esadcosan


Mahmud  Es'ad COŞAN

[K.S.]

1938 - 2001

 

 

TAVSİYELERİ

Cehalet felakettir, amelsiz ilim ise vebal! Silkinelim, atalet ve cehaleti yenelim.

Hakkı istemeli, gerçeği aramalı, onu sevmeli ve saymalı.

Gülün dikenine değil, kokusuna ve rengine bakın.

Az uyuyup çok çalışın, ilmi çalışmalara önem, bilgin ve uzmanlara kulak verin.

Gevşemeyiniz, ahireti, hesabı unutmayınız, hiç olmazsa düşmanların çalışmalarına bakıp gayrete geliniz.  

İlerleme, kalkınma ve yükselmenin sonsuz değerli, vazgeçilmez şartı, her yönü ve çeşidi ile, gerçek ilimdir.

Evlerimizde sadece akla uyan, işe yarayan lüzumlu, faydalı eşya bulunsun.

Çocuklarını millî kültüre bağlı ve uygun yetiştirmeğe var gücüyle çalışmalıdır.  

Çok ve devamlı okumalı, meslekî literatürü, ilmî gelişmeleri yakından, -ilmî mecmualar, yeni etüd ve makaleler seviyesinde- takip etmeliyiz.  

Kur'ân'ı Kerîm'i ve hadis-i şerifleri sağlam kaynaklardan öğrenin ve sahih hadisleri ezberleyin.

Kur'ân-ı Kerîm'in en güzel izahı Resulullah'ın hayatıdır. Sahabe-i Kirâm'ın hayatıdır. Onların hayatı çok önemlidir. Sahabe-i Kirâm'ı iyi öğrenin.

İlme sarılacağız, gerçek âlim olacağız, müslümanları kaliteli, meziyetli, bilgili, görgülü, ahlâklı yetiştireceğiz.  

Üç kuruşluk maaş için çalışan basit insanlar olmayın. İdealleri unutmayın.

Büyükşehirlerde yığılmak yerine, rahat yaşayabileceğiniz kenarları bahçeli yerleri tercih edin. Dünyanın her yerinde İslâm'ı yayma, tebliğ, irşad, talim ve terbiye çalışmalarına yeni bir hız ve güç vermeliyiz.

Müslüman olarak giyimine dikkat etmen gerekli; pabucunun çamursuz olması, pantolonunun temiz olması önemli! Hatta, giyiminin renklerinin uyumlu olması önemli.

İlim öğrenin, hadis öğrenin, Kur'an öğrenin, büyüklerimizin hallerini öğrenin; söylenecek yerde onları söyleyin!..

Kur'an-ı Kerim ne dediyse, "Amennâ ve saddaknâ, sadakallàhul-azîm. Cenâb-ı Hak doğru buyurmuştur, elbet öyledir." deyip onu tasdik etmemiz lâzım!  

Zikir ehli; yâni ilim ehli, o meseleyi bilen kimseler demek. Bilene sormak çok önemli. Bir sorun çıktı karşınıza... Arayıp, bulup bilene sormak lâzım!

O halde müslümanlar ilmi, hakyolda ve hayra ve Allah için öğrenmeli, kullanmalı, ilmi ile âmil olmalı, takvâyı şiâr edinmeli.

Bir insan her şeyi tam bilemez, bilmediği konularda "burası benim saham dışındadır" diyebilmeli, konuşmak kadar edebi, sukût etmeyi de öğrenmelidir.  

Cahil cahilliğiyle öyle kenarda yıllarca kalmamalı, cahil gelip cahil gitmemeli! Cahil yaşayıp cahil göçmemeli!.. 

 

 

Son devrin ilmiyle amil tasavvuf ehlinden olan Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan 14.4.1938 tarihinde, Çanakkale’ye bağlı Ayvacık ilçesinin Ahmetçe köyünde dünyaya geldi. Babası Halil Necati Efendi, annesi Şadiye Hanım’dır. Babası ile annesi üçüncü kuşakta aynı kökte birleşmektedir. Hz. Hüseyin Efendimiz’in soyundan olan dedeleri Buhara’dan gelip Çanakkale’ye yerleşmişlerdir. Büyük dedesi Molla Abdullah Efendi, İstanbul’da ilim tahsilinde bulunmuş ve dönemin ünlü meşâyihinden Gümüşhâneli Ahmed Ziyâüddin Efendi’nin yakın bağlıları arasına girmiştir. Dedesi Molla Mehmed Efendi ise Fatih medreselerinde okuyup icazet aldıktan sonra, Birinci Cihan Harbi’ne iştirak etmiş ve bu savaşta şehit düşmüştür.

Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi’nin babası Hâfız Halil Necati Efendi 1942 yılında çocuklarının tahsili için İstanbul’a göç etti. Es’ad Coşan Hocaefendi ilk öğrenimini Eminönü Vezneciler İlkokulu’nda, 1950 yılında tamamladı. Bu arada babası vasıtasıyla dönemin âlim ve âriflerinden Serezli Hasib ve Abdülaziz Bekkine Efendilerle tanıştı. Sohbet meclislerine devam etti.

Vefa Lisesi orta kısmından 1953, aynı okulun lise kısmı Fen Kolu’ndan ise 1956 yılında mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi bölümünü 1960 yılında bitirdi. Arap Dili ve Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ve Türk-İslâm Sanatı sertifikaları aldı. Fakülte son sınıfta iken Mehmed Zâhid (Kotku) Efendi’nin küçük kızı Muhterem Hanımefendi ile evlendi.

Fakülte’den mezuniyetini müteakip girdiği imtihanı başarı ile vererek Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Klasik-Dînî Türkçe Metinler Kürsüsü asistanlığını kazandı ve bu suretle de üniversiteye intisap etti.

Fakülte yayın komisyonunda iki yıl sekreterlik yapan Es’ad Coşan Hocaefendi, 1965 yılında XV. Yüzyıl Şairlerinden Hatiboğlu Muhammed ve Eserleri adlı çalışmasıyla “İlâhiyat Doktoru” ünvanını aldı. İlâhiyat Fakültesi öğretim üyeliği yanısıra 1967-68 yıllarında Ankara Yükseliş Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu’nda “Türkçe ve Hümaniter Bilgiler” dersi verdi.

Es’ad Coşan hocaefendi 1972 yılında Hacı Bektaş Velî ve Makâlât adlı tezi ile doçent ünvanını aldı. 1971-1972 yıllarında yedek subay olarak askerlik hizmetini yaptı. 1973 yılında aynı fakültesin Türk-İslâm Edebiyatı Kürsüsü öğretim üyeliğine, bir yıl sonra da aynı kürsünün başkanlığına atandı. Emekli olduğu 1987 yılına kadar adı geçen kürsünün Anabilim dalı başkanlığını yürüttü.
1977-1980 yılları arasında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademis’nde Türk Dili ve Hümaniter Bilgiler dersleri verdi.

Matbaacı İbrâhim-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiyye adlı takdim teziyle 1982 yılında Profesör unvanını aldı.
Üniversiteye intisap etmesinden emekliliğine kadar geçen süre içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı bünyesinde kurulan çeşitli komisyonlarda üye olarak çalıştı. Aynı zamanda Almanya, Avusturya, Irak, İran, Libya, Ürdün, Suudi Arabistan ve İran gibi ülkelerde uluslararası toplantı ve konferanslara katıldı, araştırma ve incelemelerde bulundu.

Mensubu bulunduğu fakültede Türk-İslâm Edebiyatı, Osmanlıca, Türkçe-Kompozisyon, Farsça ve Arapça derslerini okuttu. Yedi adet doktora ve çok sayıda lisans tezi yönetti.

Mahmud Es’ad Coşan hocaefendi başarılı ve verimli bir öğretim üyeliği hayatı sürdürmekte iken irşad faaliyetleri ile sosyal ve kültürel çalışmalara daha fazla zaman ayırabilmek amacıyla 1987 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Bundan sonra Hocası ve kayınpederi Mehmed Zahid Efendi’den aldığı tebliğ ve irşad görevini daha aktif yerine getirebilmek için faaliyetlere başladı. Seleflerinin başlattığı hadis derslerini Türkiye’nin bir çok ilinde yapmak suretiyle yaygınlaştırdı. Yaygın ve örgün eğitim, kültür, yardımlaşma, sanat ve yayın alanlarında hizmet üretmeleri için dostlarını teşvik etti. Bu alanlarda bir çok çalışmanın başlamasına önayak oldu. Çok sayıda kitap ve makale kaleme aldı.

Sohbetlerine gösterilen ilgiden dolayı hizmet sınırlarını genişletti ve bu gaye ile dünyanın bir çok ülkesine seyahatlerde bulundu. Avrupa, ABD, Orta Asya ve Avustralya’ya defalarca giderek eğitim proğramlarına katıldı.

