Alintilar ve Anekdotlarla Kurtler ve Kurt Meselesi-2

ALINTILAR VE ANEKDOTLARLA KüRTLER VE KüRT MESELESİ-2

S. ARLI

Henry Fanshawe Tozer (İngiliz Seyyah, Öğretmen, Yazar, 1829-1916)

İnsanlık tarihinde önemli bir rol oynayan, adı etrafında birçok anının biraraya geldiği bu muazzam nehri [Fırat] ilk defa gören bir insanın bunu hayatının en önemli olaylarından biri olarak görmemesi mümkün değildir. Özellikle onunla burada, doğduğu topraklarda ve iki kolunun birleşerek büyük bir nehre dönüştüğü yerde karşılaşınca. Kutsal kitabın hemen başında, Yaradılışın ikinci bölümünde adı Cennet Bahçesinin iki nehrinden biri olarak geçer. İbrahim peygamber, Vaadedilen Topraklara giderken onun üzerinden geçti, ve Tanrının kendisine vaadi zürriyetinin hükümranlığının bu nehirden Nil’e kadar uzayacağı idi. Yahudilerin muhayyilesinde adı ‘nehir’, ‘büyük nehir’ olarak yer aldı. Mezmurlar kitabında seçilmiş kavmi simgeleyen asmanın ‘gövdesi denize, dalları nehre kadar uzanıyordu’.  Sonraki zamanlarda, Babil’deki esaret yıllarında hala muhayyilelerinde idi. Vahiy kitabının mecazi anlatımı ile ‘altıncı melek kovasını büyük nehir Fırat’a daldırdı ve suyunu kuruttu, böylece doğunun krallarına yol açıldı.’ Cismani tarihteki rolü daha aşağı değildi. Verimli suları ile suladığı topraklardaki üretim ilk uygarlığın ortaya çıkışına ve kıyılarında büyük krallıkların kurulmasına yol açtı. Trayan devrindeki kısa süreli nehir ötesi fetihleri saymazsak, Roma İmparatorluğunun doğu sınırını oluşturdu. Karkamış’ta Firavun Neço’nun Nebukadnezar tarafından mağlup edilmesini, Kunaksa’da genç Kurus’un agabeyi Artakerkes tarafından yenilmesini, -ki Onbinlerin Ricatına yol açan olaydır- Büyük İskender’in Babil’de vefatını, Roma Cumhuriyetinin Krassus’unun ve İmparatorluğun Julian’ının üstünden geçerek kör talihlerine koşmalarını gördü. Heraklius’un parlak fetihlerine ve Halifelerin zaferlerine tanıklık etti. Yakın zamanlarda İngiltere’den Hindistan’a giden yol olabileceği düşünüldü, günümüzde bu fikir tekrar canlandı.

Henry Fanshawe Tozer, "Turkish Armenia and Eastern Asia Minor", Longmans, Green & Co, 1881, p. 110

