Cengiz Bektaş             anasayfa

Cengiz BEKTAŞ ile "Babadağ ve Şirinköy evleri" üstüne

A.Bahçekapılı:Cengiz Bektaş'ın bir şiiri bu. "Adsız" başlığını taşıyor. Cengiz Bektaş, şair, yazar ve Yüksek Mimar. Şiir, deneme, inceleme, çeviri dallarında birçok kitabı var. Mimarlıkla, kültürle, yazınla ilgili sayısız seminere, konferansa katılan, bildirilen veren, denemeler, incelemeler yayımlayan Cengiz Bektaş'ın birçok da ödülü var. Halk yapı sanatını yakından inceleyen ve bu konudaki çalışmalarıyla pek çok genç mimarı etkileyen bir aydın Cengiz Bektaş.

Cengiz Bey. Hoşgeldiniz. Bugün sizinle Denizli'nin güzel yerleşimleri Babadağ ilçesi ile Şirinköy evlerini konuşacağız. Öncelikle bu evlerin genel özelliklerinden birbirleri ile karılaştırmalı olarak ele alalım.

Bektaş : Aslında birisi ilçe, öbürü köy. Birbirlerinden sayısal yönlerinde ayrıcalık var. Ama dediğiniz gibi aynı ilkelerle oluşmuş evler. Türk evi kavramı içinde Batı Anadolu bölümüne alabildiğimiz. Ama oluşmalarında ilginç bir takım ayrıntıları var. Onun için her iki yerde de ayrı ayrı çalışma yaptık. Dokumacılıkla geçinen, yeni bütün yaşamın dokuma olduğu bir yerleşme. Ve onların bu uğraşlarının konutlarına nasıl yansıdığını da görüyoruz, biliyoruz. Türk evinin özelliği de bu zaten. İnsandan yola çıkıyor. Evinin ölçüsü, büyüklüğü, dirseğinden parmak ucuna, omuzundan parmak ucuna arşın nasıl yansıyor ise vücudunun ölçüleri uğraşıda yaşama biçimide yansıyor. Bu zaten Türk evinin özelliklerinden birisi. Yaşamdan gelmesi, yaşamdan doğması. Şirinköy gene bu ilkelerle bir kere çağ içindeki üretim ilişkilerinin değişmesi, üretim türlerinin değişmeside izlenebiliyor. Yani bir zamanlar mutafcılık yapan insanlar, sonra bakıyorsunuz sadece sebzecilikle geçinmek zorunda kalıyorlar. Bunun gibi sebzecilikte yetişir değil çünkü şu önemli bir sorun, çok suuyn bol olduğu yerde bulunmasına karşın bu defa Almanya göçü başlıyor. Ve önemli bir sayı zaten Almanya'da bir tarihte Denizli ilinden göçenler en büyük çoğunlukta idi. Ve Almanya'dan sonra geriye dönüpte gene Şirinköy'de yapı yaptıranlar var. Giderken bir evi vardı. Onları o zamanki yaşama biçiminden doğan, oluşan bir ev vardı. Döndüklerinde yaptırdıklarıda apartman yerden kaldırılmış Türk evinin ilkelerine göre iki katlı ahşap çatılı bir evin yerine birden bire oyun duvarına bitişik olarak 4-5 katlı bir apartman yükseliyor. Ve apartmanın 5. katında oturuyor geriye dönen. Alttaki katlar boş ama beşinci kattan inip yerde, ocakta yine saç ekmeğini yapıyor.Enteresan bir sentez. Bununda vurgulamak istediğim yaşama biçiminin değişmesinin üst etkenler altında nasıl çarpıklaşabileceğidir. Çünkü onun özlemini duyduğu o çevrenin, o doğanın ona verdiği etkilenmelerle oluşturabileceği yaşama biçimi yerine, gerek kendi izlenmimleri başka dünyalardan birde ona bir anlamda pompalanan yaşama biçimi onu ne kadar ters bir noktaya getirebiliyor. Eski evleri Şirinköy'ün o kadar ilginç ki yani firiklerden başlayarak bütün yaşam kültürlerini bulabiliyorsunuz. Ve doğayal olan ilişkisinde öteki yaratıklarla ilişkisinde tam bir dengede. Türk evinin genel tezinin yerleşme açısından sayabileceğimiz, güne dönüklük, yaşama dönüklük, doğaya, çevreye saygı, içten dışa davranış yani önce işlemi çözüp, o işlemin sonucunu biçiminde oluşması gibi. Türk evinin gerçekten bugünde çağdaş sayabileceğimiz ilkelerine dayalı bir evden, birden bire kendisine hiçte alışık olmadığı beton duvarlarla bir anlamda hapishane kuran insanlar. Sonra bir başka olayda var. Şirinköy yalnızca 6-7 km. uzaklıkta Denizli'ye. Ama örneğin, hastalıklar açısından baktığımız zaman daha hala orta çağı yaşıyor. Yani diyelim ki bir çocuk hastalığı yahutta kadın hastalığı öyle iyileştirilmeye çalışılıyor.

