kaynak
 

KAYNAK TİPLERİ

 

1.    Alüvyon kaynakları

 

a- Yerinden kaynayan kaynaklar

b- Hafif eğimli topoğrafyada yer altı suyunun yüzeye çıkması ile oluşan kaynak

 

2.    Fay kaynakları

 a- Magmatik  kayalardaki faylarda gelişen kaynaklar

 b- Sedimanter kayaçlardaki faylarda gelişen kaynaklar

 c- Volkanik kayaçlardaki faylarda gelişen kaynaklar

      c1- Bazalt, andezit gibi yüzey kayaçlarında oluşan  kaynaklar

      c2- Tüflerde oluşan kaynaklar

 

3.      Sedimanter kayaçlarda oluşan kaynaklar

 a- Tabaka kaynakları

     a1- Ters eğimli tabakalarda gelişen  kaynaklar

     a2- Eğim yönünde oluşan kaynaklar

 b- Fliş serisinde gelişen kaynaklar

     b1- Kireçtaşlarında oluşan kaynaklar

     b2- Killi serilerde oluşan kaynaklar

     b3- Konglomeratik kayaçlarda gelişen kaynaklar

 c- Güncel karasal oluşuklarda gelişen kaynaklar

     c1- Karasal Sedimanter seri özelliğindeki  birimlerde oluşan kaynaklar

     c2- Yamaç molozu şeklindeki birimde oluşan kaynaklar

 

4.  Karstik kaynaklar

           a- Olistolit kireçtaşlarında oluşan kaynaklar

     b- Masif kireçtaşlarında oluşan karstik kaynaklar

    c- Tabakalı kireçtaşlarında oluşan karstik kaynaklar

 

5.  Kontak kaynakları

    Sedimanter seri kontaklarında oluşan kaynaklar (Kireçtaşı-kil veya kong-kil gibi )

    Sedimanter seri mağmatik kaya kontağında oluşan kaynaklar (veya tersi)

    Mağmatik kaya-sedimanter kaya kontağında (veya tersi)

 

     Atmosferik olaylara bağlı olarak gelişen yağış sularının yeraltına sızarak, jeolojik birimlerin kırık ve çatlaklarında, boşluklarında rezerve edilen suya yeraltı suları denildiği bilinmektedir. İşte yer altı sularının topografyayı keserek yer yüzüne çıkması ile de kaynaklar oluşmaktadır.
            Kaynakların oluşum mekanizması bu şekilde olmakla birlikte sınıflamalarında jeolojik birimlerin etkisi önem kazanmaktadır.  Çünkü kaynaklar, oluşum mekaniği, çıkış noktaları ve yeraltında geçirdikleri aşamalara göre değerlendirilmektedirler.

      Şüphesiz kaynakların oluşumunda en önemli etken jeolojik birimler ve bu birimlerin yapısıdır. Jeolojik tabakaların  tektonik yapısı (tabakaların eğimi, dalımı, kırıklı veya boşluklu yapısı, faylanması gibi), litolojik özelliği (çakıl, kum, kil, kireçtaşı gibi sedimenter serilerin istiflenmesi ile magmatik kayaların yapısı ve  suyu geçirgenli ) gibi verilerin kaynak oluşumunda önemli olduğu görülmektedir.

      Bu çalışmada serbest akifer kaynaklarının genel yapısı içerisinde arazide rastlanılan tipleri , jeolojik birimlerin özellikleri ön plana çıkarılarak incelenmeye çalışılmıştır.

           

           

           

1.      Alüvyon kaynaklar

Yeraltı suyunun topografyayı kesmesi şeklinde oluşan Yerinden kaynayan  bu kaynaklar;

 

    a- Kaynak kotu piyezometrik kotun altındaki kaynaklar topografik eğime  farklı şekilde uyum gösteren su tablasının yüzeyi kesmesi ile oluşmuştur. Bu tip kaynaklarda beslenme önemli bir yer tutmakla birlikte yağış sularının yeraltına sızması ile yeraltındaki suyun  hızı ve zeminin geçirgenliği önemli rol oynar.

