Alintilar ve Anekdotlarla Kurtler ve Kurt Sorunu-1

ALINTILAR VE ANEKDOTLARLA KüRTLER VE KüRT MESELESİ-1

S. ARLI

Ruzi, Kürt meselesini başbakanlık müsteşarı olduğu dönemde ve Hindistan sürgününden döndükten sonra Türkeş'le konuştu. Her ikisi de varolan bir şeyin inkar edilerek yok edilemeyeceği konusunda mutabıktı; Kürt meselesi çözülmediği taktirde, Türkiye üzerinde hesabı olan ülkelerin bu konuyu Türkiye'ye karşı kullanacaklarından emindi. Baskı ve inkarın çözüm olamayacağını biliyorlardı. Ruzi yalnızca arkadaşı Türkeş'le değil, görüştüğü Türk istihbaratçılara da bu konuda dikkatli bir şekilde uyarılarda bulundu. Ancak aldığı cevap umut verici değildi. Ruzi'ye, “Türkiye'de Kürt yok ki problem olsun. Onlar dağ Türkleridir” diyorlardı. Ruzi, Sovyet realitesini, Sovyetler Birliği'ndeki milliyetler meselesini iyi bilen biriydi. Milliyetler meselesi nasl ki Sovyetler Birliği'nin en önemli meselelerinden biriyse, Kürt meselesi de Türkiye Cumhuriyeti devletinin en önemli meselelerinden biriydi.

Enver Altaylı, "Ruzi Nazar: CIA'nın Türk Casusu", Doğan Kitap, İstanbul, Şubat 2013, 1. Baskı, Sh. 371

** 

Ruzi Nazar kimdir?

21 Ocak 1917’de Ozbekistan’ın Margilan şehrinde doğdu. Gençliğinde komünist gençlik örgütü Komsomol üyesi oldu. İkinci Dünya Savaşının başlaması ile 1939 yılında Kızıl Ordu’ya katıldı. Nazilere karşı savaşırken Ukrayna’da yaralandı ve sığındığı bir köy evinde sağlığına kavuştuktan sonra 1941 yılında Nazi işgali altındaki Ukrayna’da Alman ordusunun Ukraynalılardan oluşturduğu ‘yardımcı birliklere’, daha sonra da Türkistan lejyonlarına katılarak Sovyetlere karşı savaştı.

Savaş’tan sonra Almanya’da kalıp bir Alman kızıyla evlenen Nazar, 1951 yılında CIA’nın Türkiye istasyon şefi Archibald Roosevelt’in teklifini kabul ederek CIA’de görev aldı ve Washington’a yerleşti. Burada 1956 yılında Türkiye Büyükelçiliği Basın Ataşesi Altemur Kılıç, Askeri Ataşe Yardımcısı Agasi Şen ve Pentagon’da Türk Genel Kurmayının NATO Temsilcisi olarak görev yapan Alparslan Türkeş’le tanışıp dost oldu.

Aralık 1959’da Ankara’ya atanan Ruzi Nazar’ın CIA Istasyon şefi olarak görev yaptığı 1971 yılına kadar dönemin MİT Müsteşarı Fuat Doğu’dan Ayten-Cüneyt Gökçer’e, Kinyas Kartal’dan Ayhan Şahenk’e uzanan bir dizi yeni dost edindiğini, 27 Mayıs İhtilali ertesinde Türkeş’in kurşuna dizilmekten kurtarılması, 9 Mart 1971 askeri darbesinin önlenmesi ve darbecilerle onları destekleyen ‘solcu’ aydınların tutuklanarak Ziverbey Köşkünde işkencelerden geçirilmesine varan bir çok olaya adının karıştığını görüyoruz.

 

Türkiye’den sonra 12 yıl süre ile Bonn’da görev yapan Ruzi Nazar’ın Sovyetlere karşı yürütülen Soğuk Savaş’ın en önemli oyuncularından biri olarak önemli faaliyetler içerisinde yer aldığını; bu arada bağlantısız ülkelerin düzenlediği Bandung ve Kahire konferanslarına katılarak Sovyet aleyhtarı propaganda yaptığını, CIA’nın Iran’daki rehine kurtarma operasyonu ve Afganistan’daki bazı operasyonlarında görev aldığını biliyoruz. Bonn’da görev yaptığı dönemde, başta Enver Altaylı olmak üzere Almanya’daki ülkücü liderlerle yakın temasta olduğu ve 12 Eylül öncesinin bazı olaylarında rolü olduğu yazılmıştır.

