rasiderol


Muhammed  Râşid  Erol  -k.s.-

 

1930 - 22.10.1993 

***

 HAKKINDA YAZILANLARDAN

BİR MANEVİ ÖNDERİN KAYBI
Fehmi KORU

        

        Vefatının üçüncü günüydü ve vefatı öğrendiği-
miz günden beri ilk defa biraraya geliyorduk. Yüzün-
deki buruk ifadeyi açıklamak için, "İnsanın mürşidi
ölünce içinde bir boşluk kalıyor" dedi. Birkaç gündür
etrafta hissettiğim sarsılmanın en derin anlamını bunu
söyleyenin yüzüne baktığım o an çıkardım. Yakınım-
daki birçok insan, şu sıralarda içlerinde derin bir boş-
luk hissediyorlar. Ve o sebeple buruklar...

Orada
gördüğü basit ama anlamlı hayattan bölük pörçük sah-
neler aktarmıştı: Altı her zaman kaynayan kazan, dışa-
rıdan gelenlerin yatması için hazırlanmış yer yatakları,
cemaat halinde kılınan namazlar... Kimsenin aç, açık- ,
ta ve manevi korumasız kalmadığı bir yermiş Menzil...


Şeyh Raşid Erol, vefatından sonra çıkan yazılar-
dan öğrendiğime göre, öyle fazla konuşan bir "mür-
şid"değilmiş...Onu ziyaret edenler, Menzil'de bulduk-
ları ortamın etkisinde kalırlarmış... Daha doğrusu,
sözlü ikna yerine, hal ve tavrıyla tebliğ yöntemi imiş
onunki... Sağlandığı esaslar ve takipçilerinin izlemesi-
ni istediği ilkeler, varlığıyla etrafına örnek olarak in-
sandan insana geçiyor olmalı...

     Mana aleminin dışında kalanlar işte bunu anla-
yamaz. Onların zannetikleri, inanan kesim arasındaki
ilişkilerin madde ve para temeline dayandığıdır... Bi-
raz daha insaflı olanlar, önder durumundaki kişinin
cezibesinin etkisini de kabul ederler. Ancak hiçbirinin
aklına, kalpten kalbe bir yol olabileceği gelmez..
Konuşmadan anlaşılabileceğini düşünmezler bile.. Oysa,
Seyyid Raşid Erol, Öyle çok konuşmayan, insanları
etkilemek için hiç çaba göstermeyen, ama insanların
peşinden ayrılmadığı bir "mürşid"di.

(ZAMAN)

***

ŞEYH MUHAMMED RAŞİD EFENDİ
M.Şevket EYGİ
 

 
NAKŞBENDî meşâyihinden Muhammed Râşid hazretlerinin âhirete yürüdüklerini teessürle öğrendim. Âlimin ölümü âlemin ölümüdür, buyuruluyor. Bunca insanın hidâyetine, salâhına, istikametine vesile olan bu kadri büyük zâtın yeri nasıl doldurulur? Ümmet-i Muhammed'e tâziyetlerimi beyan ederim. Bu gibi zevat sadece bir tarikin veya meşrebin büyüğü değil, bütün ehl-i tevhidin büyükleridir.

...

Merhum ve mağfur Şeyh Râşid efendi hazretleri sayısız fâcir kişinin salâhına hizmet etmiş ricâldendi. İnşaallah hizmetleri devam edecek, onu sevenler i'la-yı kelimetullah yolunda yürüyeceklerdir.

( Milli Gazete )            25 EKİM 1993

 

Menzil Şeyhi olarak tanınan Muhammed Raşid Erol (k.s.) 23.3.1930 tarihinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanus köyünde doğdu. Babası Gavs-ı Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.)  olup Nakşbendi meşayihindendi.

Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş bir alimdi. Hüsn-ü hat sanatında mahirdi. Nakşbendi halifesi olarak icazet ve hilafet almıştı. Şeyhinden önce vefat ettiği içinde halifeliği açıktan ilan edilmeyip gizli kalmıştır.

Babası olan  Abdulhakim Hüseyni (k.s.)  Siyanüs seyyidlerinden olan Fatime Hanım ile evlenmişler, bu izdivaçtan Seyyid Muhammed (k.s.), Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) ve Seyyid Zeynel Abidin isimlerinde üç oğlu ile Halime ve Hatice isminde iki kızı olmuştur.