Kendimizi Kürtlerin arasında bulduğumuz bu ilk fırsat olduğuna gore, burada onlarla ilgili en önemli gerçeklere temas etmekte yarar var. Dillerinden hareketle ırk olarak Med kökenli olduklarını söyleyebiliriz, dolayısıyla dilleri Hint-Avrupa dil ailesine mensuptur; birçok Arapça ve Türkçe kökenli kelime günlük konuşma diline girmiş olmakla beraber, gerek gramer gerekse kelime hazinesi olarak Farsça’ya çok yakındır. Sonuç olarak, birbirleriyle çatışan iki millet olsalar da Kürtler, Ermenilerle akrabadırlar. Kadim zamanlarda Karduki olarak adlandırılan halktır; yerleştikleri bölge de kayıtlarda Kordiyen ya da Gordiyen olarak geçen topraklardır. Bu bölge aşağı yukarı günümüz Kürdistan’ına tekabül eder, ki yaklaşık Dicle nehrinin doğduğu topraklarla onun Türkiye-İran sınırındaki doğu kollarının suladığı bölgeleri kapsar. Onbinlerin Ricatı sırasında onları Büyük Kralın hüküm sürdüğü topraklarla Ermenistan platosu arasındaki bölgede görüyoruz; ama daha sonra Ermenistan içlerine yayıldılar; ki şu anda buralardaki nüfusları çok kalabalık ve doğal olarak Ermeniler göç ettikçe onların yerini aldılar. Tarih boyunca vahşi ve bağımsız karakterleri ile tanındılar ve Ksenefon’un karşılaştığı en zorlu düşmanlar oldular. O günden beri Batı Asyadaki bütün değişimlere, peşpeşe gelen Yunan, Roma, Parth, Bizans, Müslüman Arap, Pers ve Türk imparatorluklarının egemenlik alanları içerisinde kalmalarına rağmen, zaman zaman onlarla çatışarak, zaman zaman ittifak kurarak, kendi yerel liderlerine bağlı yarı-bağımsız bir topluluk olarak kendi topraklarında tutunmayı başardılar. Aralarından çıkan en tanınmış tarihi şahsiyet, Abulfeda’nın Kürt olduğunu belittiği büyük Saladin’dir. Asyatik Türkiye’deki sayıları dikkatli bir enstitü tarafından 1’600’000 olarak tahmin edilmektedir, ama sayılarının bir milyonu geçmediğini düşünenler de var. Çoğunlukla göçebedirler. Liderleri, kendi dilleri dışında daima Farsça veya Türkçeyi de konuşurlar. Türkiye’de genellikle sıradan insanlar biraz Türkçe anlarlar, ama bu köyde gördüğümüz gibi bu her zaman geçerli değil. Pek bir edebiyatlarının olduğu söylenemez, ancak bazı hikayeleri bir araya getirilmiş ve Kürtçe ve Almanca olarak yayınlanmıştır.

Henry Fanshawe Tozer, "Turkish Armenia and Eastern Asia Minor", Longmans, Green & Co, 1881, pp. 136-137

Henry Fanshawe Tozer kimdir?

 

Henry Fanshawe Tozer, 1883

İngiliz yazar, öğretmen ve seyyah Henry Fanshawe Tozer (1829 – 1916) Oxford Exeter College’ı bitirdi ve aynı okulda öğretmenlik yaptı. Yunanistan ve Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa ve Asyadaki topraklarına bir çok yolculuk yaptı ve izlenimlerini yazdı. Kitaplarından bazıları şunlardır:

The Highlands of Turkey (Türkiye’nin Dağlık Bölgeleri )(İki Cilt, 1869)

Lectures on the Geography of Greece (Yunanistan Coğrafyası Ders Notları)(1873)

Primer of Classical Geography (Klasik Coğrafyaya Giriş)(1877)

Turkish Armenia and Eastern Asia Minor (Türk Ermenistanı ve Doğu Küçük Asya)(1881)

The Church and the Eastern Empire (Kilise ve Doğu İmparatorluğu)(1888)

The Islands of the Ægean (Ege Adaları)(1890)

History of Ancient Geography (Kadim Coğrafya Tarihi)(1897)

***

Sir Mark Sykes (İngiliz Asker, Diplomat, Yazar, 1879-1919)

Kürtler daha misafirperver. Misafiri rahat ettirmek için ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar.  Bay Lynch ayrım yapmadan hepsini ‘çengel burunlu eşkiyalar’ veya ‘eşkiyalar’ diye taşlasa da itiraf etmeliyim çok misafirperver insanlar ve insanı birçok bedeviden daha iyi karşılıyorlar; bedeviler ikramda daha cömert olsalar da çoğu zaman alırsan al, almazsan canın cehenneme tavrı içerisinde oluyorlar ki bu da rahatsız edici.

Mark Sykes, "Dar-Ul-Islam-A Record of a Journey Through Ten of the Asiatic Provinces of Turkey", Darf Publishers Limited, London, 1988 (First published in 1904), p.63-64

 

Sir Mark Sykes kimdir?

Mark Sykes00.jpg

Sir Mark Sykes, tahmini 1918

 

Albay Sir Mark Sykes 16 Mart 1879’da doğdu. Çocukluğu ayrı yaşayan annesinin Londra’daki evi ile babasının Yorkshire’daki çiftliğinde geçti. Kış aylarında çoğunlukla babası ile birlikte Orta Doğu, özellikle de Osmanlı İmparatorluğu topraklarına yolculuklar yaptı. Beaumont College ve Jesus College, Cambridge’den mezun olan Sykes, 1897’de İngiliz ordusuna katıldı ve 1899-1902 yılları arasında cereyan eden İkinci Boer Savaşına katıldı.