“The Beautiful Mind” yazarı Sylvia Nazar’ın babası olan Ruzi Nazar halen hayattadır ve Türkiye’de yaşadığı söylenmektedir.

***

 Archie Roosevelt (Amerikan Istihbaratçı ve Yazar, 1918 – ...)

Bu dünyada insanı Kürdistan’dan daha çok büyüleyen çok az yer vardır. Sarp dağları –bazen çıplak, bazen meşe ve ardıçla kaplı- şurada buradaki geniş vadilerle bölünmüştür. Kürtlerin taş ve kerpiçten köyleri her tarafa serpiştirilmiştir. İlk defa kırküç yıl önce bir Kürt köyü gördüm, bir dağın yamacına yaslanmış derin bir vadiye tepeden bakıyordu, vadinin dibinde zar zor farkedilen bir dere gümüş bir çizgi halinde kıvrılarak aşağıya ovalara doğru akıyordu.   

Archie Roosevelt, “For Lust of Knowing, Memoirs of an Intelligence Officer", Little, Brown And Company, USA, 1988, p. 185

Süleymaniya şehrini ve suklarını keşfe çıkınca Kürtlerin güzel görünüşleri beni sarstı. Çoğu sakallıydı –ki şimdilerde Bagdat’da neredeyse kayboldu- ve nispeten daha iyi giyimliydiler. Ama beni asıl derinden etkileyen pazardaki küçük bir okuldu. Ak sakallı bir ihtiyar dokuz yaş grubu öğrencilerine Fars şairi Sadi’nin Bostan’ından dizeler okutuyordu. Daha sonra anladım ki İran ve Irak’taki Kürtlerin kültür dili, kendi dillerine en yakın dil olan Farsçaydı. Bu da doğaldı, zira bir zamanlar Fars edebiyatı –hatta dili- Istanbul’dan Bengal’e kadar uzanan doğudaki Islam dünyasının Latincesiydi.

Archie Roosevelt, “For Lust of Knowing, Memoirs of an Intelligence Officer", Little, Brown And Company, USA, 1988, p. 257

“Kürtler olağanüstü birşey istemiyorlar, sadece bütün insanlığın hakkı olan doğal hak ve özgürlükleri istiyorlar,” diyordu Gazi. “BM Kürtlerin durumunu ele almalıdır, şayet hemen bağımsız ve birleşik bir Kürdistan’ın kurulması mümkün değilse, hiç olmazsa Kürtlerin azınlık olduğu ülkelere baskı yaparak bu ülkelerin sınırları içinde otonom bölgeler oluşturmalıdır.” 

Archie Roosevelt, “For Lust of Knowing, Memoirs of an Intelligence Officer", Little, Brown And Company, USA, 1988, p. 279

Gazi Muhammed kötü kaderi ile çabuk karşılaştı. Her üç Gazi de Mehabad’da bir askeri mahkemede yargılandı ve 23 Ocak’ta ölüm cezasına çarptırıldılar. Ancak, infazlar Tahran tarafından geciktiriliyordu, zira Qavam Sovyetlerle yürütülen nazik müzakerelerin ortasında bir rahatsızlık istemiyordu.

Şubat 1947’de Tahran’dan ayrılmamdan bir süre önce General Razmara Mehabad’a gitmişti, edindiğim bilgiye göre gidiş amacı Gazi kardeşlerin infazına nezaret etmekti. Hemen Büyükelçi George Allen’a gidip bu konuda ne yapılabileceğini konuşmak istedim. 

"Gazi kardeşler için niye endişeleniyorsun, onlar Sovyetlerle işbirliği yapmadılar mı?" diye sordu bana. 

"Doğru, ama onlar sadece yurtseverdiler ve kendi halkının durumunu iyileştirmek için yapabilecekleri ne varsa onu yapmaya çalışıyorlardı, ve onlara yardım edebilecek tek devlet Sovyetlerdi. Eğer idam edilirlerse, her yerdeki Kürt yurtseverleri bizi bu cinayetin tarafı olarak görür.” 