Bu tip kaynaklarda yapılacak kaptaj şekilleri birbirinden az çok farklılık gösterse de  kaynağın  piyezometrik kotun altında olması nedeni ile  yapılacak kaptaj kazılar ile  kotundaki  değişikliğin fazla önemli  olmayacağı bilinmelidir. Ancak, kaynağın çıktığı noktadaki birimin alüvyon veya sert kayalardan olması halinde kaptaj kazıları konusunda farklı davranılması gerekecektir. Böyle bir jeolojik yapıda kaynak gözesini ortaya çıkarmak için yapılacak kazılarda, gözenin daha alt kotlara kaçmaması için  tahrip edici olunmamalıdır. 

 Gözenin üzerindeki nebati toprak veya malzemenin kaldırılması halinde temel kayaya inilmesi söz konusu ise kaptaj inşaatı daha kolay olacaktır. Ancak burada da gözenin ortaya çıkarılması için yapılacak kazı çalışmalarında gözenin çıktığı çatlakları tahrip edici veya kapatılmasına neden olabilecek makineli veya makinesiz kazılarda dikkatli olunmalıdır. Bu tip kaynaklarda suyun kaçarak, daha alt veya yan  kotlarda farklı  yerlerden bir veya birkaç göze şeklinde çıkması söz konusu olacaktır.

 

 b- Alüvyon  birimde kaynayan kaynakta, kaptaj kazısı çok hassas bir şekilde yapılmalıdır.      Alttan gelen suyun tahliye edilmesi için yapılacak tahliye kanalının kaynak kotunu fazla düşürmemesine dikkat edilmelidir. Bu kaynak çeşidinde  kaynak gözesi alüvyon birimde olduğu için yapılacak kazılar ile ortaya çıkmayabilecektir.  Buradaki asıl amaç; kaynak gözesi veya gözelerinin üstündeki  alınması gereken malzemenin kaldırılmasına yönelik olmalıdır. Göze veya gözelerin üzerlerinin temizlenmesi sonucunda ortaya çıkan suyun akışı ve debisine göre kaptaj şekli oluşturulmalıdır (Bu konuda daha önce yazılan yazı dikkate alınladır).  Yerinden kaynayan göze, alüvyon içindeki çakıl, kum, silt boyutundaki malzemeleri hareketlendirme özelliğine göre kaptaj içerisinde hareketli malzemeyi tutucu perde  yapılmalıdır. Bu şekilde  hareketli malzemenin boru içerisine girmesi önlenerek hattın uzun süre çalışması temin edilmiş olur.

      

2.      Fay  ve kırık  sistemlerine bağlı olarak oluşan kaynakları

        a- Mağmatik kaya kırık ve fay düzlemlerinde gelişen kaynaklar

Masif mağmatik kayalar  kırılgan olmayan yapıları dolayısı ile genel anlamda yeraltı suyu bakımından akifer özelliği taşımazlar. Ancak; yerin hareketlerine bağlı olarak zaman içinde fay ve kırıklı bir yapı kazanırlar. Yağış suları bu kırık sistemlerine girerek jeolojik süreç içerisinde çatlakları genişletip iletim kanalları haline dönüştürür. Sonuçta yüzey suları çatlaklara inerek mağmatik kayaların  kimyasal   yapısındaki  mineralleri eriterek bünyesine alan  kaynaklar oluşturur. Bu süreç içerisinde, mağmatik kaya içerisinden sağlığa zarar verecek minerallerin yeraltı suyuna  karışması da söz konusu olmaktadır. Bu nedenle mağmatik kayalardaki kaynakların kimyasal yapılarının  iyice incelenmesi gerekmektedir. Büyük tektonik hareketlere bağlı olarak mağmatik kayalarda gelişen faylar ezik zonları ince daneli breşik bir yapı kazanır.

 Mağmatik kayalarının kırık ve  çatlak sistemlerinden derinlere sızan yağış suları breşik yapıdaki fay zonlarının gevşek yapılarını zorlayarak kaynaklar şeklinde yüzeye çıkabilirler.

Mağmatik kayalar her ne kadar kırıklı çatlaklı da olsa genel olarak bu kayalarda oluşan kaynaklar fazla yüksek debili ve mevsimsel olarak düzenli debilere sahip  değildir. Bu tip kaynakların oluşumunda kırık ve çatlak sistemlerinin sıklığı, yağış oranı ile kayaların kalınlığı kaynakların oluşumunda önemli etken olarak görülür.