25 yaşına bastığında dört kitabı basılmıştı. Bunlardan ikisi Osmanlı İmparatorluğu topraklarına yaptığı seyahatlerle ilgili idi: Dar-Ul-Islam (İslam Toprakları, 1904) ve Through Five Turkish Provinces (Beş Türk Vilayetine Doğru)(1900). Daha sonra yazdığı The Caliphs' Last Heritage: A Short History of the Turkish Empire (Halifenin Son Mirası: Türk İmparatorluğunun Kısa Tarihi) de yine Osmanlı İmparatorluğu ile ilgilidir.

1912’de Muhafazakar Parti’den milletvekili seçildi ve parlamenterliği sırasında Aubrey Herbert, Gertrude Bell, T. E. Lawrence ve Sir Percy Cox gibi Orta Doğu ile ilişkili kişilerle ilişkileri oldu. Birinci Dünya Savaşının patlak vermesiyle Harbiye Nazırı Lord Kitchener’e bağlı Bunsen Komitesinde görev aldı. Kahire’deki ünlü Arap Bürosu onun önerisi ile kuruldu. Suriye, Filistin, Irak, Mesopotamia gibi Eski Yunan ve Roma bölge isimleri o ve arkadaşları tarafından canlandırıldı. Osmanlıya karşı ayaklanan Arapların yeşil, kırmızı, siyah ve beyaz renklerden oluşan bayrağını o tasarladı. Bu tasarımın değişik versiyonları günümüzde Ürdün, Irak, Suriye, Sudan, Kuveyt, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri ve Filistin Kurtuluş Örgütünün bayraklarını oluşturuyor.

Ancak Sykes’ın asıl ünü 1916 yılında İngiltere ile Fransa arasında imzalanan, bilahare Rusya’nın da taraf olduğu ve Osmanlı topraklarının İtilaf Devletleri arasında paylaşılmasını öngören ünlü Sykes-Picot gizli antlaşmasını kotaran adam olmasından geliyor. Ayrıca, Yahudilere Filistin’de bir anayurt verilmesini öngören 2 Kasım 1917 tarihli ünlü Balfour Deklarasyonunda da rolü olduğu biliniyor.

Sykes, 1919 yılında Paris Barış Konferansına katılmakta iken, 16 şubat 1919 günü o günlerde yaygın olan İspanyol nezlesi sonucunda 39 yaşında kaldığı otel odasında vefat etti ve naaşı Yorkshire’daki aile çiftliğinde toprağa verildi.

***

Mordechai Nisan (İsrail’li Bilim Adamı ve Yazar, 19..-...)

 (...) Denebilir ki Kürtler, Kuveytlilere nazaran kesinlikle çok daha ayırdedici özelliklere sahip bir halktır, buna rağmen Kuveyt bir devlet olarak var, ancak Kürdistan yok.

Mordechai Nisan, “Minorities In The Middle East, A History Of Struggle And Self-Expression", Second Edition, McFarland & Company, USA, 2002, p. 296

Orta Doğu’daki azınlıkları mukayeseli olarak incelerken dağların bağrındaki anavatanın belirleyici rolü öne çıktı, varlıklarını sürdürebilmelerinde çok önemli bir yeri vardı. Hisham Sharabi şöyle yazdı:

"Sarp yaylalar ve dağlık bölgeler –Fas’taki Rif ve Atlas dağları, Cezayir’deki Kabyle ve Aures, Lübnan ve Suriye’deki Lübnan ve Antilübnan, Suriye’deki Cebel Drüz, Irak’taki Kürt dağları… dilsel, dinsel ve etnik azınlıkların yuvalarıdır."

Mordechai Nisan, “Minorities In The Middle East, A History Of Struggle And Self-Expression", Second Edition, McFarland & Company, USA, 2002, p. 298

 

Mordechai Nisan kimdir?