"Bu konuda benim ne yapmamı istiyorsun peki?" 

"Bence Şah’tan, Razmara’ya talimat verip Gazi kardeşleri adil ve açık bir yargılama için Tahran’a getirmesini istemelisiniz." 

Büyükelçinin görüşme isteği Şah tarafından hemen kabul edildi ve Büyükelçi Kürtler de dahil olmak üzere aşiretlerin ıslahı konusunda umutlu olduğundan bahisle sözü Gazi kardeşlere getirdi ve Sovyetlerle işbirliği yapmış olsalar da eğitim için çok şey yaptıklarını söylerken Şah sözünü kesti ve gülerek; 

“Onları kurşuna dizeceğimden mi korkuyorsun? Endişen buysa, rahat ol, yapmayacağım.” 

 31 Mart’ta şafak vakti Gazi’ler Haşmetli İmparator, Şahlarşahı’nın emri ile asılarak idam edildiler. 

Anlaşılan bizim büyükelçi daha kapıdan çıkar çıkmaz Şah idam emrini göndermişti.  

Archie Roosevelt, “For Lust of Knowing, Memoirs of an Intelligence Officer", Little, Brown And Company, USA, 1988, p. 185

 **

Archie Roosevelt kimdir?

Archibald Bulloch Roosevelt, Jr. ABD’nin 26’ıncı başkanı Theodore Roosevelt’in oğlu Archibald Bulloch Roosevelt’in ilk çocuğu olarak 18 Şubat 1918’de dünyaya geldi. Ünlü Groton School ve Harvard’ı bitirdi. Bir süre gazeteci olarak çalıştıktan sonra İkinci Dünya Savaşının patlak vermesi ile Amerikan ordusuna katıldı ve 1942’de Kuzey Afrika’ya çıkartma yapan ABD birliklerinde askeri istihbarat subayı, daha sonra da Bagdat ve Tahran’da askeri ataşe olarak görev yaptı.

1947’de bugünkü CIA’nın ilk nüvesi olan Central Intelligence Group’a katıldı ve 1949’a kadar Beyrut’ta görev yaptı. 1949-1951 arasında New York’ta Amerikanın Sesi’nin Orta Doğu bölümünün başı olarak çalıştı. 1951-1953 arasında CIA’in istasyon şefi olarak Istanbul’da görev yaptı. 1953-1958 arasında Washington’daki CIA merkezinde çeşitli görevlerde bulunduktan sonra CIA istasyon şefi olarak Madrid’e atandı. 1962-1966 yılları arasında aynı görevle Londra’da bulundu. Londra’dan sonra tekrar CIA merkezinde görev yaparak 1974’de emekli oldu.

 

Emekli olduktan sonra Chase Manhattan Bank’ın başkan yardımcısı oldu ve başkan David Rockefeller’ın yardımcısı ve danışmanı olarak Orta Doğu’ya yaptığı birçok seyahatte kendisine eşlik etti.

Reagan’ın başkanlığı döneminde, bilhassa eşi Selwa Showker ‘Lucky’ Roosevelt’in Beyaz Saray Protokol Şefi olarak görev yaptığı 1982-1989 yılları arasında Washington’da siyasi alanda aktif olduğu biliniyor.

1988 yılında anılarını, “For Lust of Knowing: Memoirs of an Intelligence Officer” (Bilmek İhtirası: Bir İstihbataratçının Anıları) adı altında yayınladı. Daha çok İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki anılarına yer verdiği bu kitapta CIA’nin gizlilik kurallarına katı bir şekilde uyarak görev yaptığı ülkelerin adlarını bile zikretmedi.

Çok dil bilmesi ile ünlü Roosevelt’in daha çocukluğunda Latin ve Yunan dillerini bilimsel düzeyde öğrendiği; başta Fransızca, İspanyolca, Almanca, Rusça, Arapça, İbranice, Suvayli ve Özbekçe olmak üzere 20’den fazla dile okuma ve konuşma düzeyinde hakim olduğu biliniyor.