 

 

                            Yedigöze Kaynağı (Hasanşeyh / TOKAT)

 

     a1- Volkanik kayalardaki kırık kaynakları

Volkanik faaliyette genellikle kül ve tüf denilen hafif malzemeler çıkarak oldukça   geniş bir araziye yayılırlar. Andezit ve bazalt ise  volkanik lav şeklinde tüflerin üzerini örter. Tüflere göre oldukça ağır olan andezit ve bazalt, tüflerin taşıyamaması nedeni ile çökmelere uğrayarak kırıklı bir yapı kazanır. Yer hareketlerinin de etkili olduğu bu kırıklı yapıya giren yüzey suları andezit ve bazaltları geçip tüf seviyesine inince, tüflerde şişmelere neden olur. Böylece üzerindeki ağırlığı taşıyamayan ve iç dengesi yeraltı suyu ile bozulan tüfler, bazalt kayalarla birlikte  büyük veya küçük ölçekte  heyelanlara neden olur.

Volkanik kayacın çatlak yapılarına göre yeraltı suyu oluşumu söz konusudur.Kayaçlarda oluşan kaynakların debileri ve kimyasal yapıları çatlakların sıklığı ve genişliği ile bu kırık sistemlerindeki dolaşım sürecine bağlıdır. Kırık sistemlerinin çokluğu ile düzenli bol yağış  kaynak debisinin istikrarlı olmasını ortaya çıkarır. Ancak yine de mağmatik kaya kaynakları yüksek debili ve düzenli değildir.

      

  b- Sedimenter kayaçlar oluşum ortamlarına ve jeolojik zaman sürecine bağlı olarak farklı       yapılarda mostra verirler. Etkin bir tektonizma geçirmeyen Sedimenter kayaçlardaki jeolojik yapı, yüzey sularının tabakaların içlerine sızarak yeraltı suyu oluşumuna büyük ölçüde engel teşkil edebilir. Fliş özelliğindeki bir istifte, etkin bir tektonizma söz konusu değil ise, yüzey sularının sağlam ve kırıksız üstteki kireçtaşından aşağıdaki birimlere inmesi veya kireçtaşı içinde yeraltı suyu oluşması zordur. Ancak, günümüzde kırık ve çatlak sistemine sahip olmayan, yani tektonizmaya uğramamış jeolojik birim yoktur. Bu nedenle tabakaların yatay olmasına rağmen Türkiye’nin kuzey güney yönündeki gerilme yönüne bağlı olarak kırık sistemi kazanmış olduğu görülmektedir. Bu kırık sistemine bağlı olarak da az veya çok  yeraltı suyu oluşmaktadır.

Sedimenter kayaçlar mağmatik kayaçlara göre daha fazla kırılgan olup, bu kayaçların tektonizma etkisi ile gerilme yönüne bağlı olarak makaslama kırıkları ile farklı eğim ve doğrultularda şekil değişikliğine uğramaları sonucunda akifer özelliği kazandıkları  görülmektedir. Yüzey suları, tabakaların eğim ve doğrultuları ile kırık sistemleri boyunca aşağılara doğru sızıp  yeraltı suyu olarak  depolanır. Kaynak oluşumu ise depolanan yeraltı suyunun topografyayı kesmesi şeklinde oluşur.

 

Sedimenter kayaçlar mağmatik kayaçlara göre daha yumuşak ve gevşek oldukları için  kırık ve çatlaklarında dolaşan sular, mağmatik kayalara göre daha fazla aşındırıcı olur. Bu nedenle sedimenter kayaçlardaki kırık ve çatlaklara bağlı olarak gelişen  kaynaklar  (bunlara tektonik kaynaklar da denilebilir) daha  düzenlidir olabilmektedir. Ancak jeolojik süreç içerisinde fay ve kırıklarda dolaşan suyun kırık yüzeylerini aşındırması nedeni ile fay ve kırıklar artık bir iletim kanalları haline dönüşmüş ise bu tip kaynaklardaki boşalım çok hızlı olacağından büyük debili kaynaklar oluşacaktır. Eğer beslenme fazla değil ise, bu kaynaklardaki büyük debili boşalımlar sonucu  ilkbahar aylarında yüksek debili olan kaynak sonbahar aylarına doğru azalacak veya kuruyacaktır. 