Kazak Türklerinin milli kıyafeti "çapan" ile...

Doğup büyüdüğü vatanından yirmi bin kilometre uzakta bulunan Avustralya’da, bir cami açılışı için yaptığı bir seyahat esnasında elim bir trafik kazası neticesinde Hakk’a yürüdü (4 Şubat 2001). Nâşı Türkiye’ye getirildi.

9 Şubat 2001 tarihinde Fatih Camii’nde Cuma namazını müteakip kılınan cenaze namazına, yüzbinlerce talebe ve seveni katıldı. Eyüpsultan Mezarlığı yamacında giriş merdivenleri üst kısmında Hakk’ın rahmetine ve vatan toprağına  tevdi edildi.

Rahmetullahi aleyhim vasia...

 

 

TASAVVUF ANLAYIŞI


Tasavvuf geleneğinin içerisinde yetkin bir şahsiyet olarak Es’ad Coşan Hocaefendi’ye göre, tasavvuf dinin özge, farklı bir şeklidir. Bir dînî hayat vardır bir de dindarâne hayat vardır. Dindar insanların içinde de bir meşrep, tarz, özge bir düşünce ve hayat tarzı  vardır ki o tasavvuftur…


Tasavvufun iştigal sahası, Allah’ı sevme ve O’nun sevgisini kazanmadır. Bu ölçülerle düşünüldüğünde, İslâm tasavvufu İslâm’ın özü ve ruhudur. Menşei, Kur’ân-ı Kerîm, hadîs-i şerîfler ve Hz. Peygamber ile ashabının hayat tarzlarıdır.


Tasavvufun bir çok tarifinin yapıldığını, her sûfînin kendi kavrayış ve meşrebine göre bir tanımlamaya gittiğini belirttikten sonra Hocaefendi, efrâdını câmî ağyârını mânî şu tarifi yapar: “Tasavvuf Hâlık’a itaat, mahlûka şefkattir.”…


 Tasavvuf sayesinde insan ahlâkî, sosyal ve estetik olgunluğa ulaşır. Ulvî ideallerle yoğrularak hayatı anlamlı yaşar. Birlik, beraberlik ve sevgi duygusuyla kucaklaşır. O’na göre tasavvuf dünyadan uzak, insanlardan kopuk, münzeviyâne bir yaşantıyı asla kabul etmez. İnsanların içerisinde olup verdikleri sıkıntılara tahammülle onlara hizmet etmek ferdî ibadetlerin erdiriciliğinden çok daha etkilidir.

 Tasavvufun, iki kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet ölçülerine uymayan taraflarının her zaman tenkid gördüğünü, reddedildiğini, böyle bir anlayışı reddedenlerin başında da kendisinin geldiğini her fırsatta vurgulamaktadır. Bir aksiyon insanı olarak bizzat kendisinin tasavvufu Allah’ın rızasına uygun hayat tarzı olarak algıladığını, ille mutasavvıf olacağım diye yola çıkmadığını, yola Allah’ın rızasını kazanmak için çıktığını, o yolun nereye götürürse kendisinin o olduğunu belirtmekte ve bu ana ölçüye göre; “Mutasavvıfsam mutasavvıfım; fakihsem fakihim; softaysam softayım; yobazsam yobazım kim ne derse desin. Evet, isterse ‘softa’ desinler; isterse ‘yobaz’ desinler; isterse ‘gerici’ desinler, bana ne! Ben Allah’ın rızâsının nerede olduğunu anlayabilirsem, sezebilirsem ona uymaya çalışırım. Gerisi vız gelir! Benim çıktığım hedef, vardığım nokta, görüntüm ne? Bilmem, eğer tasavvufsa tasavvuf o işte...

Tasavvuf içe önem veriyor, için güzel olmasına önem veriyor.” Dinin özüne, kalbe bakıyor. “Dış şekil itibariyle, formel olarak bir şey güzel görünebilir. Ama içinden güzel olmayabilir… İnanca dayanmayan, pozitivist ve Sokrates’in ahlâkı gibi değildir. “İnanca dayalı, Allah’a inanmaya ve Allah’a hesap vermeye yönelik bir samimiyet içindeki bir güzel ahlâk”tır. Dinî olduğu için de tasavvufun ilk meselesi Allah’a inanmak, Allah’ı bulmaktır. Buna tasavvufun verdiği tabir de ma’rifetullah ve irfandır…