Archibald Bulloch Roosevelt, Jr. 31 Mayıs 1990 tarihinde vefat etmiş ve New York’ta toprağa verilmiştir.

 

 ***

Sir Hamilton A. R. Gibb (İskoç Tarihçi, 1895-1971)

Hattin’deki ezici zaferin (4 Temmuz 1187) büyüklüğü hemen diğer şehir ve kalelerin ya doğrudan Selahaddin’e (Akra, Toron, Sidon, Beyrut) ya da generallerinin komutasındaki diğer birliklere (Nazaret, Kayzeriya, Nablus, vs) teslim olmasıyla kanıtlandı. Tir’i şimdilik kaydıyla dokunmadan geçerek, Yafa’yı almış ve Aşkalon’u sarmış bulunan El-Adil’in kuvvetleri ile buluştu. 5 Eylül’de Tapınak Şövalyelerinin Reisi Guy’i serbest bırakmayı vaadederek ve neticede sözünü tutarak Aşkalon’u teslim aldı. Bu bölgedeki diğer kaleler ya Aşkalon üzerine yürürken veya hemen sonrasında birer birer ele geçirildi. Sonunda, Selahaddin, ordularını yeniden birleştirerek asıl tutkusu olan hedefe, Kudüs’ün ele geçirilmesine yürüdü. İki haftadan az süren bir muhasaranın ardından, onun sınırsız asalet ve alicenaplığını teyiden, sanki böyle bir teyide gerek varmış gibi, şehir 2 Ekim’de teslim oldu.

 H.A.R. Gibb, "Saladin-Studies In Islamic History", Edited by Yusuf Ibish, The Arab Institute For Research And Publishing, Beirut, 1974, p.133

 

Sir H. A. R. Gibb kimdir?

Sir Hamilton Alexander Rosskeen Gibb 2 Ocak 1895’de babasının görev yaptığı Mısır’da, İskenderiye’de doğdu. İki yaşındayken babasını kaybetti ve beş yaşına kadar annesinin öğretmenlik yaptığı İskenderiye’de kaldı. Beş yaşında eğitimi için İskoçya’ya gönderildi. 1912’de Edinburgh’daki Royal High School’dan mezun oldu ve Edinburgh Universitesine girdi. İkinci sınıftayken annesini kaybetti. Universite eğtimi Semitik diller (İbranice, Arapça, Aramca) üzerineydi.

1917-1918 yıllarında topçu subayı olarak Birinci Dünya Savaşına katıldı; Fransa ve Italya’da görev yaptı.

Savaştan sonra  Londra Unıversitesi bünyesindeki School of Oriental and African Studies’de okuyarak 1922’de Master derecesi, 1930’da Profesor ünvanı aldı.

1937’ye kadar aynı okulda ders veren ve İslam Ansiklopedisinin editörü olarak görev yapan Gibb daha sonra Oxford’da onsekiz yıl süreyle ünlü profesör Margolioth’dan boşalan Arapça profesörlüğünü yürüttü ve 1955’te Harvard’da Arapça profesörü oldu.

Master tezi olan “The Arab Conquest of Central Asia” (Orta Asyanın Araplar Tarafından Fethi) bilahare Royal Asiatic Society tarafından yayınlanmıştır. Ünlü bir Şarkiyatçı olan Gibb’in telif ve çeviri eserlerinden bazıları şunlardır:

  • Arabic Literature - An Introduction (1926).
  • Ibn Batuta, 1304-1377 (1929).
  • Modern Trends in Islam (1947).
  • Mohammedanism: An Historical Survey (1949).
  • Islamic Society and the West (1. Cilt 1950, 2. Cilt 1957).
  • Shorter Encyclopedia of Islam (1953).
  • The Encyclopaedia of Islam (1954) (Aralarında Profesör Gibb’in de bulunduğu önde gelen şarkiyatçıların editörlüğünde yayınlanmıştır).
  • Studies on the Civilization of Islam (1982).

Profesör Gibb 22 Ekim 1971’de vefat etmiştir.