Mordechai Nisan Kudüs İbrani Üniversitesinde Orta Doğu Tarihi dersleri veren bir akademisyendir. Kanada, Montreal’daki McGill üniversitesinde doktora yapmıştır.

Ariel Center for Policy Research adlı düşünce kuruluşuna da uzman olarak katkı sunan Nisan’ın yayınlanmış eserlerinden bazıları şunlardır:

Only Israel West of the River: The Jewish State and the Palestinian Question (Nehrin Batısında Sadece İsrail: Yahudi Devleti ve Filistin Sorunu), 2011.

Identity and Civilization: Essays on Judaism, Christianity and Islam (Kimlik ve Uygarlık: Musevilik, Hristiyanlık ve İslam Üzerine Yazılar) (1999).

Minorities in the Middle East: A History of Struggle and Self-Expression (Orta Doğu’da Azınlıklar: Bir Kendini İfade Etme ve Mücadele Tarihi) (2002).

The Conscience of Lebanon: A Political Biography of Etienne Sakr (Abu-Arz)(Lübnan’ın Şuuru: Etienne Sakr’ın Siyasi Biyografisi) (2003).

***

Elie Kedourie (Irak asıllı İngiliz Tarihçi, 1926-1992)

Wilson, üç Sunni milliyetçi ile onları şiddetten vazgeçirmek için Bağdat’ta Haziran 1920’de yaptığı gizli toplantıyı hatırlıyor. ‘Onlara, Türkiye’nin Irak’ta eski pozisyonuna dönmesinin önündeki tek engelin manda yönetimi olduğunu hatırlattım. Mesaj yerine ulaştı, ancak bu üç kişiden biri Türklerin ne de olsa müslüman olduğunu ve Irak’a özerklik vermeye hazır olduklarını söyledi. Bunun üzerine Kürt azınlığını ve Fırat üzerindeki güçlü Şii unsurları hatırlattım; dediler ki her iki grup da cahil köylü, kolaylıkla bastırılabilirler; birinciler liderlerinin birbirlerini kıskanması, ikincilerin de aynı duruma ilaveten mezhepçilik nedeniyle Milliyetçi partiyle beraber.’ (Loyalties II, pp.268-9).

Elie Kedourie, “England and the Middle East, The Destruction of the Ottoman Empire, 1914-1921", The Harvester Press, Great Britain, 1978, p. 190



'Cox’un biyografi yazarı şöyle yazıyor, ‘Faysal Irak’a ulaşmadan kısa bir süre önce Cox, Faysal’ın destekçilerini ve Geçici Hükümeti Basra vilayetinden gelen ve Basra’ya farklı statü isteyen güçlü bir heyet karşısında zor durumda kalmaktan kurtardı. Ortak bir kralı kabul ediyorlar, ancak kendi vilayetlerinin ayrı bir yasal statüsü ve ordusu olmasını; vergilerini kendilerinin salmasını ve kendilerince harcanmasını istiyorlardı… Cox kendilerini anlayışla dinledi, ancak ingiliz Hükümetinin birleşik bir Irak istediğini söyledi.'1 Kürtler uzak durdular. Churchill, Faysal’ın adaylığını Avam Kamarasına sunarken demişti ki: Kürtler gelecekte bir Arap hükümeti tarafından yönetilmeyi elbette istemezler… bir Arap hükümeti fikrine karşı hatırı sayılır bir rahatsızlık sergilediler… Dolayısıyla Kürt bölgelerinde bir nabız yoklaması yaptık ve sonuçta güney Kürdistan halkının Irak’la birliği ancak doğrudan İngiliz Yüksek Komiseri tarafından yönetilmek şartıyla kabul edebileceklerini anladık.'2 Ancak en ilginç olanı orta Fırat Şii aşiretlerinin durumuydu. Faysal’ın Irak’a gönderilmesine vesile olan onların ayaklanmasıydı. Ama şimdi Faysal onlara gelirken onlar hiç de memnun olmadılar. Liderlerinin planları ters tepti. Şeriflerin yardımı ile İngilizleri kovup, ülkeyi kendileri yönetmeyi ve Sunnilere işbirliklerine karşılık küçük bir güç kırıntısı vermeyi planlarken, tersi oldu.
2 H.C.Deb. 5S., vol. CXLIII, col. 281

Elie Kedourie, “England and the Middle East, The Destruction of the Ottoman Empire, 1914-1921", The Harvester Press, Great Britain, 1978, p. 209

 

Elie Kedourie kimdir?

