, bunun yanında şunu da söylüyorlar:

Kur’an gönüllerde gerçek anlamda mahfuzdur. Dillerde gerçek anlamda tilavet edilir. Mushaflarda da gerçek anlamda yazılmıştır.

Bazıları bunu örneklendirmek için şunu söylüyorlar:

Kur’an’ın kalplerin ezberinde olması, Allah’ın kalplerde bilinmesine, dillerde okunması Allah’ın dillerde anılmasına, mushaflarda yazılması, Allah’ın mushaflarda yazılmasına benzer...

Ancak İbn-i Kilab ve Eş’arî’nin mezhebinin ana fikri bağlamında bu söylenenler yanlıştır. Çünkü onlara göre Kur’an, anlamdan ibarettir. Gerçekliklerin ise dört niteliği vardır: Somut varlık, ilmi varlık, lafzi varlık ve resmi varlık...

Oysa anlama ilişkin bilgi, bu bağlamda ikinci varlık mertebesinden yoksundur. Böyle bir bilginin kitapta sabit olması objektif varlıkların kitapta sabit olması gibi değildir. Bu demektir ki, bunlar, İbn-i Kilab ve Eş’arî’nin sözlerine biraz daha çirkinlik katmışlardır.

Sonra onlara tabi olanlardan bazıları bu görüşlere şunu da eklediler:

Kur’an sadece Allah ile kaim olan anlamdan ibarettir. Kur’an’daki harfler Allah’ın kelâmı değildir. Bilakis Allah onları havada yaratmıştır veya Cebrail yahut Hz. Muhammed (s.a.v.) onları tasnif etmiştir. Buna ek olarak şunu söylediler:

Mushaf mürekkep ve kağıttan başka bir şey değildir....

Böylece selefin, bunlar Allah’ın kelâmına delalet ediyorlar, bu yüzden hürmet gösterilmesi gerekir, şeklindeki yaklaşımından da yüz çevirdiler. Çünkü onlara göre, bunların delil olmaları, saygı gösterilmelerini gerektirmez. Tıpkı kelâm ile konuşan yaratıcıya delalet eden başka deliller gibi. Neticede bütün varlık alemi O’na ilişkin kanıtlar konumundadır. Bununla beraber varlık alemine saygı göstermek gibi bir zorunluluk yoktur. Derken mushafa saygısızlık etmeye, hatta ayaklarının altına alıp çiğnemeye başladılar. Hatta bazıları mushafta yazılan Allah’ın isimlerine ve ayetlerine saygı göstermenin gerekli olmadığını göstermek için Allah’ın adını pislikle yazdılar.

Oysa müslümanlar, mushafı helaya atmak veya onu ayaklar altına alıp çiğnemek gibi mushafı küçümseyici, saygısız davranışlarda bulunan kimsenin kâfir olduğu, kanının helâl olduğu hususunda görüş birliği içindedirler.

Görüldüğü gibi bid’at başlangıçta bir karış kadar olur. Sonra tabi olanlar arasında çoğalır. Derken bir zir’a, ardından birkaç mile ve fersahlara ulaşır.

Bu meseleyle ilgili cevabımızı açarsak, bu bölümün kapsamını aşmış oluruz. Çünkü başka yerde konu etraflıca ele alınmıştır.

Şu halde bu gibi geçmiş ve kesinleşmiş konularda istisnacı bir yaklaşım içinde olanlar cahil sapıklardır. Ama bu görüşte olanlardan birine:

Bu ağaçtır, denildiği zaman, yukarıda işaret ettiğimiz görüşleri çerçevesinde kanıtlarını ortaya sürmeye çalışır ve şöyle der:

Eğer Allah onu bir hayvana dönüştürmek isterse, yapar. Ona şöyle denir: Ama şu anda kesinlikle ağaçtır. Eğer desen ki:

Dönüşmüş olabilir. Nitekim insan da önce nütfedir, sonra embriyoya, ardında bir çiğnem ete, sonra ete dönüşür. Derken canlanır, içine ruh üfürüldükten sonra kesinlikle canlıdır. Allah onu öldürmek dilerse, kuşkusuz canını alır. Allah bir varlığı bir halden başka bir hale çevirmeye kadir olduğuna göre, bu, varlığın, Allah’ın yarattığı halde kesin olarak var olmasına engel değildir. Dolayısıyla gök, Allah’ın dilemesi, kudreti ve yaratmasıyla göktür. İnsan, Allah’ın dilemesi, kudreti ve yaratmasıyla insandır. At, Allah’ın dilemesi, kudreti ve yaratmasıyla attır. Allah dilediği şeyi değiştirmeyi dilerse, dilemesi, kudreti ve yaratmasıyla değiştirir.

Kitap ve sünnette mazideki bir hususla ilgili istisnaya yer verilen bir ifade yoktur. Fakat gelecekle ilgili olarak istisnaya yer verilmiştir. Aşağıdaki örneklerde olduğu gibi:

“Allah’ın dilemesine bağlamadıkça (inşaallah demedikçe) hiçbir şey için yarın yapacağım deme.” (Kehf, 23-24)

“Allah dilerse... mescid-i harama gireceksiniz.” (Fetih, 27)

Peygamber efendimizin (s.a.v.) şu hadisleri de buna örnek oluşturmaktadır:

“Biz de inşallah size katılacağız.” (Müslim, Cenaiz, 103-104)

“Süleyman şöyle dedi: Bu gece karılarımdan yetmiş tanesiyle yatacağım. Her biri, Allah yolunda savaşan bir atlı doğurur. Arkadaşı: İnşaallah, de, dedi. Fakat Süleyman demedi. Nitekim bu kadınlardan sadece bir tanesi, o da bir yarısı olmayan bir çocuk dünyaya getirdi. Eğer Süleyman, inşaallah demiş olsaydı, hepsi de Allah yolunda savaşan atlılar olarak dünyaya gelirlerdi.” (Buhari, Cihad, 23; Müslim, Eyman, 25)

“Kim yemin ederken, inşaallah derse, isterse yeminini yerine getirir, isterse getirmez.” (Nesai, Eyman, 9-12; İbni Mace, Keffaret, 4-7)

Çünkü bu şekilde yemin eden kimse, gelecekte kendisinin veya başkasının falan şeyi yapacağına yemin etmiştir. Ya da kendisinin veya başkasının falan şeyi yapmayacağına yemin etmiştir. Ve ardından: İnşaallah, demiştir. Çünkü Allah’ın dilediği olur ve dilemediği de olmaz. Şayet yemine konu olan şey olursa, Allah bunu dilemiş olur, bundan dolayı yemini bozmak gibi söz konusu değildir. Eğer olmazsa, bu sefer de Allah dilemediği için olmamıştır. Bundan dolayı da yeminin bozulması söz konusu değildir. Çünkü o, kendisini Allah’ın dilemesiyle bağlamıştır. Allah dilemezse, olmaz. Dolayısıyla yapmadığı için yeminini bozmuş muamelesi görmez.

Alt sayfalar (1): İmanda istisna
Comments