***

Hassan Arfa (Azeri asıllı İranlı Asker, Diplomat ve Yazar, 1895-1984)

Kürtçeye gelince, kesinlikle başlıbaşına bir dildir ve Farsça’nın bir lehçesi değildir. Kendisinin lehçeleri ve alt lehçeleri vardır. Bu lehçelerin birleşmesi, çok sayıdaki şiir ve nesir eserin bütün Kürtler tarafından anlaşılmasına, böylece mevcut Kürt edebiyatının zenginleşmesine yol açacak ve Orta Doğu kültürüne değerli bir katkı olacaktır.

Hassan Arfa, "The Kurds-An Historical and Political Study", Oxford University Press, London, 1966, p.159

 **

 

Hassan Arfa kimdir?

1894’te Tiflis’te doğdu. Annesi Tiflis’te görevli bir İngiliz diplomatla aristokratik Rus Demidov ailesinden bir kadının kızları Ludmilla Jervis, babası aynı yerde görev yapan İranlı diplomat Rıza Khan Arfa Al-Dowla idi.

İsviçre, Paris ve Monaco’da okuduktan sonra 1914’de İran İmparatorluk Muhafızlarına katıldı ve bu teşkilatın bursu ile savaş yıllarında İsviçre Ordusunda süvari subayı eğitimi aldı.

1920’de İran jandarma teşkilatına, daha sonra da kara kuvvetlerine girdi. Süvari subayı olarak Azerbaycan, Kürdistan ve Loristan’daki isyancı aşiretlere karşı savaştı.

Arfa, Rıza Şah Pehlevi ile (1926-1941 yılları arasında hüküm sürdü) ilk defa 1921 yılında Kürtlere karşı kampanyanın başlangıcında tanıştı. Pehlevi o sırada Harbiye Nazırıydı. Pehlevi’nin güçlü kişiliğinden derinden etkilendi ve ömrünün sonuna kadar ona sadık kaldı.  1923’te İngiliz asıllı Rus balerin Hilda Bewicke’le evlendi ve bir kızları oldu. 1926’da askeri ataşe olarak Londra’da kısa süre görev yaptıktan sonra 1927-1929 arasında Paris’te kurmay eğitimi aldı.

1929 yılında Yarbay rütbesi ile yeni kurulan Pehlevi Muhafız Süvari Alayı komutanlığına atandı ve onu kısa sürede yüksek displinli, elit bir birliğe dönüştürdü. Rıza Şah kendisini 1932 yılında Albay rütbesi ile Harb Akademisi komutanlığına atadı. Rıza Şah’ın 1934’deki Türkiye ziyaretinde ona eşlik etti ve 1936’da kara ve süvari birlikleri genel müfettişi, 1939’da general oldu.

Agustos 1941’de Iran’ı işgal eden İngiliz-Sovyet birliklerine karşı Tahran’ı savunan birliklerin kurmay başkanıydı. Aynı yıl oğul Muhammed Rıza Şah Pehlevi (1941-1979 yılları arasında hüküm sürdü) tarafından askeri istihbaratın başına getirildi. 1944-1946 arasında Genel Kurmay Başkanı oldu.

1946’da Sovyetlerin geri çekilme antlaşmasına aykırı olarak kuzey Iran’daki işgallerini sürdürmelerine karşı kampanya yürüttü ve karşıtları tarafından yedi ay süreyle hapsedildi. Daha sonra görevine iade edildiyse de Mart 1947’de aniden istifa etti ve Musaddıq’ın askeri darbe ile devrildiği ve Şah’ın tekrar işbaşına geldiği 1953 yılına kadar siyasette aktif rol aldı.

1958-1961 yılları arasında İran’ın Ankara Büyükelçisi, 1961-1962’de Pakistan’daki büyükelçisi olarak görev yaptı.

1979’daki İran Devrimi sırasında İran’ı terkederek Paris’e gitti ve burada 1984 yılında vefat etti.

“Under Five Shahs” (Beş Şahın Hizmetinde), New York, 1964 ve “The Kurds: An Historical and Political Study” (Kürtler: Tarihsel ve Politik Bir Çalışma), Londra, 1966 adlı iki eseri yayınlanmıştır.

