YAZARLAR YAZARLARI ANLATIYOR-1

MILLER, GIONO’YU ANLATIYOR

 


Sezai ARLI

 

“Jean Giono’nun kitaplarına ilk defa Rue d’Alesia’daki aynı zamanda kitap da satan şu köhne kırtasiyeci dükkanlarından birinde rastladım. Dükkan sahibinin kızı –Tanrı onu kutsasın!- bana neredeyse zorla bir kitap sattı. Adı “Que ma joie demeure” (Erkek Arzusunun Mutluluğu) idi! 1939’da Giono’nun çocukluk arkadaşı Henri Fluchere ile birlikte Manosque’u tavaf etmeye gittikten sonra, adı geçen bana Jean le Bleu’yu (Mavi Çocuk) satın aldı. Yunanistan’a giderken gemide okudum.  Bu Fransızca baskıların ikisini de kaybettim. Amerika’ya döndükten kısa bir süre sonra Viking Press’in editörlerinden Pascal Voici ile tanıştım. Onun vasıtasıyla Giono’dan Ingilizce’ye ne çevrilmişse buldum. Maalesef fazla değildi.”

 

“Bu arada doğdugu yerde, Manosque’da yaşamını sürdüren Giono ile arada bir yazıştım. Evini ziyaret ettiğim zaman kendisi ile karşılaşamadığıma çok üzüldüm –o sırada kitaplarında müthiş bir şiirsellikle anlattığı uzun kır yürüyüşlerinden birinde olduğu için evde yoktu. Gerçi onunla tensel olarak karşılaşmadım ama ruhsal olarak karşılaştığımı katiyetle söyleyebilirim.Tıpkı şu geniş dünyadaki diğer birçokları gibi. Kimileri onu sadece Harvest (Harman) ve Baker’s Wife (Fırıncının Karısı) gibi kitaplarının sinema uyarlamalarından tanıyordu. Bu filmleri izleyen hiç kimse salondan kuru gözlerle çıkamaz. Harman’ı gördükten sonra kimse artık bir somun ekmeğe eskiden baktığı gibi bakamaz, keza Fırıncının Karısını gördükten sonra kimse aldatılan kocayı eskisi gibi kabaca alaya alamaz.”

 

Henry Miller, Giono ile ilk karşılaşmasını “Yaşamımdaki Kitaplar”(1) başlıklı kitabında işte böyle anlatıyor

 

Giono, bazı eleştirmenlerce “köylü anarşisti” olarak nitelendirilmistir. Miller bu konuda da şöyle yazıyor:

 

“Şayet Giono anarşistse, Emerson ve Thoreau da anarşisttir. Eğer Giono köylü ise, Tolstoy da köylüdür. Ama, bu büyük kişiliklere bu açıdan bakmak ve bu özellikleri ile yaklaşmak mümkün değildir. Giono roman ve öykülerinde köylüyü yüceltmiş; düşünsel yazılarında anarşizmin sınırlarını aşmıştır. Melville ile ilgili kitabında da gördüğümüz gibi (2) gerçek Giono’ya insanla ilgili yazılarında ulaşabiliyoruz. Bu Giono bir şairdir. Şiirsellik kurgu ve yazılarında güçlü bir şekilde ortaya çıkar. Bu yönü ile hangi sınıf, rütbe, statü ve uğraşta olursa olsun, kadın erkek herkesi etkisi altına alır. Bu ona ebeveynlerinden, sanırım özellikle Mavi Cocuk kitabında öylesine duygu yüklü, öylesine etkileyici anlattığı babasından geçen bir mirastır.”

 

Miller’a göre Giono, tıpkı Faulkner gibi kendine özgü bir yöre yaratmıştır. Mitolojik özellikli bu yöre tarih ve coğrafya kitaplarının anlattığından daha gerçeğe yakındır. Burada yıldızların ve gezegenlerin hareketleri sarsıcı darbelerdir. Bu topraklarda insanlara binlerce yıl önce tanrılara olduğu gibi “birşeyler” olur. Pan yeryüzünde dolaşır, mucizeler olur. Yazar zengin ve yaratıcı muhayyilesi ile can verdiği kahramanlarına ihanet etmez. Onun kadın ve erkeklerinin prototipleri güney Fransa efsanelerinde, eski gezgin şarkıcıların şarkılarında, Charlemange’ın günlerinden beri süregelen isimsiz mütevazı köylülerin günlük işlerindedir.

 

Miller, babasının Giono üzerindeki etkisini, yazarın Mavi Çocuk kitabından yaptığı şu alıntıyla anlatıyor: “Babamın anısına bu kadar büyük bir aşkla bağlıysam, onun görüntüsü gözümün önünden hiç ayrılmıyorsa, zaman bu bağı koparamıyorsa, bunun nedeni her günkü yaşamımda onun benim için yaptıklarını yeniden anımsamamdır. O, benim duyarlılıgımı ilk farkedendi. O, gri gözleriyle benim bir duvara dokunurken orada bir cildin pürüzlülüğünü hissettiğimi gören ilk insandı. (…) O, içimdeki hiç bir şeyi kırmadı, yırtmadı, silmedi, nemli parmağı ile hiç bir şeyi eğmedi. Anaç bir böcek gibi küçük lavrasına yaşamı gösterdi; birgün bu, öteki gün o; beni bitkiler, ağaçlar, erkekler, tepeler, kadınlar, cesaret, iyilik, gururla tarttı. Bütün bunlar beni besledi, iyileştirdi ve onun sayesinde içimde derin bir güneş oluştu.”