A.Bahçekapılı: Geleneklere aşırı bir bağlılık mı var ?

Bektaş : Aşırı bağlılık değil gelişmemişlik var. Yani başlılık başka seçenekleriniz olur onların içinden siz onu değiştirmek istemezsiniz. Eski alışkanlıklarııza bağlı kalırsınız. Bu öyle değil. Başka seçenekleri olsa, diyelim ki doktora rahat rahat getirecek bir sosyal güvencesi olsa tabii ki gidecek. Ama hala daha işte çocuğu soyup, üzerine bir testi suyu boşaltıp, ağaca çaput bağlayaraktan hastalık iyileştirmeye çalışıyor.

"Penelope olmadı hiç
Gece gündüz aç susuz dokudu da
Yanıp kurtulacaktı Jean Dark olsa
Yirminci yüzyılda
Orta çağa doğan
Karcı dağın karlı yamaçlarından
Bütün eve odun çeken
Gelin
Şirinköylü
Kar çatlağı ayaklarını    
Bastırırdı duvara her gece

Niobe değildi
Kibele'in dişiliğine değmemişti eli
Muskacıdan muskacıya umut
Yatır dallarında çaput
Hiç doğurmadı
Yılan olsa emzirecek göğsü
Sızlayarak
Her gece
Her gece kardan soğuk söze yenik
Andromake hiç olmadı hiç
Seyretmedi erkeğini surlardan
Savaşı birlikte tarlada
Ağayla ve devletli
Açlığı omuz omuza
Akmaz arıkları ortaçağın
Yirminci yüzyılda bile
Şirinköy'den gelinlerden gelinle de
Paylaşmaya gelmişti
Acıyı ve sevgiyi
Antigone değildi
Sonuna dek
Kendi öldürmedi kendini
Yatıyor odanın ortasında
Çıplak tabanları örtünün dışında
Yarık yarık
Gömülmeğe bile gün dönünce
Kalkıp kendi gidecek gibi"

A.Bahçekapılı: Denizli'ye bu kadar yakın olmasına karşın bu durumun sebebi nedir?

Bektaş : Biz burada tabi kendi öz eleştirimizi yapıyoruz. Gidememek gibi temeldeki öz eleştirimizi buluyoruz. Aslında bu Batı Anadolu'nun pek çok yerinde söz konusu. Yani o Ege kıyılarından gidiyorsunuz pırıl pırıl işte ikinci konutlar, turistik tesisler 15 km içeriye girdiğiniz zaman gerçekten tam 1000-2000 yıl öncesinde yaşayan insanları, köyleri buluyorsunuz.

A.Bahçekapılı: Biz yine evlerin mimari özelliklerine dönelim. Hangi özellikleri benziyor Babadağ ile Şirinköy'ün evlerinin?