***

John Bulloch (İngiliz Gazeteci ve Orta Doğu Uzmanı, 1928-2010) ve Harvey Morris

(İngiliz Gazeteci)


Daha 1925’te ilk ciddi isyan patlak verdi ve Suriye’deki Kürtlerle Türkiye’nin güney-doğusundakileri birleştirdi. Milisler oluşturuldu, köylüler ve şehir halkı devletin bütün temsilcilerini ya kovdu ya da öldürdüler; dış yardım arandı, ama alınamadı. Yunanlılara karşı mücadeleden zaferle çıkmış Türk ordusu, kötü organize edilmiş bu isyanı bastıracağına emindi; buna rağmen isyanı bastırabilmesi için 35’000’den fazla asker ve uçak filoları gerekmişti. Bu ilk isyanın mütevazı ve şaşkın amacı, yayınladığı bildiride de belirtildiği gibi, Türkiye’nin himayesi altında bağımsız bir Kürdistan kurulması ve Saltanatın geri getirilmesi idi. Sonunda elliüç lider ölüme mahkum edildi; ve, Jawaharlal Nehru şöyle yazdı: ‘Daha dün bağımsızlıkları için savaşan Türkler, şimdi kendi bağımsızlıklarını isteyen Kürtleri ezdiler. Savunmacı milliyetçiliğin nasıl saldırgan milliyetçiliğe, özgürlük için yürütülen bir savaşın nasıl başkalarını egemenlik altına almak için yürütülen bir savaşa dönüştüğünü görmek çok tuhaf.’

Bir Türk gazetesi ise olaya farklı bir noktadan bakıyordu, ‘Türk süngüsünün göründüğü yerde Kürt sorunu yoktur.'

John Bulloch and Harvey Morris, "No Friends But Mountains: The Tragic History of the Kurds", Oxford University Press, USA, 1992, p. 178-179

Otuz yıldan fazla bir süredir yer altında faaliyet gösteren İran KDP’si 3 Mart’ta [1979] Mehabad’da bir toplantı yaptı ve 1947’de Mehabad Kürt Cumhuriyeti liderlerinin idam edildiği meydanda 200'000 kişilik bir kalabalık önünde yasallığını ilan etti. Partinin kararı, Şah’ın devrildiği günden itibaren fiilen var olan Kürt özerkliğinin Tahran tarafından tanınmasını istemekti. İlk resmi temas, Humeyni’nin kurduğu geçici hükümetin başbakanı Mehdi Bazargan’ın rejimin ilk günlerinde Tahran’dan Mehabad’a Kürtlerin taleplerini dinlemek üzere gönderdiği ve ‘demokratik İran içerisinde Kürtlerin özerkliği’ talebinin kendilerine iletildiği bir heyetle olmuştu.

Ancak, kısa sürede anlaşıldı ki yeni rejim de tıpkı eskisi gibi azınlık haklarını tanımak istemiyordu. Monarşiyi resmen kaldıran ve yerine İslam Cumhuriyetini getiren referandumdan üç gün önce Kum’da yapılan toplantıda Humeyni, Kürtlerin dini lideri Şeyh İzzeddin başkanlığındaki heyete özerklik talebinin kabul edilemez olduğunu bildirdi. ‘Kürdistan’da sükunet istiyorum. Sorun istemiyorum’ dedi Şeyh İzzeddin’e. ‘Ben de özerklik istiyorum’ diye cevap verdi Şeyh İzzeddin. İkisi de ayağa kalktılar ve Humeyni Şeyh İzzeddin’in yakasına sarılarak kızgın bir şekilde Kürdistan’da sorun istemediğini tekrarladı. Şeyh İzzeddin de yine aynı cevabı verdi, ‘Ben özerklik istiyorum.’

John Bulloch and Harvey Morris, "No Friends But Mountains: The Tragic History of the Kurds", Oxford University Press, USA, 1992, p. 204-205

Kürtler zor biraraya gelen bir halk; halbuki, kadim ve modern tarihlerinin de gösterdiği gibi, birlikten kuvvet doğar ve bölünmüşlük milli hedeflere indirilmiş ölümcül bir darbedir; kendi atasözlerinde de ifade edildiği gibi ‘el eli yıkar, iki el de birleşerek yüzü yıkar.’

