“SURGUN”


Sezai ARLI

 

Edward W. Said yasayan Batili dusunurler arasinda belki de Turkiye’de en cok taninanidir. Bunun bir nedeni “sol-muhalif” gorusleri ise, diger bir nedeni de Said’in Filistin kokenli olmasidir.

 

Filistin kokenli bir ABD vatandasi olan ve Columbia Universitesinde “Ingilizce” ve “Karsilastirmali Edebiyat” dersleri veren Profesor Said’in yirmiden fazla eseri arasinda en cok taninanlari “Orientalizm”, “Kultur ve Emperyalizm”, “Filistin Sorunu”, “Islam Uzerine”, “Entelektuelin Rolu” .. sayilabilir. Edward W. Said’in belki de en az bilinen eseri, yazarin anilarini iceren “Surgun” (“Out of Place”) (*) kitabidir.

 

Kayip yillar

 

1935 dogumlu olan ve gunumuzun en onemli entelektuellerinden biri olarak nitelenen Edward W. Said, 1991 yilinda kan kanseri oldugunu ogrenince dogup buyudugu, cocukluk yillarinin gectigi Filistin, Lubnan ve Misir’la ilgili anilarini yazarak bir kayit birakmak istegi duyuyor. 1994 yilinda tedavisi devam ederken yazmaya basladigi “Surgun” baslikli bu anilar kitabi 1999 yilinda basiliyor.

 

Yazar bu “kayit birakma” istegini Onsoz’de soyle ifade ediyor: “Surgun, esasen kaybedilmis veya unutulmus bir dunyanin kaydidir. Birkac yil once bana olumcul gibi gorunen bir hastaligin teshisi konuldugunda, bende dogdugum, kisiligimin olustugu Arap dunyasinin ve egitim gordugum, kolej ve universiteye gittigim Amerika’daki yasamimin subjektif bir kaydini birakma istegi dogdu. Hatirladigim bir cok yer ve kisi artik mevcut degildi. Buna karsin, onlari nasil dakikasi dakikasina ve son derece belirgin detaylari ile animsadigimi farketmek beni sasirtiyordu.” 

***

 

Anilarin omurgasini, yazarin cocukluk ve ilk genclik yillarinin (1935-1951) gectigi Kudus, Beyrut ve Kahire’deki yasami, Ingiliz ve Amerikan okullarindaki ilk egitimi, o gunlerin sosyal, ekonomik, politik ortami, Ingiliz ve Amerikan okullarinda o gunun sartlarinda Amerikan vatandasligina sahip, Filistin’li (Kudus) varlikli bir Hiristiyan-Arap isadaminin cocugu olarak bir yandan Kahire’de ayricalikli bir egitim alirken, ote yandan “Edward” (babasi o gunlerin yakisikli-gozde Galler Prensi Edward’in adini veriyor ogluna) ile “Said” bilesiminin ortaya cikardigi celiski-eksiklik, Ingiliz ve Amerikali ogretmen ve ogrencilerin kucumsemelerine, dislamalarina maruz kalisi, daha sonra 1948’den itibaren baslayan Filistin’den surulme olgusunun yol actigi derin uzuntu-ofke olusturuyor.

 

Sekiz yasinda ilk dayak

 

Kahire’de okudugu Gezira Preparatory School adli Ingiliz okulunda sekiz yasinda iken Mr. Bullen isimli Ingiliz ogretmenden yedigi ilk dayagi  yasami boyunca unutamadigini soyleyen yazar, soyle diyor: “Duydugum fiziksel aci, butun benligimi kaplayan ofkenin yaninda bir hicti. Beni boylesine kabaca doverek (bir eliyle boynundan bastirip one egdigi cocugun kicina bamboo sopayla vuruyor) asagilayan bu cirkin yaratik kim oluyordu? Nicin kendimi boylesine gucsuz, boylesine “zayif” - bu sozcuk yasamimda dikkate deger bir yer edinmeye basliyordu – bir duruma dusurdum?