Bektaş : Biraz önce söylediğim gibi Babadağ'ın evleri yamaca yerleşmiş. Şirinköyde öyle. Yani Bütün Anadolu'da yerleşmeler hiçbir zaman alüvyonun üzerine yapılmaz. Yani ekmek yiyeceği toprağı insanoğlu 3000 yıldır anadoluda yaptığı yerleşmelerde ilk izlediği ilkesiyle kirletmez, onu boşa harcamaz. Yamaca yerleşir. Yamaca yerleştiği zaman kimse kimsenin güneşini kezmez, göz hakkını kesmez. Ve birbirlerine atık sularla kötülük etmezler. Bu tabi çok önemli bir ilke. Kapısının gündoğusuna bakması. Sonra bunlar yerden biraz kaldırırlar. Nem ve toprak gelip geçsin altından diyerekten ve anakat yukarıdadır. Sokaklar dar, yarısı gölgeli. Ondan sonra yukarıda da mekanları. O kemanlarda oda çok önemli Odaya Babadağ'da ev derler. Gerçekten bir ev gibi. Bir çekirdek ailenin neredeyse evden hiç çıkmadan. Diyelim ki bir hafta evden çıkmasa gereksinimlerini karşılayan bir oylum ocağı var. Kerevitleri var. Seki altı var. Yani bütük hizmetlerin görüldüğü bir orada yüklük var, yunmalık var, fincanlık var. Bunların hepsi bir odanın içinde. Mesela ocağın önünde ilginçtir başka yerde çok rastlanmayan Babadağ'da bir sürme kapak ocak kapatılır, yok olur. Ve güzel ahşap işlemeler, yaygılar, kilimler maketlerin üzerindeki örtülerle gerçekten yaşantısı bir oylumdur. Ve ustalarla ilişkilerde aynı. Babadağ'ın ustaları kendi içinden, şirinköy'ün işçileride Yarangüme'den. Yarangüme, Tavas oda Denizlinin bir ilçesi. Ustalarıyla ünlüdür. Burada ustalar aletlerini omuzlarına vurdularmı nerede iş oraya kalıyorlar. Ve her biride çok onur düzeyinde yaptığı işe bağlılar. Şirin köy'ün evlerinin üzerinde ustaların adları yazılıdır. Aslında çoğu zaman bu evlerin anonim olduğunu, herkesin böyle yaptığnı, mimarları olmadığını söylerler. Bunuda birazcık şirinköy'de örneğiyle yalanlayabiliriz. Yahutta karşı çıkabiliriz. Herbiri yaptığı işin bilincindedir. Ama başka bir yerden geliyor ustalar. Peki nasıl oluyorda başka bir yerden gelen usta? orada onların kalacakları yerleri var. Sanki oralı gibi yaşıyorlar. Yani Caminin yanına yapılmış ayrı bir ev diyelim bu şirinköy'de sözkonusuydu. Ve içli dışlı yani gerçekten onların yaşama biçimini iyi bilerekten ve onların bütün özelliklerini tanıyarak işlerini yapıyorlar. Babadağ'daki ustalar, oda ilginç katılımı çok iyi ortaya koyan yöntem. Bir ev yaptıracağınız zaman. Babadağ'ın içinde 3-4 tane usta var. Bunların yaşayan temsilcilerinden görüşebildiğim, sevdiğim, hatta bugün bir tanesi halen belediyeye danışmanlık yapıyor idi. Yani o diplomasız şusuz, busuz dediğimiz usta ama o usta, ahşap üzerine toprak boyası ile süsleme yapılmasından tutun, taş duvar işçiliğine... Tabii asıl belirleyici olan konu gülgerdik konusu, ahşap standarda ve modüle göre yapılır evler. O belirler evin ölçülerini. Bütün bunları kendi başına yapabilen bir ustaydı. Ama, yine de bir insan ömrü yakınlığında Babadağ'da olsun Şirinköy'de olsun evler yapılmış ve bu evler geçmişin kültüründen bir kapma göstermemiş. Bu ayrı bir özellik. Hemde bir kuşak öncesine kadar diyebilirm. Hadi bilemediniz iki kuşak. Ondan sonra birden bire elinde proje biçmimizden hiç ilgisi olmayan bir yaşama biçiminden yapılmış olan örneklerden kopyalarla apartman daireleri. Ve onlar belgelerin bağrına hançer gibi saplanmış görünüyor.

A.Bahçekapılı: Koruma konusuna geleceğim konusuna geleceğin buradan haliyle. Korumadan pek de söz edilmeyecek herhalde Şirinköy'de?

Bektaş : Ayrıcada tartışılabilir. O bir yaşama biçiminin ürettiği ve çağlarıyla çağdaş bir ürün. Ve bugün onu zorla korumaya kalkışmak sözkonusu değil. Çünkü öyle yaşamak istemiyorlar artık insanlar. Ve o yaşamın koşullarıda yok.

A.Bahçekapılı: Koşıllar ortadan kaktı mı? Mühim olan o.

Bektaş : O tabiiki. Kalkmalı da yani. 400 yıl önceki koşullarla yani 200 yıl önceki koşullarla bugünkü koşullar aynı olursa işte o bizim özeleştirimiz yani utanılması gereken olay. Ama gelecek kuşaklara bakın bu insanlar kendileriyle ne kadar koşuttular. Ne kadar doğanın içinde ben merkezli yaşamayı bildiler. Yani yaprağı çat diye yahutta dalı kırıp suyu kirletip, oraya tükürüp düşmanca davranmadılar doğaya. Ve o doğanın içinde dengede olmayı bildiler. Diyebileceğimiz örnekler. Çünkü çocuklarımız limonun ağaçta yetiştiğini unuttular. Yani başka ülkelerde. Ben yugoslavya'da gördüm. Sarayı oda bunları duvarlara resmetmişler, kocaman bir müze kurmuşlar. Ve çocuklarına diyorlar ki bakın "kimse kimsenin güneşini kesmezdi. Kimse kimsenin yelini kesmezdi " diyerekten bugünkü kuşaklara mesaj iletiyorlar. Biz bunu yapamayacağız diye korkuyoruz. Çünkü çok hızlı yok ediliyor.Ama korunsun diye sen müze gibi bunun içerisinde yaşa, hatta 150 yıl öncesi gibi, buda çağdaşlığa sığmaz.

Diliyoruz bu tarihi güzellikler, bu kültür mirasları hiç yok olmasınlar. En azından belgeleyelim diye uğraşıyoruz.

A.Bahçekapılı: Verdiğiniz bilgiler için teşekkürler.