John Bulloch and Harvey Morris, "No Friends But Mountains: The Tragic History of the Kurds", Oxford University Press, USA, 1992, p. 217

Osmanlı İmparatorluğunda Jön Türk darbesinden sonra ortaya çıkan Arap milliyetçiliği Orta Doğu’daki Arap olmayan azınlıkların haklarını inkar eden dışlayıcı bir doktrine dönüştü. Özellikle Arap milliyetçiliğinin en aşırı şekli olan Baasçılığa göre, Irak ve Suriye’nin Kürt bölgeleri Arap toprağı idi. Halbuki bu bölgelerde Arap yerleşimi ve kültürünün olmadığı tarihi bir realiteydi.  Ironik olan dünyanın güçlü ülkelerinin de bölgeye bu Arap merkezli bakış açısı ile bakma eğiliminde olmalarıydı; diğer milletler, nüfusları ne olursa olsun, kendi topraklarında yabancı bir azınlık muamelesi görüyorlardı. Filistinli Arapların haklı taleplerinin, Orta Doğu gündemini Kürtler gibi Arap olmayan milletler aleyhine işgal ettiği anlaşılıyor.

Ayrıca Arap milliyetçileri, kendi tarih ve kültürlerinde önemli yeri olan Arap olmayan Saladin [Selahaddin Eyyübi] gibi büyük bir liderin ve yine bir Kürt olan ünlü orta çağ tarihçisi ve biyografi yazarı İbni Khalikan gibi bir şahsiyetin rolünü gizlemeye çalıştılar. Yakın zamanlarda bile Kürtler Orta Doğu siyaset arenasında öne çıktılar. Çağdaş Arap dünyasının ilk askeri darbesi 1936’da Irak’ta bir Kürt, Bekir Sıtkı tarafından yapıldı. Yirminci yüzyılda Suriye’deki büyük toprak sahibi ailelerin bazıları Kürttü. Bunlardan birinden, Barrazi ailesinden, bağımsızlığını yeni kazanan suriye devletinin iki başbakanı çıktı. Lübnan’daki büyük Druz Canpolat hanedanının Kürt kökenli olduğu söylenmektedir.

John Bulloch and Harvey Morris, "No Friends But Mountains: The Tragic History of the Kurds", Oxford University Press, USA, 1992, p. 235

Kürtler için belki de en önemli gelişmelerden biri, Doğu Avrupa ülkelerinin özgürlüklerine kavuşmalarına ve arkasından Sovyetler Birliğinin dağılmasına yol açan milliyetçilik rüzgarı oldu. Adı sanı duyulmamış, çoktan unutulmuş bazı azınlıklar Kürtlerin özerklik taleplerinden çok daha zayıf dayanaklarla bağımsızlık talebinde bulunuyorlar. Öyle ki Kürtler, kendisinden çok daha küçük bir millet olan Filistinli Araplara tanınmış bulunan BM’de gözlemci statüsünden bile yoksunlar. Eski Sovyet halkları birer birer Birleşmiş Milletlerdeki sandalyelerine otururken, Kürtlerin de herhalde şu soruyu sormaya hakları var: bağımsız bir Kazakistan veya bağımsız bir Azerbaycan oluyor da niçin bağımsız bir Kürdistan olmuyor?

John Bulloch and Harvey Morris, "No Friends But Mountains: The Tragic History of the Kurds", Oxford University Press, USA, 1992, p. 236-237

Stalin’in, Rusya’da sürgündeyken ücra bir devlet çiftliğinde meyve tartma görevi vererek başından attığı Mulla Mustafa Barzani, onun ölümünden birkaç gün sonra Moskova’ya gitti. Doğruca Kremlin’deki pasaport dairesine gitti ve kapıyı yumruklamaya başladı. Muhafızlardan biri ‘ne istiyorsun?’ diye sorunca Barzani: ‘Kremlinin kapısını çalan ben değilim, Kürt devrimidir’ diye cevap verdi. Kürtler hala kapıları çalıyorlar, ama bu defa daha yüksek sesle çalıyorlar.

John Bulloch and Harvey Morris, "No Friends But Mountains: The Tragic History of the Kurds", Oxford University Press, USA, 1992, p. 237-238

 **

John Bulloch kimdir?