İlk zevcesinin teşvikiyle evlendiği ikinci hanımı Sıdıka Validemizdende Seyda hazretlerinin diğer kardeşleri, Seyyid Abdülbaki (k.s.), Seyyid Ahmed, Seyyid Abdülhalim, Seyyid Muhyiddin ve Seyyid Enver ile Aynulhayat, Refiate, Raikate, Naciye adlı kız kardeşleri olmuştur.

Seyda hazretleri 2 yaşlarında iken Seyyid Maruf vefat edince  Siyanüs köyünden Taruni köyüne taşındılar. Burada 13 sene kaldılar. Daha sonra mürşidi Ahmedi Haznevi'nin (k.s.) izniyle Bilvanis köyüne hicret ettiler. Şah-ı Hazne Seyda Hazretlerini 9 yaşındayken görür. Yüzü aydınlanır. İleride çok sofileri olacağını belirtir .

Seyda hazretleri (k.s.) bu köyde yine Seyyide olan Sekine Validemizle evliliğinden Seyyid Fevzeddin, Seyyid Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid Abdurrakib isimli oğullan ile Haşine, Muhsine, Hasibe, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye isimli kızları dünyaya gelmiştir.

Bilvanis köyünde 6 sene kaldıktan sonra Bitlis'in Kasrik köyüne taşındılar. Burada 11 sene kaldıktan sonra Siirt'in Kozluk kazasının Gadir köyüne hicret ettiler. 9 sene (Burada iken vatan görevini önce acemi birliği olan Manisa'da, sonra Diyarbakır'da tamamladı) kaldıkları Gadir'den hayatının sonuna kadar ikamet edecekleri Adıyaman ilinin Kâhta kazasının Menzil köyüne yerleştiler.

Seyda Hazretleri ilk tahsiline babasının yanında başlayarak 7 yaşında Kur'an-ı Kerim'i hatmetmiştir. Sonra Baykan Müftüsü Molla Muhyiddin'den ilim tahsili görmüştü. Daha sonra Muş ilinin Demirci köyünde Hazretin torunu Şeyh Nasr'dan daha sonra Molla Ramazan'dan ders almıştı. Dayısının oğlu olan ve sonradan halifesi olacak olan Seyyid Molla Abdulbaki'nin derslerine ise 5 yıl Dilbey köyünde devam etmişti. Bu kıymetli alimlerden sarf, nahiv, mantık, belagat gibi ilimlerin yanında tefsir, hadis ve fıkıh dersleri aldı.

Daha sonraki yıllarda ilimle birlikte babası ve mürşidi olan Gavs Hazretlerinden tasavvuf eğitimini alarak 1968 yılında Nakşbendi Halifesi olmuştur. Halifelik emri gelince Gavs Hz.leri Seyda Hz.lerini Ahmed Haznevi Hz.lerinin oğlu Şeyh Alaaddin'in yanına götürdü. O da Seyda Hz.lerinin çok büyük veli, Allah dostu olduğunu, halifeliğin Ravza-i Mutahharâda Hz. Rasűlüllah'ın manevi huzurunda verilmesinin daha uygun olacağını söyledi. Babaları Abdulhakim Hüseyni (k.s.)  l Haziran 1972 yılında vefat edince başlayan irşad görevi 21 sene 4 ay 19 gün devam etmiştir.

Seyda hazretleri (k.s.) hakkında en çok sarf edilen sözlerden birisi: "Niçin sohbet yapmıyor?" idi. Hemen her zaman duyulan bu itham tam olarak gerçekleri yansıtmıyordu. İrşadının başlangıcından beri çevresinde bulunanların şehadetine göre ilk yıllarda akşam ile yatsı namazları arasında mazeretleri dışında cemaate düzenli olarak sohbette bulunurdu.

Bu durum ziyaretçilerin akın akın gelip, akşam namazından saatler sonrasına kadar süren tevbe ve tarikat telkinine kadar devam etmiştir. Seyda hazretleri bundan sonra sohbet etmeye zaman bulamamıştır. Ancak özel durumlar veya seyahatlerde uygun anlarda nadiren sohbette bulunmuşlardır.