Volkanik, mağmatik ve sedimenter kayalarda gelişen faylanmalar yeraltı suyunun dolaşımı bakımından önemlidir. Jeolojik zaman süreci içerisinde bu tip fay ve kırıklar yağış sularının aşındırması nedeni ile genişleyerek yeraltı suyunu depolayan bir ortam oluşturur. Topografyayı kesen noktalarda ise kaynak oluşumları ile boşalımlar meydana gelir. Mağmatik kayaçlardaki fay ve kırık kaynakları yağışlı mevsimlerde oldukça yüksek debilere sahip olmakla birlikte boşalım ve beslenim şartlarına bağlı olarak sonbahar aylarında debileri düzenli olmayabilir. Bu nedenle ya çok azalır veya kuruyabilirler. Güzelyurt(Malatya) kasabasındaki kaynağın debisi ilkbahar aylarında 270 lt/sn olup, sonbahar ayları sonunda 0 lt/sn’dir.

Mağmatik veya sedimenter kayaçların alüvyonun altında kalan seviyelerinde fay ve kırıklardan boşalım yapan kaynak oluşumu da söz konusudur. Bu tip kaynakların boşalımı alüvyonun içine olduğundan göze olarak yüzeyde görülmez. Ancak, yine de yüzeyde kaynak boşalım noktaları kendisini belli eder (Baharözü kireçtaşı+kumtaşı kontağındaki kırıktan boşalır). Alüvyon  kalınlığı fazla ise kapiler yükselim dolayısı ile yüzeyde nebati popülasyon çok fazla değildir. Alüvyon kalınlığı birkaç metre civarında  ve debi de birkaç lt seviyesinde ise alüvyon altında su boşalımının varlığı yüzeydeki bitkisel yapıdan kolaylıkla fark edilebilir.

 

3.      Sedimenter kayaçlarda oluşan kaynaklar

        a- Tabaka kaynakları.

Sedimenter istifin, öncelikle  denizel, denizle bağlantılı  göl veya karasal ortamda oluşumu incelenerek farklı stratigrafik ( jeolojik oluşum) yapısı  bilinmelidir. Denizel ortamda oluşan birimler ile denizle bağlantısı olan veya  karasal  ortamda kapalı göl şeklindeki bir ortamda çökelen malzemenin oluşturduğu istif,  farklı tabaka yapılarına ve litolojiye  sahip olacağı için yüzey sularını sızdırması veya içinde tutması da farklı olacaktır.

Denizel ortamda oluşan ve düzenli istif gösteren sedimenter birimler yüzey sularını  kırık ve çatlaklar ile süreksizlik düzlemleri olan tabaka yüzeylerinin   eğim ve doğrultularına bağlı olarak sızan suları çok rahatlıkla içlerinde barındırarak aşağılara sızdırabilirler. Böylece su taşıyan sedimenter tabakalarda eğim yönlerinde kaynaklar  oluşur. Bu tip kaynaklar istikrarlı olmakla birlikte, su taşıyan tabakalar arasında killi seviyeler var ise sızan suların killi seviyelerin şişmesine neden olacağı ve üstündeki ağırlığa bağlı  olarak heyelanlar meydana geleceği  unutulmamalıdır. Bu tip kaynakların kaptaj inşaatında oldukça dikkatli davranılmalıdır. Çünkü topuk malzemesinin alınması yukarıdaki gevşek seviyelerin kaymasına neden olacaktır.

 

Eğim yönün tersinde gelişen kaynaklar genel olarak tabaka düzlemlerine bağlı olmayıp sedimenter seri içerisinde gelişen kırık ve çatlaklara bağlıdır. Bu tip kaynaklarda, tabakaların ters eğimli olması nedeni ile yeraltı suyunun ancak bir kısmı boşaltabilmektedir. Çünkü, tabaka düzlemleri de yeraltı suyunun dolaşım ve boşalım kanalları olduğu için, bir kısmı da bu düzlemlerin topografyayı kestiği noktalardan boşalacaktır.

 

        b- Fliş serisinde gelişen kaynaklar

Denizel ortam oluşuklarından olan fliş( kabaca üstten alta doğru; kireçtaşı, kil, kum, konglomera gibi seviyelerin  ardalanması ) yeraltı suyunun depolanması bakımından önemli akifer özellikleri taşır. Üstteki kireçtaşı istif olarak kalın, kırıklı ve çatlaklı, beslenme alanı fazla ise yeraltı suyu için iyi bir rezervuardır denilebilir. Tabanında su geçirmez killi seviyeler olduğu için böyle bir kireçtaşında istikrarlı kaynaklar oluşabilecektir.