 

Said, bu okuldaki egitim ve disiplin anlayisini “somurgeci” olarak niteliyor. “Okul bir egitim yeri olarak pek ilginc sayilmazdi. Ancak, ogretmenleri ve ogrencilerinin cogunlugunun keskin “Ingilizci” yapisi benim somurgecilikle (yazar “kolonyalizm” tabirini kullaniyor) ilk kapsamli karsilasmama vesile oldu. Okul disinda Ingiliz ogrencilerle hic bir temasim yoktu. Gorunmez bir kordon onlari bana kapali olan ayri bir dunyada tutuyordu. Onlarin isimlerinin nasil “tam” dogru, giysilerinin ve aksanlarinin benimkinden nasil tamamen farkli oldugunun bilincindeydim.”

 

Filistin’den surgun yillari

 

“1 Kasim 1947 gunu onikinci yas gunumu kutladigimiz gun benden buyuk kuzenlerim Yusuf ve George’un Balfour deklarasyonunun yayinlandigi gunden ‘tarihimizin en kara gunu’ diye soz ettiklerini hatirliyorum.”

 

(………..)

 

“Tirmanan krizin belirtileri cevremizi sariyordu. Kudus, Ingiliz asker ve polisinin kontrol noktalari ile bolunmustu. Araclar, bisikletliler ve yayalar kendi bolgeleri icin gecerli gecis kartlari tasimak zorundaydi.”

 

1948 baharindan itibaren butun akraba ve tanidiklar goce zorlanmistir. Yazarin dogup buyudugu Kudus’un gozde “Talbiyah” semti artik siyonist tedhis orgutu Hagganah’nin elindedir.

 

Nebiye hala ve  sehit doktor Haddad

 

1948’den sonraki Filistin’den surgun ve artik yaz-kis Kahire’de yasanilan gunlerde, yazarin kisiliginin ve dunya gorusunun olusmasinda etkili olan, bir bakima yasaminda derin izler birakan iki kisilik one cikiyor. Bunlardan biri, butun yasamini Filistinli surgunlere adayan, dur-durak bilmeden Kahire’nin yoksul Shubra varoslarina savrulmus Filistin’li gocmen aileler icin calisma-oturma izinleri, is, as, saglik saglamaya calisan, yardim toplayan Nebiye haladir. Her Cuma aksami hic aksatmadan evlerine yemege gelen, sevecen ama kararli, mutevazi ama gururlu, gosteristen uzak ama mucadeleci, Filistin ulusal kimliginin, ulusal onurunun sembolu Nebiye hala …

 

“Ilk defa yasamima “otekileri” yani yoksul Filistin’li gocmenleri sokan, onlarin acilari karsisinda icine dustugum caresizlik, duydugum ofke sonucunda Filistin’in tarihinini, Filistin sorununu kavramami saglayan  Nebiye halaydi.”

 

Gocmenlerin saglik sorunlarinda Nebiye halanin yoldasi, genc Filistin’li doktor Ferid Haddad’dir. Dr Haddad, yazarin kendisi gibi Kudus ve Kahire’deki Ingiliz okullarinda okumus, surekli olarak Kahire’nin yoksul kenar mahallelerini dolasan, haftada uc gun ogleden sonra ayni saatte ev ve muayenehane olarak kullandigi mekanda kapiya yigilmis yoksul hastalari ucretsiz muayene eden, paraya onem vermeyen, siyasi kisiligi ile taninan, az konusan bir kisidir.