15 Nisan 1928’de Cardiff yakınlarında bir köyde doğdu. Babası eski bir denizciydi. 1950’lerde gazeteciliğe başladı. Western Mail, Northern Daily Mail, Press Association, BBC ve Telegraph’da çalıştı. Buradayken meslektaşı Henry Miller’la birlikte 1961’de ‘Spy Ring’ adlı kitabını, iki yıl sonra da ‘MI5: The Origins and History of the British Counter-Espionage Service’i yayınladı.

İlk yurtdışı görevi Afrika’ydı. Ancak Bulloch asıl kariyerini ve ününü Orta Doğu’da yaptı. 1970’lerin başında Beyrut’a yerleşti ve buradan Körfez ülkeleri ile diğer Arap ülkelerine sıklıkla seyahat etti. Bölge liderlerinin çoğu ile yakın ilişkiler kurdu. 1974’te ‘The Making of A War: The Middle East From 1967 To 1973’ başlıklı kitabı, 1977’de ‘Death of A Country: Civil War In Lebanon’ kitabı basıldı. 1984 yılında yayınlanan ‘The Gulf: A Portrait of Kuwait, Qatar, Bahrain and the UAE’ kitabında Dubai’nin yükselişine işaret etti. 20 yıl sonra Birleşik Arap Emirliklerinin ve Dubai’nin yaratıcısı Şeyh Zayed Al-Nahyan’ın vefatı dolayısıyla kaleme aldığı ‘The Father of the Nation’ başlıklı yazıda Zayed için, ‘iktidara geldikten sonra etrafına iyi danışmanlar topladı ve dünyada nelerin olup bittiğine şahsen gerçek bir ilgi gösterdi. Beş parasız bir çöl şeyliğinden modern bir ülke ve muazzam bir zenginlik yarattı. Bunu yaparken hemen hemen hiç hata yapmadı. Bu sadece onun başarısı değil, ona bu görevi veren ailenin de vizyonuydu.’

Bulloch 1980’lerin ortalarında Telegraph’tan ayrılarak The Independent’ı kuran bağımsız gazeteciler arasında yer aldı. Saddam’ı yakından tanıyan ve birlikte içki içen Bulloch, Harvey Morris’le beraber kaleme aldığı ve 1991’de yayınlanan ‘Saddam’s War: Origins of the Kuwait Conflict and the International Response’ başlıklı kitabında Saddam’ın devrilmesine giden süreci önceden gören ve yazan ilk gazeteci oldu.

1993’te yine Harvey Morris’le birlikte ‘No Friends But The Mountains: The Tragic History of the Kurds’ (Dağlardan Başka Dostları Yok: Kürtlerin Trajik Tarihi) kitabını yayınladı. Türkiye, İran, Irak, Suriye, Azerbaycan ve Ermenistan arasında bölünmüş Kürtlerin çarpıcı ve acıklı hikayesini anlatan bu kitap en çok ses getiren kitaplarından biri oldu.

Yine 1993’te Adel Darwish’le birlikte kaleme aldığı ‘Water Wars: Coming Conflicts in the Middle East’ başlıklı kitabında Orta Doğu’nun geleceğinde suyun önemine işaret etti.

John Bulloch 18 Kasım 2010 tarihinde vefat etti.       

Harvey Morris

Cambridge Universitesi modern diller bölümü mezunu olan Morris 1976 yılından beri tam zamanlı gazeteci olarak Orta Doğu, Avrupa, Afrika, Kuzey ve Güney Amerika’da bir çok devrim, savaş, siyasi ve diplomatik mücadeleyi izledi. İran, Portekiz, Nikaragua ve Romanya devrimlerini yerinde izledi; Irak’ın üç savaşını, Arjantin’deki ‘kirli savaşı’, İsrail’in Beyrut’u işgalini, her iki Filistin intifadasını cepheden takip etti. 1990’da Kaddafi rejiminin Pan-Am Lockerbie uçağında bomba patlatılmasından sorumlu olduğunu açıklayan gazeteci oldu.

Son olarak BP’nin ABD’nin Gulf Coast bölgesindeki petrol sızıntısını ve yarattığı çevre felaketini bütün dünyaya duyuran gazeteci oldu.


---------------------------------------------------------------------------------------------
Ilk olarak Ekim 2013 tarihli Mesele dergisinde yayinlanmistir.







Comments