Flişin üst seviyelerindeki kireçtaşı aşınmış veya tektonik hareketlere bağlı olarak ötelenmiş olabilir. Bu durumda killi seviyeler doğrudan yüzey suları ile karşı karşıya kalır. Yağış sularının etkisinde kalan killi seviyeler, su tutma özelliklerine bağlı olarak yüzey suyunun bir kısmını kendi bünyelerine alarak şişer, bır kısmı da yüzeyden akarak ortamdan uzaklaşır. Topografik yapı özelliğine bağlı olarak kilin içerisindeki sular yamaç eğimi  yönünde küçük kaynaklar halinde boşalırlar. Kilin su vermemesi nedeni ile bu tip kaynaklar küçük debili olmalarına rağmen, şişen kilin kalınlığına, yamacın eğimine vs nedenlere de bağlı olarak heyelanlara neden olabilirler.

Konglomeralar fliş serisinin ilk oluşan alt birimi olup, yöredeki temel kayalardan aşınarak taşınmış irili ufaklı çakıllardan oluşur. Çakılların arasındaki gevşek kumdan oluşan hamur malzemesinin  fazla sıkışmamamsı ve  bol kırık ve çatlıklı olması gibi özellikleri ile konglomeralar,  herhangi bir şekilde topografyadaki yüzey sularından beslenebiliyorlar ise su taşıyan  akifer yapısı  kazanırlar. Yine aynı şekilde bu tip konglomeralar herhangi bir şekilde topografyaya açılmış ise,  kırık ve çatlakları ile  hamur malzemesi içinde dolaşan yeraltı suyunu boşaltan kaynakların oluştuğu görülür.  Burada önemli olan konglomeranın iyi bir beslenime ve suyu taşıyacak fiziksel özelliklere sahip olmasıdır. Konglomerada çok az da olsa tabaka düzlemine benzeyen ortam değişikliğini gösteren çizgisellikler görülebilir. Fiziksel yapı değişikliği olan bu  değişimler, kalınlıklarına, litolojik özelliklerine göre yeraltı suyunun rezervinde etkili olabilirler. İnce kaba-ince boyutlu iyi yuvarlak çakıl-kum karışımı,   sıkışmış, kırık ve çatlak sistemi gelişmemiş konglomera içinde suyun  hareketi oldukça dardır. Bu nedenle akifer özelliği zayıftır. Bu durumdaki konglomerada ortam değişikliğini gösteren birkaç metrelik fiziksel değişiklik fazlaca önemli değildir.

 

Güncel karasal oluşuklarda gelişen kaynaklar.

Yöredeki temel kayalardan aşınarak topografyanın çukur kesimlerinde veya yamacın ovaya yakın bölgelerinde ince daneli malzeme ile  kaba şekilde istiflenen karasal oluşuklar da, üst seviyelerdeki birimlerin geçirgenlik ve depolama özelliği ile  yörenin yağış durumuna göre akifer özelliği kazanırlar. Karasal oluşuklar fazla kalın olmadığından kaynaklar hem küçük debili, hem de ilkbahar aylarından sonra kuruyabilirler.

 

Yamaç molozu şeklindeki birimlerde oluşan kaynaklar ise debi olarak istikrarlı değildir. Çünkü yamaç molozu  farklı kil, kum ve çakıl boyutuna sahip heterojen malzemeden oluşmuştur. Bu nedenle yağış sularını çok çabuk olarak temel kayaya kadar sızdırır. Eğer temel kaya geçirgen ise yamaç molozunda kaynak oluşumuna rastlanmaz. Temel kaya geçirgen değil ise yağış suları yamaç molozu ile geçirgen olmayan temel kaya kontağında veya kontağa yakın seviyelerde düzensiz debili  kaynak oluşumu görülür. Zorunlu hallerde yamaç molozunun alt seviyelerindeki bu tip kaynakların kapte edilmesi söz konusu ise için yapılacak imalat çalışmalarında zeminin gevşek olup olmadığı incelenmelidir.  Çünkü hafriyat çalışmalarında rahatlıkla kayma olabilecektir.            