 

1959 yili Aralik ayinda bir gun, “komunist” oldugu gerekcesi ile uzun zamandir hapishanede tutulan Dr Haddad’in Isvec asilli esi Ada, yari giyinik ve saci-basi daginik olarak Arapca ayinin devam ettigi Heliopolis Anglikan Kilisesine dalip “kapima geldiler ve Ferid’i mahalli polis karakolundan almami istediler. Onu serbest birakacaklarini dusunerek kosa kosa gittim. Vardigimda masada oturan polis uc veya dort adamla birlikte gelmemi istedi. ‘Nicin?’ diye sorunca ‘Ferid’in tabutunu tasiman icin’ dedi.” Bunlari soyledikten sonra oldugu yere yigilan kadincagizi cemaaten birileri evine gotururken, Yazar’in kuzeni Yusuf uc arkadasi ile beraber karakola cenazeyi almaya gidiyor.  Buradan polisler esliginde Abasiya isimli issiz mezarliga goturuluyorlar. Yeni kazilmis bir cukurun basinda kollari sivali, kurekli-kazmali iki asker beklemektedir. Cukurun bir ucunda da kaba tahtalardan alelusul cakilmis bir tabut vardir. Polis sefi: “Icinizden biri teslim zaptini imzalasin, ondan sonra tabutu cukura indirebilirsiniz. Ama tabutun kapagini acmak veya soru sormak yok” diyor. Denileni yapiyorlar. Tabut cukura indirilir indirilmez askerler hemen kureklerine sarilip ustune toprak atmaya basliyorlar. Polis sefi, kufreder gibi bir sesle: “Simdi hemen burayi terkedin. Mezari ve tabutu acmaya sakin yeltenmeyin” diyor.

 

***

Edward W. Said’in anilarinin bir baska onemli boyutu da Edward W. Said’i unlu bir entelektuel, basarili bir bilimadami, onde gelen bir edebiyat elestirmeni, basarili bir muzisyen (basarili bir piyanist ve muzik elestirmeni oldugunu biliyoruz) yapan arka plani ortaya cikarmasidir. Bu arka planin dislanmislik, azinlik aidiyeti, gocmenlik, surgunluk, yatili okul, kozmopolit bir cevrede –o gunlerin Kudus, Kahire ve Beyrut’u – dogup buyumus olmak ve elbette daha sonra Hermon koleji, Princeton ve Harvard gibi ABD ve dunyanin en iyi okullarinda egitim, New York gibi bir dunya baskentinde yasamis olmak .. gibi bir cok unsuru varsa da bunlarin en basta geleni, yazarin annesi ile olan derin bagidir.

 

“Buyuk adam” arka plani ve anne-ogul bagi

 

Ogrencilik yillarinda pek de parlak bir ogrenci olmayan, yaramaz-afacan ancak cekingen, kirilgan, icine kapanik bir cocuk olarak hatirlanan Said’in sonralari unlu bir entelektuel olarak sivrilmesi yakin cevresini, ozellikle de okul arkadaslarini sasirtiyor. Ancak, anilarini dikkatle okudugumuz zaman, Buyuk Iskender’den Kemal Ataturk’e, Nazim Hikmet’den Yasar Kemal’e kadar tarihte devlet adami, asker, sanatci ve bilimadami olarak yer almis bir cok unlu kisiligin yetistigi arka planin Edward W. Said icin de var oldugunu goruyoruz.

 

Ozellikle annesi ile olan derin baginin, yazarin kisiliginin olusmasinda belirleyici bir rol oynadigi, adeta onu sekillendirdigi anilarin akisi icerisinde su yuzune cikiyor. (Kitapla ilgili elestirilerde, yazarin bu iliskiyi ifade etmedeki yazinsal ustaligindan ovguyle soz edilmistir.) Yazar bu iliskiyi kimi yerde “ask”, kimi yerde de “sarsilmaz birliktelik” kavramlari ile ifade ediyor.