 

Mavi Cocuk kitabının sonunda, artık sona yaklaştığını hisseden baba Giono, bir ıhlamur ağacının altında oğluyla sessizce konuşurken şöyle der: “Nerede hata yaptım biliyor musun, iyi ve yardımsever olmaya calıştığımda, sen de aynı hatayı yapacaksın, tıpkı benim gibi.”

 

Miller bu sözler için şöyle diyor: “Yürek burkan sözler. Çok doğru, çok. Bunu okuduğumda ağladım. Giono için, babası için, kendim için, “iyi ve yardımsever” olmak için çabalamış herkes için ağladım.”

 

 ------------------------------------------------------------------------------------------------

(1)  “The Books In My Life”, Henry Miller, A New Directions Book, New York, 1969, 14th Printing.

(2)  “Pour Saluer Melville”, Gallimard, Paris, 1986, ISBN: 2070228193.

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------

 

HENRY MILLER

 

 

 

1891’de New York’da doğdu. Babası Alman göçmeni bir terzi idi. Yüksek öğrenim için New York Şehir Üniversitesine girdiyse de iki ay sonra okulu bıraktı. Kısa bir süre bir çimento şirketinda çalıstı. Arkasından, bütün Güneybatı Amerikayı ve Alaska’yi gezdi. 1913’de babasının terzi dükkanında çalısmaya başladı. 1917’de evlendi ve baba oldu.

 

1920-24 yılları arasında bir telgraf şirketinde çalıştı. Daha sonra ailesini terk ederek bir Broadway dansçısı olan June Mansfield Smith’le yaşamaya başladı. Bu ilişki Miller’in ilk iki kitabı “Moloch” ve “Crazy Cock” ve daha sonra yazdığı “Sexus”, “Plexus”, “Nexus” üçlemesinin ilham kaynağı olmuştur.

 

Miller 40 yaşına kadar  ciddi olarak yazmaya başlamamıstır. 1930’da Paris’e gitmiş ve dokuz yıl boyunca orada yaşamıştır. Bu dönemde revaçta olan gerçeküstücü akımdan ve bu akımın temsilcilerinden Celine’den etkilenmiş, Lawrence Durrell ve Anais Nin’in de bulunduğu edebiyat çevresi içinde yer almıştır. Miller, bu dönemde yayımlanan ve bugün klasik sayılan iki kitabı Tropic of Cancer (Yengeç Dönencesi) (1934) ve Tropic o Capricorn (Oğlak Dönencesi) (1936) ile üne kavuşmuştur. Otobiyografik özellikler taşıyan ve o günlerin Paris ve New York’unun bohem yaşamını anlatan bu kitaplar 1961 yılına kadar ABD’de - sansür yasası yüzünden - yayımlanamamıştır. Miller’la June ve Anais Nin arasındaki üçlü aşk ilişkisi Anais Nin’in ünlü günlüğüne ve 1990’da vizyona giren “Henry and June” filmine konu olmuştur. Bu dönemde Miller, Lawrence Durrell ve Anais Nin’le birlikte “The Booster” adlı dergiyi de cıkarmıştır. Miller’in bu dönem eserleri arasında yazarın Brooklyn’de geçen çocukluk yılları anılarına dayanan “Black Spring” (1936) ve 1939’da Yunanistan’a yaptığı geziden mülhem “The Colossus of Maroussi” (1941) de vardır.

 

Miller, II. Dünya Savaşının patlak vermesi ile birlikte ABD’ye döndü ve yaşama veda ettiği 1980 yılına kadar California’da yaşadı. 1957’de Ulusal Edebiyat ve Sanat Enstitüsü üyeliğine seçildi.

 

Olağanüstü renkli bir yaşamı olan Miller 1967’deki beşinci evliliğini Tokyo’da “Tropic of Cancer” adlı bir gece kulübü işleten genç bir Japon kabare şarkıcısı ile yapmıştı.

 

JEAN GIONO

 

    

 

1895’te doğdu. Babası bir ayakkabıcı, annesi çamaşırcıydı. Otuzdan fazla roman yazdı. Ayrıca öykü, deneme, şiir, oyun, senaryo, çeviri alanlarında da eserler verdi. Fransız edebiyatının en büyük yazarlarından biridir.

 

Giono bir pasifisttti. Bu yüzden Ikinci Dünya Savaşı yıllarında iki defa hapis yattı.

 

Bütün yaşamını, doğduğu yer olan Güney Fransa’daki Provence ilinin Manosque kasabasında geçirdi. Ekim 1970’te yine burada hayata gözlerini yumdu.

 

Prix Bretano, Prix de Monaco, Legion d’Honneur gibi önemli ödül ve nişanlar aldı; Goncourt Akademisi üyeliğine seçildi.

 

Başta “Le Chant du Mond” (Dünyanın Şarkısı) olmak üzere, Giono’nun bazı eserleri Türkçe’de de basılmıştır.

 ----------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

(*) İlk defa Yalınayak Edebiyat dergisinin Nisan-Mayıs 2006 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

 

BACK TO HOME PAGE