Elie Kedourie Bagdat doğumlu Irak’lı bir musevidir. London School of Economics’i bitirdi ve aynı okulda Orta Doğu Tarihi ve Siyasi Tarih dersleri verdi.

 Kedourie'nin doktora tezi “England and the Middle East” (İngiltere ve Orta Doğu) Oxford Üniversitesi tarafından reddedildi. Ancak 1956’da yayınlandı. İngilizlerin Orta Doğu siyasetine ve Arap Lawrence’a sert eleştiriler yönelten Kedourie, tezini değerlendiren bilim adamlarından biri olan Sir Hamilton Gibb’in değişiklik önerilerini de reddetti. 1953’te tekrar London School of Economics’e döndü.

1964’te önemli bir bilimsel dergi olan olan Middle Eastern Studies’in kurucusu ve editörü oldu.

1960’da yayınlanan “Nationalism” adlı kitabı, aynı okuldaki meslektaşı Ernest Gellner’in iki ayrı kitapla “Thought and Change (1964) ve “Nations and Nationalism” (1983) kendisine cevap vermesine neden oldu.

Kedourie Marksist tarih ve milliyetçilik anlayışını, ‘birey-karşıtı, despotik, ırkçı ve aşırı’ olmakla eleştirdi ve bu ideolojilerin Orta Doğu’yu ‘vahşi kaplanlar ormanına’ çevirdiğini öne sürdü.

Kedourie, ayrıca İngiliz emperyalizminin özeleştiriden kaçınan karakterini belgeledi ve şiddetle eleştirdi. 1970’te “The Chatham House Version” başlıklı yazısı ile bir başka İngiliz ünlüye Arnold J. Toynbee’ye saldırdı ve onu Orta Doğu’nun içerisinde bulunduğu durumdan İngiltere’nin sorumluluğunu gizlemeye çalışmakla suçladı.

Profesör Kedourie’nin başlıca eserleri şunlardır:

England and the Middle East: The Vital Years 1914–1921 (1956) daha sonra England and the Middle East; the Destruction of the Ottoman Empire, 1914–1921 (İngiltere ve Orta Doğu: Osmanlı İmparatorluğunun Yıkılması, 1914-1921) adıyla yayınlanmıştır.

Nationalism (1960), değiştirilmiş baskı 1993

Afghani and 'Abduh: An Essay onRreligious Unbelief and Political Activism in Mmodern Islam (1966)

The Chatham House Version: And Other Middle Eastern Studies (1970)

Nationalism in Asia and Africa (1970) (editör)

Arabic Political Memoirs and Other Studies (1974)

In the Anglo-Arab Labyrinth: The McMahon-Husayn Correspondence and Its Interpretations 1914–1939 (1976)

Middle Eastern Economy: Studies in Economics and Economic History (1976)

The Jewish World: Revelation, Prophecy and History (1979) (editor)

Islam in the Modern World and Other Studies (1980)

Towards a Modern Iran; Studies in Thought, Politics and Society (1980) (Sylvia G. Haim’le birlikte editor)

Modern Egypt: Studies in Politics and Society (1980) (editör)

Zionism and Arabism in Palestine and Israel (1982) (Sylvia G. Haim’le birlikte editor)

The Crossman Confessions and Other Essays in Politics, History and Religion (1984)

Diamonds into Glass: The Government and the Universities (1988)

Essays on the Economic History of the Middle East (1988) (Sylvia G. Haim’le birlikte editor)

Democracy and Arab Political Culture (1992)

Politics in the Middle East (1992)

Spain and the Jews: The Sephardi Experience, 1492 and after (1992)

Hegel & Marx: Introductory Lectures (1995)

***

C. H. Wheeler (Amerikan Dinadamı, Doğu Anadoluda Görev Yapmış Misyoner, 1823-1896)

(...) Dr. Riggs, İstanbul’daki misyon matbaasından Türkiye’nin kuzey ve doğusundaki Ermenilere İncil’in kendi dillerine yapılmış beğenilen bir tercümesini kazandırdı ve Bulgarlar için de aynı çabaya girişti. Dr. Goodel, ölümünden once, Orta Misyon bölgesindeki ve diğer bölgelerdeki Ermenilere İncil’in Ermenice-Türkçe bir tercümesini kazandırdı, ki bu İncil Türkçe’ydi ancak Ermeni alfabesi kullanılarak basılmıştı, Dr. Schauffer aynı şeyi Türkçeye yapılmış bir tercümeyi gözden geçirerek Türkler için yaptı ve Arap harfleriyle basılmış bir Türkçe İncil yayınladı.