 

Said, anilarinin bir yerinde soyle diyor: “Anem benim yasamimda hakki olmayan bir yer almak istedigi icin degil, ama bana olan derin sevgisi ve bagliligi ile yasamimin hep icinde oldu. Oyle ki bu konumu, olumunden sonra bile aynen devam etti.” Yazar, annesini, “hukmedici egosu olan, kendine asik, dar bir ev kadinlari cevresinde kendini ifade etme, disa vurma ve ilgi cekme araclari bulmada ve babasinin ‘egilmez, genellikle sessiz celik iradesine’ karsi koymada basarili ..” olarak tanimliyor. Bu araclar arasinda, Fransizca’yi ogrenmesi (babasi basaramamistir!), edebiyata ve muzige olan duskunlugu (babasinin duskun oldugu tek sey annesinin kucumsedigi bakkal-manav-kasap-taksi soforu gibi ‘ayaktakimi’ ile saatlerce oynadigi “tawla”dir!) ve bunlari biricik oglu ile paylasmasi ve sonucta onu da kendini ifade etmenin bir araci haline getirmesi .. var.

 

Annesinin uzerindeki etkisi oylesine gucludur ki yazarin edebiyat, elestiri, muzik, fransizca gibi alanlara yonelimi ve bu alanlardaki ustun basarisi yaninda yetiskinlige ulasma ve yetiskinlik sonrasinda baska kadinlarla iliskilerinde de (ilk evliligi basarisizlikla sonuclaniyor!) belirleyici oluyor.

 

***

 Anilar, yazarin Hermon kolejinden sonra Princeton’daki universite ogrenimi, arkasindan Harvard’da mezuniyet sonrasi egitim, arada Kahire ve Beyrut’a yaptigi (Kudus artik Israil’in isgali altindadir!) nostaljik ziyaretler, Lubnan ic savasinin yarattigi psikolojik-toplumsal cokuntu, babasinin olumu, asklar, evlilikler, (ikinci evliligi devam ediyor) bilimadami ve entelektuel olarak une kavusmasini saglayan akademik-entelektuel calismalarinin anlatildigi bolumlerle devam ediyor.

 

Firtinali bir ask

 

Edward W. Said’in yasamina damgasini vuran kisilerden birinin de yazarin insli-cikisli, kopuslu-birlesmeli, firtinali bir ask yasadigi ve anilarinda sadece “Diana” olarak ismini verdigi Amerika’li bir kadin oldugunu ogreniyoruz. Yazar, tanismalarini soyle anlatiyor: “Kizkardeslerimin en buyugu Rosy ile Philadephia’daki bir bulusmamizda, sinif arkadasi kiz bize katilmayi ve birlikte “Saticinin Olumu” piyesini izlemeye gitmemizi teklif etti. Alisilmisin disinda, ancak mutevazi bir guzelligi vardi. Cok uzun boylu olmasina karsin sasirtici bir cekiciligi vardi. Piyesi izlerken, mendilimi daha sonra geri verecegine soz vererek (bu beni etkilemisti) odunc aldi ve doyasiya agladi. On dislerinden birinde sorun vardi. O yuzden, yuzyuze konusurken saklamaya calisiyordu. Birkac hafta sonra tekrar gorustugumuzde disini duzelttirmisti. Ona oyle bir yogunluk ve tutku ile baglanmistim ki ondan ayrilamiyordum. Onunla beraber olma istegi, icimde giderek buyuyordu.”

 

Yazar, basarisiz birinci evliliginden sonra tekrar bu eski askina donuyor ve iki yil birlikte yasiyorlar.

 

“Cekiciliginin muazzam gucunu tanimlamak cok zor. Vucudunun romantizmi, - ki bir sure seksuel olarak ulasilmazdi - ona yakin olmanin muthis hazzi, beni istemesi ve reddetmesinin ongorulemezligi, yoklugunu izleyen onu tekrar gormenin eksilmeyen sevinci.. Iste beni ona baglayanlar bunlardi.”

 

***

“Surgun” zamanimizin onde gelen dusunurlerinden birini anlamak icin oldugu kadar, baslibasina bir ani kitabi olarak da onemli, degerli, etkileyici bir kitap.

 ------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

(*) Out of Place, A Memoir, Edward W. Said, Vintage Books, New York, 1999.

 

 

(**) Ilk olarak 17 Agustos 2003 tarihli Cumhuriyet Dergi’de yayinlanmistir.

 

 

BACK TO HOME PAGE