Zaten kendiside daha önceleri sohbetin zahiri sözlerinin değil manevi tasarruf gücünün önemli olduğunu; esas gücün mürşid-i kamilin meclisteki cemaate tasarrufatıyla ortaya çıktığını söylemişti. Zahiri sözle tesir olsaydı vaiz ve hocaların kalabalık camilerdeki halka hitaplarının etkili olması gerektiğinden bahsederek şu şekilde buyurmuşlardı: "Sohbet bir eğlencedir. Nasıl ki üç-dört yaşındaki çocukları lafla eğlendirirler, mükafatlandırırlar veya kandırırlar ise sohbette büyükleri cennetten bahsedip neşelendirmek, cehennemden bahsedip korkutmak içindir. Salikleri başlangıçta tarikata alıştırmak için sohbet yapılır... İrşad sohbetle değil manevi tasarruf iledir, Şayet irşad sohbetle olsaydı, binlerce vaiz, hatip ve konuşması güzel kimselerin birer mürşid olup irşad makamında oturmaları icab ederdi. Tam tersine, Gavs-ı Hizani gibi zatların çok az sohbetle çok geniş kitleleri irşad etmeleri irşadın zahiri sözle değil, batıni olan manevî tasarrufla olduğunun işaretidir. Sohbet ise manevî tasarrufa zemin hazırlayan, talibde alma gücünü kuvvetlendiren bir araçtır. Zaten bu zamanın insanlarını sadatın himmeti ve manevî tasarrufu olmadan düzeltmek çok zordur. Çünkü fesad çoğalmış, her tarafı zorluk ve günahlar sarmıştır...

1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irşad görevine başlayan Seyda hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurtdışından aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18.7.1983 tarihinde Çanakkale'nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yol açmıştır. Önce Adıyaman'a, sonra Adana'ya oradan da Gökçeada'ya götürülen Seyda hazretleri çektiği sıkıntı ve adanın havasının, sıhhatini etkilemesi sonucu 30.1.1985 tarihinde Ankara'ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra Merkezi idarenin müsadesiyle tekrar Menzil'e dönmüştür.

1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaşması sırasında içersine zehirli böcek ilacı çekilmiş şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiş, acil müdahaleyle hastaneye yatırılan Seyda hazretleri (k.s.) hayati tehlikeyi atlatmış, fakat elinin üstündeki ve içindeki yaralar sebebiyle uzun süre ızdırap çekmiştir.

1993 yılında Afyon'daki kaplıcalardan Ankara'ya dönüşünden bir kaç gün sonra 22.10.1993 Cuma günü cuma namazından önce 63 yaşında Rahmet-i Rahman'a kavuşmuştur. Vefat haberini alan onbinlerce bağlısının katılımıyla ertesi gün Menzilde babasının yanı başında toprağa verilmiştir.

 

 

Menzil'deki kabr-i şerifleri.

Kahta-Adıyaman

***

 

Silsile-i  Şerife

(Tarikat silsilesi)


Hz. MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V)

Hz.Ebubekir (R.A)

Hz. Selman-ı Farisi (R.A.)

Kasım Bin Muhammed Bin Ebubekir (R.A)

Ebu Abdullah Ca'feri Sadık (R.A)

Beyazıd-i Bistami (K.S)

Ali Harakani (K.S)

FADL-ÜL FARMİDİ (K.S)

Yusuf Hemedani (KS)

Abdulhalik Gücdevani (K.S)

Arif  Riyvegeri (K.S)

Mahmud Enciril Fağnevi (K.S)

Ali Ramiteni (K.S)

Muhammed Baba Semmasi (K.S)

Seyyid Emir Külal (K.S)

Muhammed Bahauddin

Şah-ı Nakşbend (K.S)

Alaüddin Attar (K.S)

Yakub El Çerhi (K.S)

Ubeydullah-ı Ahrar

Muhammed Zahid (K.S)

Derviş Muhammed (K.S)

Hace Emkengi (K.S)

Muhammed Baki Billah (K.S)

İmamı Rabbani (K.S)

Muhammed Masum (K.S)

Şeyh Seyfüddin (K.S)

Seyyid Nur Muhammed (K.S)

Mirza Can Canan-ı Mazhar (K.S.)

Abdullah Dehlevi (K.S.)

Mevlana Halid Bağdadi (K.S.)

Seyyid Taha (K.S.)

Seyyid Sıbgatullahi Arvasi (K.S.)

Abdurrahmani Taği (Seyda-i Taği ) (K.S.)

Şeyh Fethullahi Verkanisi (K.S.)

Muhammed Diyauddin (Hazret-i Sani) (K.S.)

Şeyh Ahmed-El Haznevi (K.S.)

Seyyid Abdulhakim El-Hüseyni (K.S.)

Seyyid Muhammed Raşid-El Hüseyni (K.S.)

1930 

22.10.1993