 

Aynı matbaadan yine bir Rumca-Türkçe İncil ile Kürtçenin Kurmanci lehçesine tercüme edilerek Ermeni alfabesi ile basılmış dört bölümlük bir İncil yayınlandı. Bu kitap muhtemelen bu dilde basılmış ilk kitaptı ve yanızca Kürtlerin çok geniş bir kesimi tarafından kullanılmakla kalmayıp, Türkiye’nin Asya’daki kısmını doğusunda yer alan Kürdistan’da yaşayan binlerce Ermeni, Türk, Ezidi, Jakobist ve Nasturi tarafından kullanıldı. 

Rev. C. H. Wheeler, “Ten Years On Euphrates; Or, Primitive Missionary Policy Illustrated”, American Tract Society, Lockwood, Brooks, and Company, New York, 1868, pp. 21-22

C. H. Wheeler kimdir?

Crosby Howard Wheeler Amerikalı bir din adamı ve protestan misyonerdir. Eşi ile birlikte Doğu Anadolu’da uzun yıllar görev yapmıştır. Görev yaptığı yıllarla ilgili anı ve gözlemlerini 1868’de yayınlanan “Ten Years On Euphrates; Or, Primitive Missionary Policy Illustrated” (Fırat Üzerinde On Yıl; Veya İlkel Misyonerlik Politikasının Resmi” başlıklı kitabında toplamıştır.

Wheeler’ın bir başka kitabı da eşi ile birlikte kaleme aldıkları ve 1876’da yayınlanan “Grace Illustrated Or A Bouquet From Our Missionary Garden” (İnayet Örnekleri Veya Misyon Bahçemizden Bir Buket) başlıklı kitaptır.

***

Cemal Madanoğlu (Türk Asker ve Siyaset Adamı, 1907-1993)

Sason, Siirt'in kuzeybatısında Türkiye'nin en sarp bölgelerinden birisi, belki de birincisidir. Dersim, Sason'a göre Batı sayılır. Dersim'den Şark hizmetiyle bizim birliklere gelen subaylar şaşırırlardı. 

Biz Sason bölgesine yönelik bir görev aldık. 

Başlangıçta bu görevin anlamını değerlendirecek durumda değildim. Olayların içinde yaşadıkça kavramaya başladım. Sason'da doğanın en sert koşullarında çok çetin bir yaşam sürdürdüm.

Mareşal demişti ki:

- Ben subayları jandarmaya katip olsunlar diye vermedim. Seyyarlara tayin edin ki biraz kurşun sesi duysunlar.

Kurşun sesleriyle uyuyup uyanmak, ölümle sık-sık karşılaşmak Sason'da doğal bir şeydi.

Sason, kuş uçmaz kervan geçmez dedikleri yabanıl ve sarp bir bölgedir. Burada halk askere gitmez, vergi vermez, kendine göre bir düzen içinde ve ilkel koşullarda yaşar. Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkarılan bir yasaya göre, hükümet bu yöreyi yasak bölge yapmış. Ankara'dan bir kurul gelmiş, Sason çevresindeki sarp tepelerin üzerine birer flama dikmiş, bu sınırlar içinde oturmak yasak denmiş.

Halk, yönetimin gösterdiği, önerdiği başka bölgelere yerleştirilecek. Ancak bu yasa çıkmış, yaptırım kullanılmamış, o bölgedeki aşiretlerin üstüne gidilmemiş.

Böylece yasak bölgede, ya da o yörenin deyimiyle "mıntıka-i memnu"da yaşayanlar hayatlarını bildikleri gibi sürdürüyorlarmış. Bir olay patlak vermiş.