 

   4.  Karstik kaynaklar

       a- Olistolit şeklindeki kireçtaşlarında oluşan kaynaklar kireçtaşının kalınlığına, beslenmesine, kırık ve       çatlak sisteminin düzenliliği ile kireçtaşı altındaki birimin geçirimli olup olmadığına bağlıdır. Deniz tabanındaki çukurluklarda oluşan kireçtaşları, zamanla okyanus tabanının yükselmesi sonucu, derin deniz oluşuğu olan   ofiyolitlerin üzerinde deniz yüzeyine çıkar. Bu şekildeki levha hareketleri sonucunda ofiyolitik birimler ve kireçtaşları tabakalı yapılarını kaybederek kırıklı, çatlaklı, oldukça tektonik deformasyona uğramış olarak karasal ortamda yüzeylenir. İşte, kırık ve çatlakları yağışların etkisi ile dolan bu  şekildeki kireçtaşları,  yeraltı suyu için bir rezerv kaya oluşturabilir. Olistolit adı verilen bu kayaların kalınlığı, yağışlardan beslenme durumu ile kırık ve çatlak sisteminin fazlalığı, oluşan kaynakların  debilerinde önemli faktör olarak görülür.

  b- Kalınlığı ve beslenmesi fazla olan kireçtaşlarında oluşan kaynakların debileri süreklilik gösterir. Bunlara bağlı olarak tektonik etkinliği fazla olan yörelerdeki kireçtaşları oldukça kırıklı ve çatlaklı bir yapı kazandığı için kaynağın debisi, kırık ve çatlakların  sıklığı ve beslenmesi ile doğru orantılıdır. Bu tip kaynaklar yağış sularını çok hızlı bir şekilde boşalttığı için mevsim debileri arasında oldukça farklılıklar görülebilmektedir.  İlkbaharda 200-300 lt/sn debiye sahip olan bir kaynağın sonbahar aylarında kuruduğu görülebilmektedir

c- Masif kireçtaşları yeraltı suyu bakımından akifer özelliği taşımazlar. Ancak masif veya kristalize kireç taşlarının da  jeolojik süreç içerisinde karstik yapı kazanarak  büyük debili olarak boşalıma sahip oldukları mevsimlere bağlı olarak büyük değişiklikler gösterebildikleri de  göz önünde tutulmalıdır.

 

         d- Tabakalı kireçtaşlarında oluşan karstik kaynaklar, masif kireçtaşlarında oluşan karstik kaynaklara göre daha fazla boşalıma sahip olabilirler. Çünkü, tabaka düzlemleri aynı zamanda yüzey sularının iletim kanalları haline gelebilmektedir. Tabakalı kireçtaşları eğer tektonik bölgede ise kırık ve çatlakların yanı sıra  tabaka düzlemlerinin de iletim kanalları haline dönüşmesi yeraltı suyu boşalımının hızlı ve yüksek debide olmasına neden olacaktır. Yine bu tip kaynaklarda da ilkbahar ile sonbahar aylarındaki debilerde önemli ölçülerde farklılıklar olabileceği her zaman düşünülmelidir. Bu düşüncenin doğruluğu, tabakalı kireçtaşlarının stratigrafik kalınlığı, beslenme alanı ve kırık çatlak sisteminin sıklığı bir ölçü olarak yorumlanmalıdır.

 

   5-  Kontak kaynakları

 Sedimenter  seri ile  mağmatik  kayaların kontaklarında oluşan kaynaklar; geçirgen seriden oluşan sedimenter kayaçlar tektonik  hareketlere bağlı olarak mağmatik kayalar ile kontak yapmış ise, yeraltı suyu bulunan sedimenter istif ile geçirgenliği az olan mağmatik kaya kontağında farklı debilerde kaynakların oluştuğu görülür. Bu tip kaynaklar incelenirken, serinin litolojik, stratigrafik ve tektonik yapısı ile beslenme durumu gibi temel  veriler öncelikle incelenmelidir. Fliş şeklindeki bir istifin killi seviyelerinin fazla,  geçirgenliği yüksek olan kireçtaşı ile kum ve konglomeratik seviye kalınlıklarının az olması elbette kaynak oluşumunda etkili  olacaktır. Tabii ki bu tip kaynakların mağmatik kayalar ile kontak yapması da fazla önemli olmayacaktır.

Mağmatik kayalar ile sedimenter istifin kontağında, mağmatik kayadan beslenen kaynaklar.