Sason ilçe merkezine çok doğrucu bir kaymakam gelmiş. İlçedeki ileri gelenlerin uygunsuz tutum ve davranışlarına ilişkin dosyalar tutmaya başlamış. İlçedeki yetkililer de kaymakama karşı birleşmişler. Kaymakam bu cephe karşısında yenilgiye uğramış. Adamcağızı görevden almışlar. Onun yerine hemen bir kaymakam atanamamış. Ancak o yöreden bir bucak müdürü vekil olarak gelmiş. Yeni kaymakam vekili hırslı bir kişi olsa gerek. Kaymakamlığa asil olarak yerleşmek istiyor. Ordudan uzaklaştırılmış eski bir subay olduğu söylenen bu adam hemen işe girişmiş, ilçe merkezindeki ileri gelenleri avucuna almış; Jandarma Yüzbaşısı, Tayyare Cemiyeti Reisi, Müftü, Posta Müdürü, kim varsa bütünleşmişler! İlçede karakolları kapatmışlar; karakollardan getirdikleri erlerle ilçe merkezinde bir bölük kurmuşlar. Bu bölüğün başına geçerek bölgede vergi toplayacaklar.

Yeni kaymakam vekili de diyecek ki:

- Şimdiye dek ilçede vergi toplanamamıştı, ilk kez ben topladım.

Bu plan yukarıya yaranmak ve göze girmek için başarılı görünüyor.

Kaymakam vekili, emrindeki birlikle planı uygulamak için Sason dağlarında yürüdükçe haber de yayılıyor. İlk yöneliş Harbak vadisine...

Harbak vadisinde, Harbak köyünün bir ağası var.

Adı Tatari Batiki.

Bizimkiler Tatar Badik derlerdi.

Harbak vadisinin içindeki bütün köyler, bütün halk bu adamın ağzının içine bakıyor. Tatari Batiki'ye askerin geldiğini söyledikleri zaman:

- Durun bakalım hele yaklaşsınlar, diyor.

Jandarma Tatari Batiki'nin köyüne varınca tepelerden tepelere seslenip anlaşıyorlar. Buluşma sağlanıyor. Kaymakam vekili isteklerini bildiriyor:

- Vergi almaya geldik.

Tatari Batiki akıllı adam; düşünüyor ve diyor ki:

- Ben istesem elimdeki kuvvetle bu bölüğü durdurabilir, en azından ürkütebilirim; ama karşımdaki devlettir; sonra arkadan bir tümen gelir, büyük zarara uğrarız, iyisi mi, bunlara biraz para verelim gitsinler.

Tatari Batiki diyor ki:

- Asker ilerlemesin, olduğu yerde konaklasın; sizler konuğumuz olun; köyümüze buyrun; biz de bu arada istediğiniz parayı toplayalım.

Anlaşma gerçekleşiyor.

Köye yukardan bakan bir tepeye asker yerleşiyor; aşağı inmiyor; kaymakam, jandarma komutanı, müftü, ve ötekiler köyde çeşitli evlerde konuk olarak ağırlanıyorlar.

Jandarma Yüzbaşısını da Tatari Batiki kendi evinde ağırlıyor.

Yorgun konuklar ellerini yüzlerini yıkayıp dinlenmek için çekiliyorlar.

Tatari Batiki adamlarını yöredeki köylere koşturararak para toplamaya çalışıyor.

Ancak ters bir iş oluyor:

Tatatri Batiki'nin evinde erkek yok; gelin harıl harıl yemek hazırlıyor. Tam o sırada yüzbaşı geline yaklaşmak isteyince olay çıkıyor. Kadın direniyor, başlıyor bağırmaya...

Ve kötü rastlantılar birbiri ardına gelşsiyor. Oraların evlerinde pencereler çok küçük birer delik. Gelin bağırınca elinde mecidiye dolu çıkınla yakın bir köyden dönen bir erkek duyuyor. Bir kez patırdı gürültü çıkmaya görsün. Herkes birbirine seslenmeye başlar. Erkekler toplanıp eve doğrulunca Jandarma Yüzbaşısı evin damına çıkıp durumu görüyor. Oradan bir gübre yığınının üstüne atlayıp askerin bulunduğu tepeye doğru koşmaya başlıyor. Peşinden koşanları korkutmak için de bir kaç el ateş ediyor. Bu durumda yüzbaşının üstüne gidemiyorlar. Bölük de yüzbaşıyı görünce koruma ateşi açıyor.

Yüzbaşı kurtuluyor.

Ama köylünün gözünü kan bürüyor, ne kaymakam vekili, ne müftü, ne Tayyare Cemiyeti Reisi kurtulabiliyor; hepsini öldürüyorlar.

Jandarma yüzbaşısı olayı rapor ediyor; ne var ki gerçeğgi olduğu gibi yazmıyor.

Sason'da harekat emri bu gerekçeyle veriliyor.

Cemal Madanoğlu, "Anılar, 1911-1953", Evrim Yayınevi, İstanbul, 1982, s.147-150

Cemal Madanoğlu kimdir?

Cemal Madanoğlu 1907 yılında Uşak, Eşme’de doğdu. 1924’te Harbokuluna girdi ve 1926’da Piyade Asteğmen olarak mezun olduktan sonra Piyade Atış Okuluna devam etti. 1930’da Üsteğmen, 1934’te Yüzbaşı oldu, 1938’de Harp akademisine girdi ve 1941 yılında mezun oldu. 1941’de Binbaşı, 1946’da Yarbay, 1949’da Albay oldu.

1953'te Kore'deki Türk Tugayı Komutan Yardımcılığı ve 1954'te Tuğgeneralliğe yükseltilerek 12. Tümen (Siirt) Komutanlığına atandı.1956'da 3. Ordu (Erzurum) Kurmay Başkan Vekili oldu. 1957'de 2. Ordu (Konya) Kurmay Başkanı oldu. 15 Ocak 1958'de Zırhlı Eğitim Tümeni (Etimesgut), 22 Ekim 1958'de 10. Dağ Tümeni (Elazığ) komutanı oldu. Tümgeneralliğe terfi ettikten sonra, 1 Ekim 1959'daKara Kuvvetleri Lojistik Dairesi Başkanlığı'na getirildi.

27 Mayıs 1960 günü, Orgeneral Ragıp Gümüşpala'nın cunta lideri kendisinden daha kıdemsiz ise 3. Ordu ile Ankara'ya yürüyüp isyana son vereceğini bildirmesi üzerine, İzmir’de bulunan Cemal Gürsel'in Ankara'ya getirilmesine kadar, Millî Birlik Komitesi'nin fiilen başkanlığını yaptı. 26 Mayıs 1960 gecesi, Tümgeneral rütbesi ile cuntanın gerçek lideri olarak 27 Mayıs Darbesi'ni yönetti. Milli Birlik Komitesi Güvenlik Komisyonu’nda görev aldı. Komite üyeliği ile birlikte, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığını da üzerine aldı. Milli Birlik Komitesi üyeleri arasında çıkan ve bilhassa Cemal Gürsel ile kendisi arasında oluşan görüş ayrılığı yüzünden ve S.K.B kurulmasıyla ve onun sıkıyönetim komutanlığından çekilmesinin istenmesi sonucu 6 Haziran 1961 de Komite üyeliği ile birlikte, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı vazifelerinden Korgeneral rütbesindeyken istifa ederek emekli oldu. 22 Şubat 1962 ayaklanması, 20 Mayıs 1963 ayaklanması ve 9 Mart 1971 darbe teşebbüsüne katılmakla suçlandı.

1966'da Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından kontenjan senatörü olarak atandı. Siyasi ortamın gerildiği bir dönemde 9 Mart 1971Milli Demokratik Devrim darbe beklentisinin odağı haline geldi. Ancak 12 Mart 1971 Muhtırası sonrasında oluşan ortamda tutuklandı, Ankara ve İstanbul savcılıklarının yetkisizlik kararıyla serbest kaldı.

Anıları, Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlandı. Birinci bölümü “Anılar” adıyla kitap olarak basıldı (1982). 28 Temmuz 1993’de İstanbul’da vefat etti.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ilk olarak Kasim 2014 tarihli Mesele dergisinde yayinlanmistir.


 BACK TO HOME PAGE